AÇILIM ÇÖKTÜ, SIRA İNTİKAMDA ALEVİLERE SALDIRILAR SÜRÜYOR

Erol Zavar/Mahmut Soner-

“ Oysa sorunun çözümü oldukça basittir. Eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğünün ta- nınmasıyla, bunun gerekleri için hükümet tarafından devlet kurumlarına bir dekla- rasyon gönderilmesi ve hükümetin inançlar ve etnik kökenler, milliyetler konusunda yetkisiz olduğunu ilan etmesiyle meseleler çözüm yoluna girer. Ancak bu, demokrasi- nin gelişimi demektir ki, bu yüzden burjuvazi ve onun İslamcı ya da laikçi herhangi bir siyasal iktidarı tarafından yönetilen devleti için mümkün değildir.”

Devletin AKP eli ile yürüttüğü bütün ”açılım projeleri” çöktü. Şimdi kaos dönemindeyiz ve bu dönemin belirleyeni baskı ve zordur. AKP’nin gerek Kürt gerek Alevi açılımlarının, Ermeni açılımlarının, daha başından itibaren, mevcut statüyü, yani inkar ve baskıyı, Kürtlere, Alevilere, Ermenilere kabul ettirme amaçlı olduğu sır değildi. Şimdi devlet, bunu başaramamanın hıncıyla yasal veya yasadışı her yolla saldırmaya başladı. Aslında Alevilere dönük saldırılar, daha 2011 seçimlerinden hemen önce başbakanın miting konuşmalarında başlamıştı. Ardından Alevi evlerinin işaretlenmesiyle devam etti. Sonra yasal saldırılar bu sürece eklendi. Yargıtay’ın “cemevi ibadethane değildir” kararı hukuken yok hükmündedir, neyin ibadethane olduğuna, neyin olmadığına Yargıtay ya da herhangi bir kurum karar veremez. Meclis’in cemevi açılması talebini Diyanet fetvasıyla reddetmesi, yasal hakkı kazanarak din derslerinden muaf tutulan Alevi çocukların karnelerinin verilmemesi yasaya dayanıyormuş. Alevilerin iki yandan kıskaca alınmaya çalışıldığını, Malatya Doğanşehir Sürgü beldesindeki linç girişimi ise saldırıların boyutlarını gösteriyor.

Saldırılar yeni bir nitelik kazanmıştır. AKP’nin birkaç burjuva Aleviyle süreci yürütüp, Alevileri kolayca İslam’a çekecek asimile etme hesabının “pazara uymamasıyla” yaşadığı hayal kırıklığı nedeniyledir bu. Kürt, Ermeni ve azınlıklar sorunlarında da AKP aynı hayale kapılmıştı ve duvara çarptı. Bu yüzden şimdi ülkeyi tam bir kaosa sürükleyip sorunların çapını ve şiddetini büyüttü. Amacı sorunu çözmek değil, sorun olmadığına ikna etmek olunca bu sonuç kaçınılmazdı.

Oysa sorunun çözümü oldukça basittir. Eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğünün tanınmasıyla, bunun gerekleri için hükümet tarafından devlet kurumlarına bir deklarasyon gönderilmesi ve hükümetin inançlar ve etnik kökenler, milliyetler konusunda yetkisiz olduğunu ilan etmesiyle meseleler çözüm yoluna girer. Ancak bu, demokrasinin gelişimi demektir ki, bu yüzden burjuvazi ve onun İslamcı ya da laikçi herhangi bir siyasal iktidarı tarafından yönetilen devleti için mümkün değildir. Ermeniler için çözümü bu kadar basit olan sorunlar, burjuvazi için “ karmaşık” ilan edilir bu yüzden.

SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ ÖRGÜTLENME VE DAYANIŞMADAN, BİRLİKTE HAREKET ETMEKTEN GEÇER

Burjuvazi artık demokrasiyi, çoğulculuğu, farklılıkları kambur olarak görmektedir. Bu üretim ilişkilerinin, üretim ve dağıtımdaki tekelleşmenin ulaştığı boyutun sonucudur. Dolayısıyla ciddi bir baskı altında kalmadan hiçbir sorun değil çözüm, bir kaç adım atma iradesi bile gösterememektedir. Bu nedenle, Alevilerin, sorunlarının çözümü için örgütlenmek ve mücadele etmekten başka bir yolu yoktur. Birkaç dernek ve federasyonun yetersiz olduğu, 3 yıldır bir din dersi boykotu bile örgütlenememesiyle açığa çıkmıştır. Daha ciddi, kapsayıcı, günlük yaşama müdahale edebilecek demokratik örgütlenmelerin geliştirilmesi yaşamsaldır. Öyle ki saldırılara karşı savunma örgütlenmeleri bile gerekli hale gelmiştir. Ancak bunun yeterli olmayacağı da görülmeli  çünkü burjuvazi binlerce yılın yönetme deneyimine sahiptir ve elinde devlet gibi organize bir gücü vardır ezilen ve sömürülen diğer kesimlerle dayanışma ilişkisi geliştirmelidir. Temel meselelerin çözümünde, ezilenlerin birlikte hareketi olmadan ileriye doğru adım atılması neredeyse imkansızdır. Üstelik burjuvazi ezilen kesimleri birbirinin karşısına çıkarmakta da ustadır. 1990’lardan beri “Asıl Türkler Alevilerdir” diye Kürt ulusunun hak mücadelesini bastırmak için, Alevileri yanına çekmek isteyen devlet, Alevilerin küçük de olsa bir kesimini şoven politikalarının yanına çekebilmiştir. Alevilerin büyük çoğunluğu ise her ne kadar fiilen Kürt düşmanlığı yapmasa da, Kürtlere karşı yürütülen kirli savaş karşısında susmuş ve şoven politikaların yoğun etkisi altına girmiş, özellikle 95’ten sonra Baykal- Ecevit şoven çizgisinin yanında olmuş, MHP gibi kendi celladına dahi oy vermiş, sessizce Kürtlerin karşısında yeralmışlardır. Bu, burjuvazinin yönetme becerisi kadar, Alevilerin örgütsüzlüğünün de ifadesidir.

Bu nedenle eşit yurttaşlık talebi olan Aleviler, eşit yurttaşlık talebi olan Kürtlerin karşısına MİLLİ duygularla, şoven kışkırtmalarla çıktıklarında ezdiklerinin kendi talepleri olduğunu anlamak zorundadırlar. Sürgü’deki linç girişiminde Alevi aileye karşı önce İstiklal Marşı okunup, ardından davul çalınarak taşlamaya girişilmesi “milli duygular” taşıyan Aleviler için aydınlatıcı olmalıdır. Milli duygu burjuvaziye hastır. O milli çıkarlar adı altında kendi sömürü ve baskısını, yarattığı rantı, baskı altında tuttuğu kesimlere kabul ettirir; kendi çıkarlarını, milli çıkarlar olarak yansıtır, sonra da uluslararası tekellerle birlikte “milli” toprağı, insanı yağmalar. Dünyanın dört bir yanında dili, dini, milliyeti ne olursa olsun milyarlarca insan ezilmektedir. Ekonomik sömürü ve yoksulluğun yanında, dinsel, milli kimlikleri nedeniyle ikinci, üçüncü ezilmeye maruz kalan toplumları, toplumsal grupları ezmeye katılan yoksullar böylece kendi ezilişlerini de yeniden üretmiş oluyorlar. Bu yolla burjuvazi ezilenleri bölüyor, parçalıyor ve birbirine düşman hale getiriyor. Sürgü’deki Alevi aileye tekbirlerle, İstiklal Marşıyla saldıranların çoğu da muhtemelen yoksul insanlardır. Ve asıl olarak kendilerine saldırmışlardır. Tıpkı İzmir’de BDP konvoyunu taşlayanların arasındaki Aleviler gibi, tıpkı Bayramiç’te Kürtlere, Romanlara saldıranların içinde yer alan eski solcu ve Aleviler gibi… Kürtlerin eşit yurttaşlık talebinin karşısına geçen her Alevi, esasta, kendi eşit yurttaşlık talebinin karşısında yer alıyor demektir. Alevileri Kürtlere, Romanlara, solculara karşı kışkırtanlar burjuvalaşmış-Hızır Paşalaşmış- eski Alevilerdir. Onlar sömürücü sistemde yer tutmuş, ondan beslenmeye başlamışlardır. Alevilerin burjuvalaşmış bu tabakadan kurtulması, onların kendilerinden olmadığını bilmesi gerekir. Kuşkusuz Alevilerin, büyük bir kitlesiyle, devletin ve burjuva Alevilerin kışkırtmalarına katılmadıkları açıktır. Ancak şoven politikalardan yoğun olarak etkilendikleri de ortadadır. Eşit yurttaşlık talebi olan Alevilerin devletten ve onun bütün partilerinden (CHP-DSP) ve burjuvalaşmış ve Alevilikten kopmuş Çamuroğlu, İzzettin Doğan gibilerinin “kanaat önderliği” masallarından kurtularak işçilerle, memurlarla, Kürtlerle hak talebi olan tüm kesim ve ezilenlerle diyalog içine girmesi, onlarla birlikte kendi taleplerini yükseltmesi, geniş bir demokratik mücadelenin örülmesi için harekete geçmesi gerekmektedir.

Burjuvazi devletin tekçi algısı; medya başta olmak üzere tüm ideolojik aygıtlarla toplumun belleğine yerleştirilmeye çalışılıyor: “ Türkiye’de yaşayan herkes aynı dili konuşur, aynı dine inanır (doğal olarak!) Türktür”; “Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış kitle” demagojisinin devamı bu anlayış, hayatın gerçeğine ters olduğu için artık geçersizleştiğinden etnik ya da dini farklılıkları görmezden gelemiyorlar. Artık farkların silindiği algısını yaratmaya çalışıyorlar. Kürt kökenli, Alevi kökenli tanımlamaları yapıyorlar. Yani Kürt kökenli Türk, Alevi kökenli Sünni… Başbakanın dilinde ifadesini bulan tek devlet, tek millet, tek din… İşte sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış kitle budur. Kökeniniz farklı olabilir ama hepiniz Sünni Türksünüz.

İşte bu algıyı yaratmak için, yine medya başta, tüm araçlar çalışmaya başladı. Durmadan, “Aleviler önce kendi aralarında anlaşmalı, Aleviliği tarif etmeliler” söylemleri Medya’dan eksik olmuyor. Üstelik şimdi bunu “Aleviyim” deyip de dinci gazetelerde yazan burjuva “Aleviler” de yapmaya başladı. Bunlardan biri “Neden oruç tutmuyoruz, neden namaz kılmıyoruz, neden camiye gitmiyoruz?” demiş ve aldığı cevaplar dehşet verici manzaranın sürdüğünü gösteriyormuş. Aleviler hemen her konuda bölünmüşmüş, en temel sorunların yanıtında bile ayrı görüşler ileri sürülüyormuş. Bu “Alevi kökenli” kişi haklı olarak “Eğer biz en temel noktalarda anlaşamazsak karşımızdakilerden ne bekleyebiliriz ki” diye çığlık atıyormuş. Burjuvazinin sorunları çözebilecek iradesinin olmadığının itirafıdır bu söylem. Ve bunu “Alevi” birine söyletmek, çaresizliğin göstergesidir. Nasıl ki tek bir Sünnilik tarifi yoksa- ki temel mezhebi, her mezhebin yüzlerce tarikatı vardır- tek bir Alevilik tarifi de mümkün değildir. Üstelik kimse kimsenin hangi ibadeti neden yapmadığına karışamaz. Bu, Aleviliğe, Sünni sınır çizme çabasıdır. Aleviler yaptıkları dört mitingde ne istediklerini ortaya koymuşlardır. Talepler de nettir. İşte bu talepleri beğenmeyenler, taleplerin geri çekilmesini isteyenler, “Önce kendi aranızda netleşin” gibi karşılığı olmayan, kendi hadleri de olmayan devletçi bir söylemi tutturuyorlar! Aleviler bin parça olsa n’olacak? Mesela cemevleri ibadethanedir diyor bütün Aleviler. Din dersleri zorunlu olmaktan çıksın diyor bütünü ve yine hepsi eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü diyor! Daha başka ne demeleri lazım, kendi aralarında anlaşmaları için! İşte Aleviler bu sünnileşmiş burjuvalardan da kopmalı, kulaklarını onlara kapatmalıdır. Haklar mücadele edilmeden alınamadığı gibi, katliamcı gelenek, Malatya lincinin de gösterdiği üzere adım adım, tepki ölçerek, yeni katliam saldırılarına hazırlanıyor. Aleviler kendilerini devlet ve onun tüm uzantılarından kurtaramadıkları sürece, ezilen tüm kesimlerle biraraya gelmedikçe bu kapandan kurtulamayacaklardır.

Bu yüzden hızla örgütlenmelerini geliştirmek zorundadırlar. Bu saldırıların faillerinin bulunmaması, soruşturma açılmaması, bunun bir hükümet, devlet projesi olduğunu ortaya koymaktadır; önce ondan kopmak gerekir.

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir