AKP VE ONUN İLERİ DEMOKRASİSİ

Erdal KUDİS/ 05.04.2013

AKP iktidarının « demokratikleşme » süreci orduyu bağımsız bir siyasi güç olmaktan çıkarması ile başladı. Bu, ordu hegemonyasındaki devlet ve toplumda radikal bir değişmeydi. Odak’ta « Arap Baharı » denen dinci iktidar değişikliklerinin Türkiye’den başladığını yazdık. Amerika’nın büyük destek verdiği bu iktidar değişimi Libya, Tunus ve Mısır kadar sorunlu olmadı. ABD; Kuzey Irak’ta başına çuval geçirdiği askeriyeyi Türkiye’de AKP’nin eline teslim ediyordu.

Polis, Genelkurmay ve MİT AKP’nin elindeydi. AKP’nin iktidara yerleşme operasyonu kontrgerilla güçlerini ve darbeciliği tasfiye etme iddiasıyla yürütülüyordu. Gladio örgütlenmesine ait olduğu iddia edilen silahların ortaya çıkarıldığı söylendi ve söz konusu silahlar bir askeri darbe girişiminin hazırlığı olarak lanse edildi. Sanki bir darbe durumunda saklı silahlara ihtiyaç varmış gibi (!)

Genelkurmay ile alttan alta işbirliği içinde yürütülen operasyon AKP iktidarının ülkedeki egemenliği için atılan en önemli adımdı. Bugün bakıldığı zaman ne kadar akıllıca bir başlangıç yaptıkları ortaya çıkıyor. AKP ile işbirliği yapan generaller sıranın bir gün kendilerine geleceğini hiç düşünmeksizin birbirini sattılar.

Hedef alınan askerler ve siviller ABD’nin bölgedeki politikalarına karşı çıkıyorlar ve yeni sürece ayak diriyorlardı. Aralarında Veli Küçük gibi isimlerin ülke içinde de ciddi bir yıpranmışlığı vardı. Bu isimler, zamanında, Kürt ulusal mücadelesine karşı çok kirli yöntemler kullandıkları gibi Türkiye soluna karşı girişilen yargısız infazlar yine onların döneminde gerçekleşmişti. Adı deşifre olmuş insanlara ve generallere yönelme toplumda ciddi destek bulacaktı. AKP, sivilleşme ve demokratikleşme söylemleri ile aradıkları bu desteği aldı. AB’den de çok ciddi destek aldılar.

Türkiye solundan da destek geldi. Ancak AKP’nin amacı demokrasi değildi. Kendilerinin de belirtiği gibi ‘’demokrasi bir araç’’tı onlar için. Orduya yönelik operasyon ise sadece ilk adımdı sonraki adım toplumdaki diğer güç odakları olacaktı. Orduya Ergenekon ve Balyoz operasyonlar yaparken özelikle Ergenekon operasyonları ile kendilerine muhalif olan birçok kesimi de bu operasyona kattılar. Demokrasi gelecek beklentileri içinde olan aydınlar, yazarlar ve sol örgütler bile bu ope- rasyonlarda yargılandılar. ”Düşmanımın düşmanı dostumdur” düşüncesinin yanılgıya nasıl açık olduğunu gördüler.

AKP’nin iktidar ortağı olan ABD güdümlü Cemaat bu operasyonlarda kilit rol oynuyordu. Cemaat özellikle polis ve içindeki güçleriyle muhalifleri takip edip aleyhlerinde şantaj malzemesi topladı. Gizli saklısı olmayanlar için ise gene devlet olanakları ile şantaj malzemeleri yaratıldı.

Bu yoldan orduda büyük bir kıyım yaptılar. Asılsız suçlamalarla tutuklattırdıkları ve yine tehdit ve suç atma yöntemi ile devre dışı bıraktıkları subay ve generallerin yerine kendi adamlarını yerleştirerek buraları da kontrollerine almayı başardılar. Aynı zamanda Yargıyı da kontrollerine aldılar. Kaldırdıkları DGM’lerin yerine özel mahkemeler ve özel savcılar atadılar. Ergenekon operasyonu için kurulmuş gözüken bu süreç daha sonra her kesimi kapsadı. FB Spor Kulübü dahi bu mahkemelerde yargılandı. Özelikle Kürt ulusal hareketinin kitle örgütlenmesi alanına (KCK) yönelik operasyonlarda Nazilerin toplama kampına benzer görüntüler yaşandı. KCK operasyonu çerçevesinde belediye başkanlarından belediye çalışanlarına kadar binlerce kişi tutuklandı. Doğuda belediye çalışanları ağırlıklı başlayan bu operasyon daha sonra batıda kamu çalışanları alanına kaydı. Sermaye karşısında hak mücadelesi veren sendikal örgütlenmeler ilkin KCK operasyonlarında hedef alındı. Daha sonra Devrimci Karargah ve DHKC operasyonlarına da maruz kalacak olan bu sendikaların hedef alınmasındaki asıl amaç onları güçten düşürmek ve işlerinden olan memurların yerine de kendi adamlarını yerleştirerek her alandaki kadrolaşmalarını tamamlamaktı. KCK ve Devrimci Karargah operasyonlarında dergimiz okurları ve Kadıköy Kültür Merkezi çalışanı olan arkadaşlarımız dahi gözaltına alındı.

Eğitim ve Dayanışma Hareketi çerçevesinde yaptığımız internet üzeri sohbetlerimiz bile hedef alındı. Eskişehir ve Ankara’da operasyonlara maruz kaldık. Çoğunluğu öğrenci olan arkadaşlarımız gözaltına alınıp tutuklandılar.

İktidar toplumdaki bütün muhalefeti susturmak istiyordu. Ergenekon’dan başlamasının nedeni Ulusalcılar olarak da tabir edilen bu kesimin AKP karşısında ciddi bir dinamik olmasıydı. AKP iktidarı ve Cemaat , toplum ve devlet yapısına müdahalelerini çok kurnazca yaptılar. Önce generalleri birbirine karşı kullandılar. Genelkurmay kendi otoritesini korumak için bu operasyonlara destek verdi. Sonra sıra kendilerine gelecekti. Polisle orduyu birbirine karşı kullandılar. Sonra Hanefi Avcı gibi polisler de tasfiye edilecekti. Toplumsal güçleri birbirine karşı da iyi kullandılar. İktidarı tam olarak ellerine geçirene kadarki operasyonlarında geniş bir toplumsal destek hedeflediler. Ergenekon operasyonlarında yukarıda yazıldığı gibi sol güçler bile destek verdi. Kürt ulusal hareketi de süreci destekliyordu. Çünkü orada yargılananların çoğu yürütülen kirli savaşta yer almıştı. CHP ile MHP Ulusalcıların tasfiyesine aslında seyirci kaldılar. Ama sıra sonra kendilerine gelecekti. CHP Genel başkanı Baykal bir ahlak infazıyla alaşağı edildi. Aynı uygulama ile MHP de vuruldu. AKP; KCK operasyonlarında ise CHP ile MHP’nin onayını alacaktı.

Kürt Ulusal Hareketi de AKP’ye tehditti. Ancak bu daha karmaşık bir sorundu. Kürt açılımı ile başlayan bu süreç daha sonra Oslo görüşmeleri olarak devam etti. Bu süreçte bir grup PKK’li Habur’dan karşılıklı anlaşma çerçevesinde ülkeye görkemli bir karşılama ile giriş yaptı. Türkiye demokratikleşiyor ve Kürt sorunu çözülecek propagandalarının ardından önce, gelen PKK’li gruplar hakkında mahkemeler kuruldu. Ardından legal çalışanlara yönelik tutuklamalar başladı. Süreç tam bir çıkmaza girmişken AKP’nin Suriye’de karşılaştığı sorunlar nedeniyle Öcalan ile tekrardan görüşmeler başladı ve yeni bir «barıs» süreci başladı.

Bu sürecin kime hizmet ettiği belli olsa da gelişmeler önümüzdeki günlerde daha iyi ortaya çıkacak. Ancak şimdiden AKP için büyük bir zafer olduğu kesin. Çünkü en büyük ve dinamik muhalif gücü hem pasifleştirdi hem de önümüzdeki politikalarında yanına çekti. Şimdi bir- çok şey AKP için daha kolay olacak görünüyor. ABD ile AB arkalarında durmaya devam ediyor. Ulusalcıları büyük oranda ezdi. Ezdiklerinden bir kısmına sonradan gül uzatıp kendi yanına çekmeye başladı. CHP ve MHP’nin politikasızlıkları ortamında mecliste istediklerini yapıyorlar. Hatta meclisi bile devre dışı bırakıyorlar. PKK geri çekilme için meclisten garanti isterken, Erdoğan ”meclise gerek yok bu işi hükümet yapıyor” demecini veriyor. Aslında demek istediği ”Bu işte tek sorumlu benim”.

Muhalefet yapacak herhangi ciddi bir güç kalmadı karşılarında. Basını da kendi kontrollerine aldılar. Muhalif ses çıkaran hiç kimse yerinde kalamıyor. En çok satan gazetelerde köşe yazarlığı yapanların büyük kısmı yerlerinden oldu. AKP iktidara geldiğinde en çok eleştiren Aydın Doğan şimdilerde AKP destekçisi durumuna geldi.

Öğrencilerin AKP’ye karşı başlattıkları direniş ise bine yakın öğrencinin tutuklanması ile zayıfladı. ODTÜ’lü öğrencilerin başlattıkları direniş ve daha sonra onlara destek verenler de baskılardan nasibini aldılar.

Ergenekon, KCK, Devrimci Karargah vb… derken şimdi de DHKC operasyonları gündemde. Önce dernek, gazete ve kültür merkezi çalışanları tutuklandı. Ardından avukatları tutukladılar. En son ise memurlara yöneldiler. Büyük küçük hiçbir muhalif sesin çıkmasına müsaade etmiyorlar. İşçi konfederasyonlarına bağlı sendikalardaki bütün devrimci unsurları saf dışı ediyorlar.

Yasalar ve yerel yasaklar ile de toplum yeni sisteme uygun hale getiriliyor. Laik bir ülke olarak bilinen Türkiye şimdilerde İslamcı ülkelere örnek olacak şekilde İslamcı çizgiye kaydırılıyor. Üniversitelerde başlattıkları başörtüsünü artık bütün eğitime yaydılar. İlkokullarda dahi artık başörtüsü ile girilebiliyor. Düne kadar başörtüsü demokratik bir taleptir diyenler şimdiler de başörtüsü takmayanları dışlamaya başladılar.

Toplumun kadına bakışı da yeniden şekillendiriliyor. Tecavüze uğrayan kadınlar için “Onlar da giyim kuşamlarına dikkat etsin” diyen bakanlarımız, 8 Mart Emekçi Kadınlar Gününde ‘’kadın gerekirse dövülebilir, Kuran’da bu yazılı’’ deyip gerekçe gösteren belediye başkanımız var artık. Yakında şeriat kuralları da örnek gösterecek.

Afyon valiliği neredeyse evlerde bile alkol içimini yasaklayacaktı. Sokakta el ele dolaşan çiftlere ya da öpüşenlere müdahale ediliyor. Mahallenin ahlakı kaldırmıyormuş. Kadın memurların etek boyları tartışma konusu oldu. Hosteslerin de kıyafetleri değiştirildi ve etek boyları ayak hizasına çekilmek isteniyor. Ne de olsa artık Müslüman bir ülkedeyiz ve hava yollarımız bizim dışa açılan kapımız ise bizi iyi lanse etmeli. Diyanet Bakanlığı halife gibi her olay için caiz mi değil mi diye bildiriler yayınlıyor. Yerel din adamları Kadılar gibi çalışıyor.

Çocuk istismarı ve çocuk gelinlerin önüne geçilmediği gibi tecavüzde suçlu kadınmış muamelesi yapılıyor ve tecavüzcüsü ile evlenmesine zorlanıyor. Dizilerdeki bazı sahneler bile tartışma konusu oldu. Bazı diziler bu anlamda kendi ken- dilerine sansür uygulamaya başladılar. Bazıları ise erken final yapmak zorunda kalıyor. Filimlerdeki içkili sahneler kaldırılıyor. Yine dizilerde evlilik dışı birlikte yaşayanlar ‘’tepkiler’’ üzerine « evlendiriliyorlar ». Toplumun « ahlak ve namusuna uygun olmayan durumlar» iktidarı rahatsız ediyor. Kendi zihniyetlerindeki ahlaksızlıkları topluma mal etmeye çalışıyorlar.

Alevilerin Cemevlerinin ibadethane olarak tanınması çalışmaları iktidar tarafından reddediliyor. Yaptıkları Alevi Çalıştayları, Alevileri Sünnileştirme çabalarının ötesine geçmiyor. Kürt ulusal hareketi ile giriştikleri ilişkinin de Kürtleri Sünni bloka çekmekten öteye geçmediği görülecek.

AKP iktidarına karşı mücadele etmek istiyorsak tıpkı onlar gibi toplumdaki bütün muhalif güçleri toparlamamız gerekir. Ulusalcısından, Alevisine, Sünnisine kadar toplumda AKP iktidarından rahatsızlık duyan bütün kesimlerle demokrasi mücadelesinde ittifaklar kurmaya çalışmalıyız. Sol birbirine saldırmak yerine ittifaklar yaparsa başarılı olur. Devrimci hareketin gelişmesi için şartlar her zamankinden daha uygun. Bu sürece hazırlıklı giren kazanır.

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir