Eğitim Çalışmalarımızda Durum ve Görevlerimiz

Öğrenmek ve mücadele etmek- mücadele etmek ve öğrenmek şiarıyla 2005 Sonbaharında başlattığımız eğitim çalışmaları sürecinde bir Eğitim ve Dayanışma Hareketi yaratma görevi ile karşı karşıya geldik. Eğitim ve Dayanışma Hareketini ezilenlerin pedagojisinin temel kavramı olan diyaloga dayanarak geliştirmeye çalışıyoruz. Eğitim ve Dayanışma Hareketini toplumda gelişen lümpenleşme ve bireycileşmeden arınma, toplumda alternatif insan ilişkileri geliştirme ve solda da devrimci-yenilenme olanağı olarak görüyoruz. Dolayısıyla hareket milliyetçilik ve dincilik eksenine sıkıştırılan halkın kendi alternatifini yaratmasına olanak sağlar.
Diyalog perspektifiyle devrim; iki insan arasındaki devrimci ilişkiyle başlar diyoruz. Bu ilişki; derin insan sevgisine, insana inanç ve güvene, birbirine karşı ahlaksal sorumluluğa ve birbirinden öğrenmeye açık alçak gönüllülüğe dayanmalıdır. Diyalog ilişkisi bu temelde pratikte ortaya çıkacak olan karşılıklı güven ve eleştirici düşünce üzerinde yükselir ve böylece var olanı sorgulama yoluyla alternatif bilincin, alternatif insan ilişkilerinin ve alternatif toplumun önünü açar.
Devrimden biz, burjuva bir iktidarın yıkılıp yerine bürokratik bir aygıtın kurulmasını anlamıyoruz. Devrim iktidarın alınmasıyla başlayacak bir süreç de değildir. Devrim muhalefette de devrimdir. Devrimci mücadele bu anlamda öncelikle bir güç olma mücadelesi değil; diyalog temelinde devrimci ilişkiler yaratma mücadelesidir. Bu anlamda bir devrimci hareket haklı, doğru ve tutarlı olmayı güçlü olmaktan daha önemli görmelidir; bu anlayışla mücadele araç ve yöntemlerini özgürlükçü amaçlarına uygun olarak ele almalıdır, diyoruz.
Devrimci örgüt; devrimci hareketin göz bebeğidir. Bir devrimci örgütte yoldaşlık ilişkisi yukarıda tarif ettiğimiz diyalog ilişkisine karşılık düşer. Diyalog devrimci mücadelenin hem koşulu hem de amacıdır. Devrim bir örgütteki ve hatta iki inisiyatifli insan arasındaki yoldaşlık ilişkisi ile başlar; bu ilişkiyi, öğrenmek ve mücadele etmek-mücadele etmek ve öğrenmek diyalektiği ile toplumda zenginleştirerek, derinleştirerek ve yayarak gelişir.
Bu anlamda solda birliği ancak solda devrimci yenilenme yoluyla ulaşılabilecek bir hedef olarak görüyoruz. Çünkü sol, kullandığı yanlış araç ve yöntemler yüzünden kendi amacına yürüyemeyecek durumdadır. Solda örgütlenme ve mücadele manipülasyona dayanmaktadır. Birliğin dinamizmi ancak manipülasyona (yani, kendini özne başkalarını ise nesne görmeye, başkalarını kendi hedeflerine alet etmeye dayanan tek yanlı iletişime) karşı diyalog olabilir. Ezenlerin eğitimi manipülasyon ve baskıya; ezilenlerin ve devrimcilerin eğitimi ise diyaloga dayanır.
Türkiye solu reel-sosyalizm denen bürokratik bozulmanın ürünü bir soldur. Dayandığı örgüt ve mücadele modeli 1990’lı yılların başında Sovyetler Birliği’nde çökmüş olan sosyal devlet kapitalizmi modelidir. Söz konusu model devrimci örgütü; halka dışarıdan bilinç iletecek bir kurtarıcı olarak görmektedir. Sol örgütler kendi sekter prensiplerini, dillerini, geleneklerini kitlelere yukarıdan empoze etmeyi, kitle hareketini ele geçirmeyi ve kendi örgütsel amaçlarına uyarlamayı devrimci mücadeleden saymakta ve devrimci politikayı bu yolda güçlenme sanatı görmektedirler. Bu anlayışla oluşan sol örgütler düzenin diğer kurumlarından temelden farklılaşamayan bürokratik burjuva kurumlar niteliğindedirler. Sıradan bir sol militan ise bürokratik burjuva karakterde bir halkçı tipi olmaktadır. Geleneksel soldaki kadronun sosyalistliği ve devrimciliği; bürokratik burjuva ufkunu aşamamaktadır.
Sol bu hale Ekim Devrimi’nin elverişsiz uluslararası koşulları ve devrimci liderlerin hataları yüzünden rayından çıkması sonucu geldi. Süreç dünya sosyalist hareketini bürokratik sosyal devlet kapitalizmine dönüştürdü. Reel-sosyalizm denen sistem özünde buydu ve o yüzden dünya devrimi hedefine ilerleyemeyip giderek tutuculaştı, dinamizmini kaybetti, geriledi ve sonunda piyasa kapitalizmi karşısında tutunamayarak yıkıldı.
Hareketimiz, devrimci yenilenme iddiasına, grupçuluktan ve özellikle sol içi zorbalıktan uzak durma çabasına rağmen, geleneksel sol ile temelde aynı çizgileri paylaşmaktadır. Bu anlamda eğitim çalışmalarımız gerçekliğimizle yüzleşme cesaretini gerektirmektedir. Kendisine devrimci objektif bir gözle bakamayan bir insan çalışmalarımızda önde gelen rol oynayamaz.

Diriliş

Eğitim çalışmalarımız; dağılmış ve yılgınlık içindeki bir örgütsel yapıyla işe başladı. Hareketimiz 1998 sonrası, örgütsel eksikliklerini tamamlayarak atılım yapamadığı için, karşılaştığı zorluklar yüzünden bunalıma ve dağılma sürecine girmişti. Eğitim çalışmalarına başladığımızda beş yılı aşkın bir süredir başaşağı gidiyorduk. Devrimci yenilenme gibi iddialı bir amaca ulaşabilmek için öncelikle ayaklarımız üzerinde doğrulmamız gerekiyordu.
Hareketin geniş ilişkileri vardı ama saflarımızda bir siyasi hareket olarak devam etmek için bile irade görmek zordu. Önde gelen kadrolar ya bırakmış, ya hapiste ya da yılgınlık ve pasiflik içindeydiler. Örgütlü çalışan herhangi bir mahalli bölge kalmamıştı. Mevcut ilişkiler bir yandan iş yapamayacak kadar iradesiz ve inisiyatifsiz diğer yandan da hangi tarafa çalıştığı belli olmayan bazı insanların inisiyatifine girmişti. Saflarımızda devrimci normlar hissedilemiyordu. Karşılıklı güvene ve devrimci eleştiriciliğe dayanan diyalog ilişkisini kuracak ortamdan yoksunduk. Mevcut aktif ilişkilerimiz içinde toparlanmaya eksen oluşturacak bir yoldaşlık ilişkisi dahi kurmayı başaramıyorduk. Bu koşullarda eğitim çalışmaları, önüne diriliş hedefini koydu.
Diriliş; önde gelen arkadaşların gerçekliğimizle yüzleşme cesareti ile kendilerine devrimci objektiflikle bakabilmesini ve bu temelde yılgınlığa ve çürümeye karşı kollektif mücadeleyi zorunlu kılıyordu. Ne yazık ki bunu yapmayı başaramadık. Hatta o sırada önde gelen arkadaşlar çalışmaların Koordinatörüne karşı örgütlü ve inatçı bir hal almaya başlayan bir kamplaşma tutumuna düştüler. Koordinatör de onlarla anlaşamadı. Bundan hepimiz kaybettik ve çalışmaların fiilen başında görünen hemen herkes 2008 yazında safdışı oldu. Çalışmalara Koordinatör yanında, yeni ve deneyimsiz arkadaşlarla devam edildi.
İçinde bulunduğumuz zorluklardan çıkabilmek için çalışmalarda gençler ve kadınlara önem verme yoluna gittik. Saflarımıza iyi nitelikli gençleri ve kadın arkadaşları kazanmamızın faydalarını gördük. Genç arkadaşlar yıpranmış ve yorulmuş eski arkadaşlarda heyecan ve iyimserlik yarattı. Eski arkadaşlar da genç arkadaşları destekledi. Bu ilişki karşılıklı saygı-sevgi içinde birlikte öğrenmek ve mücadele etmek anlayışına yaklaştıkça birbirimizi tamamlama olanakları buluyoruz.
Hareketimiz içinde bilinçli ve etkin kadın arkadaşların eksikliği; saflarımızda bireyci ve lümpen eğilimlerin kuvvetlenmesine yol açmıştı. Özgürlük mücadelesinde kadın-erkek birbirini geliştirir, anlayışıyla saflarımızda kadın arkadaşları desteklemeye önem verdik. Kadın arkadaşları desteklememiz toparlanmamıza yardımcı oldu.
Diriliş aşaması büyük ölçüde başarılmış durumda. Hareket olarak belli bir iradeye kavuştuk Hala önemli eksiklikler var ama bunları çalışmalarımıza devam ederek tamamlayabiliriz. Şimdi bu konuda acil önemde gördüğümüz bir kaç hususa değineceğiz.

Eleştirici düşünceye, sıra neferi ruhuna ve sosyalist yarışmaya ihtiyacımız var

Yukarıda gerçekliğimizle yüzleşme cesaretini gösteremediğimiz için birbirimizle anlaşmayı başaramadığımızı ve bu yüzden gelişemediğimizi ve hatta bir arada dahi kalamadığımız ifade ettik. Devrimci eleştiri birbirimize karşı sorumluluğun gereğidir, diyoruz ama saflarımızda devrimci eleştiriciliğin zayıf olduğu açık bir gerçektir. Eğitim adına geçmişin eleştirisini bile tartışmaya cesaret edemiyoruz. Odak’ta yazılan ve kendimize dönük eleştiriler; kendi içimizde bile tartışılamıyor.
Devrimci eleştiri, saflarımızda öylesine zayıf ki birçok arkadaş geleneksel solu taklit ediyor. Geleneksel solu eleştiren yayınlarımız genellikle sözde kalıyor ve pratiğimizde anlam bulamıyorlar. Saflarımızdaki ortalama insan tipi; eleştirel bakışı ve davranışı zayıf ve gelişmeye biraz kapalı bir insan olarak tarif edilebilir. Bu yüzden yakın zamanda içimizde ortaya çıkan akıl almaz yanlışlara karşı tavır alamadık. Eğer bugün birçok arkadaş saflarımızın dışına düştüyse bunun en önemli nedenlerinden biri de onları zamanında eleştirememiş olmamızdır.
Eleştirici düşünce özgürleşmenin ve gelişmenin dinamiğidir. Sınıflı toplum eleştiriyi egemen sınıfın kırmızı çizgileri ile sınırlıyor ve insanları bu anlayışla eğitiyor. Sınıflı toplumun egemen anlayışından kopamamış sol örgütler de eleştiriyi aynı anlayışla grupçuluk ile sınırlıyorlar. İnsanların düşünce ve davranış dünyaları; bireyci, aileci, yöreci, grupçu, milliyetçi, dinci vb hapishane duvarları ile sınırlanıyor. Eleştiri işte bu bireysel, sosyal, çevresel sınırların ötesine geçmeye olanak verir. Eleştiri; gelişmenin ve yaratıcılığın anasıdır.
Devrimci eleştiricilik eksik veya zayıf ise ilişkiler; insanların birbirine ve verili duruma teslim olmasına varır. Sınıflı toplumda ilişki tarzı karşısındakine kendisini onaylatmayı esas almaktadır. Bu tarz; sıradan insan ilişkilerinde ağır basmaktadır. Var olmak kendini karşısındakine onaylatmak olarak görülür. İnsanlar; ilişkilerinin tutsağı haline gelirler. İnsanları bölen ve sınırlayan ideolojiler de genelde bu yoldan oluşur.
Eleştiriyi belli sınırların ilerisini görebilmenin, gelişmenin ve özgürleşmenin anası görüyor isek devrimci eleştiriyi öncelikle kendimizi, en yakın çevremizi, başta kendi siyasi hareketimizi eleştirebilmek olarak ele almalıyız. Örgütler, düşünceler, kararlar, mücadele araçları ve yöntemleri vb; hepsi insanlığın özgürleşmesi mücadelesinin araçlarıdırlar. Bu anlamda her şeyin daha iyisini, daha gelişkinini aramak, asla var olanla yetinmemek gerekir. Devrimcilik bu anlamda daha gelişkine, daha iyiye ve doğruya ulaşma mücadelesidir. Devrimci eleştiriden korkmak özgürlükten, başka türlü düşünebilmekten, değişmekten ve gelişmekten korkmaktır.
Sıra neferi ruhuna değinelim. Gelişmemizi engelleyen en önemli nedenlerden biri içimizdeki bireyciliktir. Burjuva toplumun içimizdeki yansıması olarak bireycilik saflarımızda özellikle gösterişçilik ve kendini kollama tutumları olarak yansıyor. Bir çok arkadaş; devrimci mücadeleye hizmet etmek, Hareketin geliştirilmesine ve arkadaşlarının yetişmesine katkıda bulunmaktan ziyade kendisine prestij kazanmayı gözetiyor. Mesela görev seçiminde “şahsen ne kazanır-ne kaybederim” şeklindeki bireyci muhasebe ağır basabiliyor. Bireyciliğin etkisindeki arkadaşlar mücadelede dikkatlerini tıpkı asalak burjuvazi gibi üretmekten-yaratmaktan ziyade mülk edinmeye veriyorlar. Bu tutumu daha önce “artı-değer avcılığı” olarak tanımlamıştık. Hareketimiz; “bir devrimci hareket haklı, doğru ve tutarlı olmayı güçlü olmaktan daha önemli görmelidir” derken, içimizdeki bireyci eğilimler Hareketin ilişkilerinin genişlemesini, olanaklarının artmasını, çevremizdeki arkadaşların gelişmesini değil, şahsi prestiji, şahsi etkinliği, şahsi çevre yaratmayı vb esas alıyorlar. Görevler bu anlayışla seçiliyor. Adımlar ve ilişkiler bu anlayışla kuruluyor. Bu durumda samimi tutumla çalışan arkadaşlar, bilerek ya da bilmeyerek, istismar edilip aptal yerine konuyorlar.
“Artı-değer avcılığı”nın soldaki izdüşümü olan bu tutumlar geçmişte bizi çok yıprattı. Dahası, birçok arkadaş Hareket’in çıkarları söz konusu olduğu halde kimseye tavır almayıp şahsen yıpranmaktan kaçınmayı tercih ediyordu. Hatta bu tarz çelişkileri şahsi puan toplamayı, şahsi yer ve etkinlik edinmeyi esas alan “ittifaklar”, bağlar kurmak için istismar etme oportünizmine dahi düşülüyordu. Koordinatör; devrimci normların silikleştiği o bunalım ve dağılma ortamı içinde herkesi tek başına ikaz eden “kırıcı ve hatta kötü insan” konumuna sokuldu. Yakın arkadaşı geçinenler ise liberal ve oportünist tutumlarla ortamı yumuşatmaya çalışan makul insan rolleri oynadılar.
Devrimciliğe hiç yakışmayan ve mücadelenin özüne aykırı bu eğilimleri saflarımızda, özellikle kendimizde ve en yakın arkadaşlarımızda, dikkatle gözlemeye çalışmamız, çalışmalarımızı ilerletebilmek için kendimizi-birbirimizi bu açılardan gözden geçirmemiz ve bu konuda eleştirilerimizle birbirimize yardımcı olmamız gerekiyor. Saflarımızda en öndekimizden sempatizana kadar sıra neferi anlayışı egemen olmalıdır. Kültürümüz bu olmalı: Dava insanı kültürü. Ama devrimci davanın patronu ya da egemeni değil; özel hesaplar gütmeyen, çalışmada hazzı bu davaya katkıda bulunmuş olmaktan, böylece daha gelişkin, daha tam insan olmaktan, yani devrimcileşmekten alan alçakgönüllü, içtenlikli sıra neferi… Eşitler arasında birinci olmak diye tarif ettiğimiz devrimci liderlik de, işte bu sıra neferi ruhuyla en önde yürüyebilmektir. Tümüyle gönüllülük esasına dayanarak yürütülen bu mücadele sıra neferi ruhunu gerektirir.
Amacımıza yürüyebilmek için işte bu sıra neferi ruhuyla geliştirilecek sosyalist yarışmaya ihtiyacımız var. Sosyalist yarışma mücadeleye ilgiyi ve yaratıcılığı artırır, saflarımıza büyük bir dinamizm getirir. İnsanın en büyük motivasyonu sosyal olanıdır. Çünkü insan, biyolojik bir varlık olmaktan çok, sosyal ilişkilerin özeti olarak insandır. İnsanların, hiç değilse belli insanların gözünde kazanılacak değer en büyük motivasyon kaynağıdır. Bireycilik bu değeri kariyer, para, iktidar gibi insanlığa yabancılaşma araçlarına indirgemiş bulunuyor. Toplum da parası, kariyeri, gücü vb olan insanlara saygı duymaya koşullanıyor.
Sosyalist yarışma; bireyci rekabet tarafından kariyer, şahsi kazanç ve kayıp hesaplarına hapsedilerek mücadeleye ilgisiz hale getirilen insanların dikkatlerini çekecektir. Böylece dikkatlere, yeteneklere ve çabalara alternatif bir gelişme alanı açacaktır. Sosyalist yarışma; saflarımızda ve çevremizde alternatif değerlere, yeni insan ilişkilerine çekicilik kazandıracaktır. Sosyalist yarışma özellikle gençlik duygularının, gençliğin keskin zekâsının ve enerjisinin mücadeleye yönelmesine olanak sağlayacaktır.

Geniş kitle çalışması içinde grup çalışması

Grup çalışmaları nihayet kalıcılık kazanmaya başladı. Geniş kitle çalışması içindeki grup çalışmaları Dayanışma ve Eğitim Hareketi için öncü çalışmalar niteliği taşımaktadır. Önümüzdeki dönemde çalışmalarımız içinde yer almış olan inisiyatifli bütün arkadaşlar önlerine yeni insanlardan grup kurma görevini koymalıdır. Bunu bir sosyalist yarışma ruhu ile yapmalıyız.
Grup çalışması, eğer hakkıyla ele alınırsa, katılan arkadaşlara olağanüstü gelişme olanakları sağlar. O çalışmalar içinde insan tanımayı, demokratik iletişimi, dayanışmayı ve kitlelerle bağ kurmayı öğrenme olanağı buluruz. Bu anlamıyla grup çalışmaları insanın hem kollektif hem de bireysel yeteneklerini alabildiğine geliştirme olanakları sağlar.
Grup çalışmalarını kitle çalışması ile birlikte düşünmeliyiz. Grup çalışması ile kitle çalışması birbirini tamamlamalıdır. Grupların görevi devrimci amaçlarla kitlelerin mücadelesi içinde yer almak, yani kitlelerin demokratik mücadelesinin genel ve uzun vadeli çıkarlarını esas alan bilinçli parçası olmaktır. Bu anlamda tartışmalar, toplantılar, sanatsal, sportif ve kültürel etkinlikler, dayanışma ve yardımlaşma etkinlikleri düzenlemek ve var olanlara katılmak, Dayanışma ve Eğitim Hareketinin önünü açacaktır. Önümüzdeki bir yıl içinde kitle çalışmasına dayanan grup çalışmalarını geliştirerek Dayanışma ve Eğitim Hareketinin temellerini atmış olmayı hedeflemeliyiz.
Zor bir süreçten geçtik. Yıkıntının, toz ve dumanın içinden yeni bir temel attık. Bu süreçte bir birimizle karşı karşıya geldiğimiz, hatta birlikte yürümeyi başaramayıp ayrı düştüğümüz oldu. Kişisel özellikler önemsizdir, diyemeyiz ama sorunlara kişisel değil siyasi temelde bakmalıyız. İnsanı kirleten bir ortamda mücadele ediyoruz. Ülkemiz ne yazık ki bir bataklık. Bizler de bu düzenin insanlarıyız. Böyle bir ortamda bencillik, kariyerizm ve benzeri hastalıkların saflarımızda tümüyle sökülüp atılmasına veya içimize sıçramamasına olanak yoktur. Devrimcileşme ancak insanlığın dünya çapındaki kesin başarısıyla tamamlanabilecek bir süreçtir.
Yaşadığımız sorunlar zorlukların yılgınlık yarattığı ve bunalıma yol açtığı, başaşağı giden ve dağılmakta olan bir siyasi hareket içinde gelişti. Fedakâr arkadaşlarımızın birçoğu bu süreçte kirlendiler. Devrimci özellikler zor kazanılır ama çok zaman da ne yazık ki kolay kaybedilirler. Karşılaştığımız olumsuzlukları gücümüz yettiği ölçüde birbirimizi kazanma anlayışı ile aşmaya çalıştık. Bu tutum doğrudur. Yeter ki ne istediğimizi bilelim. İstediğimizde ısrarlı, iradeli ve insanların düşmanca tutumlarına karşı daima kuşkucu ve tedbirli olabilelim.
Yaşadığımız üzücü sonuçlar muhakkak ki tek yanlı hataların sonucu değildir. Zaten anlaşmazlıklar genellikle karşılıklı hatalar sonucu gelişir.
Bir devrimci hareket elbette öncü nitelikte insanlarla ve insan ilişkileriyle yaratılır. Ancak mücadeleye atılmak için lekesiz insanların ortaya çıkmasını beklemek de teslimiyet olur. Öncü asıl mücadele içinde eğitilir. Mücadelenin sorgulayan, arındıran, devrimcileştiren dinamiğine dayanarak mümkün olan herkesin katkısını almak gerekir. Bu anlamda sosyalist yarışma adına bireyci rekabet örnekleri ile de çok karşılaşacağız. Karşılıklı sorumluluğa, güvene ve eleştirici düşünceye dayanarak bunları aşmanın yollarını bulabilmeliyiz. Önümüzdeki bir yıllık süreç bu anlamda zorlu bir sınav olacaktır.

,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir