DAYANIŞMA İÇİNDE YÜRÜMEK

M. ŞEHMUS GÜZEL

Ekonomik krize dönüşen mali krizin Fransa’daki yankılanmasını üç boyutta irdelemek olası :

BİR : Uzun zamandan beri ilk kez bütün işçi sendikaları konfederasyonları biraraya gelip birlikte eylem yapıyorlar.

İKİ : İşçi eylemleri gittikçe daha radikal boyutlar kazanıyorlar. Kimi yerde işçi sendikaları da aşılarak daha önce pek görülmemiş mücadele biçimleri geliştiriliyor.

ÜÇ : Siyasi yelpazede yer alan radikal siyasi oluşumların yeni ihtiyaçlara göre kendilerine çeki düzen verdiklerine, yeniden örgütlendiklerine ve etki alanlarını genişlettiklerine tanık oluyoruz. Krizle birlikte daha çok sayıda emekçi, genç, kadın ve erkek radikal siyasi partilerin kapılarını çalınca ve çevre siyasi koşulları dayatınca başka çare de kalmıyordu zaten.

Bu noktaları tek tek ele alabiliriz şimdi :

SENDİKAL BİRLİK RÜYA OLMAKTAN ÇIKTI

29 OCAK 2009’DA birçok kentte ve Paris’te en geniş biçimde kendini gösteren sendikal birlik 19 Marttaki büyük işçi gösterisinden, « ulusal eylem günü »nden sonra yeni bir boyut kazandı. 30 Martta « ulusal eylem günü »nün değerlendirilmesi için Paris’te biraraya gelen sekiz işçi sendikaları konfederasyonu, CGT, CFDT, FO, CFTC, CFE-CGC, FSU, Soldaires (Eski SUD) ve UNSA 1 Mayıs 2009’un BİRLİKTE KUTLANMASI kararını aldı. Ortak istekler etrafında toplanılacak ve birlikte yürünecek, Paris’te ve taşra kentlerinde.

Aynı toplantıda konfederasyonlar nisan ayının « eylemler ayı » olmasına da karar verdiler… Ve 27 nisanda yeniden biraraya gelip ayın değerlendirmesini yapmaya, 1 Mayıs hazırlıkarını konuşmaya da… « Hükümetin, patronların verdikleri ve verecekleri yanıtları göz önüne alarak yeni girişimler ve eylemler için tartışmaya » da…

19 Mart eyleminin beklenenden daha güçlü geçmesi üzerine işçi sendikalarının etkisi de arttı. Bununla doğrudan doğruya ilgili değil ama bunun sayesinde önemi artan bir toplantı daha yapıldı : Temsil yetkisine sahip beş işçi sendikaları konfederasyonu CGT, CFDT, FO, CFTC, CFE-CGC 30 Mart sabahı Cumnurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile görüştüler ve 2 nisan 2009’da Londra’daki G-20 toplantısı için görüşlerini ilettiler. Bu toplantı iki saat sürdü. Sendikacılar hükümetten 18 Şubat 2009’daki « toplumsal zirvede » alınan kararların ve vaat edilenlerin gerçekleştirilmesini yeniden ve ısrarla istediler. Cumhurbaşkanı « gelecek günlerde toplumsal yardım kurumunun » görevine başlayacağını açıkadı…

TOPLUMSAL MÜCADELEDE RADİKAL VE YENİ BOYUTLAR

Emekçilerin, işçilerin, ücretilerin, kadın ve erkeklerin cumhurbaşkanına vve hükümete güveni gittikçe azalıyor. Cumhurbaşkanı resmi ziyaret için gitttiği her taşra kentinde ıslıklarla, gösterilerle karşılanıyor. Kimi yerde konuşurken yuhalanıyor, ıslıklanıyor. Çünkü emekçilerin tümü artık Sarkozy ve takımının iki veya hatta üç dilli olduğunu billiyor.

Örneğin « bouclier fiscal » (« vergi kalkanı ») adıyla yapılan uygulama sonucu 14.000 çok zenginin 458 milyon vergi ödemekten kurtulduğunu duymayan kalmadı.

İşten çıkarmalar devam ederken, devletin vergilerden (Fransa’da işçi gelirlerinin yarısına yakını vergi için kesiliyor) topladıklarıyla krizden paçayı kurtarmları için « yardım ettiği » kamu şirketleri de içinde birçok şirketin emekliye ayrılan veya işten ayrılan patronlarına « altın paraşüt » armağn ettiği de biliniyor. Kıdem tazminatı veya « işten ayrılma tazminatı » adı altında kimine bilmem kaç miyon öro, kimine daha fazla para ödeniyor.

Bu koşullar içinde kamuoyu ve emekçiler krizin faturasının herkes tarafından aynı ölçüde, adil ve eşit bir biçimde ödenmediği sonucunu çıkardılar. Faturanın paylaşılması adil ve eşit değil. İşçiler krizin başlamasıyla kimi şirkette gerekince daha uzun süre çalışmayı kabul ettiler. Kimi yerde « geçici işsizlik » veya « teknik işsizlik » sonucu çalışmayınca ücretlerinin ödenmemisini bile kabul etiler. Oysa iflasın eşiğinden devlet yardımıyla kurtulan, işçi çıkarmayı sürdüren kimi şirket birkaç veya bazen bir yöneticisi işten ayrılırken milyonlarca öro tazminat ödedi.

Bunlar ve benzerleri üzerine işçilerin radikaleşmesi ve Fransa’da pek görülmeyen türden mücadale biçimleri uygulamları gündeme geldi. Fransızcasıyla « opérations coup de poing » (« yumruk eylemler/operasyonlar »). Sendikal mücaleyle yanıtlanamayacak durumlara karşı çünkü başka çare kalmadı. Biraç örnek :

29 Ocak 2009’daki « ulusal eylem günü »nde Auxerre’de Fulmen Fabrikası işçileri, Fabrika Müdürü’nün işten çıkardığı işçi sayısı yazılı bir tişörtle işçilerle birlikte yürümesini « rica ettiler » ve o da bunu kabul etti ve « istemeye istemeye » yürüdü işçileriyle. Tişörtü kışlık giysilerinin üstüne giyivermişti…

31 Mart 2009’da Grenoble’da Caterpillar Fabrikası’nda işçiler müdür ve üç yöneticiyi 24 saatten fazla bir süreyle rehin aldılar. Bürolarında tuttular. Yedi yüzden fazla işçiyi işten çıkaracağını açıklayan ve bu konuda kendisiyle görüşmek isteyen sendikacılarla biraraya gelmeyi rededen yönetim böyle protesto edildi ve görüşmeere oturmaya zorlandı. Ancak bu yolla protesto edilebildiler, ancak bu yolla görüşme masasına oturmaya ikna edilebildiler. Çünkü amaç patronları bu konuda uyarmak ve anlaşmaya zorlamaktı. Nitekim serbest bırakıldıktan sonra patronlar görüşmeyi kabul ettiler. İşten çıkarılacak işçi sayısını azaltmayı da, grevde geçen günleri ödemeyi de…

Grenoble’daki bu eylem son bir aydaki benzer dördüncü eylemdi. Daha önce Sony, 3 M gibi şirketlerin yöneticieri de işçiler tarafından bir süre « tutuldular »…

31 Mart 2009’da Paris’te büyük bir patron otomobilinde tutuldu birkaç saat.

11 Martta Continental Farikası’nda işçilerle görüşmek için nutuk atmaya gelen Fabrika Müdürü çürük yumurtalarla karşılandı…

Evet görüldüğü gibi, Fransa’da emekçiler pek alışılmamış mücadele yöntemleri koyuyorlar. Pek alışılmamış ve yeni tür eylemler. Bir yerde zorunluluğun dayatması sonucu, başka bir tür eylemin « bu saat »ten sonra belirleyici olamayacağının anlaşılması nedeniyle. Sendikal mücadeenin sınırları zorlanıyor böylece. Çünkü yeni duruma sendikal mücadelenin geleneksel mücadele biçimleri yanıt bulmakta açiz kalıyor.

31 Martta 2. 500 kadar nüfusla Gandrange’daki Arcelor Mittal demir-çelik fabrikası 565 işçisini işinden edip kapandı. Bu işyerine bağlı biçimde ve yedi yüz kadar işçiyi çalıştıran yan sanayii işletmeleri de kapanma noktasına geldi. Butün bir kasaba ekonomik yaşamının tükenmesiyle burun buruna. Bunun toplumsal yaşama olumsuz etkilerini bugünden öngörmek mümkün değil.

Sendikaları da aşarak düzenlenen bu tür vurucu eylemler yanında gelenekselmiş, artık neredeyse klasik bir biçim almış grevler, gösteri ve yürüyüşler de düzenleniyorlar elbettte. İşte bu bağlamda, Perşembe, 19 Mart 2009’da düzenlenen büyük ve kitlesel gösteri ve yürüyüşlere kısaca değinmek şart : Fransa’da bütün sendikalar o günü ULUSAL EYLEM GÜNÜ ilan ettiler. Taşrada gösteri ve yürüyüşler sabah yapıldı. Taşra kasaba ve kentlerindeki gösteri ve yürüyüşlere katılan birçok emekçi daha sonra otobüs, tren ve otomobillere Paris’e geldiler : Paris’teki büyük gösteri ve yürüyüş öğleden sonra Republique Meydanı’nda başladı. On binlerce emekçiyle.

Şaka gibi gelebilir ama kimi gözlemciler ve ciddi siyaset bilimciler, bu kitlesel gösteri ve yürüyüşleri görünce, bir kez daha Sarkozy’nin sokak tarafından “götürüleceğini” söylediler. Bu gidişle daha ciddi mücadele biçimlerinin ortaya çıkabileceği de söyleniyor. « Yeni bir 1789 » veya « Yeni bir Paris Komünü » öngörenler de var.

19 Mart ulusal eylem günü için genel greve 18 Mart gecesi saat 20’de çıkıldı.İşçiler birçok işletmede greve gittiler.

Öğrenciler ise bir gün önceden değişik türde ve epey orijinal eylemler yaptılar : Birçok üniversitede işgaller sürerken. İkisini dikkatinize sunmak istiyorum:

Birincisi:17 Martı 18 Marta bağlayan gece geç saatlerde 150 kadar ögrenci Paris’in kuzeyinden, Montmartre’dan, başlayıp merkezine kadar koşarak indiler, inerken de önlerine çıkan bankaların ve süpermarketlerin cam ve çerçevelerini kırdılar. Polis yetişti ama çok geçti. Öğrencilerin böyle bir eylemi beklenmediği için polis « oyun dışı » kaldı.

İkincisi mizah yönü epey yüklü bir eylem : Sorbonne’un hemen dibinde, Saint-Germain Bulvarı üstünde, Maubert-Mutualité Metro durağı çıkışında küçücük bir alan var, işte tam orada sabah erken saatlerde küçük ve mütevazi bir pazar kurulur. 18 Mart Çarşamba sabahı, pazarda, satıcı kadınlar gibi giyinmiş ve hasır sepetlerinde kıvrılmış, sarılıp sarmalanmış diploma « satan » genç bayan öğrenciler dikkat çekiyordu.

-Evladım ne satıyorsunuz?

-Diploma ucuz, çok ucuz diploma, hatta beleş.

Genç ve güleryüzlü bayan öğrenciler arzulayanlara birer diploma sunuyorlar. Karşılıksız.Veya gönlünden bir şey kopan olursa, verdiği alınıyor : Yeni diplomalar üretmek için. Fotokopi parası. Herkes Kemal’in fotokopi dükanına gidip para ödemeden diploma üretemez elbette. Diplomalarını alanlar, sabah sabah eşiyle kavga ettiğini ve hatta neredeyse sabah kahvaltısı yapmayı es geçtiğini bile unutarak, mutlu iniyorlar metro istasyonuna : Oh bee bir diploma sahibi oldum nihayet.

Üniversite “reformu” adı altında Yükseköğrenim Bakanı Bayan Valérie Pécresse’in üniversiteler arasında yeni bir sıralamaya yol açmasını ve kimi üniversitede alınacak diplomaların değerinin düşürülmesi olasılığını öğrenciler böyle kınadılar. Bu da hoşumuza gitti.

Sarkozy ve hükümetinin birçok alanda « reform »larla iş dünyasını ve çalışma hayatını alt-üst etmesi öte yandan artık Sağır Sutan’ın bile duyduğu « ekonomik kriz sonucu işten çıkarmaların alıp başını gitmesi sonucu işçiler, emekçiler, ücretliler seslerini duyurmak için ayda bir bütün ülkede ve başkent Paris’te ulusal eylem günü düzenleme yöntemini kullanıyorlar : Hayat pahalılığını protesto etmek, hayat pahallığına karşı mücadelede ücretlerin artırılmasını ve fiyatların düşürülmesini istemek ve işten çıkarmaların önünün alınması için. Bugün artık çok açık kimi patron ekonomik krizi bahane ederek işçilerinin bir bölümünü işten çıkarıyor. Kriz bahane olarak kullanılıyor. O kadar ki milyonlarca veya TOTAL örneğinde olduğu gibi milyarlarca öro kar ettikleri kamuoyuna yansıyan şirketler bile işçi çıkarıyorlar. Bu nedenle işçilerin işten çıkarılmalarının yasaklanması isteniyor..

Öte yandan Sarkozy hükümetinin krizden etkilenen ve bu nedenle « mali yardım » yaptığı Renault ve Peugeot şirketlerine iki şart koştuğu da biliniyor : İşçiler işten çıkarılmayacaklar. Ve görevinden ayrılan patronlara « yüksek ayrılış tazminatı » ödenmeyecek. « Toplumsal barış » arayan, bulmak için gayret gösteren hükümetin şimdilik ürettiği çare bu. Ancak buna en başta bu şirket yöneticileirinin uyması lazım. Bakalım.

Bunu zaman gösterecek ama bugün gördüklerimiz ise inanılacak gibi değil : Fransa gibi çok « gelişmiş » ve epey zengin bir ülkede bugün insanlar geçinemiyorlar. Bunların başında enaz ücretle çalışanlar geliyor. Sonra emekliler. Bir örnek Paulette isimli 80 yaşındaki bayan ancak 569 öro emeklilik ödentisiyle geçinmek zorunda. Elbette geçinemiyor. O kadar ki iki odalı evinin aylık kirası 700 öro. Yani emeklilik maaşıyla ev kirasını bile ödeyemiyor. Başka bir emekli, Roger, 900 öro emeklilik ödentisi alıyor, ev kirası 600 öro. Kalan 300 öroyla bir ay dayanması mümkün değil. Günde yaklaşık on öroyla nasıl geçinebilir ?

O nedene 19 Martta Fransa’da emekliler cenneti olarak anılan Nice kenti ve çevresinde yaşayan 100.000 kadar emeklinin pek çoğu gösteri ve yürüyüşe katıldı. Nice’deki gösteri ve yürüyüş « Beyaz Saçlıları »ın defilesi gibiydi.

Aslında bu ilk değil, Fransa’da emekliler yıllardan beri yürüyor : Paris’te, Lyon’da, Marsilya’da da…

Evet bu kadar zengin ve bu kadar çok gelişmiş bir devlet iktisat siyasetinin yetersizliği, yokullardan değil zenginlerden yana olması sonucu emeklilerinin bile sokağa çıkmasına neden oluyor. « Vitamin Dedelerin », « Neşeli Ninelerin » mutlaka yürümeye ihtiyacı var. Ama bunu ille protesto amaçlı gösterilerde yapmak zorunda da kalmamalılar. Karınlarını doyurabilmeliler. Evlerinin kirasını ödemek konusunda streslere girmemeliler. Doktor, hastabakıcı ve benzeri giderleri rahat rahat ödeyebilmeliler…Devlet bu konuda yardımlarına koşmayınca birçok sendika, birçok dernek ve hayırsever elinden gelen yardımı yapmaya çabalıyor…Emekliler gösteri ve yürüyüşlerinde « ONURLU BİR YAŞAM » VE « SAYGINLIK » istediklerini dile getiriyorlar.

Bugün Fransa’da çalıştığı halde yoksul işçiler ve emekçiler bulunuyor. Çünkü alınan ücret bir aileyi geçindirmeye yetmiyor.Bugün enaz ücretle çalışanlar veya çalıştırılanlar, çalışmaya mecbur edilenler, geçinemiyorlar. Daha beteri de var : Kimi çakal patron enaz ücretle çalıştırdığı işçisinin Sosyal Güvenlik ve benzeri kurumlara patronların ödemesi gereken kesintileri de ödemesini şart koşuor. Böylece kağıt üzerinde enaz ücret aldığı gösterilen emekçi, gerçekte daha az ücretle geçinmek pardon geçinememek zorunda bırakılıyor. Bugün ekonomik krizi bu amaçla kullanan patronlar da var. Evet bunar çakal patronlardır !

Başka sözcük te bulamıyorum.

Bunlar ve benzeri nedenler sonucu 19 Marttaki gösterilerin bütün Fransa’da 3 milyon evet tam üç milyon insanı kadın, erkek, çocuk ve genci toplamasına şaşmamak lazım. Bütün ülkede 200’den fazla gösteri ve yürüyüş düzenlendi. Gösteri ve ve yürüyüşlere soldaki CGT, CFDT, FO, FSU ve « Solidaires » gibi işçi sendikaları konfederasyonları yanında CFTC’ye ( Hristiyan Emekçiler Fransız Konfederasyonu) bağlı sendikalar da katıldılar. Çünkü hayat pahalılığı ve ilişkili meseleer herkesi « vuruyor ».

Marsilya’daki gösteri ve yürüyüşe 200.000 kadar insan katıldı. 29 Ocak 2009’dakiyle kıyaslanaak olursa çok daha büyük bir katılım oldu. Öğrenciler de yürüyüşte yerlerini aldılar. İşçi ismini taşıyan ilk partinin, Fransız İşçi Partisi’nin (POF. Parti Ouvrier Français) ilk ve o günkü tek milletvekilinin, Clovis Hugues’in, 1881’de, Akdeniz’in bu kentinden seçildiğini burada anımsatmak isterim.

Gösterilerde Lyon, Toulouse’u da anmalı. Bunlar çok bilinen kentler. Büyük kentler. Ama bu arada Compiègne gibi küçük kentlerde de tarihi rakamlarda insanlar yürüdüler. Compiègne’de 10.000 kişi yürüdü örneğin. 29 Ocaktaki büyük gösteridekinin iki katı sayıda insan. Tarihi değil mi ? Kimi kasabada, küçük kentte nüfusun üçte biri yürüdü. Bordeaux’dan o gün öğlen saatlerinde telefon eden Sabri « Hocam böye bir şey görmedim, dedi, birbuçuk saatte üç yüzden fazla döner sattık, inanılır gibi değil. Bütün Bordeaux ayaklanmış sanırsın. » Paris’teki yürüyüşe bizzat katıldım. Ebette o sabah vefat haberini aldığım değerli yayıncı ve yazar Hasan Basri Gürses aklımdaydı.. O da bizimle yürüdü… Republique’ten Nation’a kadar. Paris’te 300.000’den fazla insan yürüdü. Bir tek sloganı aktarmak gerekirse şunu iletmek isterim : « Paranın sırtını yere getirmek için dayanışma ! »Paris’teki gösteriye bütün kent ve kasabalardan katılım olmadı ama işçi mücalesinin önünde gelen işçilerden yüzer, biner temsilci başkente kadar geldiler ve gösteri ve yürüyüşün başında yerlerini aldılar.

Evet geleneksel veya yeni tür mücadele biçimleriyle işçilerin eylemleri sürüyor…

SİYASİ YANKILANMASI

Mali ve ekonomik kriz 2008’in sonunda başlamadı. Bu kriz aslında ilk ciddi işareterini 2007’de verdi. Ve giderek büyüdü. Bu oluşumlar sırasında siyasi partilerin bir kısmı da kendisini yeni şartlara uydurmak gereğini duydu. Fransa’da iki gelişim dikkat çekiyor :

Birincisi LCR’in (İhtilalci Komünist Birlik) isimli troçkist siyasi örgütün Le Nouveau Parti Anticapitaliste (NPA. Kapitalizme Karşı Yeni Parti) adı altında yeniden örgütlenmesi. LCR yanında « başka bir dünya mümkün » diyen kümelerden katılımlarla bu yeni siyasi parti kuruldu. Bu arada LCR içinde yeni bir parti kurulmasına taraftar olmayanlar kenarda kalmayı tercih ettiler. Olivier Besancenot’nun seçim başarılarının ve kriz sonucu PCF’e (Fransız Komünist partisi) küsen emekçilerin katkısıyla NPA önünde büyük bir cadde açıldığını sanıyor…

Aynı nedenlerle PS (Sosyalist Parti) içindeki muhaliflerden Jean-Luc Mélenchon ve arkadaşları Almanya Federal Cumhuriyeti’ndeki Die Linke örneğini takip ederek Parti de Gauche (Sol Parti) adı altında yeni bbir arti kurdular.

Bu iki parti militanları ve yöneticleri son aylardaki gösteri ve yürüyüşlerde aktif bir biçimde yerlerini alıyorlar. Bandrolları ve çok renkli, çok dilli ve çok sesli bildirileriyle etkilerini artırmaya çalışyorlar…

Bu iki partinin ve diğerlerinin etki ve önemlerini ölçmek için önümüzdeki Haziran ayında yapılacak olan Avrupa Parlamentosu seçimleri bir ölçüt olmaya aday. Nisbi temsil sisteminin geçerli olduğu bu seçimlerde NPA’nın mutlaka birkaç temsilci elde edeceğine garanti gözüyle bakılıyor. NPA’nın tek başına mı yoksa başka partilerle işbirliği içinde mi seçimlere katılacağı ise henüz bilinmiyor.

Parti de Gauche’un PCF ile ittifak yapacağı tahmin ediliyor…Nitekim bu iki parti yöneticileri öteden beri birçok konuda ve eylemde işbirliği yaptıkları gibi Front de Gauche (Sol Cephe) adı altında bir eylem platformu da yarattılar.

Yıllar boyunca « özelleştirmek en iyisidir », « özelleştirmek her derdin çaresidir » diye diye kafamızın etini yiyenler, sağcı, aşırı sağcı, ırkçı, ortayolcu, sosyal demokrat hatta « sosyalist » hükümetler, partiler, iktidarlar, patronlar ve adamları,öğretim üyeleri, bilim kadın ve adamları, gazeteciler, palavracı takkımları, yağcılar, itaat edenler, cahiller ordusu, mali ve ekonomik kriz üzerine aniden « plaklarını » değiştirdiler : « Kapitalizm daha ahlaklı olmak zorunda, borsaya yeni kurallar konulmalı » diyorlar şimdi. Daha önce « Bütün kurallar, bütün sınırlayıcı kanunlar kötüdür » diyenler şimdi « Aman yanıyoruz bir parça kural, iki dirhem merhem » diye ağlıyorlar. Daha beter olun. Evet ne ektiyseniz onu biçiyorsunuz demek mümkün. Diyoruz da. Ama bu arada milyonlarca emekçinin de hayatı zindana çevrilmiş durumda. Bu nedenle acil, sıkı ve sahici çözümlere ve ivedi çarelere de ihtiyaç var. O nedenle siyasi partilerin ellerini çabuk tutmaları lazım. Devleti burjuvazinin, aç gözlü patronların ve çiğeri beş para etmez palavracı siyasetcilerin elinden almak lazım. Devleti emekçilerin dertlerine çare bulmak üzere siyasi makina haline çevirmek gerekiyor. Devlet kapitalizme bir kez daha geciçi ve uydurma dayanaklar yaratmak için kullanılacağına kalıcı ve sürükleyici çareler üretmek için ve kapitalizme karşı bir alet olarak kullanılmalı. Emekçilerin elinde. İşsizlik sonucu intiharların rekor boyutlar kazandığı Japonya örneğini beklemeye gerek yok. Bizi ütopyalarımızı savunuyoruz, savunduk diye eleştirenlerin bugünkü hallerine bakar mısınız lütfen. Bizim ütopyalarımızı savunmak kadar doğal bir şey olamazdı. Ve olamaz da.Herşeyin faturasını bize çıkaranların bugün artık bir parça utanmalarını bekliyoruz. Bugünkü krizin yaratıcıları o kadar övdüğünüz, öve öve bitiremediğiniz sisteminizdir ve sizlersiniz. Biz değiliz. Ütopya(ları)mızın yarın gerçekleşemeyeceğine inanmamızı da kimse engellemeyez. Yapabileceğimiz şey kapitalizm enkazının tepesine çıkmak, rüzgarı arkamıza almak ve dünyayı seyretmek : Değiştirmek için.. Yolumuz buradan geçer, geçecek, geçmeli. Geçmek zorunda.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir