DOĞAN CAN BARAN’IN SAVUNMASI

KOCAELİ 1. ASLİYE CEZA MAHKEMESİNE

22 Kasım 2011 günü sabah saat 6:00’da Kocaeli’nde kaldığım evim Terörle Mücadele polisleri tarafından basılarak gözaltına alındım ve dört günlük gözaltı sürecinin ardından 25 Kasım Cuma günü tutuklanarak Kandıra 2 No’lu F tipi hapishanesine gönderildim.

Tutuklanma gerekçelerimizi dosyamızın yollandığı İstanbul Ağır Ceza hakimi dahi zayıf bulmuş olacak ki, yapılan itiraz sonucunda siyasi davalarda eşine az rastlanır biçimde iki buçuk ay sonra tahliye edildik.

Tutuklanmamıza bahane olarak yaptığımız basın açıklamaları, yürüyüşler ve anmalar gösterildi. Toplumsal meselelere karşı gerçekleştirdiğimiz basın açıklamaları ve yürüyüşler şahsen onaylasanız da onaylamasanız da hakkımızdır. Devletin bir gecede çıkarttığı torba yasalara, belediyenin ulaşım zamlarına elbette karşı çıkacağız. Hopa eylemlerinde AKP’nin polisi tarafından katledilen Metin Lokumcu’ya elbette sahip çıkacağız. Deniz Gezmiş’ler, Mahir’ler ve İbrahim Kaypakkaya’ları bu ülkenin en samimi yurtseverleri olarak bilirim. Ne halklarını satmışlar ne de ülkemizi sermayeye ve emperyalizme peşkeş çekmişlerdir. Onlar gibi ülkemiz, halkımız ve insanlık için hayatlarını feda etmiş Ömer Yazgan’ları, Cemalettin Yalçın’ları ve tüm onurlu devrimcileri elbette anacağız.

Üstelik yaptığımız eylemlerde, yürüyüşlerde hiçbir zora dayalı, yasadışı taraf yoktur. Zaten bu eylemler yasadışı olsaydı biz değil, önce “asayişi koruma” görevi ile sorumlu polisin suçlanması gerekirdi. Çünkü polisin eylemler sırasında hiçbir müdahalesi, uyarısı dahi olmadı. Mahkemeniz bizim yaptıklarımızı suç olarak sayıyorsa zannediyorum, kolluk kuvvetini de “görevini yapmamak”, “asayişi tehlikeye atmak” gibi suçlar ile yargılaması gerekirdi.

Yukarıda adlarını saydığım devrimcileri meclis kürsüsünde Tayyip Erdoğan dahi (!) ağlayarak andı. Peki madem bizimkisi suçu- suçluyu övmekse, onun da bu suçu hem de daha geniş çaplı şekilde işlediğini söyleyemez miyiz? Ayrıca bu ülkede her sene bu devrimcileri binlerce kişi anıyor. Adlarına parklar dahi yapılıyor.

Peki ne oluyor da biz suçlu oluyoruz? İşte burada meselenin siyasi yönü devreye giriyor. Bizim de tutuklanmamızı bu nedene bağlıyorum. Başbakan gibi insanları kandırarak oy istemediğimiz için mi suçluyuz? O, hayatını kaybeden devrimcileri, yaşayan devrimcileri ezecek düzeni pekiştirmek yolunda oy istemek için anmıştı.

Savcının polis merkezine gelerek aldığı ifadede bana, Direniş Hareketi örgütüne üye olduğum, Odak dergisinin bu örgütün legal uzantısı olduğu, “Direniş Hareketi lideri” Hamza Yalçın ile irtibatta olduğum gibi konularda sorular yöneltiliyordu.

İşte siyasi yan dediğim mesele bu. Oysa Odak dergisi yasal bir yayın organıdır. Vergisi ödenir, hatta aylık olarak siyasi polisin dahi eline gider. Bir illegal örgütün legal yayın organı-uzantısı olsaydı sizce bu devlet bu kadar açıktan dağıtımına-basımına göz yumar mıydı? Kapatmaz mıydı?

Hamza Yalçın ile görüştüğüm doğrudur. Kendisi Türkiye’den siyasi baskılar sonucunda ayrılmak zorunda bırakılmış ve şu an İsveç’te yaşayan bir eğitimci ve devrimcidir. Poliste defalarca işkence görmüştür. Şimdi İsveç Yazarlar Birliği üyesidir. Türkiye’de yayınlanmış kitapları ve yurt dışında yayınlanmış bazı akademik çalışmaları bulunmaktadır. Kitapları serbesttir. Dergide yayınlanan yazıları hakkında da herhangi bir soruşturma dahi yoktur.

Hamza Yalçın 28 Şubat generallerinin yargıya müdahalesi ile idam ve müebbet cezasına çarptırılmıştır. Evet, 12 Eylül döneminde yargılandığı davadan iki kez üst üste beraat almasına rağmen, üst mahkemenin karara itirazları sonucu 1998 yılında en ağır cezaya çarptırılmıştır. O dönemde yargıya müdahale olduğunu herkes biliyor. Devrimci düşünceleri nedeniyle ordudan atılmış olan Hamza Yalçın; Kenan Evren’in bir konuşmasında isim vererek öfkeyle eleştirdiği bir insandır. Darbeci generaller onun ismini ”içimizden çıkmış hain” diye anıyor ve affetmeyeceklerini söylüyorlardı. Galiba Hamza Yalçın’ın ceza almasına sebep olan generaller şimdi darbecilikten yargılanıyor. 12 Eylül ve 28 Şubat ile hesaplaşıldığı söylenen böyle bir süreçte, Hamza Yalçın’ın karşılaştığı adaletsizliğin giderilmesi beklenirken o insan şimdi yeni rejimin de hedefi.

Hani siz 12 Eylül darbesine itiraz ediyordunuz? Hani siz 28 Şubat darbesine itiraz ediyordunuz? Hani askeri darbe mağdurlarına sahip çıkıyordunuz? Hamza Yalçın’dan ve devrimcilerden daha ağır baskılara ve haksızlıklara uğramış kiminiz var? Onlar gibi baskılara uğramış bir tek insanınız var mı? İşkence ne demek görmemiş ve sadece bir kaç ay paşalar gibi hapis yatmış olduğu için ”hürriyet kahramanı” geçinen Erdoğan mı mağdur? Erdoğan bu darbelerden belki de en kazançlı çıkan insandır. Darbeler onun yolunu açtı çünkü. Gene her iki darbeden birden kazanan Gülen mi mağdur?

Hamza Yalçın yargıya müdahale sonucu ceza aldı diye onunla görüşen terörist mi sayılacak? Ceza aldı diye ona herkes sırtını mı dönecek? Şimdi günümüz Türkiye’sinde bizden Engizisyona kölece bağlı insanlar gibi davranmamız mı bekleniyor?

Ya mahkemeler yanlı davranıyorsa? Ya adalet örgütü egemen güçlerin etkisindeyse?

Bu ülkede düzenin kendisine tehlike gördüğü insanları polis, yargı ve basın yoluyla saf dışı etmesi gelenek olmuş. Polisi, yargıyı ve basının büyük kısmını elinde tutan olarak bilinen Fethullah Gülen bile yargıya güvenmediğini, bir komploya kurban edilmekten korktuğu için hala Türkiye’ye gelemediğini söylüyor. Evet, 28 Şubatçı generallerin yargıya müdahalesi sonucu cezaya çarptırılan Hamza Yalçın’a yeni bir cezayı da AKP iktidarı verdi. Gene sübjektif kararlarla gene peşin hükümle.

Zamanında Nazım Hikmet’e de, Kıvılcımlı’ya da yapmışlardı. Artık sadece devrimcilere karşı yapmakla kalmıyor Ulusalcı denen ve Silivri cezaevinde yatan insanlara da yapıyorlar.

Bizden yargıya siyasal müdahaleler sonucu terörist ilan edilen devrimcileri öcü görmemizi beklemeye kimsenin hakkı yok. Engizisyon döneminde değiliz ki iktidarın aforoz ettiklerinden körü körüne kaçalım. Yaşadığımız dünyada kendi kararını bağımsız muhakeme yoluyla kendisi verebilecek kapasitede görülen birey diye bir kavram var. Yani bizim de aklımız var. Şahsen reşit bir insanım. Kiminle nasıl ilişki kuracağıma karar verecek kadar aklım olduğuna inanıyorum. Aptal yerine konmayı protesto ediyorum.

Hamza Yalçın’la görüşmelerim dayanışma ve eğitim çalışmaları çerçevesindedir. Bu çalışmaların amacı, dayandığı fikirler ve çalışmanın işleyişi gerek Eğitim ve Dayanışma Hareketi adlı kitapta gerekse 2005 yılından bu yana Odak dergisinde yayınlanan yazılarda defalarca ve açıkça belirtilmiştir. Ben bu çalışmalara Odak’ta okuyup bilgi edinerek ve muhakeme ederek katıldım. Çalışmalar boyunca suçlamalarınızı doğrulayacak hiçbir şeye rastlayamadım. Hamza Yalçın’la ve bu çalışmalarda yer alan diğer değerli insanlarla id- dia ettiğiniz içerikte bir ilişkimiz olmamıştır. Görüşmeleri dinleyen sizlerin bunu iyi bilmeniz gerekir. Hamza Yalçın çeşitli yazılarında ve konuşmalarında ”Bencillik etmedikleri sürece bir öğrencinin derslerine, işçinin işine verdiği özeni de biz devrimci eğitimden sayıyoruz” diyen insandır. Onu kamuoyuna ve ailelere karşı öcü gibi göstermek ağır haksızlıktır.

Evet, Odak Dergisi bir süredir “Eğitim ve Dayanışma Hareketi” doğrultusunda çalışmalar yapıyor. Eğitim ve Dayanışma Hareketi ünlü eğitimci Paulo Freire’nin diyalog kavramıyla, Marksist teorinin ve Türkiye devrimci hareketinin sentez edilmesi sonucunda varılmış bir düşüncedir. Eğitim ve Dayanışma Hareketi düşüncesini formüle eden Hamza Yalçın da bu yoldaki çalışmaların en önünde yer alan arkadaşlardan bir tanesidir. Eğitim ve Dayanışma Hareketimiz adlı kitaptan da görüleceği gibi bu çalışma insan ilişkilerinde yenilenmeyi, yani sömürücü düzene alternatif insan ilişkilerini esas alıyor. Birlikte öğrenme ve eleştirici düşünceye ulaşma yoluyla insan ilişkilerinde sömürü, baskı ve rekabet yerine dayanışmayı geliştirmek istiyoruz. Çalışma dayanışmacı eğitim yoluyla insanların korku, çıkarcılık ve bilinçsizlik yüzünden içine gömülmüş bulundukları tutsaklıktan mücadele içinde eleştirici düşünceye ulaşarak kurtulmalarını amaçlıyor.

Bizler çıkarcı dayanışmayı değil; aileci, zümreci, mezhepçi, partici dayanışmayı değil ezilenlerin özgürleştirici dayanışmasını savunuyoruz. İlişkilerde insan sevgisini, birbirimize karşı insani sorumluluğumuzu, karşılıklı alçakgönüllülüğü ve bu temeldeki karşılıklı güveni ve eleştirici düşünceyi esas alıyoruz. İnsan insanın kurdu değil can yoldaşı olmalıdır, diyoruz. Bu anlamda İslamiyet, Alevilik, Hristiyanlık gibi çeşitli dinlerden, Türk, Kürt, Arap, Çerkez, Laz gibi çeşitli milliyetlerden halkımızın dayanışmacı geleneklerini öğrenmek istiyoruz.

Mayasında ezilenlerin dayanışması ve zulme karşı direniş bulunan İslamiyet’in Suudi rejimi, Körfez şeyhleri, AKP ve din istismarcısı cemaatler eliyle ABD emperyalizminin elinde bir araç olmasına itiraz ediyoruz. Anadolu Aleviliğinin insan sevgisine ve direnişçiliğe dayanan, ”yarin yanağından gayri her şeyde hep beraber diyebilme ”yi amaçlayan dayanışmacı geleneklerine sahip çıkıyoruz. Bu topraklar üzerinde yaşayan halklarımızın birbirinin etnik kimliğine ve inancına saygı temelindeki kardeşliğini savunuyoruz. Kürt halkına karşı yürütülen savaşa karşıyız. Ortadoğu’da mezhep savaşına karşıyız.

Eğitim ve Dayanışma Hareketi toplumun bireycileştirildiği, bencilleştirildiği ve din istismarcılığının başını alıp gitmekte olduğu ülkemizde bir Eğitim ve Dayanışma Kurultayı toplanmasını istiyor.

Eğitim ve Dayanışma Hareketi alternatif bir öğrenci yurdu istiyor. Bunları suç görüyorsanız bizi mahkum edin. Bunlardan dolayı sistematik olarak baskılara uğradık. Sudan sebeplerle tutuklamalar yaşadık. Arkadaşlarımıza cezalar verildi. ”Terörist” dediğiniz dürüst ve insanların alınteriyle ve özverileriyle açılan kurumlarımız basıldı. Çalışmalarımız daha gelişme olanağı bulmadan ezildi. Bir tek silah, bir tek şiddet eylemi bile görmedikleri halde bizim üzerimize geldiler. Çalışmalarımızda faydalandığımız internet görüşmeleri sistematik olarak terörize edildi. Tekniğin, uygarlığın araçlarını barışçı amaçlarla ve üstelik de tamamıyla açık bir şekilde kullanmamız bize fiilen yasaklandı. İnsanlar korkutuldu. Muhbirler de dedikodu yoluyla çalışmalarımız hakkında korku yaydılar. Amaç gençlerin çalışmamıza sırtını dönmesiydi.

Bunu neden yaptılar? Biz zayıf bir grubuz. Polis bir tek şiddet eylemimizi bile gösteremiyor. Bu baskılar niye o zaman? Çünkü fikirlerimiz tehlike görünüyor. Alternatif bir eğitim ve dayanışma iktidar sahipleri tarafından tehlike görünüyor.

Benim tutuklanmamı Eğitim ve Dayanışma Hareketi’ne karşı daha geniş bir operasyonun izleyeceğini zaten fark etmiştik. Daha öncesinden Kadıköy Kültür Kafe basılmıştı. Ondan önce arkadaşlarımıza cezalar verilmişti. Daha öncesinden Eskişehir’de öğrenci arkadaşlarımız hapsedilmişlerdi. Bu davadaki tutuklanmadan tam bir hafta sonra Ankara’da Odak dergisi çalışanı 7 arkadaşımız benzer gerekçeler ile tutuklandı. İddianamelerini okuduğumda “Kocaeli’nde tutuklanan Doğan Can Baran’ın mahkemesine neden katıldıkları” dahi soruluyordu. Böyle şeyler herhalde suç olamaz! Tahliye olduktan sonra ben de arkadaşlarımızın mahkemesine katıldım. Bu da mı suç oluyor o halde?

Diyeceğim şu ki, AKP iktidarı bizim Eğitim ve Dayanışma anlayışımızı kendi burjuva eğitimi ve burjuva dayanışmasına alternatif ve tehlike görüyor ki en açık ve meşru yollar ile sürdürülen çalışmalarımızı dahi “yasadışı” olarak lanse etmeye çalışıyor, tertipler düzenliyor. Dergimizi, çalışmalarımızı ve çalışmalarımızda önde yer alan Hamza Yalçın’ı hedef haline getiriyor.

Bugün Cemaat ‘in dershanelerine, kurumlarına, okullarına baktığınızda nasıl bir anlayış geliştirmeye çalıştıklarını çok açık görebilirsiniz. Bu kurumlarda genelde üst katlarda “dinlenme odası” diye geçen mescitler vardır. Burada toplu şekilde istişareler, eğitimler verilir. Kadro yetiştirilir. Bizler de herhalde bu eğitimlerin, istişarelerin içerisinde olsaydık, Cemaat’in eğitimini savunsaydık bugün burada olmayacaktık. Bizi illegalite, yasadışılık ve gizlilik ile suçlayan mahkeme Cemaat’in bu kurumlarına ve örgütlenmesine baksa herhalde asıl kimin gizli tertipler içinde olduğunu görecektir.

İlla onlar gibi mi düşüneceğiz? Onların anlayışını mı savunacağız?

Şu an Odak Dergisi’nde çalışmaktayım. Yukarıda belirttiğim anlayışımızı hale benimsiyor ve sürdürüyorum. Sosyalistim. İnsanların daha güzel ve adaletli bir dünyada yaşayabileceğine ve bu uğurda mücadele edilmesi gerektiğine inanıyorum.

Burada mesela emperyalizme, AKP’ye ve Cemaat’e karşı olduğum için yargılansaydım gam yemezdim. Biz maksatlarımızı açıkça belirtiyoruz. Bizi yargılayanların da aslında neyi gözettiklerini açıkça belirtmelerini istiyoruz.

Devletin kolluk kuvvetleri eğer bu ülkenin iyiliğini istiyorlarsa bizimle değil, ülkeyi satanlar ile, din istismarcılığı yapanlar ile, egemen kapitalistler ile uğraşsın. Cemaat’in yasamayı da yargıyı da yürütmeyi de ele geçirdiği ve kadrolarını yerleştirdiğinden söz ediliyor. Devlet olanakları kullanılarak ülkemizde bir göze- tim toplumu kuruldu. Birey özgürlükleri geçersiz hale getirildi. Sadece muhalifler değil sırdan insanlar bile telefonda konuşmaktan, internette haberleşmekten ve hatta fısıldaşmaktan korkuyor. Mahkemeniz ve kolluk kuvvetleri neden bunlarla uğraşmıyor da bizi hedef alıyor?

Yasa dışı örgüt ve eylem iddialarını reddediyorum. İddianamede suçlandığım ve yukarıda değindiğim etkinliklerin haklı ve meşru olduğuna inanıyorum. Suç diye bahsedilen şeyler, bir insanın böylesi bir dünyada onurlu olarak yaşaması için ihtiyaç duyduğu şeylerdir. İnsana yaraşır şeylerdir.

Yakın zamanda savcılık tarafından çağrıldım ve bana beş yıl ceza alıp ertelenmesini kabul etmem teklif edildi. Bunu ”aman yeni ceza almayayım!” korkusuyla kurulu düzene biat etme teklifi görüyorum. Oysa haksız yere tutuklanmıştım. Şimdi yasalar gereği beraat etmem gerekir. İsterseniz Denizleri, Mahirleri sevdiğim için, Hamza Yalçın gibi devrimcilere önem verdiğim, saygı duyduğum ve burada sahip çıktığım için, sömürü ve baskı düzenine karşı çıktığım için, bencilce bir hayata ayak uydurmayı doğru bulmadığım için beni terörist sayın ve mahkum edin. Ben insanım; yurt sevgisi, halk sevgisi ve insan sevgisi taşıyorum. Çıkarcılığı, korkuyu kendime yakıştırmadığım ve bu düzene teslim olmadığım için kendimden memnunum. Ceza vereceksiniz diye ülkeme, halkıma ve insanlığa karşı ilgisiz kalmam, haksızlıklar karşısında boyun eğmem ve dürüst insanlara da sırtımı dönmem.

Bütün dürüst ve mücadeleci insanlarla Eğitim ve Dayanışma Hareketi yolunda birlikte çalışmayı istiyorum.

Saygılarımla… 13.07.2012
Doğan Can BARAN

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir