DEĞİŞEN FRANSA POLİTİKASI VE YEREL SEÇİMLER

« Son birkaç yıldır, Fransa kendisini, önce Başkan Nicolas Sarkozy döneminde, ardından François Hollande döneminde daha da fazla olmak üzere uluslararası sahnede son derece etkin şekilde ön plana çıkardı. Batılı iktidarların Muammer Kaddafi’yi ‘defetmek’ için Libya’ya müdahalesine öncülük etti. Suriye’de Beşar Esad’a yönelik tüm Batılı iktidarlar içindeki en sert siyasi çizgiyi zorladı. İslami silahlı hareketlerin silip süpürmesini durdurmak için Mali’ye tek taraflı olarak askeri müdahalede bulundu. Hollande en son İsrail’e geldiğinde, Suriye ve İran ile müzakerelerdeki sert çizgisinden dolayı fiilen bir kahraman olarak karşılandı. Ve şimdi Orta Afrika Cumhuriyeti’nde düzeni yeniden tesis etmeye çalışmak için askeri birlikler gönderdi. » (Imma-nuel Wallerstein)

hollande-sarkozyFransa’nın dış politikasındaki bu hareketlilik devam ederken Fransız halkı yaklaşan seçimlere angaje olmuş durumda. Ve bu seçimlerin sonuçları Fransa’nın iç politikasını değiştireceği gibi çokta tartışılacak. Çünkü uzun bir aradan sonra aşırı sağcı parti Ulusal Cephe (FN) oylarını yükseltecek.

Başkanlık seçimlerinde Sarkozy’i az bir farkla geçip seçimi kazanan Sosyalist Parti’nin lideri Hollande iktidar koltuğuna oturdu. Mitterrand’dan sonra bu başarıyı gösteren Sosyalist başkan oldu. Ekonomik sorunlar ile boğuşan ve yabancı düşmanlığının arttığı bir dönemde iktidara gelmesi toplumda çok beklenti yarattı. Özelikle Sarkozy’nin politikalarından bıkan Fransız halkı Holland’a kahraman gözü ile bakıyordu. Ne yazık ki beklentiler boşa çıktı. Hollande partisine yeni oylar kazandırmak bir yana partisinin oy oranını da düşürdü. Anketlerde en az sevilen liderler arasında ilk sırada geliyor. Ona ve partisine oy verenlerin oranı sürekli düşüyor.

İktidara geldiğinde Afganistan’daki askerleri çekip savaş karşıtı bir duruş sergileyen Hollande kısa bir süre sonra Libya’ya askeri müdahalede ilk sırada yer aldı. Kaddafi’yi hunharca öldürenlerin içinde kendi adamları da vardı. Ortadoğu politikasında da uzlaşmacı değil tersine İsrail’e açık destek vererek Filistin karşıtı cephede yer aldı. Amerika’nın Ortadoğu ve Afrika’daki güç kaybından yararlanıp onun yerini almaya çalışıyor. Bu çerçevede Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti’ne de asker gönderdi. Rusya’nın egemenliği altındaki Kafkas bölgelerinde de etkili olmaya çalışıyor. Sürekli eleştirildiği Afrikacılıktan çıkmaya çalışıyor. Bu çerçevede özelikle Ermenistan ve Gürcistan’a yakın zamanda ziyaretlerde bulunacak. Sarkozy tarafında ilişkilerin bozulduğu Türkiye ile de sular durulmuş gözüküyor.

Ekonomik krize karşı çıkartmaya çalıştığı zengin vergisi de elinde kaldı. İşsizlik sürekli artıyor. Paris’in banliyölerindeki sorunları çözmeye yönelik verdiği sözlerde hava da kaldı. Katar’ın Paris Saint-Germain takımını almasından sonra yine Katar’ın banliyölerin geliştirilmesi için yüklü bir miktarda bağış yaptığı söyleniyor. Banliyölerde genelde müslüman kesimin yaşadığı ve Katar’ında radikal İslamcılar ile olan ilişkileri göz önüne alınırsa ne kadar tehlikeli bir oyun oynandığı görülür. Ki ilk örnekleri de görülmeye başlandı; Suriye ve Mali gibi Afrika ülkelerinde radikalislamcı grupların saflarında savaşan Fransa kökenlilerin çoğalması da buna bir işarettir. Katar ve Suudi Arabistan sürekli olarak bu grupları destekliyor.

Hollande ve Fransa Afrika’da bu gruplara karşı savaştığını iddia ederken Suriye ve Libya’da bunlara destek veriyor ve ülkesinde de Katar’a bunları örgütlemesi görevini vermiş oluyor.

Fransız muhalefetinde ki dağınıklık aşırı sağcı partinin gelişmesine yaradı. Sarkozy’nin partisi UMP parçalanmış durumda. Parti içi iktidar savaşları yaşanıyor. Sarkozy’nin kötü politikaları da partinin oy kaybına neden olmuştu. Şimdi partide ikili bir yapı gözüküyor; Partinin lideri Jean-François Copé sağın oy kaybı karşısında FN ile işbirliğinden yana tavır alınmasını isterken daha merkezci olanlar sağcı parti ile işbirliğine karşı çıkıyor. Çünkü Hitler’e karşı savaşan De Gaulle yanlıları bu tarz yabancı düşmanı ve aşırı sağcı partiler ile işbirliğine geçmislerine ihanet olarakgörüyorlar. Kendilerinin Cumhuriyetçi ve Fransa’nın kültürel zenginliğine sahip çıktıklarını iddia ediyorlar.

Bunun yanında aşırı sağcı parti Ulusal Cephe ise hem Sarkozy’nin hem de Holland’ın başarısızlığını iyi değerlendiriyor.

FN lideri Marine Le Pen babasının bıraktığı imajı da temizliyor. Kendilerinin aşırı sağcı partiolmadığını sadece Fransızları önemsediklerini iddia ederken eski Nazist imajı düzletmek için mitinglerinde dazlakları da temizliyorlar. Merkez sağın oylarını hedefliyorlar. Genel anlamda muhafazakâr bir toplum olan Fransızların duygularına oynuyor. Örneğin eşcinsel yasası karşısındaki tavrı kendisine oy olarak dönecek. Söylemlerinde Fransa’yı ve Fransız kültürünüyabancıların bozduğunu ve kendisinin Fransa’yı kurtaracağını iddia ediyor. Aşırı sağcı değil siyaset yapabilecek normal bir parti olduğunu söylerken aynı zamanda aşırı sağcı parti söylemlerinde bulunanlara da dava açacaklarını söylüyor. Ve bu seçimlerde ciddi bir başarı göstermesi bekleniyor.

2. Dünya Savaşın da Yahudileri toplu olarak Almanlara teslim eden Fransa şimdi Yahudiler ile ilgili espri yapan komedyenin programını iptal ediyor. Ancak yabancılar ve Müslümanlar ile ilgili söylemlere ve karalamalara kimse birşey demiyor. Komünarların Fransa’sı gün geçtikçe sağa kayıyor ve bu da kültürel zenginliğin sonu anlamına gelir.

Fransa genelinde ilk turu 23 Mart ve 2. turu 30 Mart tarihlerinde yapılacak yerel seçimlerde oy kullanma hakkına sahip yabancı kökenli göçmenlerin, gelişen sağa karşı bulundukları alanlarda oylarını sol adaylar için kullanmaları süreci göz önüne aldığımızda önem arz ediyor.

Erdal Kudiş/ 10.03.2014

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir