1900’lerden bugüne: EMPERYALİZM

“İnanıyorum ki, bu broşür, en önemli iktisadi sorunu, emperyalizmin iktisadi özünün kavranmasına yardım edecektir; bu incelenmedikçe, modern savaşı ve modern siyaseti anlamak ve değerlendirmek olanaksızdır.” diye yazıyor Lenin; 1914-17 yılları arasında. Lenin, “Emperyalizm-Kapitalizmin en yüksek aşaması” adlı broşürü aynı yıllarda Zürich’te yazıyor. Bu broşürde yazar; J.A Hobson’un “Emperyalizm” adlı yapıtından büyük çoğunlukta alıntılar yaparak, Marksist bilim ile iktisadi değişimin bir tahlilini sunuyor.
Evet! Emperyalizm bugün “kapitalizmin en yüksek aşaması”, “tekelci kapitalizm” olarak da en basit şekli ile aktarılabiliyor. Genel anlamda Marks’ın “yoğunlaşma” teorisi üzerine kurulu bir diyalektik ile açıklamak da mümkün bu tarihsel gelişim evresini: Emperyalizm öncesi serbest rekabet, üretimin yoğunlaşmasına yol açar, üretimin yoğunlaşması ise, belirli bir gelişim aşamasında tekelci biçimi doğurur. Bu geçiş, burjuva sistem ve anlayış burjuva sistem ve anlayış içerisinde mecburi bir geçiştir; yani farklı bir durumun oluşturulabileceği, sosyal reformist görüş şeklinde “iyileştirmeler”, “devletin dizginleyici kontrolü”, bilimsellikten bir hayli uzak, Pollyanna’ya yakışır bir naiflik şeklinde kalıyor.

14sayfaLenin; kitabında ilk önce tekelleri ve buradan da emperyalizme geçiş içerisindeki ara basamakları anlatıyor. Bankalar, kapitalist gruplar arasında dünya paylaşımı, büyük kuvvetler arasında yeniden paylaşım, savaşlar, bürokratik anlaşmalar gibileri. Bugün dünya düzenini incelediğimizde doksan küsur yıl evvel yazılmış bir formülasyonu hala görebilmemiz şaşırtıcı mı? Diyalektik materyalizm en basit ve en yalın hali ile değişimi savunur; o halde bir “aklıselim” burjuva ideolog çıkıp da “e kardeşim hiçbir şey değişmez mi, bir asır evvelki görüşler hala kendini tekrar ediyor, diyalektik metodunuza aykırı” diyip de bizi çürütemiyor mu? Bugün dünya düzenini incelediğimiz takdirde bankaların rollerini, emperyalist savaşları, bürokratik ilişkileri ile dünyanın emperyalist kuvvetlerinin hâkimiyetini hala çok rahat görebiliyoruz çünkü.

Bugün burjuva reformist çizgideki “aydın” geçinen insanlar hala; emperyalizmin özünü reddederek; emperyalizmin geri dünya ülkelerini iktisadi yayılım ile geliştirebileceğini savunurlar. Veyahut bankaların, polis denetiminde kontrolünün sağlanabileceğini; emperyalizmin savaşlar şeklinde ilhakı değil de, barışçı demokrasi ile sermaye yayılımı şeklinde olabileceğini gibi. İşte Lenin, “Emperyalizmin eleştirisi” bölümünde ise bu kalemşorlara çok güzel cevaplar sunuyor. Bunlar, günümüzde bazı ulusalcı köşe yazarlarının “Türkiye aslında emperyalist politika izlese çok güçlü bir devlet haline gelebilir”, veya sosyal reformistlerin “Proletarya diktatörlüğü” teriminden kaçınıp “Sosyalist Türkiye” tercihleri (ki karşı çıktığımız sadece ilk terimden kaçınmalarıdır) ile yakından benzerlikler içeriyor. İşte bunlara Lenin’in kitabını okuma önerisini getiriyoruz. Dünya’da şu günlerde ekonomik krizi çözümleyecek tek yolun sosyalizm olduğu vurgusunu yapıyoruz.
Dediğimiz gibi, bugün dünyanın ekonomik anlamda çöküşte olması, ancak ve ancak emperyalizm teorileri ile açıklanabilir. Çözüm yolu ise zaten bellidir. Bu anlamda ülkemizi yeniden gözden geçirmekte fayda vardır.

Türkiye bugün emperyalizme ekonomik, bürokratik ve askeri ilişkiler ile gizli bir şekilde derinden bağımlı, kapitalist bir ülkedir. Türkiye’de ulusal sermaye (belki bir-iki tane kalmışsa da, onların da üretim ve tüketim planları IMF, Dünya Bankası ve AB ölçütlerinde yapılır) yoktur. Ülkemizde bugün ABD çıkarları ile uzlaşmayacak hiçbir burjuva hükümet ayakta duramaz. Medya ve fısıltı gazetesi derhal erken seçim ile ABD çıkarları doğrultusunda yeni bir hükümete adım atabilecek güçtedir. Ordu, NATO himayesinde ABD ordusudur. Askeri eğitimleri, ordunun askeri mühimmat ihtiyaçları gibi şeyler hep emperyalist devletler tarafından karşılanır. Yabancı bankalar bugün Türkiye’de etkindir, yerli bankalar da büyük ortakları neticesinde yabancı bankalara bağlıdır. Bu veriler doğrultusunda bağımsız Türkiye söylemi havada kalır.
Şu günlerde yakalanan Cem Garipoğlu, 18 yaşının altında olduğundan çocuk mahkemesinde yargılanırken; doğuda panzere taş atan 12-17 yaşları arası çocuklar “terör örgütü üyeliği” ile tutuklu şekilde yargılanıyorlar. “Türk’ün gücü dünyaya bedel” sözünü ABD iyi anlamış olacak ki; Ortadoğu’da onun eli ile işlerini yönlendirmeye çalışacak gibi gözüküyor. Emekçiler aç, susuz çalışırken, Müslüman yalanları ile oylarına oy katan AKP, önemli adamlarının servetlerini “nasip, kısmet; Allah verdi” yalanları ile meşrulaştırmaktadır. Bugün hükümetin arkasında Gülen cemaati; ılımlı İslam hattı ile ABD’ye yakın cemaatlerdendir. Fetullah Gülen, hastalığı bahanesi ile ABD’nin kucağına oturmuş, gerçekte anti-emperyalist yönlerinin olduğu İslamı kullanarak, salya-sümük vaazlar vererek iktidarını sağlamlaştırmaktadır. Saysak, ciltler dolusu kitap yazılabilir. Şimdi biz Türkiye’nin bağımsız bir devlet olduğu yalanını mı tekrarlayalım?

Tüm bunlara karşılık, emperyalizmin marksist eleştirisi, aslında ona alternatif çıkacak yegâne yoldur. Dünyada açlık, savaşlar, gelir dağılımındaki adaletsizlik gibi şeyler hep onun eseridir. Aslında tüm dünyaya yetecek kadar mahsul üretilirken, bugün Afrika’da binlerce insan açlıktan ölmektedir. Bugün ordu dahi emperyalist çıkarlar doğrultusunda hareket eder. Türkiye’nin NATO’ya girmek için K.Kore’ye asker yollaması, ABD’nin emperyalist çıkarlar doğrultusunda sömürge edinmesi içindi. Keza yakın tarihteki Irak Savaşı, Filistin-İsrail savaşı hep bunların ürünüdür.

14sayfa-devamindaGeldiğimiz noktada Türk’ün dünyaya falan bedel olmadığını, geçmişteki gibi kaba emperyalizm, ilhak halinin yerine günümüz gizli sömürgeciliğinin olduğunu ve Türkiye’nin de gizli sömürge bir ülke olduğunu görmek mümkündür. Bu noktada Türkiye’de sosyalist mücadele antiemperyalist mücadele ile güç bulacaktır. Türkiye’de ki anti-emperyalist mücadele, aynı zamanda enternasyonal mücadeleye de destek verecektir dolaylı şekilde. Bu anlamda Lenin’in bu broşürünü kısaca tanıtmayı yararlı gördük. Lenin, önsözde “…Japonya örneğini vermek zorunda kaldık. Dikkatli okur, Japonya’nın yerine Rusya’yı, Kore’nin yerine Finlandiya’yı, Polonya’yı… koymakta güçlük çekmeyecektir.” diyor. Çarlık Rusyası’nda sansürden kaynaklı olarak. Bugün de okuyucunun dikkatli olarak yerine Türkiye’yi koyması gereken bir kitap.

Türkiye halkı, gelenek, örf-adet anlayışından; dine olan temiz bağlılıklarından (ki istismarcıları dâhil etmiyoruz), aile ilişkilerinden, kısacası yaşayışından özü itibari ile bağımlı yaşam süremeyecek haldedir. Kişiliğine yakıştıramaz. Türkiye halk tabanı nezdinde anti-emperyalist gördüğümüz Kurtuluş Savaşı’nı kazanabilmiştir. İnsanların ne denli fedakârca canlarını verdikleri halen anlatılan gerçeklerdir. Ama bahsettiğimiz gibi, bugünkü emperyalizm şekil değiştirmiş haldedir. Teşhiri güç haldedir yani. Ama çok da olanaklı durumlar yaratılabilir.

Halkın Türkiye devrimci hareketine uzaklığı, küskünlüğü, güvensizliği çeşitli yazılarımızda da bahsettiğimiz devrimci mücadelenin reel sosyalizmin hatalı unsurları devam ettirişindendir. Toplumda diyalogcu bir biçimde, karşılıklı dayanışma içerisinde eğitim ve dayanışma hareketi bahsettiğimiz meselelere ışık tutacaktır. Bugünkü dünya ve Türkiye nezdinde iktisadi çöküş; kriz ortamı, “Emperyalizm” adlı bu broşürün derinlemesine incelenmesi sonucunda anlaşılabilecek ve aşılabilecektir

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir