Aynada Görünen İki Yüz

Yeşim KANTEKİN

maxresdefault

AKP’nin Sopası
Tarihe Haziran Direnişi olarak geçen Gezi Direnişi sonrası panikleyen AKP, öncesinde saman altından yürüttüğü baskı ve şiddetini, Gezi Direnişi ile, bütün açıklığıyla gözler önüne sermiş, İstanbul Taksim Meydanı başta olmak üzere Antakya, Ankara, Eskişehir, İzmir ve daha birçok yerde yapılan eylemlerde faşist tutumlarını iktidarlığı sürecinde yerleştirmiş olduğu kendi polisiyle sürdürmüş, yaralanma ve ölümle sonuçlanan saldırılarda bulunarak kendine muhalif olanlara savaş açmıştır. Gezi süreciyle birlikte AKP’nin siyasi parti olma anlayışı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın tek söz söyleyen olma hakimiyeti ile özdeş olduğunu daha da açığa çıkarmıştır. AKP hiyerarşisinde zaman zaman çatlak sesler çıksa da en alt kadrosundan en üst kadrosuna kadar Başbakanın sözünün üstüne söz söyleme hakkının olmadığı açıklıkla görülmeye başlanmıştır.
Dershane tartışmaları ile birlikte gün yüzüne çıkan -AKP Cemaat çelişkisi- 17 Aralık tarihiyle başlayan kaset ve tape dönemi AKP tarafında skandallara neden oldu. 17 Aralık günü İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Zekeriya Öz’ün istemiyle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın da adının geçtiği, dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın oğlu Salih Kaan Çağlayan, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın oğlu Abdullah Oğuz Bayraktar, Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan, iş adamları Ali Ağaoğlu, Reza Zarrab ve Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir’in de aralarında bulunduğu 89 kişi evlerinde yapılan aramaların ardından gözaltına alındı. (www.cnnturk.com/haber/turkiye/17-aralik-yolsuzluk-ve-rusvet-operasyonunun-gun-gun-gelisimi ) Bakanlar mevkilerinden çekilmek zorunda kaldılar. AKP bunu darbe olarak nitelendirdi ve hemen ardından HSYK yapılanmasında değişiklik yaptı. Türkiye gündemi tarihinde hiç yaşamadığı hareketliliği yaşar oldu. Saat başı gündem değişiyor, yeni bir tape çıkıyor veya yeni açıklamalar yapılıyor veya yeni yasaklar dayatılıyordu. Yolsuzluklarla, hırsızlıklarla anılan AKP süreçten en az olumsuz etkiyle çıkmak için bir yandan kendi kitlesini kendisine muhalif olanlara karşı kışkırtıyor diğer yandan da Twitter ve Youtube yasakları, MİT yasası değişiklikleri ile gücünü ifşa etmeye uğraşıyordu. İşte böyle bir Türkiye ile 30 Mart yerel seçimlerine vardığımız günleri yaşıyorduk.

30 Mart tarihi bütün bunlara rağmen AKP’nin zaferi oldu. Bunun nasıl olduğuna, diğer partilerin durumlarına vs. girerek konuyu çok geniş bir biçimde ele almayacağız, bu yazının yazılma amacı: CHP’de neler olduğudur? Fakat şunun da bilinmesini isteriz ki AKP iktidarlık hırsının sonucu olan tutumlarının İttihat ve Terakki’nin 1912 yılının Ocak ayında yapılan seçimlerde sergilediği tutumdan hiçbir farkı yoktur. Çünkü İttihat ve Terakki partisi halkı tehdit etmekten, baskı yapmaktan çekinmemiş, hatta bazı yerlerde halk sandık başında sopa yediği için tarihte sopalı seçim olarak geçmiştir.

CHP ve Yerel Seçimler

CHP içindeki bazı milletvekilleri kabul etmek gerekir ki Gezi sürecinde çok önemli bir tavır sergilediler, halkla birlikte gaz yediler ve insanları AKP karşısında yalnız bırakmamaya özen gösterdiler. Hatırlanmalı ki CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu gazın etkisi ile fenalık geçirdi. CHP kendi mitingini iptal edip kitlesini Gezi Parkına taşıdı. İstanbul’da düzenlenen Sosyalist Enternasyonal Konsey toplantısında GEZİ adında masa oluşturuldu, Gezi Park’ında yaşananlara ilişkin oturum yapıldı ve Gezi’de yaşananları anlatan belgesel gösterimi yapıldı. (http://www.youtube.com/watch?v=R7t3TUL_CiY)
Böyle bir süreci yaşayan CHP yerel seçimlerde yüzünü sola dönmek yerine sağa göz kırpmayı kırpmayı naif bırakacak sağcı hamleler yapmayı tercih etti. CHP, liberal, muhafazakar, milliyetçi, solcu ayrımı yapmaksızın toplumun bütün kesimlerine açık oldukları iddiası ile İstanbul’da Mustafa Sarıgül gibi cemaate yakın olan bir ismi, Ankara’da ise Deniz Gezmiş’e hakareti ile bilinen MHP tabanlı Mansur Yavaş’ı aday göstererek yerel seçimlerde nasıl bir tutum sergileyeceğini göstermiş oldu ve başaracağını hatta İstanbul ve Ankara’da kazanacağını umdu.

Oysa Ecevit bile 1970’lerde sol söylemler ile büyük başarı kazanmıştı. CHP sosyal demokrat tarihinden ders çıkaramadı. Hatta CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu seçim öncesi Ankara mitinginde kurt işareti yapacak kadar fütursuzlaştı. Bununla birlikte AKP’nin çoğunlukçu ve otoriter tavrından Başbakan Erdoğan’ın en ufak bir şeye dahi müdahale eder durumundan kaynaklı CHP, siyasetini Recep Tayyip Erdoğan karşıtlığı üzerine kurmaya çalıştı.

Onca yolsuzluğa, hırsızlığa rağmen seçimlerde Cemaat’e yakınlığıyla bilinen Mustafa Sarıgül’ü İstanbul belediye başkanlığına aday gösterdi. Buradan ne anlamalıyız? “Onların hırsızları gitsin bizim hırsızlar gelsin” meselesine varmıyor mu? Görünen köy kılavuz istemiyor. Erdoğan gitsin Sarıgül gelsin demek, samimiyetsizliklerini gösteriyor. Ortada, rüşvet ve adalet konularında bir temiz toplum kurma iddiası görülmüyor. Cemaat’e net mesafe koymadan “din istismarcılığına, adaletsizliklere, yolsuzluklara hatta çevre katliamına son vereceğiz” demenin inandırıcı bir tarafı olmuyor. CHP’de çevre yağmacılığına karşı bir alternatif iddia da görülmüyor. Sadece baştakini değiştirme iddiası ile halkta heyecan yaratılamıyor.

Durum böyle iken hem genel beklenti hem de CHP tabanının beklentisi 17 Aralık süreciyle başlayan hırsızlık ve yolsuzluk skandallarının AKP’yi yerel seçimlerde aşağıya çekeceği yönündeydi; fakat CHP yerel seçimlerde  Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın deyimiyle büyük bir hezimete uğradı. AKP yerel seçimlerin yine galibi oldu, MHP ve Doğu’da BDP oylarında artış olurken CHP bir ilerleme sağlayamadığı gibi daha önceden kazanıyor olduğu yerleri de kaybetti.

30 Mart yerel seçimleri sonrası, CHP parti meclisi yerel seçim değerlendirmesinden önce Kemal Kılıçdaroğlu parti milletvekili kadınlarla yemekte bir araya geldi. Cumhuriyet gazetesinin 17 Nisan 2014 tarihli “CHP’de ilk hesaplaşma” başlıklı haberine göre; Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin organize ettiği ve kadın milletvekillerinin talebi doğrultusunda düzenlenen toplantıya, ulusalcı kanattan Birgül Ayman Güler, Dilek Akagün Yılmaz ve eski genel başkan Deniz Baykal’a yakın milletvekillerinden Nur Serter katılmadı. Toplantıda milletvekilleri ağırlıklı olarak örgütlerden rahatsızlıklarını dile getirirken, özellikle bazı örgütlerin kadın adaylar konusunda özensiz ve “erkek egemen” bir anlayış sergilediğine dikkat çekti. Edinilen bilgiye göre toplantıda İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak, yüzde 33’lük kadın kotasına yerel seçimlerde uyulmadığını, kadınların seçilebilir yerlerden aday gösterilmediğini anlatırken, CHP’de bütün kesimlerin temsil edilemediğine dikkat çekti. Toprak, “LGBTT’liler CHP’den belediye meclisine aday oldu, ancak son sıralarda yer verildiği için seçilemediler” görüşünü dile getirdi. Kadın milletvekillerinin hemen tamamı, kadın adaylar konusunda örgütlerin tutumundan yakınırken, bazı yerlerde kadın adayların silinip yerine örgütlerin tercih ettiği erkek adayların yazıldığını anlattı.” Aynı toplantıda Ankara Milletvekili ve eski CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan seçim sonuçlarını bir “hezimet” olarak nitelendirdi. Tarhan, “İnsanlar nerede durduğumuzu bilmediği için oy vermedi. Sosyal demokratız diyorsunuz, sağa açılım yapıyorsunuz. Bu ikisini nasıl bütünleştireceğiz. Bu parti için solcu, ulusalcı olmak suçsa bunun izah edilmesi gerekiyor.” dedi. Bu başarısızlığın hesabının sorulması gerektiğini belirten Tarhan, “Ben yargıçlık yaparken, bir hata yaptığım zaman hatalı karar verdiğim zaman bunun hesabı sorulurdu. Seçimlerden aldığımız sonuç, başarısızlık ötesinde hezimet. Bu konuda da sorumlular hesabını vermeli” dedi. CHP’nin seçim süreci boyunca cemaate yakın bir görüntü verdiği imasında bulunan Tarhan’ın, “Seçimlerde belli bir tarafla işbirliği içinde göründük. Belki bir işbirliği olmadı ama böyle bir algı oluşturuldu. Kesin bir dille de reddetmeliydiniz, tepki göstermeliydiniz. Ama böyle yapmadınız.” diye belirtti. (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/61955/CHP_de_ilk_hesaplasma.htm)

Bu toplantıya katılan Binnaz Kurt ise Haber Türk gazetesi Kübra Par’ın, “Kılıçdaroğlu’nun bozkurt işareti yapması eleştirildi. Sağa açılım sosyal demokrat değerlerle çelişir mi?” sorusu üzerine
“Hayır, adaya bağlı. Örneğin Mansur Yavaş sola yatkın olan, kapitalizmi eleştiren seçmen tarafından da çok sevildi. Türkiye’de bu sağ sol kategorilerini nasıl tanımlayacağımız çok karıştı zaten…”cevabını verdi.
Seçim değerlendirmesi toplantısında Muharrem İnce, “Sayın Genel Başkanım, siz de Sayın Baykal gibi sağdan ve sağcılardan medet umdunuz ve sonuç ortada, başarısız olduk. Siz de transferlere bayılıyorsunuz. Partinin evlatlarına güvenmek yerine dışarıdan olan insanlara yer verdiniz, kendi değerlerinizi yeterince koruyamadınız. Cumhurbaşkanlığı seçimi için Ümit Boyner’in adı konuşuluyor. Boyner’in CHP ile ne ilgisi var? Ben nasıl çalışırım, örgütü nasıl çalıştırırsınız Ümit Boyner için? Bakın Tayyip Erdoğan’a kimi ortaya atıyor? Ben adayım diyor. Hiç dışarıdan aday söyleniyor mu? Eğer biz 131 kişilik bu parti grubundan aday çıkaramazsak 2011’de doğru milletvekilleri seçmedik demektir. Biz zaten yarışa yenik başlıyoruz demektir. Türkiye 3’e bölünmüş. Kürtler, Muhafazakâr Sünniler ve Aleviler-Laik Sünniler. Bizim içinde bulunduğumuz 3. Cenah. Bilimle çıkacağız biz bu bölünmüşlükten. Sayın Genel Başkan; seçim döneminde Başbakan her yerde meydanlara tek başına çıktı. Siz ona “diktatör” dediniz ama kendiniz de meydanlara hep “tek başına” çıktınız. Ona öykünmüş gibi oldunuz. Partinin tanınan yüzleri ve yeni yüzlerini alıp ekip olarak çıkmalıydınız. İnandırıcılık her şeyden önemlidir. Biz, hiç Alevinin olmadığı Rize’de, cuma namazı çıkışında savunmalıyız Alevileri ki inandırıcı olalım. Ya da Kürt nüfusun olmadığı Edirne’de savunmalıyız Kürtleri ki inandıralım.” açıklamalarında bulundu. (http://www.yeniasir.com.tr/Yazarlar/sebnem_bursali/2014/04/22/bizi-mhp-bitirir&sa)

1 MAYIS İŞÇİNİN VE EMEKÇİNİN BİRLİK VE MÜCADELE GÜNÜ-CHP
CHP’nin heterojen yapısı, kendisini işçinin emekçinin birlik ve mücadele günü olan 1 Mayıs’ta da gösterdi. Bir yanda Şafak Pavey gibi milletvekilleri AKP polisinin biber gazına, şiddetine maruz kalırken diğer yanda Beşiktaş Belediye Başkanı Murat Haznedar polise teşekkür etti. Hürriyet Gazetesi Yalçın Bayer’in, “Beşiktaş; 1 Mayıs ve CHP’li Kahramanlar” yazısından edindiğimiz bilgiye göre; Mustafa Sarıgül, Beşiktaş ilçe binasına geliyor, ilçe binasında bir süre oturduktan sonra vapur iskelesinde bulunan arabasına kadar bizzat ilçe başkanı Murat Haznedar ve ekibi tarafından uğurlanıyor. Mustafa Sarıgül geldiği sırada ilçe binasında bulunan partililer, Sarıgül’e seçim bittikten 5 gün sonra ortaya çıktınız, Ankara adayı kadar olamadınız, oylara sahip çıkamadınız. Seçim çalışmaları boyunca işçinin emekçinin adını bile ağzınıza almadınız şimdi 1 Mayıs’a geliyorsunuz, kendinize prim mi sağlayacaksınız diyerek tepkiler vermiş.
Mahmut Tanal, Muharrem Işık, Erdal Aksünger, Veli Ağbaba, Hüseyin Aygün, İlhan Cihaner, Özgür Özel, Şafak Pavey, Melda Onur, Gürsel Tekin gibi CHP’li milletvekillerinin katıldığı 1 Mayıs’ta zaman zaman polisle tartıştıklarına, ilçe binası önünde oturma eylemi yaptıklarına, gaz yediklerine şahit olduk ve CHP’li üyelerden çok olumlu tepkiler aldıklarını keşke bütün belediye başkanlarının ve milletvekillerinin burada emekçinin mücadele gününde bizimle mücadele ettiklerine tanık olsak dediklerini duymuş olduk. Hemen ardından Sezgin Tanrıkulu Bakan Ala’ya 1 Mayıs’ta olanlarla ilgili yazılı cevaplaması üzere soru önergesinde de bulundu.

Pratikte olanlar gösteriyor ki CHP’nin bürokratik yapılanması içinde çatlaklar var. İyi niyetli emekçiden yana özgürlükçü milletvekilleri, Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç, Bakırköy Belediye Başkanı Bülent Kerimoğlu gibi belediye başkanlarının yanı sıra koltuk derdine düşmüş, çirkin değerlere sarınmış, kirli ilişkiler içinde fır dolayı dönen kişilerin de varlığını sürdürdüğü bir parti. CHP yayınladığı emek bildirisinde taşeronluğa son vereceklerini söylerken kendi belediyelerinin hali ortada. Böylesine çelişkili bir tutum. CHP’de Şafak Pavey gibi belli başlı isimler olmasa CHP bitik halde olur. Tabanda da öyle insanlar var ki çaresiz CHP’ye oy kullanıyorlar. Tabanda da görülen o ki emekten, ilerlemeden, bilimden, özgürlükten yana çok insan var, bunların farkında olmalarına rağmen Akp’nin yaptığı ekonomik, siyasi ve sosyal değişikliklerden rahatsızlık duyan büyük bir kesim, kimi isteyerek kimi gönülsüz CHP’ye oy veren insanlar yerel seçim hezeyanı ile ümitsizliğe kapıldı. CHP’ye oy veren sola yakın, demokrat insanlar için hayal kırıklığı olan yerel seçimlerden sonra CHP’nin ideolojik bir netlikte bulunması gerektiğini, kendisini rüzgarın estiği yöne göre savurmaması gerektiğini sola mı sağa mı yakın olacağını artık belirleyip samimi dürüst siyaset yapması gerektiğini düşünüyoruz. Taşeronlaşmaya karşı net bir tavır sunmalı, asgari ücretin yükseltilmesine yönelik samimi mücadele vermeli, kamu varlıklarının korunması, halkın kullanımına sunulması için çaba sarfetmeli, siyasi çalışmalarında samimi olmalıdır. Kürtlere yaptığı hataları telafi edecek, Alevilerin ilerici demokrat duygularını sömüren tutumundan vazgeçerek, ülkenin çingeneler gibi oradan oraya itilip kakılan halklarına yönelik kucaklayıcı olup, sağa kaymak yerine kendi sosyal demokratik ideolojik yelpazesini genişleterek Türkiye’nin eşitlik-özgürlük-hak-adalet taleplerini karşılayacak somut programlar sunmasını temenni ediyoruz. Geçmişte yapılan Ermeni-Dersim katliamları ile de yüzleşecek bütün halkları etnik ve inançsal kimlikleri ile kabul edip açlığa, işsizliğe, özelleştirmelere karşı ekonomik atılımlar yapılması şart. Pir Sultan’ın dediği gibi bozuk düzende sağlam çark olmaz ama çarkları da yerinden oynatacak halka köstek olmak yerine yanında dayanışma içinde olmak gerekir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir