Devrimci Çalışmada Güvenlik

Devrimci çalışmanın güvenliği, dendiğinde herhalde ilk akla gelen, çalışmanın gizliliği olacaktır. Bir sendikalaşma çalışmasında bile gizlilik gerekmektedir. Çünkü patron sendika çalışmasını erken haber alırsa işçileri korkutma, işten atma, onları çeşitli metotlarla bölme gibi yollardan çalışmayı önleyebilir. Öğrenci çalışmasında da gizlilik gerekir. Eğer bütün ilişkiler ortada olursa o zaman polis çalışmanın yetenekli ve mücadeleci insanlarla buluşmasını önlemek ve çalışmayı iş çıkaramayacak bir çevreyle sınırlamak için önlemler alma olanaklarına sahiptir. Araya muhbir sokar, dedikodu sokar, çelişkileri kışkırtır, kuşku ve güvensizlik yaratır vb.

 

Mesela gelişme vadeden bir genç insan birdenbire anlaşılmaz şekilde ayrılmış gitmişse polis o genç insana şantaj yapmış olabilir. Ya da polis gencin ailesine gizlice yanaşmış; yalan, korkutma, tehdit ve menfaat vaadi gibi metotlarla aileyi işbirliğine ikna etmiş de olabilir. Polis bu anlamda çok uzun süredir aileler üzerinde çalışma metotları geliştirmekte ve bir hayli etkili olmaktadır.

 

Polisin engellemeleri

 

Çalışmada gizliliği nasıl sağlayabiliriz, sorusu ise karşımıza takip, gözetleme, dinleme, muhbir sızdırma, yönlendirme ve provokasyon hususlarını getirecektir. Polis devrimcilerin ne yaptıklarını öğrenmek için onları takip eder, gözetler, dinler, aralarına muhbir sızdırarak onlardan haber alır. Polis devrimcilerin görüntülerini, seslerini, telefon numaralarını, kredi kartı numaralarını; ev, iş, okul vb adreslerini kaydeder. Sırf görüntü ve ses kaydı bile polise, doğrudan takibi ve muhbir faaliyetleri en aza indirgeyecek şekilde, büyük imkânlar sağlar. Gerek elimizdeki gerekse evimizdeki her telefon, polise birer dinleme cihazı gibi yardımcı olur. Facebook, mail gibi elektronik haberleşme aletleri de tıpkı cep telefonları gibi kişinin hangi saniyede nerede olduğunu hem anında hem de daha sonradan öğrenme olanakları sunarlar. Polis, kişinin görüntüsünün kaydı sayesinde onu şehirdeki kameraları vasıtasıyla rahatlıkla takip edebilir. Kişi hangi saatte nerelerden geçti, yanında-yakınında kimler vardı; kamera kayıtları gösterir. Kişilerin merkezi sisteme kaydedilen sesleri de onları izlemeye olanak verir. Çünkü herkesin, tıpkı parmak izi gibi, kendisine özgü sesi vardır. Kişi nereden konuşuyor olursa olsun sesinden teşhis edilebilir. Başkasının açık telefonunun yanından geçerken farkında olmaksızın konuşmanız bile, eğer takip edilen biriyseniz, o an için nerede olduğunuza dair iz bırakmışsınız demektir. Yalnızca mağazaların, bankaların vb kameraları değil kullandığınız kredi kartları da sizin belli bir anda nerede olduğunuzu göstermeye yeterlidir.

 

Polis insanları yüzlerce metre öteden ve kendini göstermeksizin dinleyebilir ve gözleyebilir.

Bütün parti, dergi büroları, dernek lokalleri, belirli evler, sıkça görüşülen bütün yerler 24 saat gözetim altında kabul edilmelidir. Bu bakımdan koca İstanbul herkesin herkesi tanıdığı küçük bir kasabanın bir sokağından bile daha yoğun gözetim altındadır.

 

Polis içinde örgütlenmiş olan Cemaat’in Erdoğan’ı, bakanları, siyasi parti liderlerini nasıl dinlediği, onları nasıl gözetlediği basına yansımıştı. Bu durum polisin olanaklarını gösterir. Polis sahip olduğu teknik olanaklarla insanları 7/24 saat izleyebilir. Onlar aleyhine topladığı bilgileri şantaj amacıyla kullanabilir.

 

Diyelim ki belli zaman ve yerde bir eyleme katıldığınız kuşkusu oluştu. Siz ise kabul etmediniz. Telefonunuz teknik olarak incelendiğinde, o saatte herhangi bir konuşma yapmamış olsanız bile sizin iddia edilen saatte olay yerinde olup olmadığınız anlaşılabilir. Aynı eyleme katıldıklarından kuşku duyulan başkalarında da benzeri telefonlar varsa onların da aynı saatte yakın yerlerde oldukları kolayca tespit edilecektir.

 

Elbette ne kadar yoğun gözetleme sistemi olursa olsun daima atlatma olanağı bulunmaktadır.  Ayrıca devrimci çalışmanın çok büyük kısmı açıktan yürütülür. Düzene ne kadar karşı olursa olsun, özünde ne kadar yasadışı olursa olsun her devrimci çalışmanın yasalar çerçevesinde ve açıktan yürütülmesi olanağı bulunmaktadır. Binlerce silahlı gerillası ve yığınla yasadışı eylemi olan PKK herkesin de bildiği gibi kendisini gazete, dergi, televizyon, parti, dernek gibi çok çeşitli araçlarla ifade edebilmektedir. Polis illegal örgütlenmeler üzerinde daima kontrol sürdürmüş, içlerine ajan sokmuş, onları 7/24 saat gözetlemiş ama gene de faaliyetlerini önleyememiştir. Eğer bir politik hareketin toplumda zemini varsa onu polisiye tedbirlerle yok edemezler. Birini yok ederlerse yenisi çıkacağı için onlar da hareketi genelde kontrol edilebilir sınırlarda tutmaya çalışacaklardır.

 

Güvenliğin garantisi: Cesaret, disiplin, örgütlülük ve dayanışma

 

Güvenlik konusunda en önemli hata, güvenlik sorununu”Neleri yapmamalıyız”a indirgemektir.

Bu durumda hareket kendi kendisini sınırlandırmış olacaktır. Çünkü bütün mücadele araçları ve metotları risklidir. Telefonu, interneti, mektubu devrimci iletişimde kullanmak, dergi satın almak; yasal mitinglere katılmak; eğitim çalışması yapmak; insanlarla görüşmek gibi gayet olağan faaliyetler daima tespit ve takip edilme riski taşırlar. Diğer yandan gizli çalışma o anlamda belki daha çok risklidir. Çünkü mesela oralara sızdırılan muhbirler daha çok zararlar verebilirler.  Devrimci çalışmanın güvenliği ”Neleri yapmamalıyız”a indirgenirse iş gelir, kişilerin güvenliğine dönüşür, oradan da devrimci çalışma gider yerine devrimci çalışmama yani mücadeleden kaçma gelir. Bu durumda mesele, devrimci çalışma yapabilecek cesarete ve fedakârlığa sahip olmaya varır.

 

Evet, önce devrimci çalışma yapacak yüreğe sahip miyiz, değil miyiz, o konuda net olmamız gerekir. Devrimci çalışmanın güvenliği için birinci koşul bu konuda saflarda netlik sağlanmasıdır. O konuda net olunamazsa korkutma ve kandırmalar yüzünden çalışma ağır darbeler alır. 2010 yılı öncesi ve sonrasında Fethullahçı polisin saldırılarının mücadelemize ağır zararlar vermiş olmasının sebebi, içimizdeki korkaklık ve tereddütlerdi.

 

Telefon, internet, mektup gibi araçlar; eylem ve etkinlikler; parti, dernek ve dergi gibi kurumlar her şeyden önce iletişim, eğitim ve mücadele olanaklarıdırlar. Onları öncelikle engel olarak gördük müydü kendi çalışmamızı kendimiz sınırlandırmış oluruz. Ayrıca açık çalışma ve iletişim olanakları muhbir sızdırmalarına, polis provokasyonlarına karşı mücadelemiz için çok önemli araçlardır. Söz konusu haberleşme ve eğitim araçlarını çok sınırlı kullanan ilişkiler de olacaktır. Fakat normal şartlar altında bu ilişkileri istisna görmek gerekir. Kural, bütün iletişim, eğitim, mücadele ve örgütlenme olanaklarından sonuna kadar ve elbette uygun şekilde yararlanmaktır.

 

Devrimci çalışmanın güvenliği demek çalışmanın devrimci temelde sürdürülmesi demektir. Bunun için devrimci hareketin insanlarının mücadele edecek cesarete ve fedakârlığa sahip olmaları gerekir. Açık çalışma araçlarına öncelikle engel değil olanak gözüyle bakmak gerekir. Çalışmanın güvenliğinin yani mücadelenin her koşulda sürdürülebilmesinin sağlanabilmesinin en önemli garantilerinden biri devrimci saflardaki dayanışma, disiplin ve örgütlülüktür.

 

En büyük tehdit içeriden gelir

 

Devrimci çalışmanın güvenliğine en büyük tehdit dışarıdan değil içeriden gelmektedir. En büyük zararı ”devrimciler”in zaafları vermektedir. Polis ve muhbirler sonuçta bu devrimcilerin bu zaaflarına oynayarak etkili olabilirler.

 

Bir siyasi harekette kadrolar birbiriyle rekabet halindeyse o çalışmanın güvenliği ağır tehdit altındadır. Çünkü rekabet bir sosyalist örgütün niteliğini bile ortadan kaldırır. Artık o örgüt bir iktidar aracına dönüşür. Bir siyasi harekette rekabetçilik ne denli gelişmişse insanları bir arada tutmak için bürokrasiye ve grupçuluğa ihtiyaç o derece artacaktır. O yoldan örgütün emekçiler ve devrimciler karşısında sekter bir aygıt olarak şekillenmesi kaçınılmazdır. Bu, rekabetçiliğin öldürücü yanıdır. Çünkü rekabetçilik belki örgütü güçlendirir ama o örgütün içindeki sosyalizm ölür.  Ayrıca soldaki grupçuluk ve rekabetçilik sayesinde muhbirler bir örgütten çıkıp rahatlıkla diğerine geçerler.

 

Rekabetçilik aynı hareket içindeki kadroların, genel planda ise farklı örgütlerin birbirini baltalamasına yol açar. Muhbirler ve polis rekabetçiliği kullanarak siyasi hareketlere zararlar verirler. Başka güçler de örgütler arasındaki rekabetçiliği kullanarak sol örgütleri yedeklerler. Devrimciliğin yerini o zaman şunun-bunun artçılığı alacaktır.

 

Bir devrimci harekette iç dayanışma zayıfsa, kadrolar ve taraftarlar birbirlerine güçlü dayanışma duygularıyla bağlı değillerse o örgütten devrimci başarılar beklenemez.

 

Hele hele bir örgütte alınan kararları uygulama iradesi ve alışkanlığı yoksa  o örgütü polisin dağıtmasına gerek kalmaz. Çünkü o örgütün düzene faydası olur zararı olmaz. Bir örgütte kadrolar birbirine karşı sorumluluklarının bilincinde değillerse, yeri geldiğinde birbirlerini eleştirmiyorlarsa, birbirlerinin çalışmasına yardımcı olmuyorlarsa o örgütte devrimci çalışma zaten tehdit altındadır.

 

Bir örgütte devrimci disiplin ve ilkeler hiçe sayılıyorsa o zaman polisin yıkıcı çabaları azami etki yaratacaktır.  Hareketimiz içindeki disiplinsizlerin dayanışması ile polis operasyonlarının birleştiği dönemlerde böyle olmuştu (”Teslimiyete ve İhanete Karşı, Odak, Ocak 2012: http://www.odak-direnis.com/teslimiyete-ve-ihanete-karsi/).

 

Gizlilik elbette önemlidir. Ayrıca bir devrimci hareket asla kendisini düşmanın çizdiği alana hapsedemez. Ancak mücadeleye bağlılık, disiplin, dayanışma ve örgütlülük gibi temel sorunlarını halledememiş bir hareketin takip, izleme, güvenli haberleşme gibi konulardaki çabaları anlamsız duruma düşer.

 

Bir devrimci harekette doğru bir ideolojik hat; devrimci bir işleyiş, dayanışma, devrimci bir kültür ve örgütlülük olmalıdır.  Devrimci çalışmanın güvenliği her şeyden önce bunlarla sağlanır. İdeolojik hattın doğru olması çok önemlidir, fakat bu yetmez. Pratiğin de ona uygun olması gerekir. Devrimci bir işleyiş varsa yani mesela kararlar devrimci bir anlayışla örgütlülük içinde kolektif alınıyor, herkes kararların alınmasına aktif katılıyor, alınan kararlar örgütlü ve disiplinli bir şekilde ve dayanışma içinde uygulanıyorsa o zaman polisin saldırıları, muhbir ve ajan faaliyetleri büyük ölçüde etkisiz hale gelecektir. Hele ki bu anlamda yerleşik bir işleyiş oluşmuş ve bir kültür yaratılmışsa o zaman muhbirler ya işleyişe ayak uydurarak mücadeleye katkıda bulunmak durumunda kalacaklar ya da sap gibi açığa çıkıp/çıkarılıp etkisiz hale getirileceklerdir. Böyle bir örgütün gizliliği öğrenmesi ve uygulaması da kolay olacaktır.

 

Hareket kendi aldığı kararları kendisi uygulamıyorsa, hareket içinde güçlü bir devrime bağlılık ve yoldaşlık yoksa bir hareket içinde neyin nasıl yapılacağı, kimin ne yaptığı belli değilse, zaten işler Allah’a havale edilmiş demektir. Tembel, çalışkan; dürüst, samimiyetsiz; başarılı, başarısız; yiğit, korkak; fedakâr, tembel ve hatta dost, düşman birbirine karışır. Muhbirler istedikleri gibi at koştururlar.  Bir siyasi harekette devrimci normlar ve kurallar gelişmişse o zaman muhbirler bile kendilerini o normlara ve kurallara uyduracaklardır. Çünkü aksi halde cascavlak ortada kalacaklardır.

 

Devrimci bir hatta birleşmiş, mücadeleyi yürütecek cesarete ve özveriye sahip asgari sayıdaki insan, kolektif karar alan ve onları uygulayan, çalışmalarından sonuçlar çıkararak öğrenen ve gelişen bir örgüt konumuna gelmiş iseler, devrimci çalışmanın güvenliği yolunda en önemli adım atılmış demektir.

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir