Ekim Devrimi’nin Yüzüncü Yıldönümü ve Solda Birlik

Bu yıl Ekim Devrimi’nin yüzüncü yıldönümü. Bu yazıda Ekim Devrimi hakkında kısa bir değerlendirme yapıp Türkiye solunda birlik ve devrimci yenilenme için iki öneride bulunacağız.

Ekim Devrimi sosyalizm yolunda geri döndürülemez bir başarı sağlayamadı ama dünyanın değiştirilebileceğini göstermeyi başardı. Devrimciler Rusya gibi Çarlığın egemen olduğu demokratik geleneklerden yoksun, yarı-feodal, az gelişmiş ve Birinci Dünya Savaşı gibi bir savaşla yıkıldıktan sonra açlıkla pençeleşen bir ülkede iktidarı ele alarak sosyalizmi kurmaya cüret ettiler. Devrimin lideri Lenin ve arkadaşları Rusya’da iktidarı almaya karar verdiklerinde Rusya’nın yetersizliklerini gayet iyi görüyorlardı. Adım atarsak sosyalist kuruluşa daha elverişli olan Avrupa’da devrimi hızlandırır, sosyalist kuruluşu birlikte yaparız, diye hesap ediyorlardı. Ne yazık ki beklenen devrim yardıma gelemedi. Üstüne üstlük, Avrupa solu Ekim Devrimi ile değil kendi burjuvazisiyle ittifak kurmayı seçti.ilk-devrimci-fikirlerle-tanisma_780x390-pap45qm4phDevrimci Rusya dünya kapitalizmi tarafından tecrit edildi ve korkunç bir iç savaşla daha büyük bir yıkıma uğradı. Lenin ve arkadaşları gene de yılmayıp devam ettiler. Bekledikleri Avrupa devrimi yardıma gelmeyince bu kez az gelişmiş ülkelerde emperyalizme karşı ulusal kurtuluş mücadeleleri ile ittifakı esas alarak, açlıkla pençeleşen bir ülkede sosyalizmi kurma yolunda adım atmaya çalıştılar.

Ekim Devrimi’nin Kazanımları

Devrimciler kısa bir zamanda çok büyük ekonomik ve askeri gelişmeler sağlayacaklardı. Dünya onların devrileceği günü sayarken onlar ayakta kalmaya devam etti ve piyasa sistemine karşı kolektif bir sistem kurmayı başardılar. Hatta kolektif sistemin insanları piyasa sisteminden daha güçlü motive edebileceğini de gösterdiler. Devrimci Rusya muazzam bir ekonomik kalkınma gerçekleştirmiş ve Batı sistemiyle yarışmaya başlamıştı. Devrim işsizlik, konut, eğitim, sağlık, emeklilik gibi bir yığın sosyal sorunu çözebildi. Batılı sistem az gelişmiş ülkeleri sömürüp zenginleşirken  devrimci Rusya yoksul ülkelere kendinden veriyordu. Emperyalist sistem Rusya’nın yarattığı örnek karşısında kendi varlığını koruyabilmek için emekçilere tavizler vermek zorunda kaldı ve böylece Avrupa’da sosyal haklar elde edildi. Devrimciler Rusya’da öyle etkili bir sistem kurmuşlardı ki emperyalizme bağımlı ve sömürülen ülkelerdeki kurtuluş savaşları Ekim Devrimi’nden muazzam kuvvet alarak yükseldi. Dünya sömürgecilik sistemi çöktü. Emperyalizm yeni-sömürgecilik metotları geliştirmek zorunda kaldı.

Ekim devriminden yardım alarak başarıya ulaşan ilk kurtuluş savaşı Türkiye olmuştu. IMG_D7A898-4B5E3F-DB4C34-6DED0B-0CF2E5-6EF210Emperyalistler her yandan işgal ettikleri Türkiye’den çekilip bağımsızlığı tanımak zorunda kaldılar. Siyasi bağımsızlığı kazanan Kemalistler gene devrimci Rusya’dan aldıkları ekonomik yardımla milli bir sanayi kurma yolunda önemli adımlar atabildiler. Hatta neredeyse Türkiye’nin belli başlı ulusal ekonomisi Sovyetler Birliği’nin yardımıyla kurulmuştu desek yanlış olmaz. (1)
Asya, Afrika ve Latin Amerika’da bağımlı ve sömürge ülkeler bağımsızlığa kavuştular. Çin yeni dünyada bağımsızlık kazandı ve bugünkü güçlü durumuna erişebildi. Küba devrimi Sovyetler Birliği ile ittifak sayesinde ayakta kalabildi ve dünyaya umut yayabildi.

Reel Sosyalizm 

Ekim Devrimi emperyalist kuşatma ve iç savaşla baş etmeye çalışırken devrimciler ne yazık ki Rusya’nın baskıcı kültüründen bağımsızlaşamadılar. Sosyalizm adına kurulan ve reel-sosyalizm denen kolektif sistem, merkezinde emekçilerin ve alternatif insan ilişkilerinin yer aldığı özgürlükçü bir sistem değil, parti ve devlet aygıtının esas alındığı bir bürokratik ve baskıcı sistem oldu. Devrimci parti anlayışı giderek bozuldu ve bürokratik anlayış  tüm dünyaya yayıldı.

Lenin yaşamının sonuna doğru bu olumsuz gelişmeleri görüyor ve düzeltilmesi için arkadaşlarını seferber etmeye çalışıyordu. Ne yazık ki sağlığı elvermedi ve öldü. Devrim, Lenin sonrasında düzeltilemeyen bir sürece girdi. Devlet cihazı söneceğine sürekli büyüdü. Devrimciler muhalifleri ihanetle, ajanlıkla suçlayıp ezdi, öldürdü ve yok ettiler.  Aslında kapitalist sistemden etkilenme bu baskıcı gelenek tüm dünya soluna yayıldı. Türkiye’de sol içi çatışmalar ve grupçuluk Türkiye’deki egemen sistemin olduğu kadar bu geleneğin de bir uzantısıdır.

Emperyalizm bu olumsuzlukları propaganda için kullandı; Sovyetler Birliği’ni dünyada özgürlüğün, barışın ve refahın önündeki engelmiş gibi göstermeye çalıştı ve 1990’lı yılların ilk yarısında reel-sosyalizmin yıkılmasını ebedi barışın ve özgürlüğün yolunun açılması olarak ilan etti.

Ama Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra gelişen barbarlık düzeni sosyalizmin ne kadar gerekli olduğunu ortaya koydu. 1980’li yıllardan bu yana yeni-liberalizm olarak sürdürülen emperyalist düzen önce Balkanlar’da kardeşi kardeşe kırdırdı. Ardından Ortadoğu’yu kan gölüne çevirdi. Yeni-liberalizme bir tepki olan IŞİD bile tümüyle Irak’ın işgalinin, Ortadoğu’ya saldırının, emperyalist sömürünün ve Batılı ülkelerdeki sistemin ürünüdür. IŞİD özel olarak ise Arap Baharı denen gerici sürecin ve istihbarat teşkilatlarının ürünüdür.

Şimdi dünyanın sosyalistleri bir yandan kapitalizme karşı mücadele ederken bir yandan da sosyalizmin sorunlarını tartışıyorlar. Sosyalistler daha Mao Zedung döneminde Sovyetler Birliği’ndeki sistemin yanlışlarını görüyorlardı. (2) Fidel Kastro ve Che Guevara gibi devrimciler Ekim Devrimi’nin sağladığı dünya koşullarından güç alarak dünya devrimci hareketinde yeni bir devrimci heyecan yarattılar ve sosyalizmin bürokratik dikta düzeninden çıkması için yeni düşünceler geliştirdiler. Küba devrimi sosyalist kuruluşta yeni bir yol açarak devrimci yenilenme için büyük olanaklar sağladı. Fidel Castro und Ernesto "Che Guevara"

Türkiye solu sosyalist hareketin bürokratik dikta yönünde bozulması sürecinden derin bir şekilde etkilendi. Sol hareketler bu süreçte grup iktidarını devrimci amaçların önüne koyan güçlere dönüştüler. Örgüt içi görüş ayrılıkları solun sekter yapısı yüzünden sık sık bölünmelere yol açtı ve bölünmeler genellikle sol içi şiddete varan sonuçlar yarattı. Olağanüstü özverili ve kahraman devrimcilerinin yetiştiği Türkiye solu rekabetçilik ve bölünmeler yüzünden devlet tarafından kolaylıkla zayıf düşürülebildi ve kolay başa çıkılır bir duruma düştü. Hatta Türkiye solu giderek kendisi dışındaki güçlere bel bağlamaya başladı.

Kapitalist sistemin ne kadar kötü sonuçlara yol açtığı ve sosyalizmin ne kadar gerekli olduğu besbelliyken biz Türkiyeli devrimciler şartlara teslim olmamalıyız.  Devrimciler olarak birlik ve yenilenme yolunda Türkiye soluna grup iktidarını aşacak öneriler getirmeli ve kararlı adımlar atmalıyız. Devrimciler Ekim Devrimi geleneğini sürdürebilmek için, bir yandan aynı devrimci ruhla, aynı fedakârlıkla pratikte mücadele ederken bir yandan da devrimci süreçten dersler çıkarmalıdırlar.

Devrimci eleştiricilik, kılavuzumuzdur. Dünya devrimci hareketi ve Türkiye solu, Ekim Devrimi geleneğini sürdürebilmek için devrimci temelde yenilenmek zorundadır. Devrimci hareket grup iktidarı projesi konumunu aşarak özüne dönerse, sağlıklı birliklere ulaşarak hem kalıcı sonuçlar elde edecek hem de büyük bir kuvvet haline gelecektir.

Birlik için Türkiye solunun tek tek grupları aşan ve solun genelini ilgilendiren altyapı niteliğindeki çalışmalara ihtiyacı var. Her şeyden önce mevcut sol içindeki öğrenme yani bilinçlenme süreçlerine, polemik metoduna ve propaganda metoduna eleştirici gözle yaklaşmamız gerekiyor. (3) Solda birlik yolunda farklı örgütler ile aynı örgütten olmayan devrimcileri kapsayan alandaki ilişkilerde yenilenme çok önemlidir. İlişkilerde birbirine karşı ilgisizlik, birbiriyle rekabet ve birbiri üzerinde egemenlik kurmak yerine karşılıklı sorumluluğu, dayanışmayı, birlikte öğrenme, birlikte mücadele ve birlikte özgürleşme süreçlerini geliştirmeliyiz. engincolakoglugeziBu anlamda biz Odak olarak acilen iki önemli adım atılmasını öneriyoruz.  Bunlardan birincisi, sol hareketin ortak bir etik ve kültürel kuruma kavuşturulmasıdır. Türkiye solu, isteyenin istediği gibi davrandığı, muhbirlerin ve sağlıksız unsurların cirit attığı ya da orman kanunlarının geçerli olduğu bir alan olmaktan çıkarılmalıdır. Türkiye solu her gün her saat ortak bir devrimci kültür yaratmalıdır. Sol içi çatışmaları ve hak ihlallerini çözüme bağlayacak, ortak bir anlayış, hukuk, kültür geliştirilmesine yardımcı olacak bir kuruma ihtiyaç var. Bütün sol örgütler ve gönlü devrimden ve sosyalizmden yana herkes böyle bir kurumun oluşmasına aktif katkıda bulunmalıdır. Bu kurum bütün örgütler ve kişiler karşısında net bir şekilde bağımsız olmalıdır.

İkinci önerimiz, birlikte öğrenmeyle ilgilidir. Öğrenme, değişmenin ve gelişmenin dinamiğidir. Devrimcileşmenin yolu mücadele içinde devrimci eğitimden yani devrimci bir metotla öğrenme sürecinden geçer. Ekim devrimin yüzüncü yıldönümü, Marks’ın Kapital adlı eserinin yayınlanmasının yüz ellinci yılına rast geliyor. Türkiye solu olarak bu güzel rastlantıdan yararlanarak alternatif bir öğrenme metodu geliştirecek şekilde Marks’ın Kapital adlı eserini birlikte okumayı ve bu temelde dünya ve Türkiye hakkında ortak bir kavrayışa ulaşacak şekilde tartışmayı öneriyoruz. Çalışmaya dünya solundan da doğrudan katılacak örgütler  ve kişiler de çıkacaktır.

Türkiye solunun içinde bulunduğu dağınıklığı ve edilgenliği aşmak kesinlikle bizim elimizdedir. Bütün devrimciler solda birlik ve yenilenme için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmek için bilinçli ve kararlı bir şekilde çalışmalıdır.

, , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir