ÇALIŞMA HAYATINDA KADIN OLMAK

Röportaj: İnan KALOĞULLARI

Bizler kadın olarak, kendi açımdan söylüyorum, erkeklerden daha verimliyiz. Çünkü kadın daha yaratıcı, estetik görüşü farklı, bakış açısı bir erkeğe göre daha esnek ve geniş… Ne yazık ki erkek egemen bakış açısı biz kadınları düşük statüde görüyor. Tabi ki her erkeği bu kategoriye koymamak lazım. Eğer bir kadın çalıştığı yerde daha üretken daha başarılıysa, hemen o kadını karalayıp kötüleyip, psikolojik baskı uygulayıp yıldırmaya çalışıyorlar. İşin bir yüzü bu. Diğer yüzü ise kadın olmak her zaman zor. Hele de çalışan kadın için bu daha zor bir duruma dönüşüyor.”

Merhaba, sizi tanımak isteriz, kendinizi biraz tanıtabilir misiniz?
Merhaba, ben Erzincan’ın küçük bir köyünde 1966 yılında dünyaya geldim. Adım Nadiye KARAHAN. Evli ve iki çocuk annesiyim. Teknolojiden nasibini almış, aynı zamanda çocukluğunda gaz lambası ve fiskelerle (küçük gaz lambası) okumaya çalışan bir bireyim. Liseyi dışarıdan bitirip üniversite okumayı hedefleyen, şu anda da hem evde hem de dışarıda çalışan bir kadınım.
Ülkemizde kadınların çalışma koşulları hakkında neler söylemek istersiniz? Kadınların ucuz iş gücü olarak görülüyor olması, işsizliğin kadınların hayatlarındaki etkileri ve taşeronluk sistemi gibi çalışma koşulları hakkında bir kadın olarak neler hissediyorsunuz ve ne söylemek istersiniz?
Bizler kadın olarak, kendi açımdan söylüyorum, erkeklerden daha verimliyiz. Çünkü kadın daha yaratıcı, estetik görüşü farklı, bakış açısı bir erkeğe göre daha esnek ve geniş… Ne yazık ki erkek egemen bakış açısı biz kadınları düşük statüde görüyor. Tabi ki her erkeği bu kategoriye koymamak lazım. Eğer bir kadın çalıştığı yerde daha üretken daha başarılıysa, hemen o kadını karalayıp kötüleyip, psikolojik baskı uygulayıp yıldırmaya çalışıyorlar. İşin bir yüzü bu. Diğer yüzü ise kadın olmak her zaman zor. Hele de çalışan kadın için bu daha zor bir duruma dönüşüyor. Güzelseniz, eğer bekâr veya dulsanız tacize maruz kalma olasılığınız çok daha fazla oluyor. Bu sebeple işinden ayrılan, evine ekmek götüremeyen, asgari yaşam standartlarının altında yaşamak zorunda kalan kadınlarımız var.
Günümüz Türkiye’sinde o kadar çok okuma yazma bilmeyen kadınımız var ki, onların iyi bir işte çalışması mümkün olmuyor. Kötü koşullarda, düşük vasıfsız işlerde, az bir maaş ile çalışmak zorunda kalıyorlar. Ne yazık ki yapacak bir şey yok. Evine para götürmesi, baba yoksa çocuklarını ihtiyaçlarını karşılamak zorunda olması gerekiyor. Kadınlarımız açısından bakıyoruz ama birçok erkek de bu gibi durumla karşılaşıyor. Kadın erkek birçoğumuz sigortasız ve iş güvenliği olmadan zor şartlarda çalışıyoruz. Yani anlayacağınız, ister kadın ister erkek olun çalışma koşulları iyi değilse vay halimize.
Taşeronluk hakkında şunları söyleyebilirim: Taşeronluk sadece kadınları kapsamıyor. Ama kadın gözüyle bakmamı isterseniz bence modern kölelik, emek hırsızlığı demek. Sen çalışacaksın, eli suya sabuna değmeden parayı patron alacak. Çalışanların alması gereken ücretin bir kısmı taşeronluk çalışma sistemiyle patronların kasalarına gidiyor. Senin paranı düşürerek, keserek aradaki farkı kendilerine almayı normal sayıyorlar. Verilen ücretler asıl (üst) işveren tarafından zamanında verildiği halde, o paralar taşeron patronu tarafından bankaya yatırıldığı için işçiye zamanında ulaşmıyor. Taşeron şirketler oradan da emek hırsızlığı yapıyorlar. Taşeronluk sistemi eski sömürü düzenlerini aratmayan bir kölelik düzenidir. Baskıyla, işten çıkarılma korkusuyla süren bir sömürü düzenidir. Geçmişteki kölelik düzeni günümüzde taşeronluk sistemiyle devam ediyor.
Ülkemizde kadınların karşılaştıkları tacizler, baskılar ve kadın cinayetleri hakkında neler söylemek istersiniz? Bir kadın olarak bu konulara dair neler hissediyorsunuz?
Kadın deyince ne çok yaşanması gereken şeyler var. Kadın dışarıda çalışır evde çalışır. Kadın anne, kadın eş, kadın hizmetçi , kadın aşçı, daha sayayım mı var da var.. Bu yüzden bizler çoğu zaman kendimizi unutup, kendimizden vazgeçerek yaşıyoruz. Evin bütün yükü biz kadınların sırtında. Bakın erkek düşmanı biri değilim ama eşitlik ilkelerinin uygulanması gerektiği düşünüyorum.
Bir erkek işten eve geldiğinde duşunu alır koltuğa uzanır ve hizmet bekler. Neden bir kadın işten geldiğinde duşunu alıp koltuğa uzanmaz, hizmet beklemez? Eşitlik ise; bence kadın da aynı koşularda olmalıdır… Tabii ki baskıcı ataerkil yapı bunu normal karşılamıyor ve uygulanmasına izin vermiyor. Kadın her iki koşulda da zor durumda kalıyor; çalışsa da çalışmasa da… Gelelim çocuk konusuna. Çocuklar sadece annenin sorumluluğunda değildir; anne kadar baba da ilgilenmelidir onlarla. Çalışan annelerin çocukları daha zor şartlarda büyüyorlar. Benim fikrim ekonomik özgürlüğü varsa bir annenin -çocuklar açısından söylüyorum- çalışmayabilirler de. Ya da devlet bu görünmez emeği ücretlendirmelidir. 24 saat çocuklarını büyütmeye çalışan bir anne, düzenli bir geliri, sosyal güvenceyi hak etmektedir. Bazen düşünüyorum da acaba ben çalışmasaydım; çocuklarım üniversitelerini bitirip, çalışma koşulları daha iyi işleri olabilir miydi onların? Evet, daha iyi olabilirdi. Annelerin çocuklarını büyütme hakları olmalıdır. Ve bu süreçte harcadıkları emekleri de devlet tarafından ücretlendirilmelidir ki, eşlerine bağımlı bir hayat sürdürmesinler ve özgürleşebilsinler.
Bence en güzel servet çocuklardır. En başarılı kariyerden daha önemlidir belki de. Ben bu kadar duygusal düşünüyorum Yaşanmışlıklarım olduğu içindir. Bu arada, tabii ki bir kadın için çalışmak da güzel; hiçbir şey olmasa bile evden çıkıyorsunuz, sosyalliğiniz artıyor, kendinize güveniniz geliyor. Benim için de çalışmak güzel. Kariyer yapmanın her ne kadar olumlu tarafları olsa da; çocuklar söz konusu olunca, akan sular duruyor. Çocukların anneye ihtiyacı olduğu bir gerçek, bir anne çocuklarının yanında olmalıdır. Ben mesela, bu kadar zor şartlarda emek verip bir şeyleri kendi açımda başarmış biri olarak yine de ikilemde kalıyorum. Tabii evde eşimle aramda eşit bir iş bölümü olsa, işler cinsiyetçi bakış açısıyla bölüşülmemiş olsa, ikilemim bu kadar artmayacak aslında.
İşte bu yüzden gelelim karı koca ilişkisine. Karı koca anlamı çok güzel; nenelerimizin dediği gibi koca yüce, bilge ve dağ demekmiş. Ne kadar yüce olursa olsun üstünde kar olmayan dağ eksiktir. Dağın yücesine kar yağar kadına da kocanın karı demişler. Adam yüce bir dağ, kadın onu örten kar. Yani karı koca birbirlerini tamamlamalıdır.
Babalar çocuklarını yetiştirirken kendilerini neredeyse hiç yormazlar. Bir kenara çekilirler; yine kadın çoğu yükü alır; bütün sorumluluk ona kalır; veli toplantılarından ödevlere kadar… Çocukla ilgili her şey annenin görevi haline gelir. Tabiî ki her babayı aynı kefeye koymuyorum. Ama çoğu baba sadece sever, o da genellikle uzaktandır zaten.
Ülkemizde kadınların karşılaştıkları tacizler, baskılar ve kadın cinayetleri hakkında neler söylemek istersiniz? Bir kadın olarak bu konulara dair neler hissediyorsunuz?
Ülkemizde kadınların karşılaştıkları tacizler, baskılar ve kadın cinayetleri içimi acıtıyor. Daha önce de bahsettiğim gibi; kadınlar cinsel tacize, sözlü tacize, fiziksel tacize maruz kalıyorlar. Bütün bu olumsuz tutumlar; kadının kim olduğuna bakmaksızın, onun çocukluğuna, geçliğine, anneliğine, kariyerine yaşama sevincine yöneltilen bir tehdittir. Ve son nokta da hayatına… Ve bizler bir şey yapamıyoruz. Bakın bizim ülkemizde korktukları için şiddete maruz kalan birçok kadın sessizliğe gömülüyor ve haklarını arayamıyor. Gerçi erkek adalet sisteminde hakkını aramak ne kadar mümkün bu da çok tartışmalı bir konu…
Türkiye’de kadın cinayetlerin önde gelen sebeplerden bir tanesi namus cinayetleridir. Diğerleri ise; kadın boşanmaları, aldatma, töre cinayetleri… Erkek için gerekçe bol.. Adalet sistemi de bu gerekçeleri birer indirim nedeni sayıyor. Her gün birden fazla kadın; kocaları, babaları, kardeşleri, sevgilileri tarafından öldürülüyorlar ve ne yazık ki gün geçtikçe bu oran artıyor. Toplumuzda kadını hala, kendi malı olarak gören erkekler var. Eğitim seviyesi diyeceğim; ama o da bu durumu açıklamaya yetmiyor. Çok okumuş üniversite bitirmiş erkekler var, ama halen kadına şiddet uygulamaya devam ediyor. Yani okumuşlukla da alakası yok. Bu tür zihniyetli kişiler var olduğu sürece ve hak ettikleri cezaları almadıkları sürece; tacizler, baskılar, kadın cinayetleri bitmeyecek.
Kadınların yaşadığı sorunların çözümü nasıl olmalı sizce? Kadınların kendi sorunlarına karşı tutumu ve davranışı nasıl olmalı sizce?
Devletin aileden sorumlu bir bakanlığı var. Sadece ismiyle kalmamalı, toplumsal ve aile sorunlarına çözüm bulmalı ve ellerindeki tüm imkânlarını bu konuda seferber etmeli. Ailenin bütünlüğünü korumaya çalışırken, ailenin bir bireyini ölüme göndermemeli. Bu bakanlık ailenin bütünlüğü esastır diyip, kadın tehdit altındayken boşanmaları engellemeye çalışmak yerine, öncelikle kadın cinayetlerini engellemelidir. Yoksul ailelerin ekonomik özgürlüğünü devlet sağlarsa, biraz da olsa, toplumsal ve aile şiddeti azalır diye düşünüyorum. Tabi ki bizler de üstümüze düşen görevi yapmalıyız. İnsan olarak benim naçizane fikrim bu.
Düşüncelerinizi paylaştığınız için çok teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederim.işhayatı11

One comment on “ÇALIŞMA HAYATINDA KADIN OLMAK
  1. türkiyede bu kadar sorunları nasıl sırtımızın kanburu yapmışız o kadar güzel anlatmışsınızki nadiya hanım malesef her aile bu sorunlarla karşı karşıyayız inanıki çok etkilendim güzel anlatmışsınız hayatın zor şartlarını tşk ediyorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir