AVRUPA ÜLKELERİNDE YÜKSELEN IRKÇILIK

Ekin ASYA

“İnsanların toplumsal özelliklerini biyolojik, ırksal özelliklerine indirgeyerek bir ırkın başka ırklara üstün olduğunu öne süren öğreti, rasizm.” diye geçiyor TDK sözlüğünde ırkçılık. Kökeninde ise, kafatası ölçümleri, renge göre ayrımlar yapılarak hatlar çizilmeye çalışıldı ırklar arasında. Unesco’nun 1967’de Paris’te düzenlediği, “Irkçılığın Tanımlanması”ndan çıkan sonuca göre ırkçılık; işgalleri, köleliği ve sömürgeciliği haklı çıkartmak adına ortaya atılmış bir kuramdır. “Elbette ırkçılığın toplumsal ve tarihsel köklerinin yanı sıra ekonomik kökenleri de mevcuttu. Bu uzun süreçte ırkçılığa maruz kalan veya sömürülen yerli halkların ya da azınlıkların dikkat çekici bir şekilde toplumda ekonomik statü açısından hep en alt katmanda yer aldıklarını görürüz. Bu konuda özellikle Marksist teorisyenler ırkçılığın kapitalizmin dünya ölçeğinde üretim tarzı olmasıyla ortaya çıktığını vurgular. Irkçılığın ortaya çıkışı 17. ve  18. Yüzyıllarda köle emeğinin kullanılma sürecine bağlıdır. Özellikle bu dönemde sömürgelerdeki plantajlarda önemli bir işçi yoğunluğu yaşanıyor. Irkçılık ta plantaj aristokrasisi denebilecek bir sınıfın ideolojisi olarak şekillenmeye başlıyor. Yenidünyada sistemli kölecilikle, ırkçılık bu açıdan yan yana geliyor.”(Akd. Sinan ÖZBEK 2012; 58)

İkinci Dünya Savaşı`nın ardından harabeye dönen ülkeler, savaşın ardından toparlanma sürecine girdi. Bu süreç Avrupa’da hem kendi öz kaynakları hem de ABD`den gelen Marshall Yardımları ile oluşmaya başladı. Yıkıma uğrayan şehirlerin yeniden yaşama uygun hale gelebilmesi için başta Almanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesi dışarıdan gelen işçilere kapılarını açtı. Geldiklerinde özellikle fabrikalarda ve inşaat sektöründe istihdam edilen işçilerin, geldikleri ülkelerde kalıcı olmaya başlamasıyla birlikte entegrasyon sorunu ortaya çıktı. Buna karşılık sağ partiler tarafından bu durum kullanılarak göçmen karşıtı insanlar oy potansiyeline dönüştürüldü. Göçmen karşıtlarının artışı ve sağ parti oylarının yükselişi beraberinde göçmenlere karşı ırkçı saldırıları da getirdi. “İkinci Dünya savaşı sonrası Avrupa’da kesintiye uğrayan ırkçı eğilimler 90’lı yıllardan itibaren artış göstermeye başladı. 1930’l ardaki antisemitist yapısının dışına da çıkan günümüz ırkçı eğilimleri özetle o ülkeden olmayan’ ama genelde de ‘Avrupa Kültürü’ dışındakileri tehdit etmektedir. Irkçı saldırıların artma nedenleri üç ana başlık halinde toplayabiliriz. Göçmenlerin niceliksel artışları, yaşanan ekonomik krizler, ülkelerin ulusal kimlik kaygısı” (Akd. M. Taş 1999; 93–4).

Göçmen karşıtlığının başlıca unsurlarından olan ekonomik sebepler, zaten yayılması kesilmeyen ırkçı tutumların hızını günümüzde iyiden iyiye artırdığını görüyoruz. 2007 yılında ABD’de başlayan ve 2008’de Avrupa’ya da etkisini gösteren finansal kriz sonucu olarak birçok ülke de işsizlik oranları arttı. Bu durumu nedeni, zaten kötüye giden devlet ekonomisinden şikâyetçi ve iş sahibi olmayan genç nüfusa, sağ partiler tarafından göçmenler olarak işaret edildi. Bunlarla birlikte zaten var olan Müslüman karşıtlığı da, İslami çevreler tarafından yapılan silahlı eylemler nedeniyle iyice yükselişe geçti.

Dünyanın hemen hemen her ülkesinde geçmişten beri bir politika halinde sürdürülmeye çalışılan ırkçılık, günümüzde de kendini var ediyor.

Dışarıdan bakınca demokratik olarak görülen Avrupa ülkelerinin neredeyse hepsinde en az bir ırkçı parti göze çarpar halde. Almanya’da; Hıristiyan Demokratlar, Bulgaristan’da ATAKA, Slovenya’da SNS Hollanda’da Özgürlük Partisi, İsviçre’de İsviçre Halk Partisi, Danimarka’da Halk Partisi, Yunanistan’da; Altın Şafak, Norveç’te İlerici Parti, Macaristan’da Jobbik, Fransa’da Ulusal Cephe, İtalya’da Lega Nord ve yazımızda asıl üzerinde duracağımız ülke İsveç`te İsveç Demokratlar Partisi.

İsveç Demokratlar 2014 Eylül seçimiyle birlikte, Sosyal Demokratlar (yüzde 31.1) ve Muhafazakar Parti (yüzde 23.2)’ den sonra en fazla oy toplayan üçüncü parti olarak (12.9) meclise girdi (parlamento üye sayısı; 349). 2010 Seçimlerinde yüzde 5.7 oy alan İsveç Demokratların son seçimde yüzde yüzden fazla başarı sağlaması, ülkede hızla yayılan ırkçılığın bir sonucu olarak ortaya çıkmış durumda. İsveç Demokratları`nın kökenlerinin 1979 yılında ortaya çıkan “İsveç İsveçlilerindir Hareketi” ne dayandığı ve partinin Neo-Nazi bağlarının olduğu söylenmektedir.

Seçimlerden iki ay sonra azınlık hükümeti,  bütçe tasarısı konusunda muhalefetten destek alamadı. Muhalefetin kendi bütçe tasarısını meclisten geçirme isteğinden geri adım atmamasına tepki gösteren başbakan erken seçime gidileceğini işaret etti. Ardından bir karar değişikliği ile “ülkenin geleceği ve istikrarını düşünerek” muhalefet partileriyle iş birliği yapma kararı aldıklarını söyledi Başbakan Löfven. Birlik sağladığı partiler; Ilımlı Parti, Çevre Partisi, Merkez Parti, Halk Partisi ve Hıristiyan Demokrat Parti oldu. Parlamentoda hükümeti düşürmek için muhaliflerin hazırladığı bütçeyi destekleyen İsveç Demokratları Partisi bu birliğin ardından yeni girişimler yaparak bu kez de Başbakan Löfven hakkında gensoru verdi.  İşbirliğine yanaşan bu partilerin arasında Halk Parti başkanı Björklund:

“Başbakan Stefan Löfven zaten erken seçim kararı alarak acele etmişti. Aldığı erken seçim kararı tarihine kadar sekiz hafta var. Biz ülkemizde göçmenlerin uyum sorunu olduğunu savunuyoruz. Uyum ve mülteci sorunlarının çözülmesi için yeni bir yasaya ihtiyacımız var. Geçtiğimiz seçimlerde bunu halkımıza tam olarak anlatamadığımız için kayba uğradık. Hükümet ile yaptığımız görüşmelerde müttefik partilere bunu kabul ettiremedik ama mutlaka vatandaşlık testi getirilmesi için uğraşacağız. Sağlam bir iş piyasası oluşturmamız göçmenlere iş imkânı yaratmakla olur. Göçmenlerin iş bulmaları ancak dilimizi iyi bilmeleriyle mümkün olur. Göçmenlerin okuması, akademisyen olmaları iyi maaş almaları sayesinde sosyal yardımlar ve hükümetin üzerindeki ekonomik yük azalır. Uyum yasasında değişiklik yapılmasıyla ilgili maddeler zaten bizim parti programımızda var. Müttefik partileri ikna edebilirsek, vatandaşlığa geçmek isteyenlere dil testi getirmek istiyoruz (27–12–2014)

İsveç’te işsizlik oranı %8 bu durum göçmenlerde %16′ lara çıkıyor. İşsizliğin ortaya çıkması, göçmenlere ayrılan devlet bütçesi, yabancı-Müslüman karşıtı söylemler üzerinden çıkış yakalayan ırkçı parti İsveç Demokratları son zamanlarda yaşanılan cami saldırıları sonrasında yapılan anketlerde oylarını daha da artırmış gözüküyor. Sosyal Demokratlar politikasıyla Suriyeli göçmenleri kabulde Almanya’dan sonra Avrupa’da ikinci sırada yer alan İsveç`te,  Expo Dergisi’nin haberine göre 2014 yılında on ikiden fazla cami saldırısı oldu. Saldırılıp yakılan camilerde yaralananlar da oldu. Buna karşılık Uppsala’da 2014 sonlarına doğru saldırıya uğrayan bir camii, duyarlı insanlar tarafından kapısına notlar ve kalpler yapıştırılarak saldırı kınanmış oldu. Bir yandan saldırılara karşı insanlar sokaklara çıkıp, göçmenlere bu tarz eylemlerle destek olurken, diğer yandan bir kesim de içinde bulundukları ekonomik çıkmazı göçmenlere bağladığı için ırkçı partilere destek veriyor.

Günümüz dünyası; modern, demokratik olarak sunulmaya çalışılsa da kapitalist evrenin içinde bulunduğu ekonomik çıkmaz sürekli yeni buhranlar meydana çıkaracaktır. Zengin ve fakir arasındaki bu uçurum büyüdükçe kutuplaşmalar da artacaktır. Kutuplaşmaların yoğunlaştığı zamanlarda şiddet eylemlerinin artması kaçınılmazdır. Din saldırıları, milliyet üstünlüklerine dayalı eylemler ortaya çıkan ekonomik krizlerden ortaya çıkan yan unsurlardır. Yani her ne kadar ırkçı saldırılar olarak lanse edilse de sorunun kökeninde sınıf savaşımı vardır.

 

 

 

mexican_neo_nazis_by_themistrunsred-d57gqys

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir