GEZİ DİRENİŞİ TÜRKİYE SOLUNA YENİLENME OLANAĞI SUNUYOR

Cemalettin CAN/ 07.08.2013

“Gezi direnişinde Türk’ü, Kürt’ü, Arap’ı vb., Sünni’si, Alevi’si, Ateisti, Beşiktaşlısı, Galatasaraylısı, Fenerlisi vb. ile, insanlar birbirlerinin varlığına saygı temelinde direndiler. Birlikte karar aldı ve uyguladılar. Birbirine kendi fikirlerini ve hayat tarzını dayatma tutumu geri plana düştü. “Doğruları ben bilirim” ya da “Biz biliriz” şeklindeki büyüklenmeci tutum yerine alçakgönüllü tutumla birbirinden öğrenmeye açık eşitler diyalogu oluştu. Zulme karşı eşitler diyalogu temelindeki dayanışma, kitlelerde büyük bir yaratıcılık hem de eleştirici düşünce geliştirdi. Bu eleştirici düşünce bir özgürleşme yarattı ve Türkiye’de solun önünün açıldığı yeni bir dönem başladı.”

Gezi direnişi diyalog yaratan bir halk hareketidir. Bilindiği gibi diyalog sekterliğin alternatifi bir iletişim biçimidir. Sekterlik ile kendi fikirlerini, kendi gerçekliğini, kendi iradesini insanlara dayatan tek yanlı iletişimi kastediyoruz. Gezi direnişinde sekterliği hükümet temsil ediyordu. Hükümetin sekterliğine karşı direnen güçler kendi içlerinde diyalog yöntemini geliştirdiler.

Gezi direnişinde Türk’ü, Kürt’ü, Arap’ı vb., Sünni’si, Alevi’si, Ateisti, Beşiktaşlısı, Galatasaraylısı, Fenerlisi vb. ile, insanlar birbirlerinin varlığına saygı temelinde direndiler. Birlikte karar aldı ve uyguladılar. Birbirine kendi fikirlerini ve hayat tarzını dayatma tutumu geri plana düştü. “Doğruları ben bilirim” ya da “Biz biliriz” şeklindeki büyüklenmeci tutum yerine alçakgönüllü tutumla birbirinden öğrenmeye açık eşitler diyalogu oluştu. Zulme karşı eşitler diyalogu temelindeki dayanışma, kitlelerde büyük bir yaratıcılık hem de eleştirici düşünce geliştirdi. Bu eleştirici düşünce bir özgürleşme yarattı ve Türkiye’de solun önünün açıldığı yeni bir dönem başladı.

Sıradan insan ilişkilerinde tartışma denince akla karşılıklı empatiden yoksun güç mücadelesi gelir. Tartışmada alçak gönüllü bir tutumla karşısındakinin görüşlerinden yararlanarak kendi görüşlerini gözden geçirme, tartışma yardımıyla konu hakkında daha ileri bir kavrayışa ulaşma yerine karşı tarafı alt edip üstün gelme çabası ön plandadır. Taraflar “Ben daha iyi biliyorum”, havasına kilitlenirler. Sıradan insan ilişkisinde iki insan yan yana geldiğinde arada üstü örtük veya açıktan açığa güç mücadelesi oluşur. Çünkü insan insana yabancılaşmıştır ve insanlar birbirini rakip görürler.

Charlie Chaplin’in Büyük Diktatör filminde Hitler ile Mussollini’nin buluşmalarını izleyenler hatırlayacaktır. İki diktatörün selamlaşmaları bile birbirlerini dışlayıcıdır. Basına resim çektirirken birbirlerine baskın görünmeye çalışırlar. Görüşme karşılıklı üstünlük gösterisi, birbirine yukarıdan bakma çabasıyla sürer. Berber koltuğuna oturmuşlarken her biri altta kalmamak ve üste çıkmak için kendi koltuğunu yükseltir ve gülünç durumlar yaratırlar. Film birbirini rakip gören insan ilişkisini abartılı biçimde ortaya koyarak kendi ilişkilerimize eleştirici bir şekilde bakma olanağı sunar.
Yabancılaşma ne yazık ki sol güçler arasında da köklüdür. İnandığı dava uğruna kendilerini feda edebilecek kadar özverili insanlardan oluşan devrimci gruplar arasındaki ilişkilerde empati yoksunluğu, alçakgönüllülük yoksunluğu ve güç mücadelesi dikkat çekicidir. Bu durumda sol içinde birlikler ya bazı dar alanlarla sınırlı kalır ya da zayıfların kuvvetlilere çeşitli biçimlerde boyun eğmeleri temelinde bazı birlikler yaşanır. Özel durumlar dışında, genellikle hiç birinde gerçek anlamda birlik ne yazık ki görülmez. Ortak eylemler mesela pankart yarışına döner. Türkiye solu kadar pankart yarışı yapan, Türkiye solu kadar birbiriyle rekabetçi başka bir sol dünyada zor bulunur. Sol içi ilişkilerde birbirini peşine takma çabası ve rekabet ağır basar. Sıradan insan ilişkilerindeki güce hayranlık ve tutku solda şaşılacak denli kuvvetlidir. Haklılık ve doğruluk ikinci sırada gelir. Güçlü örgütler sol içi ilişkilerde genellikle özel iltifat görürler. Bu anlamda sol içi platformlar devletler arasındaki toplantılardan belirgin farklı ilişkiler oluşturamamıştır. Sol içi platformlarda güçlü olan örgütler zayıf olanları yedekler. Güçlü olanlar kural belirleyici rol oynarlar. Güçlüler, çıkarlarına uymayan kararları uygulamaya gerek görmeyebilirler.

Geleneksel solun iletişimi manipülasyona dayanır. Solda özgürlükçülük adına düpedüz biat yani teslim olma ilişkileri geliştirmiş olanlar da bulunmaktadır. Yani yabancılaşma ve sekterlik sol güçler arasındaki ilişkilerde de egemendir.

Gezi direnişinin kazandırdıkları

Diyalog için taraflar arasında hem empati hem de eleştirici bir yaklaşım olmalıdır. İnsanların birbirlerini doğru anlayabilmeleri için birbirlerinin varlığını kendilerinin varlığı kadar meşru görmelidirler. İlişkide karşılıklı saygı ve etik sorumluluk olmalıdır ki bir araya geliş, birbirini kullanma arayışına dönüşmesin. Diyalogda taraflar birbiri karşısında alçakgönüllü tutumda olmalıdır ki birbirinden öğrenmeye açık olabilsinler. Kimse karşısındakini bilmeyen ve bilinçlendirilip yönetilecek, kendisini de bilen ve bilinçlendirip yönetecek rolde görmemelidir. Eleştirici yaklaşım ise hem kendimizin hem de birbirimizin görüşlerine ve davranışlarına, özellikle birbirimizden yararlanarak sorgulayıcı bakabilmemizdir.

Gezi direnişi sekter yanları ağır basan kişileri ve grupları hiç değilse bir süreliğine değiştirdi. Bu direnişe bireyci, rekabetçi ilişkiler içinde yetişmiş olan bir gençlik kuşağı kitlesel olarak katıldı. Bu direnişte, toplantılarını kavgalı dövüşlü yapan ve birbirine karşı ise hasım olarak koşullandırılan spor kulüplerinin taraftarları geldi. Direnişe “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganı da girdi, “Gençlik Öcalan’ın fedaisidir” sloganı da. Türk ulusalcıları Gezi direnişinin kendilerinin inisiyatifinde geliştiğini iddia ettiler ve bu  yönde çalıştılar. Kürt ulusal hareketi ise Gezi’de PKK ve Öcalan propagandası yaptı. Başkaca bazı sol siyasi örgütler de kitleleri sevk ve idare etmenin hayalini kurdu. Ama Gezi pratiği bütün bu anlayışların üstüne çıkmayı başardı: Bütün bu bireyci ve grupçu anlayışlar Gezi pratiğinde etkisiz hale geldiler. Kitleler böylece halk haline geldiler; bireyler de bu süreçte insanlaşma, birbiriyle insan gibi ilişkiler geliştirme olanağı buldu. Evet, Gezi direnişi insanlar arasında yabancılaşmayı aşan bir iletişimi hayata geçirdi. İşte o sayede direniş, yaratıcı bir öğrenme sürecine yol açtı ki bu da direnişe büyük bir dinamizm ve güç kattı. Direniş uluslararası alanda saygı ve sempati topladı.

Direniş sayesinde halkta eleştirici düşünce gelişti. Eleştirici düşünce ne demektir? Kitleler belli bir anda düşünceleri ve eylemleriyle çeşitli nedenlerle belli sınırlara, belli düşünce ve davranış kalıpları içine hapsedilmişlerdir. Başka türlü düşünemez ve davranamazlar. İşte insanların bu düşünce ve davranış kalıplarını aşmaya yönelik özgürleştirici düşünce ve eylemler içine girmeleri eleştirici düşünceye ulaşmalarıdır.

Kitlelerin içine hapsedildiği bir düşünce ve davranış şuydu: AKP karşısında direnemeyiz.

AKP yargıyı medyayı, polisi, orduyu, devleti, toplumu ele geçirerek karşısında durulamaz bir güç haline gelmişti. Bireycilikle koşullandırılmış insanların bu egemenliğe direnmesi olanaksızdı. Ama Gezi direnişi AKP’ye karşı direnilebilir, düşüncesini geliştirdi. Erdoğan’ın mutlak otoritesi büyük bir yara aldı. “Bizim toplumda kimse kimseyi tutmaz, herkes çıkarının peşindedir. Bu ortamda menfaati gören birbirini satar, korkuyu gören kaçar”; önyargısı kırıldı. Korku duvarı aşıldı. Gezi direnişiyle oluşan en büyük eleştirici düşünce budur. Yani insanlar o ana kadar hapsedilmiş korku ve bencillik dünyasından direniş ve özgürleşme dünyasına sıçradılar.

Kitleler Gezi direnişi sayesinde bireysel kurtuluş arayışının ilerisine geçilebileceğini gördüler. Gezi direnişi böylece insanları bencil, birbirine karşı ilgisiz ve korkak bireyler olmaktan halk olma bilincine yükseltti. AKP’nin saldırıları ve direniş, eski solcu ailelerin bireyci bir anlayışla yetiştirdikleri gençleri de uyardı. Gezi direnişi ailelerinin kariyer hesaplarıyla programladıkları bu gençleri bir anda mücadelenin içine çekti.
Gezi direnişi “demokrasi demek seçimden seçime oy vermek demektir”, önyargısını sorguladı ve aktif demokrasiyi gündeme getirdi. AKP’nin iktidar ortağı Fethullahçılar öyle parlamenter önyargılar geliştirmişlerdi ki seçim sandığı tek meşruiyet kaynağı sanılmaya başlamıştı. AKP bir kısım solu da peşine takmış ve kitleleri, güdük parlamenter sistemi korumaya seferber etmişti. Ama AKP pratiğiyle görüldü ki sırf askerin gitmesi ve seçimlerin gelmesi demokrasinin yolunu açmıyormuş. Diktatörlük pekâlâ seçimle gelerek de kurulabilirmiş. Hitler ve Mussolini de seçimle gelmişlerdi. Gezi direnişi bu tarz Sorosçu önyargıları bir nebze de olsa sorgulama olanağı verdi.

Gezi direnişi yakın zamana kadar 12 Eylül yönetiminin ve 90’lı yıllardaki faşistlerin Kürtlere, PKK’ye ve devrimcilere saldırıların sembolü haline getirerek kirlettikleri Türk bayrağını onların elinden aldı ve direnen halka verdi. 12 Eylül sonrası uzun yıllar boyunca faşizmin sembolü haline getirilmiş olan Atatürk de Gezi direnişiyle M Kemal olarak yeniden yaratılmış oldu.

“Diyalog için taraflar arasında hem empati hem de eleştirici bir yaklaşım olmalıdır. İnsanların birbirlerini doğru anlayabilmeleri için birbirlerinin varlığını kendilerinin varlığı kadar meşru görmelidirler. İlişkide karşılıklı saygı ve etik sorumluluk olmalıdır ki bir araya geliş, birbirini kullanma arayışına dönüşmesin. Diyalogda taraflar birbiri karşısında alçakgönüllü tutumda olmalıdır ki birbirinden öğrenmeye açık olabilsinler. Kimse karşısındakini bilmeyen ve bilinçlendirilip yönetilecek, kendisini de bilen ve bilinçlendirip yönetecek rolde görmemelidir. Eleştirici yaklaşım ise hem kendimizin hem de birbirimizin görüşlerine ve davranışlarına, özellikle birbirimizden yararlanarak sorgulayıcı bakabilmemizdir.”

Gezi direnişi anti-kapitalist ve devrimci Müslümanların sesini duyurdu. Yani dinin kapitalizmin elinden kurtulmasının; demokrasiyle, sosyalizmle ve Alevilikle barışık bir Sünniliğin yolunu açtı. Antikapitalist Müslümanların sözcüsü İhsan Eliaçık İslamiyet’i şöyle formüle ediyor: “İslam, sosyal hukuktan ibarettir; günde beş vakit namaz kılmak veya kadınların başlarını örtmesi gibi adetlerden değil. Kuralları basit: başkalarının canını yakma, çalma, yalan söyleme, yanlışın karşısında sessiz kalma ve doğaya saygılı ol”.

Yukarıda işaret ettiğimiz hususları çok önemli kazanımlar görüyoruz. Halk moral kazandı. İktidar ayağını denk alması gerektiğini gördü. ABD’nin uzun süredir desteklediği Ilımlı İslam Projesi Gezi direnişiyle birlikte tam da yaratıldığı ülkede büyük bir darbe aldı.
Gezi direnişi Suriye rejiminin dinci saldırılar karşısında ayakta kalmasından destek aldı. Kendisi de Suriye halkının direnişine destek verdi. Gezi direnişinin bir kaynağı da dünyada yeni-liberalizmin sonuçların karşı gelişen direnişlerdir. Yunanistan’da, İsveç’te, Brezilya’da ve ABD’de böyle bir eğilim var. Dolayısıyla Gezi direnişi kaybolup gitmeyecektir.

Türkiye solu için yeni bir dönem

abbasagaforum23424Şimdi Türkiye solu için yeni bir dönem başladı. Türkiye solu milyonlarca insanın bireysel ve grupsal rekabeti ve güvensizliği bir yana bırakarak nasıl bir dayanışma ve özgürleşme ilişkisi geliştirebildiği üzerinde düşünmelidir. Toplum bireylere ve gruplara belli zamanlarda böyle değişme olanakları sunabiliyor. Demek ki birlik mümkünmüş. Sorun bu birliği kalıcılaştırmaktır.

Gezi direnişi daha ileri giderek Türkiye’de forumları ortaya çıkardı. Bu forumlar halk güçlerinin birlikte düşünüp birlikte davranabilecekleri ve bu temelde sistemi sorgulayabilecekleri, demokratik ve devrimci bilinç ve örgütlenme geliştirebilecekleri ve bu yoldan yeni insan ilişkileri ve yeni bir kültür yaratabilecekleri yerlerdir. Forumlar Türkiye solunun yenilenmesi ve hem kendi içinde hem de kitlelerle yeni tarz ilişkiler geliştirebilmesi için büyük fırsattır. Türkiye solu ya bu forumlarda Gezi direnişinin ruhuna uygun olarak diyaloga dayanan bir iletişim temelinde halk demokrasisinin gelişmesine öncülük eder ya da grupçuluk yaparak forumlara zarar bile verir.

Gezi direnişinde ortaya çıkan dayanışmacı ve demokratik yaklaşımların devam ettirilebilmesi için sol hareketlerin, devrimci, demokrat ve sosyalist aydınların emek vermesi gerekiyor. Forumlarda çeşitli eğilimlerden halktan insanlar, çeşitli görüşlerden sol gruplar, Kürt ve Türk ulusalcıları kitle demokrasisi temelinde birlikte düşünüp birlikte davranabilmelidirler. Bunun için Gezi direnişinin deneyimleri temelinde düşünmeye ve kendimizi gözden geçirmeye çok ihtiyacımız var. Gezi direnişinin yarattığı etki onun yukarıda ifade ettiğimiz diyalogcu yaklaşımı sayesindedir. Bu yaklaşım insanın sosyal yanından ileri geliyor. Bu anlamda bir öze dönüş niteliği taşıyan diyalogcu yaklaşım sınıflı toplumdaki rekabetçi insan ilişkileriyle bağdaşmayacağı için yaşatılması devrimci ve demokratik mücadelelerle mümkündür.

Türkiye solu kitlelerle ilişkisindeki reel sosyalizmden kalma teorik önyargılarını gözden geçirmelidir. Görevi kitlelere bilinç götürmek, kitleleri örgütlemek, savaştırmak değil bilinci de örgütlenmeyi de eylemi de kitlelerle birlikte geliştirmektir. Elbette bu mücadeleye var güçleriyle katılmış örgütlü ve fedakâr insanlardan oluşan devrimci hareketlerin varlığı çok büyük bir ihtiyaçtır ve onların forumlarda örgütlü etkinlikleri olacaktır. Elbette her siyaset, her çevre, her kişi kendi görüşlerini sonuna kadar savunacaktır. Ama bunu birbirimize saygı temelinde birbirimizden öğrenmeye açık bir tutumla, birbirimizin görüşlerinden ve bakışından yararlanarak kendimizi, kendi görüşümüzü gözden geçirerek ve mümkün olduğu kadar birbirimizi destekleyerek (köstekleyerek değil) yapmalıyız.

Bireycilik, rekabetçilik ve grupçuluk özgürleşme mücadelesine zarar verir. Her şeyden önce bireyler örgütlülüğe düşmanlık etmemelidirler. Örgütlü olduğumuz için değil olmadığımız için eziliyoruz. Örgütlülük kötü bir şey olsaydı devlet ona bu kadar düşman olmazdı. Diğer yandan örgütlülük illa ki grupçuluk değildir. Grupçuluk örgütlülüğün sadece bir ve o da olumsuz biçimidir. Mesela eylemlere illa grup pankartlarıyla gitmemiz gerekmez. Bayrağımızı birbirimizin ve halkın gözüne sokarak bir yere varamayız.

Sol hareket mücadelesini sadece “hayır” ve “evet” alanlarına sıkıştırmamamladır. Sosyalist anlayış aslında mücadelenin yapıcı yanlarını ortaya çıkarmaya dayanıyor. Burada birlikte mücadele ederek birlikte özgürleşme esastır. İşte forumlar “devrim bugünden ve yeni-insan ilişkileri yaratarak başlar” yaklaşımına birer olanaktır. Şimdi bu platformları büyük bir özenle ele alıp geliştirmeye çalışmalıyız.

Forumlarda ele alınabilecek sorunlar saymakla bitmez: Bölgenin ağaçlandırılması, park yapılması ve öğrenciler arasında ders yardımlaşması için çalışmalar; alkolizme, uyuşturucuya, çeteciliğe, işsizliğe, taşeronlaştırmaya, etnik ve dinsel ayrımcılığa, çevre yağmasına ve kadına şiddete karşı mücadele, çocuk hakları, engelli hakları, yaşlıların hakları için mücadeleler… Bütün bu çalışmalar çeşitli eylemler ve etkinliklerle, sorunu bizzat yaşayan insanların en geniş kesimine ulaşmayı, sorunu onların katılımıyla yeniden tanımlamayı ve çözüm yolunda birlikte yürüyerek eleştirici düşünceye ve dayanışma ilişkilerine ulaşmayı amaçlamalıdır. Sorunların ele alınmasında somut kazanımlara ulaşılması özellikle gözetilmelidir.

“Solda ve demokratik güçler arasında birbirini engellemeye ve tasfiye etmeye amaçlayan rekabete karşıyız. Odak olarak birliğin yolunu başka örgütlenmeleri ortadan kaldırmakta değil demokratik güçler arasında diyalog yaratmakta görüyoruz.”

Üç öneri

Forumlara ayrıca aşağıdaki üç konuyu önereceğiz.

1. İlk olarak Marks’ın Kapital adlı eserini birlikte okuma önerimizi forumlara götürmek istiyoruz. Türkiye devrimcileri, demokratları, yurtseverleri ve sosyalistleri olarak günümüz kapitalizmi hakkında daha ileri düzeyde ve ortak bir kavrayışa ihtiyacımız var. Marks’ın Kapitali bu konuda yazılmış en kapsamlı eserlerden biridir. Marks’ın bu eseri işçilerin incelemesi için yazdığı söyleniyor. İçinde yaşadığımız ekonomik sistemi ve onun dayandığı burjuva ideolojisini Marks’ın eseri temelinde, birbirimizin bilgilerinden ve deneyimlerinden yararlanarak tartışmayı öneriyoruz. Öyle ki bu çalışma işçilerin, öğrencilerin, aydınların, kadınların ve gençlerin birlikte öğrenecekleri bir zemin olsun. Birbirimizin bilgisinden, deneyiminden, bakışından yararlanarak, birbirimizi motive ederek hem günümüz dünyası hakkında ortak ve derinlemesine bir kavrayışa ulaşalım. Bu çalışma elbette bir düzen, bir disiplin içinde yürümelidir. Ama burada “öğretenler ve öğrenenler” olmasın. Herkes söz alabilsin; herkes birbirinden öğrenebilsin ki ortaya çıkan bilgi hepimizin olsun. Böylece hem birbirimizi anlama yeteneğimiz hem de ortak bilgimiz gelişsin.

2. Forumların, yaşadığımız düzeni sorgulayacak demokratik bir yenilenme kurultayı toplamasını öneriyoruz. Bütün sistemlerin temelinde eğitim bulunuyor. Her sistem kendisini eğitim yoluyla yeniden üretiyor. Bu eğitim sadece okullarda değil hayatın her alanında gerçekleşiyor. Kapitalizm insanı insana yabancılaştırıyor ve bu yabancılaşma düzenin kendisini yeniden üretmesini sağlıyor. Yeni liberal dincilik bu yabancılaşmaya yeni boyutlar kattı. Bugün yükseköğrenim gençliğinin büyük kısmının dinci bencilliğin yani yeni-liberal bir İslam’ın etkisinde olduğu söyleniyor. Liseler ve ilköğrenim dincileştiriliyor. Yeni-liberal dinciler yolsuzluklara, sömürüye, kadınların ezilmesine, tecavüzlere vb. ses etmiyorlar ama sokakta öpüşen gördüklerinde “Allahü Ekber!” diyerek saldırabiliyorlar. Dinci hükümet, bir yandan ülkeyi kendi yakınlarıyla yağmalarken diğer yandan dürüst geçinmek için içkiyi yasaklıyor ve din istismarına dayanan bir hayat tarzını kitlelere dayatıyor. Bu kurultay insanı insana yabancılaştıran, köleleştirici bilinç ve ilişkiler üreten bu düzeni diyalog metoduyla sorgulamak ve özgürleştirici alternatifler geliştirmek için çok önemli olanaklar yaratacaktır.

Sol hareket yeni-liberalizmin yalnızlaştırdığı ve çaresizleştirdiği insana dayanışma olanakları sağlamak zorundadır. Sistemin ürettiği yalnızlık ve çaresizlikten bunalan insanlar kendilerini dincilik ve milliyetçilik gibi gruplaşmaların kucağına atıyorlar. Farkında olmaksızın demokratik ve sol güçler de yabancılaşmadan etkileniyor ve düzene alternatif oluşturamıyorlar. Bu kurultay ile bütün ilerici ve sol örgütler, eğitimciler, öğrenci örgütleri ve dayanışmacı kurumlar arasındaki diyalogun ve bu yoldan sol güçlerin toparlanmasının ve yeni insan ilişkilerinin yenilenmesinin önünü açabiliriz.

3. Forumların alternatif bir öğrenci yurdu açılması üzerinde düşünmesini öneriyoruz. “Okuyan insan halkına karşı sorumludur”, diyoruz. Bunun yolunu nasıl açalım? Alternatif öğrenci yurdu toplumda özgürlükçü ilişkilerin gelişmesinde çok önemli rol oynayacaktır.

Her üç konuyu da demokratik güçler birlikte ele almalıdır. Solda ve demokratik güçler arasında birbirini engellemeye ve tasfiye etmeye amaçlayan rekabete karşıyız. Odak olarak birliğin yolunu başka örgütlenmeleri ortadan kaldırmakta değil demokratik güçler arasında diyalog yaratmakta görüyoruz.

, , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir