CEMEVİ’NDEN CAMİ ÇIKARMAK

Erol Zavar- Mahmut Soner-

Cami, Cemevi ve Kultur MerkeziÖnce Cemevi Cami inşaatı, sonra dedelere maaş derken, AKP bir kez daha, Aleviliğe sarmaya başladı. “Bin yıllık kardeşiz” sözünü de raflardan indirip dolaşıma soktu ve “kardeşlik” Tuzluçayır’da gaz bombaları, kimyasal sular, coplar, plastik mermiler, akrepler ve tomalarla kutlanmaya başlandı! Bu laf, açılımların da popüler sözüydü. Ancak Aleviler, tıpkı Kürtler gibi, bu masallara inanmayı çoktan bıraktıkları için, amacı İslam içine çekip Sünnileştirmek olan “açılım” başarısız kaldı. Aleviler Sünniliğe kapı açmadı. Şimdi aynı politika, Alevileri Sünnileşme kıvamına getirmek için, yeniden, başka biçimlerde ısıtılıyor. Hiç olmazsa Alevilerin net taleplerini bulanıklaştırmaya, kimi “yol düşkünler” aracılığı ile bir kısmını devlete yedeklemeye, Aleviliğin İslam’ın basit bir mezhebi olduğu düşüncesini kabul ettirmeye çalışıyorlar. Başbakan, “Alevilik Ali’yi sevmekse, en iyi Alevi benim” diyor. Cemevli Camii’nin figüranı İzzettin Doğan aynı sözü, projeyi protesto ederken gaza, suya, copa, mermiye boğulanlar için “onlar Alevi değil” diyerek tekrarlıyor.

Alevilik bir mezhep ya da dine sıkıştırılamayacak bir inançtır ve özünü Kızılbaşlıktan alır. Kızılbaşlık ilk ortakçı toplumun, toplumsal yaşam biçimidir. Sınıflı toplumla birlikte egemenleşen, sınıf farklılıklarının, sömürüyü meşrulaştırıp kader olarak kabul ettirmeye dönük kurallar koyan dine karşı mazlumluğu, yani boyun eğmeyi reddeden ezilenler kendi bilgi sistemleri ile direnmiş, ortakçı yaşam biçimlerini korumak için savaşmışlardır. Yenilgi, uzlaşmayı zorlar. Özel baskı gücü giderek gelişen devlet karşısında yok olmamak, toparlanmak için dinlerin içindeki mazlum mezheplere yönelerek ya da bizzat mezhep biçimine bürünerek, orada kendilerini ifade ederek korunmayı seçmişlerdir. Bu uzlaşmadır ve her uzlaşma gibi ezileni egemene doğru yanaştırmıştır. Böylece dinin kimi ögeleri kuşaklar boyunca Kızılbaşlığa ulaşmıştır. Yine de bilginin özü, materyalist dünya görüşü korunabilmiştir. Çünkü ezilenler, tarih boyunca, sömürüsüz bir dünya için egemenlere karşı direnmekten hiçbir zaman vazgeçmemişler, durmak bilmez bir savaş yürütmüşlerdir. Direnmek kendini korumanın ilk biçimidir.

Alevilik dini ögelerle yozlaşmış olsa bile, Kızılbaşlığın bir biçimi olduğu ölçüde, egemenlerce halledilmesi gereken bir sorun olarak görülmüştür. Onun Kızılbaşlık’da ifadesi bulan materyalist ortakçı toplum arayışı, egemen sınıflar için düzen bozuculuk demektir. Bu yüzden düzen içine çekilmesi için devlet, çeşitli politikalara başvurmuş, bu politikalara yaşam bulabilsin diye baskı ve katliamlarla Alevilerde yılgınlık yaratmaya çalışmıştır.

Yılgınlığa kapılanlar, çözüm adıyla sunulan asimile edici politikalar, planlar, daha kolay kabul edecektir. Aleviler tüm baskı ve katliamlara, hilelere, dolaplara rağmen çeşitli biçimlerde direnmişler, devletin bütün politikalarını boşa çıkarmayı bilmişlerdir.

Özellikle 2. savaş sonrası giderek başkalaşan, burjuvalaşan sosyalist sistemin çözülmesi ile birlikte bölgedeki ilerici, demokratik dinamiklerin törpülenip düzene çekilmesi için Alevilik, doğrudan emperyalistler için de, halledilmesi gereken bir sorun olarak egemenlerin gündemine yeniden girdi. Bu kez yalnızca ilerici dinamiklerin değil, tutucu dinamiklerin de çözülmesi hedefleniyordu. Buna göre, Alevilik dine doğru yaklaştırılacak ve İslam içinde eritilecek, İslam’da daha az tutucu bir din haline getirilecekti. Sosyalist sisteme karşı oluşturulup desteklenmiş radikal dinci yeşil kuşak böylece ılımlı hale getirilerek Kapitalist sistemle tam uyumlu hale getirilmiş olacaktı.

Bu politikada Alevilere kilit rol biçilmesinin nedeni, onun, bölge denklemindeki iki karşıt gücün pirlik ve Sünniliğin yedeğinde olmaması, ikisiyle de dokusunun uyuşmamasıydı. Kültürel açıdan İslam sistemle uyumlaştırmada etkili olabilirdi (İslam Kapitalizm ile uyumluydu hep ancak Kapitalist yaşam tarzı ile uyumu zayıf olmuştur). Üstelik bunu yaparken kendisinin de değişmesi, kendi olmaktan çıkma olasılığı doğacaktı. Bu nedenle sosyalizmin çözülmesinin hemen ardından Sivas katliamı gündeme geldi. Alevilere devlet çatısı altında örgütlemeye zorlamak için yapılan bu katliam, tersine, demokratik bir Alevi hareketinin nüvelenmesine yol açarak, Alevileri devletten biraz daha uzaklaştırdı. Bunun üzerine bu kez Gazi katliamı ile daha net bir mesaj verildi. Bu mesaj ile birlikte dedelere maaş, cemevlerine para gibi rüşvetler de devreye girince, Aleviliği kalmamış, çoktan sisteme yerleşmiş İzzettin Doğan gibi kimileri, yeni bir gayretle, Aleviliği dine doğru çekmek için propagandaya ve örgütlenmeye giriştiler. Ancak, Aleviler, buna şiddetle karşı durdular ve Doğan gibilerini izlemediler. Yine de bu süreçte, devletin aynı zamanda Kürtlere karşı, Alevilerin Türk olduğu propagandasından da etkilendiler ve demokratik hareketleri ciddi ölçüde geriledi -bu arada belirtmeliyiz ki, Alevilik, Kızılbaşlığın bu topraklardaki 200-250 yıllık elbisesidir ve Kızılbaşlık etnik aidiyet taşımadan, ortakçı toplum geleneğini bugünkü ritüellerinde bile belirgin olarak taşır-. Ancak bu gerileyiş de, devletin, Aleviler içinde bir ihanet damarı yaratması için zemin oluşturamadı.

2002 seçimlerinde AKP’nin iktidar olması ile beraber, Sünni İslamcı bir politik hat hakim olmaya başlayınca, Aleviler, kıpırdanmaya, kendi taleplerini alanlara taşımaya başladılar. AKP, tıpkı 12 Eylül öncesi başlayıp, 12 Eylül’de belirginleşen devlet refleksini tekrar etmeye, Aleviliği İslam’a çekmek için politikalar üretmeye girişti. Bu politikaları uygulayabilmek için konjonktür uygun olmadığından, açık katliamlara girişmese de, ev işaretleyerek, mezar tahrip ederek, mitinglerde hakaretler yağdırarak katliam sopasını sallamaktan geri durmadı.

CAMİLİ CEMEVİ

Alevi köylerine cami yapmak devletin temel işlerinden biri oldu hep. Özellikle baskının akılamaz boyutlara ulaştığı cunta dönemlerinde bu politika hız kazandı. Şimdi, AKP, 1800’lerde Osmanlı’nın uyguladığı, son dönemde küçük yerlerde Gülen Cemaatinin yaptığını genelleştirerek, cemaat ve onun küçük oyuncağı İzzettin Doğan eliyle Cami-Cemevi pakeetine sarma yöntemini tekrar tedavüle sokmaya çalışıyor.

ankara-cami-cemevi-projesine-karsi-ayakta-33442Bu projeyle, cemevi, caminin müştemilatı haline geliyor. Alevilerin inançları, bu şekilde bir kez daha aşağılanıyor. Bilinen bir egemen yöntemidir bu. Aşağılayarak kişilerin, grupların, halkların kişiliklerini kurmak, teslim almak amaçlanır. Aşağılamak daha etkili olsun diye, bir yandan da kardeşlik mavalı okunur. Böylece, “kendin olmaktan çıktığında benim yanımda olacaksın” diye yeni kişilik de gösterilmiş olunuyor. Alevilerin bu amiyane yöntemler ile kırılacağını düşünmek için ya gerçekten saf ya da kibirden dolayı sağlıklı düşünülemiyor olması gerekir. Nihayetinde Aleviler bu yöntemle kırılmayınca AKP çıldırdı ve Tuzluçayır’da Alevilere tomaları, gazları, kurşunları, ilaçlı suları, Allah Allah diye bağırarak Alevi annelere saldıran mezhep düşkünü polisleriyle saldırdı, saldırı devam ediyor. Böylece bir kez daha bir Sünni-İslam partisi olduğunu Sünni İslamcı ve Türk olmayanlara yaşam hakkı tanımayacağını gösteriyor. Camili Cemevini polis kurşunu ile koruyarak bir kez hayata geçirdikten sonra, zaman içinde kabul göreceğini, mekânın kendi sonuçlarını yaratacağını umuyorlar. Cemevi’ne gelen Alevilerin ayaklarının Cami’ye alışacağını, bu müştemilat Cemevlerinde Cami adabına göre davranmak zorunda kalacaklarını hesaplıyorlar. Kurbağayı yavaşça ısıtma yöntemi yani.

Alevilere Sünniliğin ya da Şiiliğin ibadet kurallarını kabul ettirerek onlara İslam’ı dini dayatma politikalarında yeni bir aşamadır bu. Camili Cemevi’ni Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Tuzluçayır’a değil mesela İstanbul Fatih’e yapılmamasının nedeni, Alevilerde “hoşgörü göstermek gerekir” hissi yaratarak dine karşı tavize zorlamaktır. Elbette Fatih’te Cami’ye gidenlerin Cemevi’ne uğrayıp Cami’de Cemevi adabını benimseme olasılıkları da rahatsız edicidir.

Alevilerde hoşgörü ve taviz hissi yaratmak, inanç özgürlüğü- eşit yurttaşlık taleplerini bastırmak için dedelere maaş, cemevlerine maddi yardım rüşvetini ortaya atıyor AKP. Aslında bir kez daha Alevilere hakaret etmiş olduğunun farkındadır. Çünkü Aleviler, devletin din alanından çekilmesini istiyor. Böylece din ve inanç özgürlüğü hayat bulabilir. Aleviler, devletin sofrasından çöplenmeyi onur kırıcı bulurlar. Dedelik de maaşlı bir kurum değildir. AKP’nin, parayla her şeyi çözebileceğini sanmanın nedeni, para karşılığında her şeyi yapabilecek zihniyette olmasındandır. “Parası neyse ödenir” basitliğiyle yaklaşıyor o yüzden önüne çıkan her soruna. Tıpkı Roboski’de 34 insanı katledip sonra da “tazminat ödeyeceğiz dedik ya” diye katliama uğrayanların yakınlarına bağırdığı gibi.

PAKET SERVİSİ: PAKETLENECEK KİM KALDI?

“Aylardır üzerinde çalışıyoruz”, “şu tarihte açıklayacağız” diye diye durmadan erteledikleri “demokrasi” paketi nihayet tumturaklı bir konuşmanın ardından açıklandı. Bir kez daha görüldü ki, burjuvazi demokrasinin kırıntısına bile dayanamıyor. Günlerdir şişirilen paketin içinden çıka çıka AKP başkanının egosu çıktı. Sıkıştığı her durumda yaptığı gibi, öncesinden “büyük devrim”, “herkes şaşıracak”, “toplumun her kesiminin özgürlüklerini büyütecek” diye sunduğu paketten çıkan tek şey, türbanın kamuda serbestleşmesi oldu. Eh bu da bir şeydir ama bunun için kocaman bir pakete gerek yoktu. Basit bir yönetmelik ile hallolurdu iş. Bu ülkede özel okullarda İngilizce, Fransızca gibi diller ilköğretimden itibaren eğitim dili olarak okutuluyor. Anayasa “Türkçe’den başka bir dil anadil olarak okutulamaz” diyor. Kürtçe yasaklı tutuluyor ancak anadili olarak değil de yabancı dil olarak okutulmasının önünde zaten bir anayasal engel yok. Yasak fiilen sürdürüldü bu güne dek ve şimdi açıklanan yasal düzenleme taslağında da anadili olarak değil, başka dil ve lehçe diye tanımlayarak Kürtlerin ulusal haklarını yasal olarak ortadan kaldırmış oluyor AKP; böylece müzakereler için zemini de yok ediyor.

Paket servisinden Aleviler için ise çıkan hiçbir şey yok. Alevilerin beklentisi de yoktu, çünkü AKP oradan bir burjuva partisi olarak hakları genişletme iradesine sahip değildir. Aksine Kemalistlerin bu güne dek temel politikası olan “en iyi çözüm çözümsüzlüktür” düsturuna sarılmak dışında çıkar yol bulamamaktadır. İleriye doğru atılacak her gerçek adımdan ölesiye korkuyorlar. Bu yüzden sorunları durmadan daha da derinleştirip çıkmaza sokuyorlar. Toplumdaki mezhep ve milliyetler arasında gerginlikler yaratıp böl-yönet yöntemi burjuvazinin yıllardır uyguladığı politikadır. AKP bunu en uca doğru genişletmiş, kendi için verimli bir toprak haline getirmiştir. AKP başkanı durmadan mitinglerde Alevilere hakaretler yağdırarak, kendi beslemesi şeriatçı lümpen çetelerin yaptığı Reyhanlı katliamında ölen insanlardan “Sünni vatandaşlar” diyerek durmadan Esad’ın mezhebini tekrarlayarak mezhepçi bir politikayla bu toprağı sulamaktadır. Bu toprakta büyüttüğü kin ağacından topladığı, toplayacağı meyveleri Aleviler ve tüm ezilen kesimlerin taleplerini baskıyla, katliamlarla bastırmak için kullanacaktır. Ancak artık kitlelerin taleplerini bastırmak mümkün değildir. Aleviler ve tüm ezilen kesimler bundan sonra daha çok çıkacaklardır sokağa ve yaşam hakkı için mücadele edeceklerdir. Bu mücadele içinde, egemenden bulaşmış olan bütün kiri-pası da üzerlerinden atacaklardır. Böylece idealizmin karanlığından, ezilenin ortakçı yaşam bilgisini yeniden üretmenin zeminine kavuşarak çıkacaklardır. Gezi direnişi bunun en somut, taze örneği olmuştur.

Egemenin kaç türlü oyunu olursa olsun, ezilenin vicdanı, onuru ve cesareti vardır.

 

 

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir