AKP VE VİCDANLI EĞİTİM EMEKÇİLERİ

Ömer Yasin ÖZTÜRK

İktidar ve destekçilerinin toplumun muhalif kesimine karşı giriştiği mücadele genişlemeye devam ediyor. Aynılaştırılamayanı yok etme refleksi, bütün ulus devletler tarafından var olabilmek adına canlı tutulmak zorunda. Devletin sahip olduğu bütün kontrol araçları, bu refleksin halk tarafından içselleştirilmesi amacına hizmet ediyor. Kişi kendi var oluşunu devletinkiyle özdeşleştirebildiği ölçüde vatandaş olabiliyor. Bahsettiğim pratiğin en çok uygulanabilir olduğu alan ise elbette eğitim. Okullar öğrencilere iyi bir vatandaşın sahip olması gereken meziyetleri verebildiği ölçüde başarılı sayılıyor.

Örneğin tarih derslerinde öğrenci Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışıyla üzülmeyi, kazanılan savaşlarla mutlu olmayı öğreniyor. Bu bağlamda eğitim, halka benimsetilmeye çalışılan kutsal devlet düşüncesinin en önemli destekçilerinden biri konumunda.

Öyle ki bu önemli dayanak noktasında karşılaşılan en ufak çatlak, muktedirlerin tahammül edemeyeceği oranda genişleyiveriyor. Kürdistan’da uygulanan devlet terörüne karşı gerçekleştirilen protestolardan ikisinin, ülke genelinde geniş kitlelere yayılması ve gündem haline gelmesi bu durumu açıklar nitelikte.

indirİlk olarak Türkiye’de uzun süredir popülerliğini koruyan bir talk Show programında, Diyarbakır’da görev yapan bir öğretmenin yayına bağlanmasından ve Kürdistan’daki katliam politikalarını eleştirmesinden bahsetmek istiyorum. Hatırlanacağı üzere Ayşe Öğretmen’in sözlerinden sonra öğretmenin fikirlerin
i paylaştığını belirten program sunucusu Beyazıt Öztürk kendisine karşı geliştirilen ötekileştirme kampanyası sonucunda sözlerini geri almakla kalmamış, devletinin her zaman yanında olduğunu, kendisinin de polis çocuğu olduğunu söylemişti. Hatta Kanal D de benzer sö- zlerle devlete yalnız olmadığı mesajını vermiş, iktidar yanlısı tutumuyla burjuva sermaye tavrının ne olması gerektiğine dair kafalardaki tüm soru işaretlerini yok etmişti. Ayşe Öğretmen’e verilen tepkiler ise yazının başında üzerinde durduğumuz devlet refleksi kavramını ve eğitim/devlet ilişkisinin özetini sunuyor.

Aynı günlerde Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi 1100 akademisyenin imzasıyla Bu Suça Ortak Olmayacağız isimli bir bildiri yayınlamış, Kürdistan’daki devlet şiddetini desteklemediğini belirtmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise adeta akademisyenleri hedef göstermiş, onları terör destekçisi olmakla suçlamıştı. Ardından gelen adli ve idari soruşturmalarla akademisyenler sindirilmeye çalışılmış, hocalarımız paramiliter mafya örgütlerince tehdit edilmişti.

Türkiye’de başarılı sayılan birçok üniversiteden yüzlerce öğretim üyesinin imzaladığı bildiri, işlerin yolunda gitmediğini net bir şekilde ortaya koymaktaydı. Zira devletini sevmesi gereken öğrencilerin hocaları devletin yaptıklarının kesinlikle karşısında olduklarını söylüyorlardı. İktidarsa bu durum karşısında bilimi itibarsızlaştırma yoluna gitti. Erdoğan akademisyenlerle ilgili söylemlerinde “aydın müsveddeleri” gibi hakarete varan ifadeler kullanmaya başladı. Daha sonra bazı mahalle muhtarlarının öğretim görevlilerine yönelik yaptığı kınama açıklaması ise itibarsızlaştırmanın boyutlarını gözler önüne serdi.

AKP hükümetinin iktidara geldiği günden bu yana eğitimciler ve eğitim kurumlarıyla arasının iyi olmadığı açık. Toplumun ilerici çekirdeğine ve bilim merkezlerine yönelen baskı gençleri ve hocaları harekete geçmeye zorluyor. Anlaşılan o ki ilk ve orta öğretimi bilim ve sanata dair bütün içerikten arındırmak isteyen hükümet, üniversiteler üzerindeki denetimini başka yollardan tesis etmeye çalışıyor. İktidarın bu politikalarının nasıl bir karşılık alacağı ise açık gibi. Her alanda kontrol altında tutulmak istenen gençlik, kendi dayanışmasını sokakta örüyor, örecek.

,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir