2015 Yılına Girerken

Hamza YALÇIN

2013-2014 döneminde hayatın bizlere sunduğu büyük olanakları iyi değerlendiremedik. Şimdi bunları bir gözden geçirip önümüzdeki sürece bakalım.

 

2014 aslında Türkiye solunun yılı olmalıydı. Çünkü Türkiye solu 2013 yılında Gezi direnişi gibi büyük bir tarihsel olayı yaşamıştı.  2013 yılındaki Gezi direnişiyle derinden sarsılan AKP iktidarı tam kendisini toparlıyormuş gibi görünürken yılın sonuna peş peşe yolsuzluk skandallarıyla girmişti. İçte sarsılan AKP dışta da çok olumsuz bir süreç yaşıyordu. Her şeyden önce Mısır’da Müslüman Kardeşler iktidarı devrildi. AKP’nin Ortadoğu’da Müslüman Kardeşler modeli Suriye’de de ağır darbeler alacaktı. AKP’nin arkasında artık ABD’nin ve Avrupa emperyalistlerinin güçlü desteği yoktu. Fakat ne AKP yıkıldı ne de Türkiye solu bu süreçte önemli gelişme sağlayabildi.

 

Erdoğan, Gezi direnişini, en yakın ortağı Gülen Cemaati’nin darbe girişimi bildi ve var gücüyle Cemaat’in üzerine yürüdü. Cemaat ise AKP’yi en zayıf yerinden vurmaya hazırlanmaktaydı. Bu zayıf nokta, pek dindar ve ahlaklı geçinen AKP’nin malum hırsızlıklarıydı. Hırsızlıklar o zamana kadar sadece belli bir toplum kesimi tarafından biliniyordu. Cemaat suçüstü durumlar yaratarak Erdoğan’ın ve bakanların en berbat hırsızlıklarını dünya âleme duyurdu. Onunla da kalmayıp Hükümet-ordu-MİT-toplantısını kayda alıp kamuoyuna yansıtarak AKP hükümetinin dinci çetelere ne denli büyük çapta silah yardımı yaptığını gözler önüne serdi. MİT Başkanı, çetelere 2 bin tır silah ve cephane gönderdiklerini, Suriye hükümeti yapmış gibi Suriye’den Türkiye’ye ateş ettirebildiklerini söylüyordu. Dinci çetelerin nasıl insan kestikleri video görüntüleriyle sosyal medyaya bu çetelerin kendileri tarafından yoğun olarak yansıtılmaktaydı. Ne içte açığa çıkan yolsuzluk skandalları ne de dışta dinci katillerle işbirliği AKP’ye ciddi bir darbe olabildi.

 

Çünkü Erdoğan’ın karşısında bu sorunları gündeme getirecek bir etkin güç yoktu. Kürt ulusal hareketi vardı ama onun asıl derdi farklıydı ve Kürt ulusal hareketinin dönemsel çıkarı Erdoğan’ın gitmesinden değil kalmasından yanaydı. Erdoğan zaten ayakta kalmak için her şeyden önce Kürt ulusal hareketiyle düşmanlıkla iç içe olan ittifakını sıkı sıkıya korudu. Öyle ki Gezi direnişinin ve yolsuzluk skandallarının yarattığı sarsıntıyı o sayede aşabildi. Yoğun din istismarı yoluyla dinciliğin etkisindeki kesimleri arkasına aldı. Devletin ve kamunun olanaklarını çok aktif istismar ederek, bilinen çıkar sağlama ve korkutma metotlarıyla iktidarına destekler sağladı. Ayrıca eskiden Gülen cemaatiyle birlikte ezmiş olduğu ulusalcı güçlerden Aydınlık ile de bir ittifak kurdu. Cemaat’in ezmiş olduğu İBDA-C’yi bile örgütün liderine özel af çıkararak yanına aldı. Kürt ulusal hareketi dışındaki muhalif güçleri önce yerel seçimlerde, ardından da cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yenilgiye uğrattı.

 

Evet, AKP rejimi ayakta kalmak için dinciliği, devlet baskısını ve çıkarcılığı alabildiğine kullanıyor. AKP karşısındaki güçleri sürekli bölüyor. Sadece cemaatlerle ve İBDA-C gibi örgütlerle değil, düşmanları olan Kürt ulusal hareketi ve Türk ulusçusu İP ile de ittifaklar kurabiliyor.  AKP burjuva sağ kesimde Erbakan’ın, Demirel’in ve Özal’ın yarattığı birikimi tümüyle arkasına almakla yetinmeyip yanına bir de Cemaat’in birikimini katmayı amaçlıyor. Orduyu ve Türk ulusalcılarını zaten darmadağın etti. Baykal’ı devirdikten sonra CHP’yi daha da etkisiz hale getirdi. MHP zaten daha AKP’nin girdiği ilk seçimden (2002) bu yana sürekli Erdoğan’ın yedeği konumunda. AKP’nin yolu Ecevit’le koalisyonun dağıtılmasıyla açılmıştı. Bunu Bahçeli yapmıştı.

 

AKP iktidarının bölüp örgütsüzleştiremediği tek siyasal güç Kürt ulusal hareketi oldu. Şimdi AKP, Kürt ulusal hareketi ile iktidarı mecburen paylaşıyor. AKP’nin en çok çatıştığı güç de Kürt ulusal hareketidir onun iktidar ortağı da. Yakın zamana kadar Türkiye’de güç AKP, Cemaat ve Kürt ulusal hareketinde idi. Şimdi AKP, Cemaat’i saf dışı etti. Kürt ulusal hareketini saf dışı edemediği için onunla hem mücadele ediyor hem de işbirliği yapıyor.

 

Sonuçta 2014, Kürt ulusal hareketinin yılı oldu. AKP’nin Suriye’ye saldırısının ürünlerini Kürt ulusal hareketi derleyerek güneydeki iktidarını ayakta tuttu ve geliştirdi. Zayıflayan Suriye hükümeti bölgeyi Kürt ulusal güçlerine bırakarak çekilmişti. AKP, Gezi direnişini ve yolsuzluk skandallarını atlatabilmesini Kürt ulusal hareketiyle yaşadığı barış sürecine borçlu olduğunu iyi biliyor. Öcalan da Erdoğan’ı Gezi’den ve 17 Aralık ”darbesinden” kendisinin kurtardığını iddia etmiştir. Bu süreçlerde güçlenen Kürt ulusal hareketi, AKP’nin alttan alta desteklediği IŞİD çetelerine karşı direnerek Batı’nın gözündeki yerini de kuvvetlendirdi.

 

Kürt ulusal hareketi bu yıl yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday çıkararak Türkiye solunun da geniş desteğini aldı. Solda kendi peşinden gelmeyen gruplardan ÖDP ile TKP’yi etkisizleştirdi. Başını çektiği HDP’nin Halk Cephesi’yle sol içi çatışmaya girmesi yoluyla Halk Cephesi’ni de ezerek Türkiye solunda kendisine daha güçlü bir yer açmış oldu. CHP ise Fethullahçılarla ve diğer burjuva sağ çevrelerle giriştiği işbirliği yüzünden, daha önce Gezi direnişinde ve 1 Mayıslarda halk güçlerine verdiği destek sayesinde elde etmiş olduğu prestiji kaybedecekti. Dolayısıyla Gezi direnişinin ürünlerini derleyebilen de Kürt ulusal hareketi oldu.

 

2014 yılında Soma gibi yüzlerce insanın öldüğü büyük bir işçi cinayeti yanında çok sayıda iş cinayetleri yaşandı. İşçi direnişleri yıl boyunca sık sık ortaya çıktığı halde hiç biri hükümeti sarsamadı. Başbakan protestocu Soma işçilerini kameralar önünde dövdüğü halde bu konuda ciddi bir tepki yaşanmadı. Üstelik AKP işçi sendikalarını kendi inisiyatifi altında tutmaktadır. Alevi hareketi zaten bir varlık gösterememektedir.

 

Türkiye solunun birlik halinde etkili bir güç oluşturamayışı AKP’nin çok önemli bir avantajıdır. HDP çatısı altındaki sol kesim Kürt ulusal hareketinin uzantısı durumundadır. Bu kesimin temel misyonu, Kürt ulusal hareketinin propagandasını yapmaktır. Çalışmaları, sol potansiyelin CHP’den uzaklaştırılıp Kürt ulusal hareketine kanalize edilmesine yoğunlaştırılmıştır. Solun büyük kesimi ise etkili bir güç oluşturacak şekilde birleşme yeteneği gösteremiyor. Türkiye solu etkili bir güç güç oluşturamadığı için sol ve Alevi kitleleri hala etkisi altında tutan CHP onları Mansur Yavaş, Süleyman Demirel, Fethullah Gülen gibi burjuva siyasetinin sağcılarının saçma sapan amaçlarına alet edip duruyor. Türkiye solunun ve Alevi kesimlerin diğer büyük kısmı da Kürt ulusal hareketinin güçlenme stratejisine yedekleniyor. İşçi hareketi tek tek direnişler düzeyinde kalıyor. Kitlesel iş cinayetlerine, işsizliğe ve taşeronlaştırılmaya karşı etkili bir direniş geliştirilemiyor.

 

Önümüzdeki süreç

 

AKP bir yandan MİT yasası gibi yasalarla baskı ve yasakları geliştirirken diğer yandan da toplumdaki zeminini güçlendirmek için dinciliğe yatırım yapamaya devam edecektir. 2-6 Aralık tarihlerinde Antalya’da düzenlenen 19ncu Milli Eğitim Şurası’nda alınan dinci kararlar göz ardı edilmemelidir. AKP eline geçirmiş olduğu devlet olanaklarını toplumu yeni-liberal dinciliğe çekmek için kullanıyor. Cemaatler bu konuda AKP ile işbirliği içinde palazlanmaya devam ediyorlar. Muhalefet isterse Erdoğan’ın vatana ihanetini belgelesin, etkili bir karşı kuvvet oluşturulamadığı sürece sıradan insanlar cemaatlerin bu konuda dediğini gerçek kabul edecektir.

 

Önümüzdeki dönemde cemaatlerin ve dinciliğin doğrudan kontrolünde olmayan kesimin örgütsüzleştirilmesi, yozlaştırılması ve sefilleştirilmesi yolundaki çabalar sürecektir. Yavuz Bingöl, Narin Ünsal, Orhan Gencebay, Hülya Avşar gibi sanatçılar devlet ve piyasa gücü yardımıyla kitlelerin AKP’ye karşı gardını düşürmeye görevlendirilmektedirler. Metropollerde Alevi kesimin yoğun yaşadığı mahallelerdeki yozlaşma ve uyuşturucu kitleleri tehdit etmektedir. Dinciliğin dışındaki kesim paranın, çıkarcılığın, fırsatçılığın, hırsızlığın, kariyerizmin, istismarcılığın ve güç ilişkilerinin konuştuğu; uyuşturucu ve fuhuş çetelerinin de kol gezdiği sefil ilişkilere daha çok çekildikçe birbirine güvenemeyen ve dayanışamayan insanların dine ve cemaatlere yönelme ve sığınacak güç arama eğilimleri artacaktır. AKP kendi içinden bölünmedikçe ya da bir askeri darbe ile yıkılmadığı sürece yeni-liberal CHP’nin bu süreçte gelişen dinciliğin ve yozlaşmanın sonuçlarını kabul etmekten ve onlara ayak uydurmaktan başka çıkar yolu kalmamaktadır. Çünkü CHP burjuva anlamda dahi sola yönel(e)memektedir.  Bunu yapması için toplumda AKP’ye karşı burjuva anlamda da olsa alternatif bir bilinç ve dayanışma geliştirmesi gerekirdi. Bu yüzden CHP, kendi sağından umut arıyor. Yarın Erdoğan’ın, oğlu Bilal ile arası bozulsa CHP Bilal’den umut aramaya başlayacaktır.

 

AKP ayrıca dinci bir sokak gücü yaratmaktadır. Buna hem AKP’nin ihtiyacı hem de bunun toplumda zemini var. Türkiye dünyanın her yanından gelen dinci çetelerin yolu ve üssü oldu. Ülkemizde binlerce insanın IŞİD çetelerine katıldığı düşünülüyor. AKP sürekli toplumu kutuplaştırmaya çalışıyor. Bu sokak gücü sadece solu hedef almakla kalmayıp, mesela İhsan Eliaçık’ın temsil ettiği Müslüman sola karşı da kullanılabilecektir.  İBDA-C gibi örgütlenmelerin önümüzdeki süreçte bu konuda ne yapacaklarını dikkatle izlemek gerekiyor.

 

ABD ve Batı’nın Ortadoğu’da Kürt milliyetçilerine daha fazla önem vermesi Türk milliyetçiliğini kışkırtıyor. AKP bu kesimin örgütlenmesini engellemeyi başarabiliyor. Bu kesim örgütlülük bulabilirse çığ gibi büyüyebilir. Emine Ülker Tarhan’ın başını çektiği ulusalcı kesimin gelişeceği çok kuşkuludur.  AKP, Tarhan’ın partisinin gelişmesi durumunda mevcut CHP yönetimini tercih edecektir. En risklisi, CHP ile MHP çizgisini düpedüz Kürt ulusal hareketini hedef alma temelinde birleştirmeye çalışan bir şoven milliyetçilik olacaktır. İP, bu milliyetçiliğin mihraklarından biridir ve etki gücü önemlidir. Kürt ulusal hareketinin etrafındaki sol kesimin şoven milliyetçiliği frenleme gücü bir yere kadardır. Çünkü Kürt halkının çevresindeki sol Türkiye’deki halkçı yurtsever geleneğe sırtını dönerek bu geleneği şoven milliyetçilerin istismarına terk etmektedirler.

 

Kürt ulusal hareketi hiç bir zaman olmadığı kadar güçlüdür ve güçlenmeye de devam edecektir. Kürt ulusal hareketi Türkiye’deki Kürt bölgelerinde ve Suriye’de fiilen devlet durumda. Kürt ulusal hareketinin büyük şehirlerde de önemli bir gücü var. AKP’nin başta olması şu ana kadar Kürt ulusal hareketinin işine yaradı.  Kürt ulusal hareketi AKP’nin batıda baskı cihazını kuvvetlendirmesine, toplumu dincileştirmesine ve yağmacılığına ses çıkarmıyor. CHP’nin daha da sağcılaşması ve edilgenleşmesi Kürt ulusal hareketinin güçlenme stratejisine uygun düşüyor. Kürt ulusal hareketi önümüzdeki süreçte Türkiye solunu peşinde götürmeye devam edecek ve solda bağımsız tutumu savunanları itibarsızlaştırmaya, bölmeye, ezmeye ve dağıtmaya çalışacaktır.  Halk Cephesi Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında kendisinden beklenmeyen bir acemilikle tertibe gelerek sol içi çatışmaya girdi. Çatışma HDP bileşenlerinin Halk Cephesi’ne karşı Kürt ulusal Hareketi etrafında sıkı sıkıya birleşmesini sağlamakla kalmamış aynı zamanda Kürt ulusal hareketini sol içinde yasakçılığa karşı özgürlüklerin koruyucusu görünümü almasını sağlamıştır. Sosyalist hareket güçlü bir alternatif yaratamadığı sürece emekçiler, ilerici aydınlar ve demokratik güçler Türk ve Kürt ulusalcılığı ekseninde saflaşacaklardır.

 

AKP, Gezi direnişi sonrasında kendi içindeki bölünmeleri olanaksızlaştırma yolunda önemli adımlar attı. Kendisini iktidardan düşürecek bir askeri darbeyi engelleme olanakları da yüksek. CHP ile MHP ise onun denetimi altındalar. Kürt ulusal hareketi çok önemli bir güçtür ancak onun mücadelesi kendi örgütsel iktidarıyla koşulludur. Türkiye’de emeğin hakları, bağımsızlık ve demokrasi mücadelesi ancak bağımsız bir sosyalist hareket tarafından dert edinilebilir. Bu mücadelenin başarısı da Türkiye solunun kendi dışındaki güçlerden bağımsız temeldeki birliğine bağlıdır. Türkiye solu kendi içinde birlik sağlayabilirse o zaman Kürt ulusal hareketiyle de Kemalistlerle de tutarlı ittifaklar kurarak muazzam güçlenme olanaklarına kavuşacaktır.

 

Biz yıllardır solun kendi dışındaki güçlerden bağımsızlığını ve bu temelde birliğini savunuyoruz.  Birleşik Haziran Hareketi’ni bu anlamda değerlendirmeye karar verdik. BHH’nin söylemleri toplumda bir eğitim ve dayanışma hareketi geliştirme amaçlarımıza uygun düşüyor. Ancak bilindiği gibi Türkiye solu çok köklü bir grupçu geleneğe sahiptir. Bu gelenek bugüne kadar oluşan birlikleri kısa zamanda tüketmiş ve onlardan geriye güvensizlik bırakmıştır. Sağlıklı ve kalıcı birlikler ancak güçlü bir yenilenme temelinde mümkündür. Bu sürece katkı yapabilmek için mevcut durumumuzu mutlaka kat kat ileriye götürmek zorundayız.  2015 yılına girerken temel sorunumuz budur. 2015 yılını kazanmak istiyorsak farklı davranmak zorundayız.

 

 

 

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir