AKP İle Gelen Demokrasi

Erdal KUDİŞ

AKP iktidara geldiğinden beri sürekli Demokrasi’nin teminatı olduğunu dile getiriyor. Hangi demokrasiden bahsettiğini anlamakta zorlanıyoruz. « Demokrasi kavramı önüne aldığı sıfatlarla hem ideolojik hem de çeşitlilik açısından geniş bir yelpaze sunar. Nitekim Hitler’in Nazizmi “gerçek demokrasi” ve Mussoli’nin Faşizmi “organize, merkezi ve otoriter demokrasi” olarak tanımlayabilmesi bu yüzdendir » AKP demokrasisi ise İslami faşizme doğru gidiyor.
Sivas’ta 32 aydın ve sanatçıyı yakanların avukatlığını yapanlar bugün AKP’de milletvekilliği yapıyor. Diğer taraftan Davutoğlu, Sivas’takiler ile aynı mantığın Paris’te Charli Hebdo’ya saldırıp 12 kişiyi öldürmesi üzerine yapılan protesto yürüyüşünde en önde olmak için itişip kakışıyordu. Hatta yandaş yayın organlarında yürüyüşün Davutoğlu’nun önderliğinde yapıldığını yazıyordu. Aynı mantık ise diğer taraftan Charlie katliamını kınamak için bir gün geçmesini beklemişti kınamak için. O da mecburiyetten. Kendilerini destekleyen cemaatlerin saldırganların gıyabi cenaze töreni düzenlemelerine ise müsaade edecek kadar ikiyüzlüler.
AKP’nin en büyük demokratikleşme yalanı darbecileri yargılama ve sivilleşmedir. Türkiye’nin en karanlık tarihlerinden birisi 12 Eylül Askeri darbesidir. 12 Eylül 1980 darbesi emekçiler, devrimciler ve azınlıklar için kara bir gün ve süreçtir. Binlerce insan gözaltına alındı, işkencelerden geçirildi, idam edildi ve yargısız infazlara uğradı. AKP’nin sözde yargılamalarına ise Türkiye Sol’undan ağırlıkla samimiyetsiz değerlendirmeler yapılırken, kimi çevreler ise olumlu bulduklarını açıklamışlardı.
AKP bu operasyonlar ile tek taş ile birçok kuş vurmayı amaçladı, kısmen başarılı da oldu. Yıllardır ülkeyi baskı altında tutan ve özelikle amerikan emperyalizminin uşaklığını yapan orduyu siyasetten uzaklaştırırken kendi önünü de açtı. Bu arada her ne kadar kimi sol çevreler coşku duymadılar, desek de yukarıda belirttiğimiz üzere birçok sol çevre ve şahıs da bu operasyonları ayakta alkışladı. İktidarını sağlamlaştırmak için yapılan 12 Eylül Referandumunda bunlar AKP’ye oy verdiler. Bugün bu kadar fütursuzlaşmasında o süreçte destek verenlerin suçu az değil.
Demokratikleşen Türkiye’de düşüncelerini söylemek yeniden suç oldu. Örneğin Erdoğan’a haklı olarak hırsız diyen 16 yaşındaki liseli genç M.E.A.’ya Hakaret davası açıldı ve gözaltına alınmasından bir gün sonra pek işlemeyen hızlı bir yargılama ile tutuklandı.
Erdoğan İsrail için devlet terörü uyguluyor ve çocukları öldürüyor derken kendi polisinin yaptıklarını görmezden geliyor. CHP’nin hazırladığı rapora göre 2004’ten bu yana 94 çocuk devlet güçleri tarafından öldürülmüş.
Av. Eren Keskin 2005’te katıldığı bir panelde « Mardin’de 12 yaşındaki Uğur Kaymaz’ın babasıyla birlikte öldürülmesine ilişkin “Devlet 12 yaşında bir çocuğu katledecek kadar vahşi bir anlayışa sahip. Türkiye hesap vermek zorunda… Türkiye’nin tarihi kirli bir tarihtir » dediği için açılan mahkeme sonuçlandı ve 301. maddeden yani düşünce suçundan 10 ay hapis cezası aldı.
İşinden olan ve tutuklanan gazeteciler konusunda 12 dönemi ile yarışan bir demokratikleşme süreci yaşıyoruz. 12 Eylül Döneminde 31 gazeteci tutuklanmışken 2012 yılında 104 gazeteci ve 35 dağıtımcı tutuklanmıştır. Sınır Tanımayan Gazeteciler Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye 2005’te 98. sıradayken, 2012 yılında 148. sıraya gerilemiş ve şuan 154. Sırada bulunmaktadır.
Okulundan atılan ve tutuklanan öğrenci sayısı ile 12 Eylül dönemi ile yarışan bir Demokratikleşme süreci yaşıyoruz. YÖK’ün resmi açıklamasına göre :
2000 yılında 19 tutuklu, 4 hükümlü öğrenci vardı.
2011 yılında 256 tutuklu, 114 hükümlü öğrenci var.
Bu yılın sadece ilk 3 ayında 107 öğrenci tutuklandı ve 99 hükümlü var.
2000 yılında soruşturma açılan öğrencisi sayısı 2.601’di.
2011 yılında 5.871 öğrenciye soruşturma açıldı.
2012’nin ilk üç ayında ise öğrencilere 1.612 soruşturma açıldı!
Seçilmiş belediye başkanlarının tutuklanması ile 12 Dönemi ile yarışan bir demokratikleşme süreci yaşıyoruz. 2009 da açılan operasyonlarda 1000’in üzerinde belediye başkanı ve çalışanı tutuklandı. Kürt halkının seçtiği belediye başkanları ve çalışanlarının plastik kelepçeler takılarak gözaltına alınıp tek sıra halinde mahkemeye götürülüşleri ile 12 Eylül yargılamaları arasında bir fark var mı?
Gezi sürecinde polisin tavrı ile 12 Eylül’de askerin tavrı arasında ne fark vardı?
Yayın yasaklarında da Demokratik Türkiye’ye yakışır bir süreçten geçiyoruz. AKP’li olanlar her şeyi yapabilir; yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet, adam kayırma, yasadışı silah ticareti yapmak gibi. Ancak bunları yazmak ve dile getirmek yasak. Örneğin bakanları hırsızlık ve rüşvet aldılar ancak bunların haberini yapmak yasaklandı. MİT aracılığı ile Suriye El-Kaidesi ve İŞİD’e silah gönderdiler. Ancak bunları ortaya çıkaran askerler ile ilgili dava açıldı. Mahkeme sürecine yayın yasağı getirildi. Erdoğan ve AKP’nin pisliklerini deşifre eden eski ortakları Gülencilerin sitelerine erişimi engelliyor. Gezi sürecinde de YouTube ve Twitter’a erişim engellenmişti.
Suriye ve Libya’da katil teröristler ile işbirliği yapıp iktidar devirmeye çalışırken diğer taraftan Gezi sürecinde polis şiddetini eleştiren dış basına ve demokratik güçlere içişlerimize karışmayın diye esip gürlüyordu. Kendi yaptığı ise Amerika’nın yaptığı gibi «Demokrasi İhracıydı. Kaddafi’ye uygulanan da ileri demokrasi yöntemlerindendi. Nijerya’da Boko Haram’ın 2000 den fazla insanı katletmesine hiçbir tepki vermediler çünkü onlara giden silahlar Türkiye üzerinden gitti.
İŞİD’in insanların kafasını kesmesi ve kadınları kaçırıp köle pazarlarında satması onlar için normal. Normal olduğu içinde 2 bin tır dolusu cephane gönderiyor. Tabii bunları İŞİD’in Suriye’ye demokrasi getirmesi için yapıyor. Tıpkı Libya’ya getirdikleri gibi.
Orduya yönelik operasyonların amacı Türkiye’yi sivilleştirmek değil kendilerine ait bir ordu kurmaktı. Bu arada ordunun toplum üzerindeki baskısını azaltıp yerıne polisi getirdiler. Çünkü Polis ve MİT tamamıyla onların kontrolü altında. Kontrol dışındakiler de son operasyonlar ile devre dışı bıraktılar.
Mit aracılığı ile hem Türkiye’yi karıştırıp provakosyon yaparken aynı zamanda Suriye, Nijerya, Libya gibi ülkeleri de karıştırıyorlar. İstanbul da belediye otobüsüne Molotof kokteyli atılması sonucu Serap Esener hayatını kaybederken eylemi PKK’nın yaptığı iddia edilmişti. Ancak daha sonra eylemi yaptığı için tutuklanan kişinin MİT elemanı olduğu ortaya çıktı.
Eğitim sistemi de kontrollerine geçti. Okulların müfredatlarını kendi İslami düşünceleri çerçevesinde yeniden düzenlediler. Din derslerini anaokullarına kadar indirdiler.
Bağımsız olması gereken yargı kurumları artik AKP’nin arka bahçesi durumunda. İstediklerini yapıp sonrada yasa çıkartacak kadar duruma hakimler. Hiçbir suçu olmayanları bile tutuklayacak savcıları var. Örneğin Ankara’da sadece 1 Mayıs, 8 Mart gibi tamamıyla yasal eylemlere katılmakla suçlanan Odak okurlarına cezalar verildi. Benzer durum bir çok öğrenci ve devrimci için geçerlidir.
Birlikte yola çıktıkları Gülenci’leri de şimdi aynı şekilde gözaltına alıp tutukluyorlar. Birlikte yaptıkları kaset ve operasyonları onların üzerine atarak kendilerini temize çıkartıyorlar.
Rüşvet ve dolandırıcılıkları ayan beyan ortada olan bakanlarını ve birlikte iş yaptıkları ortaklarını hem akladılar hem de evlerinde yakalanan paraları da ( güya kendilerinin değildi) faiziyle birlikte yine aklayarak verdiler.
Türkiye demokratikleşiyor ama kime göre? Ezilen halkların ve emekçilerin kurtuluşu AKP Demokrasi’si ile olmayacağı kesin. AKP’nin tek yaptığı din sömürüsü ile insanlari kandırıp kasalarını doldurmaktır. Bunlara inanmayalım. Bizlerin tek kurtuluşu kendi özgürlük ve sosyalizm mücadelemizi yükseltmekten geçer…
* Daha fazla bilgi için CHP Cezaevleri İnceleme ve İzleme Kurulu, Tutuklu Gazeteciler Raporu

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir