DİRENİŞTEKİ BEDAŞ İŞÇİLERİ İLE RÖPORTAJ

25 Ağustos Cumartesi günü 97 gündür grevdeki BEDAŞ işçilerini ziyaret ettik. Ziyareti- mizde Enerji-Sen işyeri temsilcisi Naci Sevindik ile yaptığımız röpörtajı yayınlıyoruz.

ODAK: Öncelikle isminizi alabilir miyim?
Naci Sevindik.

ODAK: Bu işyerindeki göreviniz neydi?

NS:Bedaş’ın Gaziosmanpaşa işletmesinde sayaç okuyucuydum. Aynı zamanda Enerji-Sen sendikasının işyeri temsilciliğini yapıyordum.

ODAK: Kaç yıldır Bedaş’da çalışıyorsunuz?

NS: 2002 yılında başladım işe. Bedaş içerisinde taşeron bir firmada çalışıyorum.

ODAK: Taşeron işçiye diğer bir ifadeyle “dönemlik işçi” diyebilir miyiz? Taşeron işçi herhalde her an kapıya konulabilecek işçi, değil mi?

NS: Tabii ki. Her firmanın ihalesi bittiği zaman farklı bir firma gelir. Dolayısıyla gidip o yeni firmaya iş başvurusu yapıp ve bunun dışında tanıdıklar falan ayarlayıp bularak tekrar işe alınmayı deniyorsun. Ayrıca hiçbir iş garantiniz yok, sadece taşeron firmanın iki dudağı arasındayız. Hatta taşeron firmayı geçelim, o bölgede çalışan şefin iki dudağı arasındayız. Şef “ben bu adamla çalışmak istemiyo- rum” dediği zaman orada kalmanız imkansız.

ODAK: 2002 yılından beri aynı taşeron ile mi çalışıyorsunuz?

NS: Hayır. 2002’de benim çalıştığım firma farklı bir taşerondu. O firma ilk defa İstanbul’da bir ihale almıştı. Dolayısıyla daha iyi çalışıyordu. O firmanın hala İstanbul’da farklı bölgelerde çalışmaları var. O bölgede çalışan arkadaşların da taşeron ile sorunu olmadığı için yani maaşlarını falan füzgün aldıkları için henüz greve falan çıkmış değiller. O taşeronun patronu biraz daha duyarlı bir insan. Hatta o firma ilk ihaleyi aldığı zaman çalışma koşulları hakkında ve maaş usulü konusunda bizimle görüşüğ beraber karar almıştı. Muhakkak kendi çıkarlarını düşünüyordu ama en azından şimdiki firmadan çok daha iyiydi. O girmada toplamda 4 sene çalıştık. O dönemde maaşlar konusunda falan çeşitli iş bırakma-yavaşlatma direnişlerimiz oluyordu.
O firmada çalışırken herhangi işten atılma gibi durumlara karşı biz işçiler olarak kendi komisyonumuzu kurmuştuk. Bu gibi durumlarda sendika yoktu ama, aramızdan seçtiğimiz arkadaşlar ile işveren görüşmeler yapıyordu. Kendi bölgemizde kendi içimizde oluşturduğumuz bir komisyondu bu. Herhangi bir yüz kızartıcı suç olmadan hiçbir işçi bu komisyon sayesinde işten çıkartılamazdı.

ODAK: Şuanki çalışma şartlarınızdan ve sendikalı olma sürecinizden biraz bahsedebiir misiniz?

NS: Geçmiş sürece baktığımızda insanlar bu işe girmek için 1000-2000 dolar veriyordu. Üstelik maaş almıyordunuz. Kaçak elektrik kullananları bulup, rüşvet alınıyordu. O rüşvetten de işverene veriliyor, maaşlar karşılanıyor, kiralar çıkarılıyordu. Yani giderler karşılanıyordu. Patron da aldığı hakedişi direk kendi cebine atıyordu. Eskiden sigortalar tam yatmıyordu, hatta çoğu insanın sigorta girişi dahi yapılmıyordu. O zamanlar yani 2002 süreci evvelinde kaçak elektrik kullanımı yüzden otuzlarda idi. Bugün ise bu yüzde onlara düştü. Bu bizim ilk işe başlarken, onurumuzla- şerefimizle bu işi yapacağız dememizle oldu. Biz rüşvet falan almayacağız, maaşımız ne ise onu almak istiyoruz dedik. Ve bundan dolayı, bu süre içerisinde Bedaş’ın yaklaşık yüzden yirmi karı oldu. Bu da trilyonlar demek. Ben şimdi toplamda 7-8 aydır sendikalıyım. Aslında 2005’te sendikanın kurulma aşamasında sendikalı olacaktık. Ama 2006’da ihalenin bitmesi sendikalı olmamıza bir şekilde engel oldu. Hatta o süreçte sendikayı kuran 20 arkadaşımız işten çıkarılarak sendikayı tasfiye etmişlerdi.

Biz 2005 yılında Tes-İş’e üye olmak istediğimizde “siz taşeronsunuz, böyle bir hakkınız yok” denilerek Tes-İş tarafından reddedilmiştik. Ama ne zaman Enerji-Sen örgütlenmesi başladı, Tes-İş denilen sarı sendika “gelin sizi üye yapalım, noter paranızı biz verelim, yemek ısmarlayalım” gibi bir çağrıda bulunmuştu. Enerji- Sen’in varlığından o süreçte haberi olmayan arkadaşlar Tes-İş’e üye olmuştu. Ama Tes-İş’in tavrı “kesinlikle sendikalı olduğunu söylemeyeceksin, işveren ne diyorsa yapacaksın” şeklinde.

Taşeron firmanın maaşlardaki kesinti, maaşların geç ödenmesi, kullandığımız makinelerin arıza gibi durumlarda masraflarının cebimizden karşılanması, kullandığımız optik portların çabuk arıza yapması sonucunda tamirini taşeronun üstlenmem- esi gibi durumlardan kaynaklı kendi aramızda bir bilinçlenme örgütlenme çalışması yapmıştık. O zaman taşeronun yöneticileri ile de görüşüp bu sorunları dile getirmiştik. Biz iki kişilik iş yapıyorduk ama tek maaş alıyorduk. Kendi bölgemizde çeşitli sorunları çözebildik işveren ile. Tam bu süreçte sendikalı olduk. Biz sorunlarımızı çözmüştük ama farklı bölgelerdeki arkadaşların arızalı makinelerle çalıştırıldığını falan duyduk. Bu sefer o arkadaşlar mağdur oluyordu. Biz de “bizim durumumuz iyileşiyor ama bu sefer başka arkadaşlar mağdur oluyor” diyerek karşı çıktık. Yalnızca kendi bölgemizi düşünmedik. Son olarak maaşlarımız da çok gecikti. Biz kesinlikle işverenin mağdur kalacağı şekilde davranmamıştık. Çalışıyorduk düzgün bir biçimde ve bunun karşılığında maaşlarımızı istiyorduk. Bu birkaç ay böyle tekrarlandı.

ODAK: Biraz da greve başlama sürecinizden bahseder misiniz?

NS: Böyle sorunlar ile karşılaştığımızda Bedaş Genel müdürlüğüne açma kapama servisi ve okuma servisi olarak to- plam 470 tane dilekçe verildi. Açma-kapama servisinin taşeronu o süreçte işçiler ile görüşüp sorunu çözdü. Maaşların gecikmeyeceğine yönelik protokol imzaladı. Fakat bizim taşeron bu konuda her- hangi bir adım atmadı. Taşeron Adana’dan gelip bizimle görüşme yaptı. Maaşlarımızı bundan sonra düzgün yatacağını, maaşlardan kesinti yapılmayacağını, direnişte olan hiçbir arkadaşımızın işten atılmayacağını söylüyordu. Biz de bunları taahhüt amaçlı protokol imzalamasını istedik. Fakat bunu yapmayacağını söyledi o da. Herhangi bir imza atmıyorsa, bu direnişi bitirmeyeceğimizi söyledik. Onun amacı arkadaşlarımızı işten atmak, maaşlarımızda kesinti yapmaktı. Bizi kandırmaya çalışıyordu. Ve böylece direnişimiz başladı. Biz greve çıkmayı en son seçenek olarak görüp uzlaşmaya çalıştık ama taşeron bunu kabul etmedi.

ODAK: Peki grev süresince talepleriniz nelerdir?

NS: Bizim işverenden birkaç temel talebimiz var. Birincisi maaşlarımızdan kesinti yapılmaması ve zamanında ödenmesi. İkincisi iş güvencesi amaçlı işçiler arasında bir komisyon kurulması. Eksik elemanların tamamlanmasını istedik ve kullandığımız aletlerin düzgün olmasını istedik. Son olarak bölgelerde işvereni temsil eden şeflerin bizlere karşı insan gibi davranmasını talep ettik. Şeflerimizin düzgün olmasını istedik.

ODAK: Sendikalı olmanın avantajları nelerdir sizce?

NS: Sendikanın getirisi gerçekten çok farklı. Mesela sendikalı olmadan evvel biz böyle bir direniş yapsaydık, başta ben olmak üzere birçok arkadaşımız işten çıkarılır veya farklı bir bölgeye sürülürdü. Bu daha evvel çok oldu. Birçok arkadaşımız, böyle bir ses çıkarmaya çalıştığında hemen alınıp farklı bölgeye gönderildi. Oradan ses çıkarması engellenirdi.

ODAK: Çadırınız Bedaş’ın tam önünde. Çevredeki insanların sizlere yaklaşımı nasıl oluyor?

NS: Biz direnişe geçtikten sonra bizim yerimize eleman aldılar. Fakat bunlar hiçbir iş bilmeyen insanlar oldu. Dolayısıyla ilk ay yaklaşık 25000 kadar hatalı okuma yapılmış. Bu aboneler de Bedaş binasına gelip itiraz dilekçeleri verirken hep yanımıza uğradılar. Neden işten çıkarıldığımızı falan sordular. Onlar da mağdur olmuş. Dayanışma gösterdiler. Çevredeki insanların tepkileri iyi oldu. Ayrıca bu çadırı kurmadan evvel kendi işyerlerimizin önünde olup, direniş kırıcılarını çalıştırmadı. Bu şekilde 3 gün okuma yaptırmadık. Normalde Bedaş, taşeron üst üste 3 gün okuma yapmazsa sözleşmeyi tek taraflı fesh eder. Ama taşeron bizi “mücbir” sebep olarak yani, herhangi bir afet durumunda işlerin aksaması olarak gösterdi.

ODAK: Kurumda şu anda çalışan, grev yapmayan, fakat size destek olanlar var mı?

NS: Şu anda böyle arkadaşlarımız var. Açma-kapama servisinde çalışan arkadaşlar grevde değiller. Ama Cuma günleri yapılan eylemlerimize geli- yorlar. Ama bunların içinde bazı arkadaşlar sırf eylemlerde konuşma yaptığı için veya burada bizimle halay çektiği için işten atıldı. Ama genel olarak Cuma yapılan eylemlerimize arkadaşlarımız destek oluyorlar.

ODAK: Bu eylemlerinizi biraz anlatır mısınız?

NS: Eylemlerimiz her Cuma saat 15.00’de Galatasarat Lisesi’nin önünden başlıyor. Çalışan arkadaşlarımız da bu yürüyüşe katılsınlar diye erken saate aldık. Yürürken Kiğılı ve THY direnişlerine destek amaçlı bu işyerlerinin önünde de duruyoruz. Buralarda bu direnişlere destek veriyoruz. Sonunda çadırımızın başına gelip burada basın açıklaması yapıyoruz.

ODAK: Son olarak söylemek istedikleriniz var mı?

NS: Taşeron işçinin sorunları çok. Son bir ayda dahi 3-4 tane iş kazası oldu ki bana göre bunlar iş cinayetleridir. Nasıl birileri bizim primlerimizi vermiyor, makinelerimizi yenilemiyor, tamir ettirmiyorlarsa; birileri de başka çalışanlara iş güvenliği amaçlı izolasyonlu ayakkabılarını, emniyet kemerlerini vermeyerek iş cinayeti işliyorlar. Bu firmaların hepsi AKP yandaşı firmalar. Bizim arkadaşımız dahi sırf el feneri verilmediği için kolunu kaybetti. İşçilerin bir ara- ya gelip, birlik sağlayıp, insanları aydınlatması lazım. Türkiye’nin geleceğinin böyle daha parlak olacağını düşünüyorum. Normalde biz iş yasasının 34. maddesine göre tek taraflı şekilde, maaşlarımız verilmediği için iş bıraktık. Ama işveren ise 25/2. maddeye göre yani işe gelmediğimiz için bizi işten çıkardığını söylüyor. Gelen müfettişler dahi bizim lehimize uyarıda bulundular. Hatta taşerona 280 milyar lira ceza bile yazıldı. Bizim grevimizden dolayı 2 trilyon zararları var. Ayrıca 280 milyar da cezaları eklenince epey para ediyor bu. Buna rağmen bu taşeron firma ayakta durabiliyor. O halde bunların arkasında AKP ve Tes-İş adlı sarı sendikanın olduğu akıllara geliyor. Son olarak da bunları söylemek istiyorum. Ayrıca desteğinizden dolayı sizlere teşekkür ediyorum.

ODAK: Biz teşekkür ederiz. Direnişinizde size destek olacağız. Başarılar dileriz…

NS: Teşekkür ederim.

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir