Ekim Devrimi ve Türkiye Solu

53e48d0cdca492020d0001bd_1429617807619_1080Bundan 99 yıl önce yani Kasım 1917 tarihinde Rusya’da Ekim Devrimi dediğimiz büyük tarihsel olay gerçekleşti. Kasım ayında gerçekleşen devrime Ekim Devrimi adı verilmesinin sebebi, o zamanki Rusya takvimine göre ekim ayında gerçekleşmiş olmasıydı. Aynı yılın şubat (yeni takvimle mart) ayında Rus çarlığı bir halk ayaklanmasıyla yıkılmış, burjuvazi iktidarı ele geçirmişti. Ancak burjuva hükümet halka verdiği sözleri tutmamış, Rusya’ya barış getirmemişti. Halkın “ekmek, barış ve özgürlük” taleplerini savunan muhalefetteki Bolşevikler hızla gelişerek ülkede belirleyici güce ulaştılar. Diğer yandan ise cephelerdeki Çarlık ordusu kendisini toparlayıp iktidarı bir karşı darbeyle alma yolundaydı. Bolşevikler karşı devrime meydan vermeyip Çarlık ordusu ulaşmadan başkentte hükümete el koydu.

Bu olay dünyanın kaderini değiştirecekti.

Devrim Rusya’yı emperyalist savaştan çıkardı ama kendisi korkunç bir iç savaşa yakalandı. Hem Çarlık ordusu hem burjuvazi hem de muhalif sol güçler devrimci iktidara karşı yıkıcı bir savaşa tutuştular. Bütün emperyalist güçler Rusya devrimcilerine karşı birleştiler. Onu ekonomik, politik, askeri kuşatmaya aldılar; yer yer Rusya’yı işgal ettiler ve iç savaşı desteklediler. İşte reel-sosyalizm Birinci Dünya Savaşı’nın yıktığı ve bir kez de iç savaşla yıkılan bir azgelişmiş köylüler ülkesinde kuruldu.

Bolşevikler “İktidarı aldık mıydı Avrupa Devrimi’ni hızlandırır, sonra da sosyalizmi Avrupa işçi sınıfıyla birlikte kurarız”, diye düşünmüşlerdi. Avrupa hem teknik gelişme hem de demokrasi bakımından Rusya’dan çok daha ilerideydi. Fakat Avrupa işçi sınıfı Avrupa solu tarafından burjuvazi ile işbirliğine ikna edildi ve Bolşevikler yapayalnız kaldılar.
Bolşevikler bekledikleri Avrupa devrimi gelmedi diye çekilmediler; azimle devam ettiler. Desteği bağımlı ve sömürge ülkelerdeki kurtuluş mücadelelerinde buldular. Onlardan biri de yanı başlarındaki Türkiye’de başlayan Kurtuluş Savaşı idi. Devrimci Rusya, ulusal kurtuluş hareketlerine çok fedakarca destek oldu. Kurtuluş Savaşı’nın başarıya ulaşması ve sonra ulusal sanayinin kurulması Bolşeviklerden alınan destek sayesinde gerçekleşti.

Bolşevikler açlığın, sefaletin ve yıkıntıların içinden çok güçlü bir ülke inşa ettiler. Rusya’yı olağanüstü hızla sanayileşirdiler. Ekim Devrimi’nin sağladığı destek sayesinde anti-emperyalist mücadeleler gelişti ve klasik sömürgecilik sistemi çöktü. Kapitalist sistem bu gelişmeden öyle korktu ki emperyalistler iktidarda kalmak için kendi ülkelerinde sosyal reformlara girişmek zorunda kaldılar.

Emperyalistler, yıkamadıkları sistemin üzerine bir de Hitler’i saldılar. Hitler Sovyetler Birliği’ni işgal etti. Bu savaş 20 milyonu aşkın insanının ölümüne yol açtı. Bolşevikler Hitler’i de yenilgiye uğrattı. Yıkılmak istenen sistem yeni devrimlerle dünyanın üçte birini zapt etmişti. Kalan tarafta ise bu sistemle güçlü bir dayanışma vardı. Stalin bu zaferlerle birlikte dünya çapında öylesine güçlü bir prestij kazanmıştı ki Batılılar o prestiji yıkmak için Soğuk Savaş adına on yıllarca Stalin’i kötüleyeceklerdi.

Stalin güçlü bir liderdi ve Sovyetler Birliği de çok büyük başarılar kazanmıştı ama sosyalizm adına kurulan sistem daha iç savaş döneminden itibaren, yani daha Lenin döneminden itibaren, hayati sorunlar taşıyordu. Sosyalizm adına aslında bürokratik bir iktidar kurulmuştu. Devrim bu yüzden giderek derinleşemedi ve bir süre sonra yüzeyselleşmeye başladı. Devrimci iktidar halkın dışında ve üzerinde bir güç haline geldi. Lenin’in “sönmeye programlanmış yarı-devlet” olarak tasarladığı devrimci iktidar, tipik bir devlet oldu; hatta giderek despotlaştı ve hantallaştı. İşçi sınıfının iktidarı yerine parti yani grup iktidarı kurulmuştu. Sonra bu model sistemleştirilip Komünist Enternasyonal vasıtasıyla tüm dünya devrimci hareketine empoze edildi.

Sosyalist hareket içinde devrim yapmaya tek yetenekli anlayış olan Leninist öncülük anlayışı böylece kitle hareketini örgüt iktidarı doğrultusunda ele geçirip yönlendiren bir anlayış halinde bozulmaya uğradı. Başka ülkelerdeki devrimci partiler Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin uzantıları, propaganda aygıtları haline geldiler. Dünya komünist hareketi haliyle birbirine düşman kamplara bölündü. Önce Yugoslavya sonra Çin sonra da Arnavutluk, Sovyetler Birliği ile düşman olacaktı.

Stalin öldükten bir süre sonra Parti’nin başına gelen Kruşçev, geçmişte yaşanan bütün hataları onun üzerine yıktı. Diğer ülkelerdeki devrimci hareketlerden kimileri ise bütün kötülükleri Kruşçev ile başlattı. Kimileri de hataları Sovyetler Birliği’nin son lideri Gorbaçov’un üzerine yıktılar. Aslında Kruşçev de Gorbaçov da kuruluş döneminde arızalar nedeniyle nedeniyle bürokratikleşen devrimin düşüş sürecindeki liderleriydi.

Sovyetler Birliği’nde kurulan iktidarın arızalı olması zamanın olağanüstü koşullarının sonucuydu. O koşularda daha iyi bir sosyalizmin kurulması neredeyse imkansızdı. Mevcut sistemin yapısal kusurlarını ilk keşfeden Mao oldu. Mao karşı devrimin bürokrasi yoluyla geldiğini görebildi. Mao Sovyetler Birliği’ndeki ekonomik sisteme de ciddi eleştiriler yapabildi. Fakat Mao, Sovyetler Birliği’nde kurulan sisteme bir alternatif yaratamadı.

Mevcut devrimler arasında alternatif anlamında en başarılısını Küba başarabildi. Bu yüzden Küba’daki iktidar ABD’nin burnunun dibindeki çok küçük bir ülkede Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra bile uzun süre ayakta kalabilmeyi başardı.
Reel-sosyalizmin yıkılmasıyla önü iyice açılan yeni-liberal özgürlükçülük kısa zamanda dünyayı berbat ettikten sonra IŞİD’le taçlandı.

İslamcı gericiliğe din kitaplarında açıklama arayanlar hata ediyorlar. IŞİD, El Kaide ve AKP gericiliği esas olarak emperyalistlerin ve yerli işbirlikçilerinin eseridir. İslam zaman içinde pekala demokratik değerlerle yakınlaşarak dönüşüm yaşayabilirdi. Ama egemenler buna izin vermediler; İslamiyet’i kendi amaçlarına uydurarak alabildiğine gericileştirdiler.

Başta ABD olmak üzere emperyalist ülkeler, rekabet uğruna insanlığa acılar çektirmeye devam ediyorlar. Her türlü toplumsal gelişmenin dinamizmi gösterilen rekabet insanlığı birbirine boğazlatıyor. Kapitalizmin bütün iddiaları pratikte tam karşıtına dönüşüyor. Dünyaya ne huzur ne refah ne de barış geliyor.

Kapitalizm dünyanın sorunlarına çözüm sağlayamayacağını çok açık ortaya koydu. Çözüm sosyalizmde. Ancak sosyalizmin dünyanın sorunlarına çözüm getirebilmesi için geçmişin muazzam birikimi üzerinde kendisini yenilemesi gerekiyor.
Lenin hayatının sonuna doğru yazdığı yazılardan birinde, “Bir yandan var gücümüzle mücadele edereken bir yandan da bütün yaptıklarımızı gözden geçirmemiz gerekiyor”, diyordu (Ekim Devrimi ile ilgili anlatılanlar için bakınız Dünya Türkiye ve Sosyalizm, Ç. Can, Odak yayınları 2004).

Türkiye Solunda Devrimci Yenilenme

Sosyalizmin sorunları üzerinde yoğunlaşma çabasındaki siyasi gruplardan birisi de biz Direnişçileriz. Yukarıda değindiğimiz süreçte Türkiye sosyalist hareketinde de sosyalizm bir grup iktidarı projesi haline gelmiştir. Sosyalizm grup iktidarı projesi olmaktan kurtarılmalıdır. Bunun için de hem sol gruplar arasındaki ilişkilerde hem de her bir sol grubun kendi içindeki ilişkileri ve kitle çalışmasında devrimci yenilenme gerekmektedir.

AKP’nin Türkiye’ye “Ya teslim olacaksınız ya da iç savaşı göze alacaksınız” ikilemini dayattığı günümüzde güçlü bir direniş geliştirebilmek için sol gruplar arasındaki ilişkilerde yenilenme çok büyük önem taşıyor. Sol gruplar birbirlerini engelden çok olanak görmelidirler. Gruplar arasındaki iletişim metodu, birbirine üstünlük sağlamaya yönelik propaganda ve polemik değil, eşitler ilişkisine dayanan ve arada birbirini anlamayı, karşılıklı güveni ve birlikte devrimcileşmeyi geliştiren diyalog olmalıdır. İlişkilerde rekabeti tasfiye etmeli ve onun yerine dayanışmayı geliştirmeliyiz. Sol gruplar olarak her alanda birlikte öğrenme ve birlikte direnme yöntemleri geliştirmeliyiz.

Aynı grup içindeki yenilenmede can alıcı ilişki, alternatif insan ilişkisi olarak yoldaşlık ilişkisidir. Yeni-insan ilişkisi olarak yoldaşlık ilişkisi devrimin çekirdeğidir. Devrim iki devrimci arasındaki ilişkiyle başlar, Harekete ve örgüte dönüşür, kitle örgütlenmeleriyle etkileşim içinde yayılarak derinleşme olanaklarına kavuşur. Bir siyasi hareketin temel hedefi, kendi içinde ve toplumda yoldaşlık ilişkileri geliştirmek olmalıdır. Yani temel hedef bir an önce güç olmak şeklinde ele alınmamalıdır.

Bilindiği gibi burjuva bireyler arasındaki ilişki yabancılaşmaya ve güç mücadelesine dayanmaktadır. Bir siyasi hareket kendi içinde yabancılaşmayı ve özellikle rekabetçiliği aşamazsa o siyasi hareket içinde dayanışma adına grupçuluk gelişecektir. Yani mesela “Ben en yakın arkadaşıma karşıyım, arkadaşımla ben aynı birimdeki diğer arkadaşlara karşı dayanışma halindeyiz, birimimiz Hareket içindeki diğer çalışma birimlerine karşı dayanışma halindedir, Hareket olarak hepimiz ise diğer örgütlere karşıyız” mantığı gelişmektedir. Bu anlayışla gelişen bir örgüt halk iktidarı değil grup iktidarı kurabilir. Örneklerini çeşitli örgütler arasında hayal kırıklıklarıyla sonuçlanan birlik çalışmalarında, çeşitli sol hareketlerin etkinlik sağladığı mahallelerde vb. görüyoruz.
Yoldaşlık ilişkilerinden örgüte doğru gelirken mücadele metotlarıyla karşılaşırız. Devrimci mücadelenin metotları ve araçları sadece onları kullananlara bağlı olarak nitelik kazanmıyorlar. Araçlar ve metotlar da Hareketin niteliği ve onun amaçları üzerinde etkili oluyorlar. Yani mesela Sovyetler Birliği’nde bireyciliği teşvik eden motivasyon araçları sistemin bozulmasını hızlandırmışlardır. İç savaş döneminde muhaliflere baskı uygulanması da devrimci hareketin grup diktası haline gelmesine yol açmıştır. Ülkemiz solunda siyasi grupların birbirine karşı uyguladıkları siyaset yasakçılığı, rakipler hakkında yalan yaymak veya onların sadece kötü yanlarını öne çıkarmak da çok hatalı ve devrimci hareketleri bozan metotlardan biridir. Metotlar ve araçlar devrimci hareketin özüne ve özgürleşme amacına uygun olarak seçilmelidir.

Devrimci hareket liderlik yani öncülük anlayışını bürokratik bozulmadan arındırmalıdır. Öncü örgüt bilen, öğreten, sevk ve idare eden öğretmendir kitleler ise öğrenecek ve yönetilecek olan öğrencidir, şeklindeki geleneksel yaklaşım terk edilmelidir. Devrimci bilinç, devrimci mücadele ve devrimci örgüt; öncü ile kitle arasında her iki tarafın da gerek düşüncede gerekse eylemde aktif olacakları bir ilişki içinde gelişmelidir.

Devrimci eleştiricilik sosyalizmin yani devrimci yenilenmenin ruhudur. Devrimci eleştiricilik Che’nin “Gerçekçi ol imkansızı iste” sözüyle de ifade edilebilir. Verili olana ve alışılmışa boyun eğmemek, gerçekliğe gömülü olmaktan kurtulabilmek için devrimci eleştiriciliğe ihtiyacımız var. Yüzeye takılmaktan kurtulup gerçekliği derinlemesine görebilmek için devrimci eleştiriciliğe ihtiyacımız var. Bizi saran sosyal ve ideolojik sınırlamaları keşfetmek ve aşmak için, yenilikçilik ve yaratıcılık için devrimci eleştiriciliğe ihtiyacımız var. Hiç bir düşünce ve eylem, hiç bir kişi ya da kurum devrimci eleştirinin üstünde olamaz.

Halkın alışkanlıkları burjuva tarzı örgütlenmeye ve burjuva eğitime uygundur. İnsanlar devrim adına sistem içi ilişkilere sosyalizm elbisesi giydirmeye daha yatkındırlar. Bu yüzden alternatif öncülüğün yaratılması, çok güçlü çaba ister. Bu yüzden öncü örgüt mücadeleye kuvvetle adanmış, yetkin ve çok disiplinli bir önderler örgütü olmak zorundadır. Aksi halde akıntıya karşı direnmeyi ve ilerlemeyi başaramayacaktır.

Devrim iktidarın ele alınması ile başlamaz; bugünden örgüt içinde alternatif insan ilişkileri ve sol gruplar arasında alternatif ilişkiler kurarak başlar. Bu, devrimci çalışmanın yapıcı yanlarından biridir ve öne çıkmalıdır. Devrimci hareketi gericilikle sert bir savaş bekliyor. Bu savaşta elbette sıkı disiplin ve yüksek düzeyde fedakarlıklar ortaya konulacaktır. Ama bunlar alternatif ilişkilerin gereğini ortadan kaldırmaz. Bir devrimci hareket kendi içinde ve toplumda alternatif insan ilişkileri ve hayatı bugünden kuran dayanışma örnekleri yaratarak direniş enerjisi geliştirebilir.

Türkiye solunda büyük bir devrimci atılım yapacak potansiyel var. Türkiye solu bitmek tükenmek bilmeyen bir yiğitlik ve özveri kaynağıdır. Türkiye solu şimdi dünyanın en şiddetli gericiliğine karşı direnmekle karşı karşıyadır. Ekim Devrimi ışığımız, güç ve esin kaynağımızdır. Bu anlayışla geçmişi aşacağız!

Odak Dergisi

, , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir