Elpida Erkete!*

Barış ONAYSYRIZA_logo_2014.svg

Syriza seçimlere bu sloganla girdi. Türkiye’de olduğu gibi daracık sokakları bile kaplayan parti flamaları, namaz vakitleri dışında, neredeyse insanlar uyuyana kadar her an ve her yerde bangır bangır bağıran seçim arabaları, parti balonları, bayraklar, liderlerin fotoğrafları vs yoktu. Syriza, KKE ve mevcut iktidar Yeni Demokrasi’nin ufak çaplı tanıtım çalışmaları dışında (Türkiye’deki burjuva partilerinin çalışmalarına kıyasla söylüyorum bunu.) “25 Ocak’ta seçim var!” denilebilecek bir izlenim de yoktu. Çok defa “Seçim ne zamandı?” diye sorduğumuz oldu arkadaşlarla birbirimize. Yani ne Türkiye’de seçim dönemlerinde gördüğümüz bir hava vardı burada, ne de seçim sonrası tüm dünyanın, özellikle de Avrupa’nın günlerce konuştuğu gibi olağanüstü bir durum vardı. Aslında bugün Syriza’nın zaferini konuşanlar, sonucun böyle olacağını da söylüyorlardı. Şaşılacak bir durum yoktu yani. Olağanüstü bir sonuç beklenmiyordu. Syriza’nın iktidar olurken, bir yandan da kaç milletvekili çıkartacağı, tek başına hükümeti kurabilecek pozisyona kavuşup kavuşamayacağı idi merak edilen.
Syriza bir birlik partisi. İçerisinde Ulusalcı fikirlere sahip insanlar da var. Sosyalistler de var. Bir birlik hareketi. Mevcut iktidardan kurtulurken, daha sosyal politikalar öneren, daha bağımsızlıkçı bir çizgisi var gibi gözükse de, AB, NATO, Troyka**, Borçlar*** gibi konularda güven vermeyen bir yanı da var. Örneğin, Yunanistan’ın hareketli, sokakların ateşli olduğu günlerde, “AB’den çıkacağız!”, diye bir politika izleyeceklerini söylerken, bugün “AB halkımız için iyi bir oluşum ise, orada kalmakta ısrarcı oluruz…” diyebiliyorlar. “NATO Yunanistan için önemli bir kurumsa, Yunan halkına faydası olacaksa çıkmayabiliriz.” diyebiliyorlar. Troyka’nın önerilerini, ikazlarını önemsediklerini ifade ediyorlar. Borçlar konusunda, başlangıçtaki radikal ifadeleri olan “Bizden önceki hükümetlere, soygun düzenince imzalatılmış, karşılığı olmayan, zengini daha da zengin yapan şeyler bunlar.” konumundan, bugün, “Bu konuyu görüşelim.” noktasına gelmiş durumdalar. Yani bizim anladığımız tarzda bir bağımsızlıkçılık gözükmüyor pek Syriza’da. Bu konularda net sözler söyleyemeyeceğim, çünkü konuya hakim değilim. Ancak şu konuda fikrim sabit:
Yaşadığımız bir devrim falan değil. Sistem içi çözümler öneren bir hareketin iktidar olduğunu görüyoruz. “Halk bunu istiyormuş demek ki!” diyemeyiz. Syriza’nın bu önermelerinin, liberal eğilimler ağır bastığı taktirde, kapitalizmin krizini kapitalistlere; emperyalist devletlere fatura etmeye değil, daha yaşanabilir bir kapitalizm olarak restore etmeye varabilme potansiyeli de önemli bir handikap gibi görünüyor. Niyet okumak iyi değildir belki ama Syriza’nın en azından “Chavez Modeli” diyebileceğimiz işlere giriş-e-meyeceğini öngörmek çok da zor değil gibi. Selanik Protokolünden****, bu protokolün belli maddelerinden ama önemli maddelerinden çark etmesi bana bunu söylemeyi hak getiriyor. Evet, halk bunu, yani yaşanabilir bir kapitalizmi istemiyor. Halk kapitalizmi istemiyor. Bunu söyleyebiliriz. İnsanlar, sol, halkçı ve ezilenden yana bir değişim istediği için, öte yandan da Syriza’nın sol politikalarının uygulanabilir olduğunu düşündüğü için desteklediler onu. Çünkü Syriza sol bir ekonomik-politik deklarasyonla ikna etti halkı. Bakalım Syriza, “Sistem içi dönüşüm” diye tanımlayabileceğimiz, ileriye gitmezse “yaşanabilir kapitalizm” pratiğini aşmayacak önermelerinin ne kadarını hayata geçir-ebil-ecek!
Ancak bu işin bir de halka yansıyan boyutu var. Halk Syriza’ya ciddi destek verdi. Şu anda parlamentoda tek başına hükümet kuracak durumda Syriza. Kısa süre önce kurulan bir partinin bu başarıyı kazanmasındaki etkenleri detaylıca incelemek gerekiyor elbette. Konuyla ilgilenen arkadaşlarımızın Syriza’nın sürecini ayrıca incelemelerini tavsiye ederim. Halkın, sosyalizm konusunda aslında pek de tutarlı olmayan Syriza’yı iktidara taşırken, KKE gibi daha programlı ve örgütlü sınıf politikası yürüten komünist bir partiyi %5-%6 kotasında bırakması da incelenmeli. Grevleriyle ülke gündemine etki edebilen, Yunanistan’ın en güçlü ve etkili sendikası PAME’nin KKE’nin kontrolü altında olduğu, üniversitelerdeki ciddi öğrenci örgütlenmelerinin başını çeken yapılardan birisisin de KKE’nin gençlik yapılanması olan KNE olduğu biliniyorken üstelik… KKE, hareketli gücüne; örgütlü gücüne oranla düşük oy aldı. Ancak aldığı oyların oranı %5 olarak baz alındığında ve 10 milyona yakın seçmen olduğu gerçeğiyle beraber hesap edildiğinde, KKE’nin oyunun 500.000 olduğunu, bunun da ciddi bir destek olduğunu söylemek mümkün. 80 milyonluk ülkemizde, an itibariyle 500.000 kişiyi tek başına arkasına alabilecek bir sol hareketimizin olamayışını düşünürsek hele, bu çok ciddi bir destek olarak karşımızda durur. Yani KKE’nin, %5 oy da alsa, bu seçimin kaybedenleri arasında olduğunu söylemek doğru olmaz fikrindeyim. Seçim sonucu olarak değil tabii; 500.000 Yunan insanına politikaları ve sürdürdüğü siyasi çizgisi bakımından desteklenebilir bir yapı olduğunu göstermesi bakımından söylüyorum bunu. Ülkenin komünist parti politikalarıyla içinden çıkılamayacak daha büyük bir krizin içine saplanacağı fikrini taşıyordu insanlar. Tüm liberaller, hep bir ağızdan, KKE iyi şeyler söylese de, pratikte karşılığı olmayacak programlar savunuyor ve bu, daha büyük bir krizin yaşanması demek olur gerçekten, diyordu. Dolayısıyla halkın gerçekte KKE’yi ciddi oranda desteklediği bir durumda iktidara taşımamasının ardındaki bir gerçek de bu olabilir diye düşünüyorum. Syriza ise, birincisi bir birlik partisi idi. Çok sesli, dinamik, diğer Avrupalı sosyalist hareketlerle blok kurabilecek ilişkilere sahip, Yunanistan’ı belki krizden çıkartamayacak ama daha yaşanabilecek bir duruma getirmesini bilen, gerçekçi politikalar güttüğü söyleniyordu. Troyka’dan çıkmak demek, yıllarca sürecek ve mevcuttakinden daha katmerli bir krize evet demek, Syriza bu söyleminden vazgeçti ve iyi de yaptı deniliyordu mesela. “Neden Syriza?” sorusuna bir cevap bu olabilir belki. Güncel politika, keskin, sert söylemler ve pratiklerle içinden çıkılmaz krizlerle boğuşabilecek bir ekonomik gücün, siyasal desteğin Syriza tarafından karşılanabilir olmadığını bize zaten gösteriyor. Muğlâk olan, Syriza’nın sol güçler ve sosyalizmin ilerleyişi konusundaki katkısının, vardığı durağın ne olacağı konusudur… Bunu da, “Bekleyip göreceğiz.” diye tarifleyerek, atıl ve edilgen kalmanın yanlış olduğunu düşünüyorum. Eğer Yunanistan örneği Yunanistan ile sınırlı kalırsa reformlar yolunda başarı şansı çok zorlaşır.***** Bu düşünceyle ben de hemfikirim. Yunanistan’ın yaşadığı krize benzer krizler yaşayan ve sol çıkışlarla bu krizlerin yükünden kurtularak rahatlayabileceğini düşünen halkların Yunanistan’da gelişen hareketten enerji alması bu bağlamıyla anlaşılabilir bir durumdur. Yunanistan’da yaşanan olay bu nedenlerle, özellikle Güney Avrupa’nın krizle boğuşan ülkelerinde ve ülkemizde ciddi heyecan yarattı belki de… Ancak bilinmeli ki, heyecanlanıp kalmakla “değişim”e bir katkı sanısı, sanı olmaktan öteye gitmeyecektir. Bu heyecanı ve bu enerjiyi krizlerle ve işsizlikle boğuşan halkların ortak mücadelesinde buluşturabilmek çok zor gözükmüyor. Syriza zaferiyle sevinen Portekiz, İspanya, İtalya, İspanya ve Türkiye solcularının, sosyalistlerinin, ilerici hareketlerinin bu enerjiyi ortaklaştırması zorunludur. Aksi halde, sol yükselişten zararlı çıkacak olan kapitalistlerin, ilk anda Syriza’yı, sonrasında da diğer Avrupalı sol hareketleri ve ülkemizdeki sol canlanmayı ezmesi, birbirleriyle buluşturmamak için türlü yollar denemesi işten bile değildir.
Demokrasi Okulu’nda Hamza Yalçın’ın diğer katılımcılara, konu ile ilgili yapılan tartışmada sorduğu “Sosyalizm gelmedi, bu çok açık. Ama dayanışmacı bir toplum yolunda sosyalist bilinci geliştirecek şekilde mücadele etmek isteyen için yeni olanaklar çıkmadı mı acaba?” şeklindeki sorusu üzerine düşünmek gerekir. Öte yandan arkadaş, bir empati yaparak, Syriza’ya yönelik tüm eleştiriler karşısında şu sözleri söylemişti:
“Syriza’ya, sosyalizme umudum dolayısıyla sevinemez miyim? Yani Yunanlı bir devrimci olsam, orada ‘Sosyalist bilinç geliştiren dayanışmacı bir sistem yönünde adımlar atılabilir mi acaba?’ diye düşünemez miyim?” Bu sorulara verilecek yanıtlar aslında Syriza zaferi ile “elde edilen”in ne olduğuna yönelik kuşkuları da giderecektir diye düşünüyorum.
Syriza ile sosyalizm geldi, söylemine ben de dahil olmayacağım ama, Yunanistan’da, özellikle Güney Avrupa’da, hatta Türkiye’de bile sol harekete etki edebilecek, umut olabilecek bir çizgisi vardır diye düşünüyorum. Elbette bunun dışarıdan bir gözlemci edası ile takip edilerek gelişeceği konusunda da yanılgıya düşmemek gerekir. Umut etmek gerekir. Umutlar için mücadele etmek gerekir. Elpida Erkete yani!
* Syriza’nın seçim sloganı olan Yunanca bu söz, Umut Geliyor, diye ifade edebileceğim bir anlam taşıyor.
** Troyka, ekonomi literatüründe karar alıcı üçlü anlamında kullanılmaktadır. Bugün G20 topluluğunda ve Avrupa Birliği’nde uygulanmaktadır. Ayrıca Avrupa Birliği (AB), Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Avrupa Merkez Bankası (AMB)’nın da kendi arasında kurduğu bir troyka yapısı bulunmaktadır. G20’de olan yapı ise bir önceki, mevcut ve bir sonraki dönem başkanlarından oluşmaktadır. Avrupa Birliği’ndeki yapı ise Avrupa Komisyonu, mevcut dönem başkanı ve bir sonraki dönem başkanından oluşmaktadır.
Troyka topluluklarındaki temel amaç alınacak kararların iştişare edilerek en doğru ve mantıklı kararlara ulaşmaktır. Ayrıca bu kararların etki alanını da katılımcılar sayesinde güçlendirmektir. Avrupa Birliği ve G20’de olan troyka yapıları ayrıca alınan kararların ve uygulanması kararlaştırılan politikaların yönetim değişikliklerinde tutarlı bir şekilde devam ettirilmesini sağlamaktır. AB, IMF ve AMB arasında kurulan yapı ise 2008 Krizi’nden sonra ortaya çıkmış bir iş birliği yapılarıdır.
Kaynak: http://www.guneyyildizi.com
*** Önceki hükümetlerden kalan ve ekonomik kriz bahanesiyle, faizleri karşılığında Yunanistan’dan adaların bile satın alınmasının teklif edildiği, Syriza’nın ise ödeme yapmayacağını açıkladığı borçlar.
**** İlgili Protokol ile ilgilinin Türkçe Çevirisi için bkz: http://kontrasalvo.blogspot.gr/2014/12/syrizann-selanik-program-15-eylul-2014.html
***** Hamza YALÇIN

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir