DİRENİŞTEKİ THY İŞÇİLERİNİ ZİYARETİMİZDE YAPTIĞIMIZ RÖPORTAJI YAYINLIYORUZ

24 Ağustos Cuma günü grevdeki THY işçilerini ziyaret amaçlı Atatürk Hava Limanı’na gittik. Grevdeki iki THY işçisi ile yaptığımız röpörtajı aşağıda yayınlıyoruz…

ODAK: Öncelikle isminizi alabilir miyiz? Aslı Gökmen

ODAK: Bu iş yerinde ne kadar süredir çalışıyordunuz ve ne zaman işten atıldınız?

AG: 2 yıldır THY’de kabin görevlisiydim, 29 Mayıs’ta da atıldım.

ODAK: Bu direniş nasıl başladı?

AG: Bizim çok uzun süren toplu iş sözleşmesi ile birlikte gelen sıkıntılı bir sürecimiz vardı. Thy yönetimi toplu iş sözleşmesini imzalamamakta diretiyordu ve toplu iş sözleşmesinde geçen maddeleri bize uygulatmıyordu. Yani belli standartlarda dinlenme sürelerimiz, boş gün sayısı, belirli uçuşlar, bunlarla ilgili toplu iş sözleşmesinde yer alan standartları şirket uygulamamıza izin vermiyordu. Örneğin sizin yılda 7 günlük mazeret izniniz var. Hiç bir mazeret belirtmeden kullanabileceğiniz izniniz var. Şirket bunu kullanmanıza izin vermiyor. Sağlık sıkıntılarıyla ilgili sağlık raporları işten atılma sebebi oluyordu. 10 günlük 15 günlük raporlar yüzünden işten atılan arkadaşlarımız var. Ve bunlar hiç bir şekilde toplu iş sözleşmesine uymuyor. Sonrasında grev yasasında ki bir değişiklik ile ilgili bir haber aldık. Bize de gece HAVA-İŞ’den mail ve mesajlarla bilgilendirme geldi. Bu konuy- la ilgili basın açıklaması yapacağımıza ilişkin bir mesajdı. 29 mayıs sabahı da bu basın açıklamasına katıldık. Basın açıklamasına katıldığımız için şirket o saatler arasında basın açıklamasına katılsın ya da katılmasın sebepsiz yere teker teker işten çıkarıldığımızı mesaj ve maillerle bizlere bildirdiler. Bu süreçte bu şekilde başlamış oldu.

ODAK: Daha önce işveren ile görüşmeler yaptığınızdan bahsettiniz. Toplu sözleşme görüşmeleri sırasında işverenin size karşı tavrı nasıldı? Uzlaşmacı bir tavır mıydı yoksa dayatmacı bir tavır mıydı?

AG: Kesinlikle dayatmacı bir tavırdı. Mesela THY’de önceki yıllarda hamile kalmak yasaktı. Evlenmek yasaktı. Yıllar sonra artık bunlar düzene girdi. Hamileysen, çalışamıyorsan yerde çalışma gibi bir hakkın var. Yani senin yer hizmetine çekilme, süt izni, doğum izni bu tarz izinlerin varken şirket diyor ki sen hamilesin ve benim işime yaramıyorsun kardeşim. O yüzden çek git. Hastasın, bel fıtığı ve boyun fıtığı, bunlar uçucularımızın temel rahatsızlıklarıdır. 15 gün rapormu alacaksın, benim işime yaramıyorsun kardeşim çek git denilir. Hep dayanakları şuydu; dışarıda milyonlarca insan var bu işi bekleyen. Yani köle gibi çalışmayı bekleyen milyonlarca insan var diyorlardı. Bize hastalanmayacaksın hastaysan benim işime yaramıyorsun hamileyse benim işime yaramıyorsun diyorlardı. Psikolojin mi bozuk benim işime yaramıyorsun. Yani kesinlikle orta yolu bulma gibi bir çabası olmadı.

ODAK: Kabin memuru olduğunuzu söylediniz. Biraz kabin memurlarının uçuş koşullarından bahseder misiniz? Günde kaç saat çalışıyorsunuz ortalama?

AG: Maksimum çalışma saatiniz 12 saat. Ama bizim bir kitabımız var CCM isimli. CCM’de kabin memurlarının çalışma standartları, dinlenme saatleri, uyku saatleri, giyecekleri kıyafet, sürecekleri oje, takacakları küpe boyutuna kadar herşey yazılıdır bu kitapta. Orada belirtilen şöyle bir madde var. 12 saat çalışabiliyorsunuz ama alternatif doğabilecek durumlarda kaptan kararıyla 14 saate hatta belli saat dilimlerinde eğer uçuşa başlamışsan 16 saate kadar çıkartılabiliyor bu uçuş süresi. 16 saat ayakta ve basınç altında kalmak, bu insan üstü bir çalışma durumu. Ve bu kitap resmi olarak belgelenmiş. Yani kaptan karar verirse, ekip uçacak derse hayır ben uçmayacağım deme şansınızı ortadan kaldırıyor. Çünkü senin kitabının prosedürü bu. Zaten bu başta sizi yıkan bir süreç. Bazı alanlarda atıyorum mesela Düseldorf’a gittiniz uçuş saatinize göre dinlenme saatiniz hesaplanıyor. Oda minimum süre 8 saate kadar indirildi. Ama 8 saatin içinde uçağın motoru kapatması, yolcuyu indirme süreniz, sizin otele bir araç tahsis edilip gitmeniz, otelde çekim işlemlerinin yapılması, çekimden sonra odanıza çıkmanız, odanızda kişisel işlerinizi yapmanız, duş, saç vb. bunları halletmeniz, ertesi günkü uçuş hazırlığınızı yapmanız ile sizin uyuyacak süreniz en falza 4 saat kalıyor. Size bir uçak kapısı emanet ediliyor, yolcuların gerektiği anda sağlıklarına müdahale etme gibi bir yetkiniz var. Sağlıkları emanet ediliyor. Güvenlik yanında birde uçağın acil durumlarını da takip etmeniz gerekiyor. İşte bu 3-4 saatlik uykuyla bunu yapmaya çalışıyorsunuz.

ODAK: Peki bu sadece Thy’de mi böyle yoksa diğer havayolu şirketlerinde de böyle mi?

AG: Diğer havayolu şirketlerinde Thy kadar yoğun uçuşlar yok. Biz dünyanın her yer- ine uçuyoruz. Sirkülasyon çok fazla olduğu için bizde tabi ki standartlar daha da düşüyordu diğer şirketlere göre. Dinlenme süreleriniz daha fazla düşüyor. Personel eksiği her zaman vurgulanıyordu. Mesela son yapılan değişikliklerde 321 airbus uçağımız vardı. Bu uçakta 6 personel uçuyorsunuz normalde ama en son uçuşlarımızda 4 kişiye ka- dar indirilmişti bu sayı. Zaten biz maksimum per formansla çalışıyorduk kabin memurları olarak. Radyasyon, basınç etkisi gibi bir sürü sağlıksız koşul ile karşı karşıyaydık. Uçak içinde yolcu etkenleri de var. En basiti eğitimlerde bize şu söyleniyordu; yolcular size kartını verirse eğer, kartı alın onu reddetmeden o görmeden yırtarsınız ama ona hayır demeyin. Çünkü yolcu her zaman haklıdır. Burada cinsiyet ayrımcılığı, bayanları yerin dibine batırma… herşey var. Siz bir bayan olarak yolcunun verdiği kartı alıyorsunuz ve yolcu görmeden yırtıyorsunuz. Bunu eğitimde söylüyorlar bize. Yolcuların tacizlerine de uğruyoruz ara ara. Üstümüze yürüyen yolcular var. Anlayacağınız bir sürü sıkıntıyla çalışıyoruz.

ODAK: Buradan yola çıkarak Thy’nin kadın işçilere bakış açısını biraz açıklayabilir misiniz?

AG: Kadın işçilere bakış açısı tamamiyle bizi hiçe sayar cinsten. Şöyle bir durum var, giyinip süslenip uçağa biniyorsunuz; yolcuya kesinlikle kötü bir şey söylemeye hakkınız yok. Yolcu her zaman haklı. Yolcuya hayır diyemiyorsunuz, yolcu size sert bir tavırda bulunsa dahi bunu geri çevirmek için sert cümleler kullanamıyorsunuz. Onu yumuşakca ikna etmeniz gerekiyor. Burada sizin kadınlığınızı bir nebze kullanıyorlar. Sizin o anda yaşadığınız psikoloji ve aşağılanma onların hiç umrunda değil. Önemli olan yolcunun canı sıkılmasın, yolcu istediğini yapabilsin.

ODAK: Son zamanlar da bu direniş başladıktan sonra sizin diğer direnişlerle ortak eylemleriniz oldu. Bu ortak eylemler hakkında ne düşünüyorsunuz? Türkiye işçi sınıfının ortak tavrı size ne ifade ediyor?

AG: Sonuçta biz Thy olarak kabin, teknik beraber direniyoruz. Ama şöyle de bir durum var; bütün işçi hareketlerinin ortak hareket etmesi gerekiyor. Çünkü biz ortak bir amaç için direniyoruz. Bizim elimizden bir hakkımız alındı ve bu hakkı geri almak için hep beraber ortak hareket etmeliyiz. Bu tarz durumlar, birlik olarak aşılabilecek durumlar. Birbirimize destek verirsek büyük sesler çıkartabiliriz.

ODAK: Bizim aracılığımız ile Türkiye sosyalistlerine, aydınlarına buradan ne söylemek istersiniz? Onlardan neler bekliyorsunuz?

AG: Biz sol görüşlü insanlar olarak kendi içimizde bile ayrılıyorsak bu işi ortak bir hedefe götürmek çok zor. Kim ne düşünüyor olursa ol- sun ortada kimsenin gözardı etmemesi gereken hak kayıpları var. Ellerimizden alınan haklarımız var. Biz kendi içimizde ayrılmayıp kaybettiğimiz hakları geri almak için birlikte hareket etmeliyiz. Bizim bu kaybettiğimiz haklar geçmişte büyük direnişlerle elde edilmiş haklar.

ODAK: Öncelikle isminizi öğrenebilir miyim? Yunus Emre Sever.

ODAK: Atılmadan önceki göreviniz nedir?

YS: Atılmadan önce Thy’de hat bakım başkanlığında uçak teknisyeni olarak çalışıyordum.

ODAK: Peki bu direniş niçin başladı, temel sebepleri nelerdi?

YS: Direnişimizin başlama sebeplerinden en önemli olanı havacılık iş alanında grev yasağının getirilmesi. Bunun için ani ve acele bir düzenleme yapılmaya çalışıldı. AKP İstanbul milletvekili Metin Külünk başkanlığında sunuldu ve çok hızlı bir şekilde geçirilmeye çalışıldı. Biz de böyle bir yasağın dünyanın hiç bir yerinde olmadığını, 3. sınıf diye nitelendirilen ülkelerde dahi böyle bir uygulama yapılmadığını belirttik. Bu yasağın haksız bir uygulama olduğunu belirtmek için basın açıklamamızı yaptık. Bu basın açıklaması sonucunda işten atıldık. İşten atıldığımız için de 3 aydır direnişimize devam etmekteyiz.

ODAK: Bu grev yasağından biraz bahsedebilir misiniz? AKP’nin bu yöntemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

YS: Referandum sürecinde AKP hep şundan bahsetti; işçilerin memurların ve diğer kesimlerin bütün haklarını fazlasıyla vereceklerini ve hiç bir problem olmayacağını söylediler. Bu nedenle referandumdan evet çıktı. Ama olay bir iki sene sonra tersine döndü ve olan haklarımız da elimizden alınmaya başlandı. Yaptıkları tamamen “ben yaparım uyan uyar, uymayan uymaz” durumu.

ODAK: Bu direniş öncesindeki süreçten bahse- dermisiniz? Bu direnişe başlama sebepleriniz nelerdi?

YS: Grev yasağı getirilmeden öncede zaten problemlerimiz vardı. Toplu iş sözleşmesi hep uzuyor ve aksıyordu. Maaş alamama gibi bir durumumuz olmuyordu ama şirket hep ‘’zarardayız, çok maaş veriyoruz’’ vs. diyordu. Şirket yöneticilerinin bizim paramızda geçmişten beri hep gözü vardı. Sendikamızın arkamızda durması bizim kesin ve net duruşumuz onların tıkanmasını sağladı ve grev yasağını devreye soktular. Bu durum 3-5 gün daha gecikmiş olsaydı, cumhurbaşkanı yurtdışından gelip imzalamasaydı zaten biz 2-3 gün sonra grev pankartını asacaktık.

ODAK: Aslında bu grev yasağının kaldırılmasında ki etken sendikanızın sağlam duruşu olabilir mi?

YS: Zaten muhalif bir tavır sergilediğimiz için böyle bir durum oldu. Bizi başka türlü yıkamayacaklarını başka türlü vazgeçiremeyeceklerini anladıkları için grev yasağını getirdiler. Ama CHP 120’yi aşkın milletvekiliyle imza toplayıp anayasa mahkemesine gönderdi. Anayasa mahkemesi bu yasayı durdurma kararıda alabilir iptal etme kararıda alabilir. Ama durdurma kararı dahi bizim için avantajdır. 3-4 ay sonra yine bir sözleşme var, o zaman elimizde yine grev hakkımız olmuş olacak. O zaman ki görüşmeler daha çetin geçecek. Çünkü grev hakkı olduğunda işverenlere karşı daha net durabiliyoruz.

ODAK: Size dünyadan destekler var biraz bunlardan bahsedermisiniz? Thy’nin sponsoru olduğu bir spor kulübüde size destek verdiler.

YS: Barcelona konuyu görüşüp yönetim kuruluna anlatacaklarını, gerekirse anlaşmayı askıya alacaklarını bildirdiler. Manchester Unıted’da bunu yaptı. Dünyadaki diğer sendikalar örneğin Almanya’da WERDI sendikası sanırım yakında gelecekler, Thy yönetimi ile ve çalışma bakanı ile görüşmeleri olacak. Tekrar işe dönmemiz için ve grev yasağının kaldırılması için görüşmeler yapacaklar. Uluslararası çalışma örgütü ILO’da bize destek veriyorlar, her zaman yanımızdalar. Bu grev yasağıyla ilgili dünyanın her yerinde yavaş yavaş eylemlilikler başlayacak. Bize bu eylemlilikler tam olarak söylenmiyor. Şu yapılacak bu yapılacak diye, ki mantıklı olanıda bu. Thy’nin bu durumu tüm dünyaya örnek oldu, bu yeni bir hareket başlatabilir. Benim buraya geliş amacım sadece grev yasağının kalkması değil dünyadaki bütün işçileri haklarını kazanmaları için bir kıvılcım olmak istedim.

ODAK: Direniş devam ederken sorunlar yaşamışsınızdır doğal olarak. Bu sorunlardan bahsedebilir misiniz ve özellikle bu sorunların çözümünde ki yöntemleriniz nelerdir?

YS: İnsanlar sonuçta işini kaybediyorlar. İnsanların ekonomik boyutta sıkıntıları oluyor, aramızda aile geçindiren, çocuk okutan insanlar var. Ama biz aramızda konuşurken bunu şu şekilde çözdük; Durum artık ekonomik boyutu aşmıştır. Direnmek yaşamaktır, artık hayatımız boyunca direnmeye devam etmek zorundayız. Ben bugün gidip başka bir yerde iş bulsam çalışsam olmaz. Ama bunu yapan arkadaşlarımız da oldu sonuçta herkesin para kazanma mecburiyetleri var ama onlar da o kıvılcımı aldılar. Biz hep beraber çıktık bu yola, artık sonuna kadar hep beraber götüreceğiz. Burada yönetim kurulu gibi alt üst yok burada herkes Direnişçi. Herkes aynı yemeği yiyor herkes aynı suyu içiyor. Belki daha önce bunları paylaşamamıştık ama bize bir hayat dersi oluyor bu. Ben bu durumdan çok mutlu oluyorum bu konuda hiç bir sıkıntım yok. Dünyanın bütün işçileri bu konuda duyarlı olmalıdır. Sonuçta onların camdan gökdelenleri varsa bizimde yüreklerimiz var.

ODAK: Türkiye’de bu grevler devam ediyor, sizin dışınızda BEDAŞ işçileri var TOGO işçileri var siz bu direnişlerle ortak eylemler yaptınız. Bu durumlara kazanım açısından nasıl bakıyorsunuz?

YS: Mücadele açısından şöyle bakıyorum; bu direniş sadece bizim eylemimiz bizim direnişimiz değil bu bütün işçilerin direnişi. Biz bütün ezilenleri, işçileri buraya davet ediyoruz buraya. Çünkü bugün bize yapılan haksızlıklar yarın onlara yapılacak. Zaten bunu bize söylüyorlar ‘’ya AKP’lisin yada sen yoksun, ölüsün’’. Büt- ün işçiler bütün direnişler buna karşı birleşmeli. Çünkü birlik olursak biz kazanacağız. Belki biz onlara sesimizi duyuramamışızdır belki onlar bize ulaşamamışdır ama Ocak ayı gibi ben bütün direnişlerin birleşeceğini düşünüyorum.

ODAK: Yolcuların ve havaalanında ki çalışanların size tepkileri nasıl?

YS: Tabi işçi sınıfına duyarlı insanlar biz onları yoldan çevirip derdimizi anlatmadan gelip imza kampanyamızda destek veriyorlar gelip bizimle dertlerimizi paylaşıyorlar. Ellerinden ne gelirse destek oluyorlar. Tabi ilgilenmeyen insanlarda oluyor ama biz onlara derdimizi anlatmalıyız. Ama çok fazla bir destek yok ne yazık ki. Ben zamanla olacağına inanıyorum olgunlaşması gerekiyor çünkü.

ODAK: Türkiye solundan şuana kadar yeterli destek gördünüzmü ya da ne gibi destekler ne gibi tepkiler aldınız?

YS: Çok güzel tepkilerde aldık tabii ki ama beklediğimiz destek ne yazık ki yok. Ama bu kurumların, sendikaların iş yoğunluğundan olabilir. Ama Ekim ayı gibi ben inanıyorum ki sola dönük insanların destek vereceğine. Ama Mayıs ayından beri buradayız ve beklediğimiz destek yok. Ama hiç yok demiyorum tabiki gelip destekte bulununlarda oldu.

ODAK: Yeterli destek yok ama sizin Türkiye solundan beklediğiniz destek nedir?

YS: Beklentilerimiz bizimle beraber olmaları, sadece bizimle değil bütün direnişçilerle birlikte olmalılar.

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir