Çukurova Osmaniye Bölgesi’nde Halk Dayanışması

Halk Dayanışması bir toplumun önemli işlevi ve kimlik biçimidir. Bu çağlara, üretim ve toplum biçimlerine göre çeşitlilik gösterir. İçinde yaşadığı  toplumdan kendisini sorumlu hisseden ve onu insanlık yararına değiştirmekten, en azından etkilemekten yana olanlar, halk dayanışmasının neden ve biçimlerini önemsemek zorundadır.

Başka halkların dayanışma ve kültürlerinden yararlanmak gerekmekle birlikte, kendi halk kültürümüze de dayanmak durumunda olduğumuz sık söylenir.  Ama bunun nasıl olacağı konusuna çokları girmez, hatta bilmez bile belki.

Halk dayanışması; araştırılmak açısından gerçekten isabetli bir konudur.

Uzun süren Osmanlılar Dönemi’nde Halk ve Devlet çok kopuk olduğundan; ikili bir görüntü oluşmuştu: 1– Bilindiği gibi tümden bir üst yapı kurumu olan Devlet, Halkı; yerel ağa ve beylere teslim etmiş, sadece keyif ve vicdanına göre belirlediği vergi ve askerleri almak için onu anımsarken; 2– Halk ise kendi arasında oldukça yüksek bir dayanışma geliştirmişti.

Örneğin Çukurova’da, Mersin – Adana – Osmaniye ve Hatay’da, yani şu an yedi milyonluk nüfusun yaşadığı Bölge’de neredeyse tek bir Osmanlı camisi, köprüsü, aşevi ya da medresesi bulunmamaktadır ( istisnalar kaideyi bozmaz ) .

Cumhuriyet Dönemi’ne de yansımış olan halk dayanışması, 1950’li yıllardan beri  hızla, 1970 -80’lerden beri ise tüme yakın çözüldü. Kimileri çok azaldı, kimileri de biçim değiştirdi.

Buna karşın biz de, Çukurova Osmaniye Bölgesi’nde kısa da olsa halk dayanışması konulu bir ‘gezinti’ yapalım istedik.

Halk dayanışmasının biçimi -çok yerde olduğu gibi- şehir merkeziyle köylerde ve ayrıca ova köyleriyle dağ köylerinde birbirinden farklıdır. Bir insanın ortalama ömrü süresince bile halk dayanışmasının türü hızla değişmektedir.

Bir evde dede, baba ve torun yaşadığını düşleyin; aralarında, dayanışma mantalitesi açısından çok fark bulunmaktadır:

1 – Düğünlerdeki dayanışma: Benim yaşım itibarıyla; evlilik yapanlara; sığır, koyun, keçi; hali, kilim, dokunmuş çuval, heybe, kap – kacak  getirilirdi. Ayrıca, evlenen kişinin yakın akrabaları düğün akşamı bir evde toplanır ‘asma – kesme’ adı altında ortadaki torbaya para bırakılması sağlanırdı.

Bu gelenek son dönemde oldukça zayıfladı, buna karşın ‘şoba’ adı altında gelenler bir para bırakıyorlar. Yakın akrabaların da, düğün hediyesi olarak ne alacağı belirleniyor.

2 – Doğumdaki dayanışma çok zayıfladı: Ancak sembolik de olsa gelen akraba, eş – dost,  çocuğun yastık altına bir şeyler bırakıyor, maşallah dedikleri çeyrek ya da başka altın parçaları ya da künyeleri çocuğun kundağına iliştiriyorlar.

3 – Ölüm olaylarında, eskiden daha çok olmakla birlikte şimdi bile defin işlerinde, konuk ağırlamakta ve cenaze günlerindeki toplu yemeklere katkıda bulunmakta yardımcı oluyorlar.

4 –  Bayramlarda yakın akrabalar, ihtiyacı olsun olmasın, özellikle çocuklara olanağı ölçüsünde hediye alıyorlar. Ayrıca kurban bayramında kurban alamayanlara, kurbanlık hayvan almak, öteki bayramlarda ise gereksinimlerini karşılamak gibi durumlar hala oluyor.

5 – Yangın, sel ve benzeri afetlerde, ev sigortası vb. olmayan  halk Osmaniye köylerinde hala dayanışma gösteriyor.

6 – Yeni ev yapan dar gelirli köylülerden, bir birlerine doğrudan para yardımı yapamayanlar bile, inşaatta karşılıksız çalışmak gibi yollarla yardımlaşıyorlar.

7 – Doğu Çukurova’da hala az da olsa kapalı ekonomik üretim ve yaşam var. Böyle olunca da insanlar hala bir birleri ile sebze, meyve, süt-yoğurt değişimi gibi dayanışma sergiliyorlar. Bu, kırsal kesim insanlarında daha belirgin biçimde gözleniyor.

8 – Kırsal kesim insanları bazı gereksinmelerini karşılamakta zorlandığından birbirleri ile dayanışmaya girerler. Örneğin adı geçen bölgede aylık yufka ekmek yaparlar, bu da en az üç-dört kişiyi gerektirir. Bu durum tarhana yapımı, biber salçası yapımı gibi durumlarda da olur.

9 – Eskiden özellikle çok olan ama şimdi azalmaya yüz tutsa da ürün ve hasat imecesi dayanışması şu veya bu şekilde sürmektedir. Bahçelerdeki yer fıstığını, portakal, üzüm, kiraz bağı gibi mevsim ürünlerini toplamada imece dayanışmasına başvurulur.

10 – Genç kızın gelin olması yaklaşmış ve zaman kısa ise, komşu kızlar onun yağlık yazma, yorgan ve yastık işlemelerine yardımcı olur. Gene komşu kadınlar onun yorgan, yatak sırması ve diğer gereksinimlerinde dayanışmaya girerler.

11 – Komşu evler gerek kış gelirken kendi elde edemediği gıda ürünlerini, gerekse de acilen gereksinim duyulan gıda, araç ve gereçlerini birbirlerinden alırlar.

12 – Gene komşular, gereksinim duydukları sebze tohumu, fidesi, meyve fidanı gibi şeyleri bir birlerine vererek dayanışmaya girerler.

Bu çalışmayla ilişkisi yokmuş gibi görünse de, bir durumu daha belirtelim:

Bu dayanışma kültürü gittikçe zayıflıyor dedik. Buna başta ekonomi, politika ve bunların oluşturduğu kültür dejenerasyonu etki ediyor elbette. Daha da somutlarsak; dünyanın içinde bulunduğu karışıklık, kaos ve bunun tüm ülke ve yörelere yansıması ile parti ve tarikat politikalarından, insanların cahil bırakılıp birbirine düşürülmüşlüklerine kadar hatta basit dedikodu benzeri durumlar bile dayanışmayı engelleyen unsurlar olmaktadır.

Özlediğimiz toplumda; üretim, tüketim ve denge üçgeni için toplumsal dayanışma çok önemlidir. O yüzden bu konu bütün boyutlarının yanısıra neden ve niçinleriyle irdelenmeli ve geleceğe aktarılmasında fayda olan, yeni toplumun temel dayanaklarını oluşturacak dayanışma unsurları bilince çıkarılmalıdır. Halk dayanışması, halk yönetiminin temel harcıdır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir