AKP’nin Kürt Açılımı

sayfa-3Cumhurbaşkanı Gül’ün “tarihi fırsat” diye takdim ederek başlattığı Kürt açılımı sürüyor. Hükümetin bu açılımında belli gazeteciler kamuoyu oluşturuyor. MHP başkanı Bahçeli onlara “12 Kötü Adam” adını takmış. Açılım’ın aslında Irak’tan çekilmek isteyen ABD’nin ihtiyaçları sonucu ortaya çıktığı biliniyor. Petrol; Irak Kürdistanı bölgesinde. Irak Kürdistanı; Araplar ve İran karşısında Türkiye olmaksızın zor ayakta kalır. ABD; bölgeyi yoluna koyup başka işlere yoğunlaşmak istiyor. İran’a karşı da Türkiye’ye özellikle ihtiyacı var. Türkiye hükümeti bu durumu şans olarak kullanmaya çalışıyor. Kürt meselesine ABD çıkarları ile uyumlu bir çözüm getiremezse Batı tarafından zora sokulacağından da korkuyor: “Kendi çözümümüzü oluşturamazsak başkalarının dayattığı çözüm ile uğraşacağız” diyorlar.
Cumhurbaşkanı; soruna çözüm için kurumlar arası uyum olduğunu ifade etmişti. Uyum, ordu ile var görünüyordu. Çünkü AKP ile aykırı gidebilecek ordu mensupları, generalinden astsubayına kadar ya “bu da Ergenekoncu” diye ya da bir özel hayat skandalı yolu ile saf dışı ediliyor. Ana muhalefet partisi CHP bu sefer çok farklı görünmüştü. Baykal bir devlet politikası oluşturulması için her türlü fedakarlığı yaparız, yolunda konuşuyordu. Şimdi ağız değiştirmişe benziyor. Soruna çözüm arayışı için DTP ile görüşülmesine ateş püskürüyor. Baykal soruna Kürt ulusal hareketi dışında çözüm arayışını savunuyor. Böylece de pratikte çözümsüzlüğü yani savaşın sürmesini savunmuş oluyor.
Baykal ya baştan samimiyetsizdi ya da sonradan bir şeyler oldu. Ya baştan “olumlu durayım ki puan toplayayım”, diye düşündü ya da sonradan bu işin aslında gösteriş olduğuna kanaat getirdi de şimdi Bahçeli’ye bakıp onun gibi davranıyor. “DTP ile görüşmek Apo ve PKK ile görüşmektir”, diye nasırına basılmış gibi bağırıyor. Bu şekilde devam ederse son zamanlarda yaratmış olduğu olumlu havayı kaybeder. Hükümet ise DTP ile görüşerek Kürtlerden ve demokratik kamuoyundan puan topluyor. CHP; MHP tarzı milliyetçilik yüzünden hem puan kaybedecek hem de kendisine oy veren insanlara zarar verecektir. Baykal’ın o tarz sahte milliyetçilikle kaybettireceğini Erdoğan “one minut” vb. çıkışlarla fazlasıyla giderme olanağını bulur. ABD ve Batı, Erdoğan’a öyle çok olanak sağlar.
“Şehitler var, binlerce insan öldü, biz bu noktadan sonra nasıl barışırız”, mantığı kan davası mantığıdır. Bu mantığı eleştirdiğimizde dergimiz toplatılıyor, başımıza iş açılıyor. Kan davası mantığı kimseye fayda sağlamaz. Kürt meselesine kan davası mantığı ile yaklaşanlar “şehit anaları ne der?” diye yazıyorlardı. “Şehit anaları”na başka söz hakkı da sınırlı idi. Onlara savaşı sorgulamak yasaktı. Savaşa tezahürat yapmaları ve Kürt tarafına küfretmeleri ise serbestti. Bu konuda ürkek de olsa bazı gelişmelerin yaşanıyor olması sevindiricidir. Evlatları dağda öldürülen Kürt kadınlar ile asker analarının Şırnak ve Diyarbakır’da bir araya gelerek birbirine sarılmaları hükümet yanlısı Yenişafak gazetesinde “İşte barışın fotoğrafı” diye verildi. (http://yenisafak.com.tr/Gundem/Default.aspx?t=09.08.2009&c=1&area=4&i=203925).
Ergenekon yanlısı görünen ulusalcılar ise gelişmeleri öfkeyle karşılıyorlar. Bunlar arasında Bekir Coşkun, Hürriyet’teki köşesinde Ahmet Türk’ün Türkçeyi Kürt aksanı ile konuşmasını alaya almaya kadar gitti (Hürriyet, 07.08. 2009). Neyi savunduğunu kendisinin de tam bilmediğini sandığımız ama genellikle Ulusalcı çevrelere yakın yazan Serdar Akinan`ın ise MHP liderinin arkasına geçerek saf tutmaya çalıştığı görüldü (Akşam, 31 Temmuz 2009).
Hükümetin Kürt açılımınında Öcalan ile de bir biçimde temasta olduğu hissediliyor. Öcalan süreci değerlendirerek kendisine ve örgütüne inisiyatif kazandıracak adımlar atmaya çalışıyor. Bunda etkili de oldu. Ulusalcı çevrelerin ve Baykal’ın asıl rahatsızlığının Hükümet ile Öcalan arasındaki yakınlaşma olduğunu sanıyoruz. Şimdi onların kamuoyunda Öcalan aleyhine yaratılmış olan kötü imajı öne çıkararak bu yakınlaşmayı sabote etmeye çalıştıkları görülüyor.
Baykal, Öcalan’ı, PKK’yı hatta DTP’yi muhatap almadan reform yapalım, sorunu çözelim, demeye getiriyor. Ancak Öcalan’ı ve Kürt ulusal hareketini muhatap almadan Kürt sorununu çözelim, yaklaşımının başarısız kalacağı ortada. Ulusal hareket birlik ve beraberliğini koruduğu sürece yapılacak her reform onu güçlendirmeye hizmet eder. Yerel seçimlerde görüldü ki Hükümetin Fethullahçı iş adamları vasıtasıyla PKK etkisini kırma çabaları başarısızlığa uğradı.
Hükümet’in Kürt sorununa Sri Lanka hükümeti tarzında çözüm getirme şansı da bulunmuyor. PKK; Tamil gerillalarının durumunda değil. Ayrıca Öcalan da Tamil Kaplanları lideri tutumunda değil. Öcalan görüşmeye ve uzlaşmaya açık davranıyor. Gerek PKK gerekse de Kürt ulusal hareketinin paraleldeki yasal güçlerinin Öcalan’ı feda ederek davranacağını hiç sanmıyoruz. Bu tarz bir davranışın risklerini hesaba katacaklar ve Öcalan etrafında birlik olmaya devam edeceklerdir.
Öcalan’ın inisiyatifini kırmak devletinin bile işine gelmez. Çünkü o durumda Kürt ulusal hareketinin nereye varacağı belli olmaz. Yetkililer biliyor ki, Kürt meselesini Öcalan ve PKK yaratmadı, Kürt sorunu onları yarattı. Süreç öyle gelişti ki şimdi Öcalan ve PKK; sorunun anahtarı oldular. “Gelsin ayağımıza kapansınlar, ‘biz ettik sen etme’ desinler, biz de elimize geçirdiklerimizi ömür boyu hapse tıkalım, diğerlerini ülkeye sokmayalım, hepsini de siyasetten ve toplum yaşamından dışlayalım” yaklaşımı MHP çizgisinden başkasına uymaz. MHP ise o çizgiyi esas olarak propaganda aracı olarak savunmaktadır.
ABD yetkilileri “Öcalan’ın serbest bırakılmayacağını bilmesi gerekir” demişler. Bu söz Kürt Açılımı’nda insiyatifin kimde olduğuna işaret ediyor. Öcalan’ın serbest bırakılmasını içermeyen bir çözümün Kürtler tarafından kabul edileceğini ve AKP’nin Kürt Ulusal Hareketi’ni bölme doğrultusundaki manevralarının başarılı olacağını sanmıyoruz.
Evet, ne Hükümet samimi görünüyor ne de muhalefet partileri. Sürecin sabote edilme olasılığı çok büyük. Ancak kamuoyunda oluşan barış yanlısı iyimser beklentileri değerlendirmek gerekir.
Yaşar Kemal; bu adam bu dağlarda ne arıyor, niye ölüyor ve öldürüyor?” sorusunu sordu. Biz o soruyu Haziran sayımızda (“Bu Adam Dağlarda Niye Ölüyor, Öldürüyor?”) dergimize aktardığımız için dergimiz toplatıldı ve hakkında dava açıldı. Ancak Yaşar Kemal’in sorusunun üretken bir soru olduğuna yani genel şartlanmadan başka türlü düşünme olanakları sunduğuna inanıyoruz. Bu insanlar niye bunca zamandır dağlardalar? Niye ölüyor ve öldürüyorlar? On binlerce ölüm olmuş. Neredeyse her Kürt ailesi savaşa bir kurban vermiş. Binlerce asker hayatını kaybetmiş. Dağdakilerin davası Kürtlerin yaşadığı bütün dünyada örgütlenme olanağı bulmuş; Türkiye’de bir siyasi parti ve başkaca yasal kurumlar halinde örgütlenmiş. Yaşar Kemal’in sorusunu sormaksızın meseleye sadece politik yaklaşım değil, askeri yaklaşım bile yapılamaz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir