EMPERYALİSTLER ŞİMDİ DE SURİYE’YE SALDIRIYOR

Suriye’de 2011 Mart ayında  başlayan ve şiddet eylemlerine dönüşen ayaklanmalar sürüyor. Emperyalistlerin en son Libya’dan sonra Suriye’de de işbirlikçi gerici bir yönetim kurma çabaları olan bu çatışma ortamı Esad’ın reformlarına rağmen dur durak bilmedi. Esad, bir çok alanda reform sözü vermiş, sıkıyönetimi kaldırmış, olumlu yönde bir takım yasal değişiklikler yapmış ve hatta muhaliflerle görüşmeyi bile kabul etmiş olmasına rağmen yaşanan bu karışıklığa engel olamamıştır.

Elbetteki bu reformlar Esad’ın kendi rızası değildi, muhaliflerin kazanımı sayılabilirdi. Fakat  ABD ve İsrail merkezli basın organları dünya halklarına cehennem gibi bir Suriye göstererek baskıyı daha da körüklemeye devam etti ve dünya halklarına istedikleri şeyi anlatmaktan geri durmadı. En son kıyıda köşede duyduğumuz Esad’ın muhaliflerle görüşmek istemesi haberlerinin ardından bütün dünyada yankılanan ve Humus kentinde başlayan saldırılar  düşündürücüdür.

İşbirlikçi burjuva medyasında bu haberlerin Esad taraflı haberlere oranla hayli fazla yankı uyandırması medyanın bu süreçte nasıl emperyalizm tarafında olduğunu gösteriyor ve Suriye’nin bir an önce emperyalistlerin istediği gibi bir ülke olmasına çağrı yapıyor. Bir çok ülkede yaşayan Suriyeli “muhalifler” emperyalist devletlerden açıkça yardımla beslenip güçleniyor, buna karşılık olarak Washington ve Brüksel’den “Suriye halkının özgürlüğü için” bir müdahele gerektiği açıklaması çok geçmeden geliyor.

Suriye´deki muhalifler üç gruptan oluşuyor. Bunlardan ilki ve en önemlisi “Arap Baharı” furyasında etkin rol oynayan ve ABD destekli Müslüman Kardeşler. Müslüman Kardeşler, 2010’da Tunus  ve geçtiğimiz yıl Mısır ve Ürdün’deki gösterilere önemli rol oynamışlardır. Müslüman Kardeşler emperyalizmle göbekten bağlı ve gerici bir yapıya sahipler, bu yüzdendir ki emperyalistler Ortadoğu’ya istedikleri gibi şekil vermeye çalışırken, sürekli onlara başvuruyor. İkincisi Selefi-Tekfiri diye adlandırılan, Arabistan’da resmi din olan Vahhabiliğin kamufle adıdır. Vahhabiler kendi mezheplerinden olmayanların gerçek Müslüman olmadığını kabul eden dinci-gerici bir mezheptir. Bu da emperyalistler için Arap alevi yönetim olan Baas rejimine karşı kullanılabilecek ve mezhep çatışmasına yol açabilecek bir kozdur. Zira, Nusayrilerin (Arap Alevileri) Suriye nüfusunun %15 inden azını oluşturması bu ihtimali daha da pekiştiriyor. Bu emperyalistler tarafından kullanılan önemli bir hamle haline gelmiştir. Şunu da hatırlatmak gerekir ki, Müslüman kardeşler de, Suriye’de, basına da yansıyan “Şiilere ölüm, Müslümanlara özgürlük” sloganıyla kendi varlıklarını ilan etmiştir. Bu komplonun ardında yatan ise, mezhepsel olarak Baas rejiminin sunniler tarafından da destek gördüğü ve Suriye kabinesinde %80 oranında sunni olmasıdır..Üçüncü grup ise idam cezası alanlar ve tutuklulardır. Wikileaks belgelerinde Suriye’deki muhaliflerin son 5 yıl içinde ABD’den 6 milyon dolardan fazla yardım aldığı da geçiyor. ABD tarafından beslenen muhalifler  Beşar Esad’a, yönetimi bırak çağrısında bulunuyor. Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) kurmuş olan Muhaliflerin Türkiye, Kuveyt ve Ürdün gibi ABD işbirlikçisi bölgelere yakın yerlerde şiddet olayları yaptığı ve toplantılarını bu gibi ülkelerde rahatça yapabildikleri biliniyor. Türkiye’ye gelen muhaliflerse burada ABD silah ve teçhizatlarla askeri eğitim alıp Suriye’ye geri gidiyor.

Rusya dış işleri aracılığıyla Ocak sonlarında Beşar Esad’ın Suriyeli muhaliflerle görüşmeyi kabul ettiği bildirildi. Fakat muhalifler Moskova’da yapılacak olan bu görüşmeyi kabul etmediler. Ocak ayında çatışmalar devam ederken; Esad rejimi ve muhaliflerin diyalog görüşmeleri için çalışmaları dikkat çekmişti. Suriye Milli Konsey Başkanı Galyun’un Erbil’de Lübnan Kuvvetleri Lideri Ca’ca ile görüştüğü öne sürülürken, Esad’ın da muhalifler ile görüşmek için Paris ve Dubai’ye temsilciler gönderdiği söylendi. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın, birlik hükümeti kurulması konusunda muhalif liderlerle anlaşmaya varabilmek amacıyla yurt dışına biri Dubai’ye diğeri ise Paris’e olmak üzere iki temsilcisini  yolladığı öne sürüldü. El Arabiya’nın haberine göre Fransa’da yayımlanan Le Figaro gazetesi, bir Suriyeli muhalif liderin Esad’ın birlik hükümeti önerisini reddettiğini yazdı. Haberde, ismi açıklanmayan muhalefet liderinin, “Ulusal birlik hükümetinde yer almayı reddediyorum, çünkü Esad rejimi bana hükümet kurma özgürlüğünü vermesine rağmen içişleri ve savunma bakanlıklarını elinde tutuyor” dedi. Benzer şekilde ABD,  Afganistan’a işgal planlarında, Usema Bin Ladin’i bahane ediyordu. El-kaide ise Usema Bin Laden’i teslim edeceğini söyledi, fakat Afganistan’ı işgal etmeyi hedefleyen ABD, bu uzlaşma çağrılarını duymazdan gelmişti. Şimdi ise Suriye’deki emperyalizmin maşası muhalifler aynı şeyi yapıp uzlaşma çağrılarına kulaklarını tıkıyorlar.  Beyaz Saray Sözcüsü Jay Carney ise muhalifleri destekleyerek: “Herşeyi Esad’ın atacağı adımlara bağlamak, bölgenin istikrarı ve Suriye’nin geleceği için de başarısızlık reçetesidir.” diyor ve Suriye’nin içişlerine burnunu sokmakta ısrara devam ediyor.

 

Türkiye Devleti de olağanüstü bir gayretle eli kanlı emperyalistlerin yanında yer alarak muhaliflere destek veriyor ve Esad’ı istifa etmeye çağırıyor. Dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu, Suriye’yi yerle bir etmek için emperyalistlerle, uşakları Arap Birliği’yle toplantılar, görüşmeler yapıp görevler  alıyor. Daha geçtiğimiz senelerde “kardeş” olan ve iki ülke arasındaki vizelerin kaldırılmasına kadar giden sürecin gerçek anlamını, Türkiye’nin mezhepçi yönetiminin bu tutumundan anlamak çok da zor değildir. AKP’nin, Suriye’ye karşı düşmanlıkta Türkiye’nin dinci emellerinin çok payı var.  AKP hükümeti hem ülkemizde hem de Ortadoğu’da Batı emperyalizmiyle işbirliği halinde büyük bir mezhepçi kuruplaşmanın başını çekiyor. Kraldan çok kralcı davranmasında AKP’nin mezhepçiliğinin çok payı var. AKP, Suriye’de sinsi kardeşleşme oyununu oynayıp tıpkı Libya’da Kaddafi’ye yaptığı gibi Esad’ı da arkadan vurmaya çalışıyor. Suriye’nin Ortadoğu’da emperyalizmden yana tavır almaması emperyalizmin işini bir hayli zorlaştırıyor.

Suriye elbette devrimci ve ya demokratik bir ülke değildir, AKP’nin Suriye’ye karşı özgürlükçü kesilmesi ise sahtekarlıktan başka bir şey değildir. AKP  Türkiye’de kendisine muhalif olanlara, devrimcilere, Kürtlere hem siyasi hem de askeri operasyonlara devam ederken, Esad’a insan hakları dersi vermeye çalışması riyakarlıktır. Baas ordusu ve rejimi insan öldürüyor, baskılar yapıyor zulmediyor, halka yakın bir rejim değildir. Dikatörlüğün yıkılıp demokratik halk iktidarının kurulması gerekir. Ama bu iş emperyalizmle, gerici AKP, Suudi ve Kuveyt hanedanları ve diğer dinci gericilerle işbirliği içinde yapılacak bir iş değildir. Onlar dinci bağnazlık ve dinsel/mezhepsel çatışmaları yayıyorlar. Suriye halkının çoğunluğu, özellikle Libya’da yaşananlardan sonra dinci bağnazlıktan korktuğu için ve bütün dış baskılara rağmen Esad rejiminin yanında görünüyor. Emperyalizm Suriye’ye müdahale amacı demokrasi getirmek değildir;  İran’la yakınlığı için, bir nebze de olsa ABD ye karşı anti-emperyalist duruşundan dolayı onu yola getirmek için uğraşıyor. Emperyalizm Ortadoğu’daki oyunlarıyla halkları bölmeye yok etmeye devam ederken, Suriye’yi eli kanlı emperyalistlere ve dinci fanatiklere teslim etmek, Suriye halklarına ihanet etmektir.  Suriye halklarının kaderini, Suriye halklarının kuracağı bağımsız devrimci bir örgütle kendisi belirlemelidir.

Yaşasın Suriye halklarının emperyalizme ve işbirlikçi dincilere karşı direnişi!

 

,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir