Cumartesi Anneleri, Faili Meçhulleri Sormaya Devam Ediyor

sayfa-11Türkiye’de gözaltında kayıplar, işkenceler, yargısız infazlar devam ettiği gibi Cumartesi Anneleri’nin eylemleri de devam ediyor. Anneler ve İnsan Hakları Savunucuları “Failler Belli, Kayıplar Nerede?” pankartı ve gözaltında kaybedilen yakınlarının resimleri ile çıktıkları eylemlerde yakınlarının akıbetlerini soruyor, sorumluları kamuoyuna teşhir ediyorlar.

223. Hafta

4 Temmuz’da Cumartesi Anneleri 223. Kez toplandılar Galatasaray Lisesi önünde. Gündemleri 13 yaşındayken gözaltında kaybedilen Nedim Akyol idi. Av. Eren Keskin okuduğu basın açıklamasında “Başbakan demokrasinin çıtasını tartışılmaz bir seviyeye çıkartmaktan bahsetti. Çocuklarımızın devlet eliyle kaybedildiği bu topraklarda hangi demokrasiden söz ediyorsunuz?” dedi. Nedim Akyol’un dosyasının Ergenekon kapsamına alınmasını talep ederek konuşmasını; “Nedim Akyol, askerler tarafından gözaltına alındı ve Dargeçit Jandarma Tugayı’na götürüldü. Nedim’in kaybedilmesinden Dargeçit Jandarma Tugayı ve Mardin Jandarma Tugayı sorumludur. Dönemin Tugay Komutanı başta olmak üzere sorumlular yargılanırsa Nedim’in akıbeti açığa çıkacaktır. Kayıpların akıbeti açıklanana, sorumluları yargılanana kadar kimse bize adaletten söz etmesin” sözleri ile noktaladı.

224. Hafta

11 Temmuz’daki eylemde, gündem 18 yaşındayken gözaltında kaybedilen Abdullah Olcay idi. 29 Ekim 1995’te Mardin’in Dargeçit Köyü’nde (İlçesinde) sabaha karşı askerlerce baskın yapılan evlerden birinde göz altına alınan Olcay’ın dosyasının Ergenekon kapsamına alınması istendi Basın açıklamasında, ailesinin tüm girişimlerine rağmen gözaltına alındığı tarihten beri Abdullah Olcay’dan haber alınamadığı dile getirildi. Aynı baskında göz altına alınan 9 kişiden, yalnızca o zaman 9 yaşında olan Hazni Doğan’ın serbest bırakıldığı, diğerlerinin ‘kaybedildiği’ ifade edildi. 5 ay sonra ise, gözaltına alınmış olanlardan 58 yaşındaki Süleyman Seyhan’ın yanmış bedeninin bir kuyuda bulunduğuna değinildi.
Sanatçı Karakaş, Olcay Ailesi’nin tüm baskılara karşı korucu olmayı reddettikleri için çocuklarının gözaltında kaybedilerek cezalandırıldıklarını belirtti. Dönemin Dargeçit Savcısına ve o dönem Dargeçit’te askerlik yapan erlere seslenerek “12, 13, 14, 18 yaşındaki bu çocuklar gözaltına alınarak Dargeçit ve Mardin Jandarma Tugayları’na götürüldüler ve kaybedildiler. Bu konuda gördüklerinizi, bildiklerini anlatın!” dedi.
Sorumluların Dargeçit ve Mardin Jandarma Komutanlığı olduğu belirtilen açıklamada gözaltına alınanların akıbetlerinin açıklanması ve sorumluların cezalandırılması istendi. Eylemde ayrıca Bölge’de son zamanlarda çıkarılan yeni insan kemiklerine rağmen sorumluların yargılanması yönündeki taleplerinin halen duyulmadığına da değinildi.

225. Hafta

18 Temmuz’da yakınları devlet tarafından ‘kaybedilenler’ 225. kez bir araya geldiler. 12 yaşındayken gözaltında kaybedilen Davut Altunkaynak’ın akıbetini sordular, dosyasının Ergenekon soruşturması kapsamında incelenmesini istediler. Basın metnini okuyan İHD Yöneticisi Besime Aksu, olayı şu şekilde aktardı: “29 Kasım 1995’te Dargeçit’teki evlerine gelen askerler Davut’u annesine sordular. Annesi, Davut’un amcasının evinde olabileceğini söyledi. Annesini de yanlarına alan askerler, Davut’u amcasının evinden alarak Dargeçit Tabur Komutanlığı’na götürdüler. Annesi, oğlu Davut’u Filistin askısında gördü. Davut, ‘Anne su, anne su’ diye inliyordu. Bir süre sonra Davut gibi işkence gören annesi serbest bırakıldı. Davut’tan ise bir daha haber alınamadı.”
Devletin yüzlerce kişiyi gözaltında kaybettiğine de değinen Aksu, yıllarca inkar edilenlerin bir bir ortaya çıktığını belirterek, her gün topraktan birilerine ait yeni kemiklerin çıkarıldığını hatırlattı.
Dönemin Genelkurmay Başkanı, Başbakanı, Emniyet Genel Müdürü ve sorumlu valilerinin yargılanması gerektiği bir kez daha kamuoyuna duyuruldu. Daha sonra söz alan Sebla Arcan, 2. Ergenekon Davası öncesinde kayıp yakınları olarak Silivri Cezaevi önünde olacaklarını söyledi, kamuoyunun Cezaevi önüne gelerek, faillerin yargılanmasını sağlamak için eylemlerine destek vermesini istedi, Hükümet’in yalnızca kendisine karşı işlenen suçlarda yargılama yoluna gittiğini de hatırlattı.

226. Hafta

Cumartesi anneleri 226. hafta da gözaltında kaybedilen yakınlarını unutmadılar, unutturmamak için Galatasaray Lisesi önündeydiler. İHD Yöneticisi Ümit Efe’nin okuduğu basın açıklamasında, 1994 yılında gözaltında kaybedilen 12 geçici köy korucusuna ait dosyaların Ergenekon kapsamına alınması talep edildi. “Artık bu topraklarda hiç kimse, ‘Devlet gözaltında insanları kaybetmedi’ diyemez. Artık hiç kimse kamuoyundan gerçekleri gizleyemez” şeklinde konuşan Efe, “Devlet koruculuk sistemini Kürt halkına dayatırken, diğer yandan kendilerine çalışan Korucuları bile gözaltına alarak kaybetti” diyerek, dönemin Derecek Tabur Komutanı olan Yarbay Ali Çamurcu ve Astsubay Fatih Akçay’ın cinayetleri işlediğinin itiraf edildiğini hatırlattı. Yetkililere seslenen Efe: “Toplu mezarlarda, asit kuyularında daha kaç insan var? Askeri taburda gömülü; henüz bilmediğimiz kaç kayıp insan var?” Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakanı Tansu Çiller, Genelkurmay Doğan Güreş, Emniyet Genel Müdürü ve sorumlu valilerinin yargılanması gerekir diyerek konuşmasına son verdi.

227. Hafta

Gözaltında kaybedilen insanlarımızın yakınları ve İnsan Hakları Savunucuları 1 Ağustos’ta yine Galatasaray Lisesi önündeydiler. Devletin ne kadar inkar ederse etsin, bir yerlerde gözaltında kaybedilenlerin dosyalarının, verilmiş birer numaralarının olduğunun bilindiğine dikkat çekildi.
Basın açıklamasında; “58 yaşındaki Süleyman Seyhan’a koruculuk dayatılmıştı. Bu dayatmayı kabul etmeyen Süleyman Seyhan Mardin – Dargeçit Taburu tarafından 1995 Kasım ayının 29’unda 6 kişiyle birlikte gözaltına alındı. Tanıkları vardı. Ailesi savcılığa başvurdu, tanıkların isimlerini verdi. Savcılık tanıkların ifadesini bile almadı. 5 ay sonra Süleyman Seyhan’ın yakılmış bedeni bir korucu köyünde bulundu.” denildi. Daha sonraki süreçte AİHM’in bu konuda Türkiye’yi suçlu bulduğuna değinildi.
20 yaşında iken gözaltında kaybedilmiş M. Emin Aslan’ın da diğerleriyle aynı ‘kaderi’ paylaştığı kamuoyuna duyuruldu.
“Bizler, M. Emin Aslan ve Süleyman Seyhan’ın kaybedilmesinden Dargeçit Jandarma Tugayı’nı, Mardin Jandarma Tugayı’nı, Askeri Özel Harp Dairesi’ni ve ona bağlı yapılanmaları doğrudan sorumlu tutuyor, kayıplarımızın failleri olarak bilinen dönemin Başbakanı Tansu Çiller’i, Emniyet Genel Müdürü olan Mehmet Ağar’ı, Doğan Güreş’i yıllardır teşhir ediyor, yargılayın diyoruz. Dönemin Genel Kurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’yı yargılayın diyoruz. İçişleri Bakanı Nahit Menteş’i yargılayın diyoruz. Milli Savunma Bakanı Vefa Tanır’ı yargılayın diyoruz. Dönemin OHAL Valisi Ünal Erkan’ı yargılayın diyoruz. Sussanız da, faillere dokunmayarak izlerini ortadan kaldırmaya çalışsanız da, bizler kayıp yakınları ve hak savunucuları olarak peşinizi bırakmayacağız” sözleri ile basın açıklaması sonlandırıldı.

,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir