Devrimci Militanlık ve Liderlik Örneği: Ulaş Bayraktaroğlu

IMG_1734Ulaş Bayraktaroğlu’nun ölüm haberini aldıktan sonra telefonu kapattım ve bağırmaya başladım. Ölümü kabul edemiyorsun. Ulaş’ın ölümünü hala kabul edemiyorum. Sanki aslında hayattaymış gibi…

Onu ilk kez Halmstad’a, İsveç’te yaşadığımız şehre, geldiğinde tanımıştım. Buraya gelmesi söz konusu oluncaya kadar Ulaş hakkında bir şey duymamıştım. Bizde bir hafta civarında kaldı. “SDP’de size karşı yanlış yapıldı, siz haklıydınız, olanlar için bütün arkadaşlarım adına özür diliyorum ve onların bir daha asla olmayacağının garantisini veriyorum” dedi. Sonra da “Buraya birlik için geldim. Birleşme sözü almadan bu evden gitmeyeceğim” demişti.

Ondan etkilenmiştim ama SDP’de yaşadıklarımız bizde öylesine güvensizlik yaratmıştı ki, geçmişi gözden geçirmek hem faydasız hem de öfkelendirici görünüyordu. Ulaş ısrar edince “Burada söylediklerini gündemimize alabilmemiz için Hareket olarak kararlaştırdığımız ama kendi başımıza yapamadığımız şeyleri sizinle birlikte yapabileceğimize inanmamız gerekir” dedim.

Ulaş’a Eğitim ve Dayanışma Hareketimiz adlı kitabı verdim. Hiç zaman geçirmeden okudu. Belki öncesinden de okuyarak gelmişti. Kitapta solun geneli için önerilen düşünceleri ele aldık. Bunlar altyapı yatırımı niteliğindeki önerilerdi. Birisi, Marks’ın Kapital adlı eserini alternatif bir birlikte öğrenme yönetimi geliştirecek şekilde birlikte okuma yoluyla ülkemizi ve dünyayı tartışmaktı. Amaç o çalışma yoluyla ülkemiz ve dünya hakkında ortak ve daha ileri görüşlere ulaşmak ve daha önemlisi de solda alternatif bir öğrenme metodu geliştirmekti. “Yaparız” dedi. “Böyle çalışmaya bizim gençlerden katılım yüksek olmaz, uğraşman lazım” dedi. Kitapta geçen Eğitim ve Dayanışma Kurultayı önerimiz için de “Yaparız” dedi. Son olarak alternatif yurt önerimize önce mali gerekçeyi öne sürerek itiraz etti. Üzerinde biraz konuşunca “Tamam, yaparız” dedi.

Ben de “Bu durumda her şeyi konuşabiliriz” dedim.

Ulaş pratikti. Hemen adımlar atmak istiyordu. Solda birleşmeler yoluyla hızlı bir gelişme gerçekleştirmek istiyordu. Bizleri sözü geçer arkadaşlarıyla buluşturmak istemişti. İsveç hükümeti garip bir tutumla onlara vize vermedi. Gerekçe, “İltica eder şüphesi”ydi. Alakasız bir gerekçeydi. İsveç benzeri bir şeyi başka bir durumda gene yapmıştı. O zaman da bir yasal parti başkanına “İltica etmesinden çekiniyoruz” gibi bir gerekçeyle vize vermemişti. O ziyaret de solda birlik amaçlıydı.

Gelmesi düşünülenlerin vize alamayışı bende rahatsızlık yaratmış, “Temkinli olmalıyız” diye düşünmüştüm.

Ulaş ile bir kez de Paris’te buluştuk. Avrupa’daki akadaşlarla topluca görüştü. Arkadaşlar ona SDP konusunda benden daha negatif ifadeler söyledi. Ulaş’ın teklifi lehinde daha aktif davransaydım sonuç farklı olabilirdi. Ne var ki kendim de tereddütlüydüm. Aslında birliği istiyor ve mümkün görüyordum. Ulaş’ı beğeniyordum. Temkinli ama birliğe açık olmak eğilimi bizde ağır basmıştı.

Kısa zaman sonra Haziran ayaklanması oldu. Orada Ulaş’ın basında ve televizyonlarda çokça gösterilen eylemini, özellikle su sıkan panzere karşı çok tartışılan eylemini anlamlandıramamıştık.

Ulaş Gezi direnişinde hapse düşünce anlaştığımız hususlar doğrultusunda adım atamadık.

Bir süre sonra Rojova’da görülecekti. Rojova’dayken onunla defalarca yazıştık ve görüştük. Oraya gidip görüşmemiz halinde anlaşacağımızdan o denli emim olmasına şaşıyordum. Bir an önce gitmem için çok ısrar etti. Ben ise çeşitli sorunlar nedeniyle gitmekte çok geciktim.

Ulaş ve arkadaşları Devrimci Komünarlar Partisi’ni (DKP) kurmuşlar ve Birleşik Özgürlük Güçleri (BÖG) adında askeri bir yapılanmaya gitmişlerdi. Türkiye’yi AKP-IŞİD ittifakının yönettiği düşüncesiyle bu iktidara karşı bir an önce etkili bir direniş gücü oluşturmak istiyorlardı. Bunu da Rojova’da yoğunlaşarak orada Kürt hareketi saflarında IŞİD’e karşı savaşarak oluşturmak düşüncesindeydiler.

Ulaş ve arkadaşları bize hemen hiyerarşi ve program birliği teklif ettiler. Biz onların askeri mücadeleye fazlaca yoğunlaştıklarını düşünüyorduk. Türkiye’de iç savaş başlamadığı sürece Rojova bölgesindeki yoğunlaşmanın daha sınırlı olması gerektiğine inanıyorduk. Kürt hareketinin çok büyük bir devrimci dinamizm taşıdığına ve onunla yakın ilişkinin devrimci gelişmeye yardım edeceğine biz de inanıyorduk. Bununla birlikte Ulaşların Kürt hareketiyle ilişkisini Türkiye solunun bağımsızlığı açısından sorunlu görüyorduk. Arkadaşların askeri meselelerle yoğun ilgileniyor olmaları, onlarla hemen bir birliğe girişmemizi zorlaştıran nedenlerden biriydi. Bu yoğunlaşmamın solda grupçuluğun aşılmasına yönelik adımlar atmaya yardım etmeyip engel oluşturmasından çekiniyorduk. Arkadaşlara birlik için solda grupçuluğu aşma yolunda birlikte çalışmalarla ilerlemeyi önerdik. Eğer birlikte çalışma yeteneğimizi ve alışkanlığımızı geliştirirsek birliğe daha sağlam ilerleriz, aynı örgütte olmasak bile bir örgüt kadar yakın oluruz ve ayrıca da solda alternatif ilişkiler yaratabiliriz, diye düşünüyorduk. Bu düşünceyle arkadaşlara uyuşturucu ve çeteleşmeye karşı birlikte kampanya başlatmayı önerdik. Ancak birlikte çalışmada hiç yol alamadık.

Ulaş’a Solda Devrimci Yenilenme adlı çalışmamı yollamıştım. Hızla inceledi ve ayrıntılı cevap yazdı. Sonraki tartışmalarımızda solda grupçuluğu aşma yolunda o kitapçıkta önerilen dört konu üzerinde de anlaştık. Şimdilerde Direniş Hareketi davasından tutsaklarla Devrimci Komünarlar Partisi’nden tutsakların Kırıkkale Cezaevi’nde Marks’ı birlikte inceleme kararı alıp uyguladıklarını biliyoruz. Bu, olumlu bir gelişmedir.

Ulaş’ın ölme ihtimalini nedense hiç düşünmemiştim. Bana bir ara bindiği arabanın takla attığını, kolunun kırıldığını söylerken, bir ara da vücuduna giren parçalar yüzünden bir yanına zor oturduğunu söylerken de ses tonunda “Bakma, abartıyorum” havası vardı. Ulaş öldükten sonra öğrendim ki Mahir gibi, Hüseyin gibi, İbo gibi, Kastro ve Guevara gibi en önde savaşıyormuş. Herkes Ulaş’ın arkadaşlarını suçlayacaktır ama kimse onu durduramamış. Keşke Ulaş sağken oraya gitmiş olsaydım, keşke ben de onu frenlemeye çalışsaydım! Bu yüzden kendimi suçlu hissediyorum.

Annesinden öğreniyoruz ki Ulaş ayrıcalıktan nefret ettiği içim kolejden ayrılmış. Devrimci harekete para bulmak için 17-18 yaşlarında müthiş bir cüret ortaya koyarak eyleme girişmiş. Hapishanede devrimci eğitimini ilerletmek için var gücüyle çalışmış. Direnişlerde yer almış. Uzun hapislik yatmış. Defalarca hapse girmiş. Her seferinde büyük bir azimle mücadeleye devam etmiş. Militan solun birliği için çalışan militan bir insan. Zeki, hünerli, yiğit, çelik iradeli, yüreği ezilenlere, arkadaşlarına ve devrimcilere sevgiyle dolu, güçlü inisiyatif sahibi efsanevi bir devrimci. İnanamıyor insan: 80’li yıllar gibi solda bireyciliğin, bencilliğin, inançsızlığın hüküm sürdüğü bir dönemde, 12 Eylül bataklığı gibi bir dönemde Ulaş gibi bir çiçek! İki yaşındaki çocuğunu bırakıp IŞİD’le savaşmaya gitmiş bir fedakarlık abidesidir Ulaş. Onun gibi devrime adanmış, onun gibi iddialı, onun gibi kararlı, zulme ve baskıya onun gibi boyun eğmez, arkadaşları için onun gibi canını veren…

Çürük insanlara kandığım oldu. Zor insanlarla da çalıştım. Ulaş’ın güvenirliğinden, onunla çalışabileceğimizden emin olmak için tereddüdüm büyük bir hatadır.

Ulaş Bayraktaroğlu kırıcı konuşabilen bir insandı ama onda ilişkilerinde güç yarıştıran bir yana rastlamadım. Örgütüne nasıl bağlı olduğu apaçıktı ama onda örgüt şovenizmi hissetmedim. Davranışları yapmacıksız, saygılı ve kendine hayli güvenli bir insandı. Ulaş bizde açık bir insan izlenimi yarattı. Onunla aradaki bireysel ve örgütsel sınırlar çok kolay aşılabiliyordu.

Ulaş’ın meseleleri kavrayışı, kafasının derli toplu olması, disiplinli ve planlı davranması, sadeliği, samimiyeti ve alçak gönüllülüğü etkileyici ve güven vericiydi. Uğraştığı işi nasıl derinlemesine incelediği daha vize işlemleri sırasındaki yazışmadan dikkat çekiciydi. Burada iken kendi başına şehre indi, gördüklerini ve insanlarla konuşmalarını samimi bir dille anlattı. İngilizce anlaşabiliyordu. Hem buradaki toplumu tanımaya çalışıyor hem de buradan devrimci harekete ne gibi mali imkanlar yaratılabileceğini düşünüyordu.

IMG_1733Ulaş yapmacıksız bir insandı. Bazen yaramaz çocuk gibi şakalaşıyordu.
Ulaş’a karşı ne denli ihtiyatlı davranmış olursam olayım onu sevdiğimi çok insana söylemişimdir. Bu yüzden “Ulaş Hamza’yı da aldatmış” diyenler olduğunu duydum.

Ulaş ikna ediciydi. “Nasıl yapalım, kimlerle görüşelim?”, diye düşünürken devrime bağlılığını taktir ettiğim, sevdiğim ama hiç anlaşamadığım bir arkadaşla görüşmesini önerdim. Militan sol kesimden gelen ve Almanya’da sürgün yaşayan fedakar bir arkadaştı. Gitti, görüştü ve birlikte anlaştığımız konular üzerinde onunla da anlaştı.

Ulaş’tan olumlu etkilenmiştim ama onun değerini asıl öldükten sonra anladım. Ulaş gibi genç, onun gibi yiğit, mücadeleye adanmış, iradeli ve her bakımdan birikimli ve aynı zamanda anlaşmaya açık birisi hayal bile edemeyeceğim bir insandı. Durumumuz çok zayıf olduğundan tedbirli davranmaya çalışıyordum. Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer, deniyor. Biraz o hesap oldu.

SDP’de döneminden edindiğimiz kötü izlenimlerin yükünü ne yazık ki Ulaş’a yıkmış olduk. Oysa Ulaş alçakgönüllülüğüyle, bize değer vermesiyle, devrimci bir birlik yaratmak için samimi çabasıyla hem onlardan hem de Türkiye solunun büyük bölümünden çok farklıydı.

Ulaş Bayraktaroğlu yalnızca Devrimci Komünarlar Partisi (DKP) lideri ve BÖG komutanı değil aynı zamanda Türkiye sosyalist hareketi için dünya sol hareketi için çok iyi bir örnektir. Mahirlerin hem partizan hem kumandan geleneğinden gelip de onun kadar etkili sonuçlar elde eden kimse olmadı.

Ulaş’ın düşmana karşı mücadelede en önde yürüyen liderlik anlayışı onun başarılarının en önemli kaynaklarından biridir. Ancak Ulaş gibi prestije ve etkiye sahip bir insanın mutlaka frenlenmesi gerekiyordu. Ulaş’ın genç yaşında kaybedilmesi ise bu liderlik anlayışının sakıncalı yanıdır.

Ulaş muhtemelen Kürt hareketi ile dayanışmanın da en güçlü sembolü oldu. Annesinden öğreniyoruz ki Ulaş daha küçük yaştayken Kürt hareketine katılmak istemiş. Birçok insan Rakka savaşının Kürt hareketine ABD tarafından empoze edildiğini düşünüyor olabilir. Ancak Ulaş Bayraktaroğlu orada IŞİD ile vatan için, Türkiye devrimi için savaşıyordu. Ulaş IŞİD’i AKP ve ABD’den ayrı görmüyordu.

O, Ulaş Bardakçı’dan miras ismine sonuna kadar layık oldu. Ulaş Bayraktaroğlu Direnişçilere verebileceğimiz en iyi devrimci örneklerden birisidir. Öğrenmede, devrimcileşmede, mücadelede ve yoldaşlıkta Ulaş gibi olmalıyız.

Hamza Yalçın

31.05.2017

 

, , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir