Ergenekon’da On İkinci Dalga

Obama ziyaretinin hemen ardından Ergenekon operasyonlarında on ikinci dalga da geldi. Bu dalgada ünlü profesörlerin adı öne çıktı. Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, Giresun Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Osman Metin Öztürk, eski İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu ve Prof. Dr. Erol Manisalı’nın aralarında olduğu onlarca isim gözaltına alındı. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan’ın da evi arandı ise de hastalığı nedeni ile gözaltına alınmadı. Gözaltına alınan isimlerden Prof Haberal’ı Esenboğa Havaalanı’ndan İstanbul’a uğurlayanlar arasında eski cumhurbaşkanlarından Demirel’in de bulunduğu yazıldı. Haberal, Ankara’dan İstanbul’a sorgulanmaya götürülmekteymiş. Gazeteler (Hürriyet 13 Nisan 2009) operasyonların Ankara, İstanbul, Diyarbakır, Samsun, Şanlıurfa, Bursa, Trabzon, Antalya, Mersin, Van, İzmir, Giresun, Kars ve Adana gibi şehirlerde yürütüldüğünü yazdı.

Efsaneden bugüne

Ünlü Türk destanlarından olan Ergenekon, efsanelerde Türklerin Orta Asya’daki ana yurdudur. Ergenekon Destanı Göktürklerin yokoluştan kurtuluşunu anlatır. Zulme karşı mücadelenin, yokoluştan kurtulmanın, Ergenekon’da derlenip-toparlanmanın, çoğalmanın, demir dağın eritilerek yol açılmasının destanıdır. Her ne kadar bu destan batıya doğru fetihlere çıksa da, Ergenekon adı Türk tarihinde birlik-beraberliğin ve direnişin simgesidir. Faşistler tarafından sembol alınmış olan mitolojideki dişi kurt Asena da aslında Ergenekon’da zulme karşı direniş efsanesinin bir parçasıdır. Mitolojiye göre Asena katliamdan tek başına sağ kalmış olan bir Türk bebeği emzirmiştir.

Ergenekon adı ilk kez Can Dündar’ın Ocak 1997’de yaptığı “40 dakika” adlı programda devlet içerisindeki illegal yapılanma olarak karşımıza çıktı. Aradan on yıl geçtikten sonra Ergenekon Operasyonu oldu. 12 Haziran 2007 tarihinde “bir gizli ihbar” değerlendirilerek Ümraniye’nin Çakmak Mahallesi’nde bulunan bir gecekonduya yapılan baskın sonucunda el bombaları bulundu ve gözaltılar yaşandı. Gözaltılar giderek eski Susurluk sanıklarına, askerlere, gazecilere uzandı. Gözaltına alınanlar arasında Cumhuriyet Gazetesi’nden İlhan Selçuk, İP Başkanı Doğu Perinçek ve Susurluk davasında adı geçen ama uzun yillar dokunulamamiö olan General Veli Küçük gibi isimler de vardı. Operasyonlar Jandarma Eski Genel Komutanlarından Şener Eruygun ve eski Birinci Ordu Komutanı Hurşit Tolon’a, Yalçın Küçük’e kadar uzandı. Şener Eruygur’un hastanede düşüp omurilik zedelenmesi sonucu felç olduğu belirtildi. Kuddusi Okkır adlı sanık da cezaevinde öldü.

Sol görünümlü Taraf Gazetesi, Zaman ve Yeni Şafak gibi AKP yanlısı basın, operasyonları darbeciliğe karşı demokratik adım olarak değerlendirdi. ÖDP, Ufuk Uras liderliğinde aynı tutumda oldu. Yetmişsekizliler Vakfı Girişimi gibi kurumlar darbeciliğe karşı mücadele adı altında operasyonlara dolaylı olarak destek oldular. Yeni Şafak yazarlarından Tamer Korkmaz, konuyla ilgili çeşitli yazılarında (bakınız 2 Şubat 2009, 5 Nisan 2009) Ergenekon operasyonlarının ABD karşıtı adımlar olduğunu iddia edecekti. Bir kısım sol ise Ergenekon operasyonlarının AKP karşıtlarının ezilmesi amacını taşıdığını iddia etti.

Biz Ergenekon opreasyonlarına darbecilik ile darbe karşıtlığı olarak bakmayıp, operasyonları rejim içi bir iktidar mücadelesi olarak gördük. Operasyonlar ABD-İsrail destekli oldu. Hükümet, Büyükanıt ve Başbuğ liderliğindeki Genelkurmay, Polis Teşkilatı ve Gülen Cemaati gibi kurumlar operasyonları elbirliği içinde başlattı ve yürüttü. MHP; operasyonları el altından destekledi. Barzani-Talabani; bu operasyonları desteklediler. Operasyonlar devlet içindeki geleneksel anlayışın tasfiye edilmesi ve ABD’nin Ortadoğu planlarının önünün açılması amacını taşıyordu. Ergenekon operasyonları bu anlamda Kuzey Irak Kürt Bölgesi’nde Türk askerlerinin başına çuval geçirilmesi eyleminin devamı niteliği taşıyordu. Yani amaç ABD’ye Kürt Sorunu’nda zorluk çıkaran anlayışın tasfiyesi idi. Hatta Operasyon devlet içindeki Avrasya İttifakı yanlılarını ezerek orduyu, devleti ve toplumu NATO çizgisine sokma amacını da taşıyordu.

Ulusalcı Hareket

Ergenekon operasyonları Irak’ın işgal edilmesinin uzantısıdır. ABD Emperyalizmi Irak’ı, bir dünya imparatorluğu kurma planları doğrultusunda işgal etti. İşgal Türkiye’de tedirginlik yarattı. Daha önce Yugoslavya yakılıp yıkılmıştı. Suriye sırada deniyordu. Sovyetler Birliği liderliğindeki Doğu Bloku’nun yıkılmasından sonra Türkiye, ABD gözündeki değerini kaybetmekten korkuyordu. Ayrıca Türkiye yöneticileri ABD’nin Kürt Devleti kurulması yönündeki eğiliminden rahatsızdı. “ABD bizi parçalayabilir”, diye düşünmekteydiler. Yugoslavya’nın, Irak’ın ezilmesi, Bulgaristan’ın, Romanya’nın, Ermenistan’ın vb zayıflaması bölgede Türkiye’nin göreli yerini artırıyordu. ABD’ye karşı Rusya ve Çin öncülüğünde Avrasya İttifakı’nın kurulması Türkiye’ye manevra alanı yaratıyordu. Bu koşularda Türkiye’de hem dinci hem de milliyetçi hareket gelişti. Dinci hareket Erbakan liderliğinde iken ulusalcı hareket ordu içinde güçlenmekteydi. Ordu; özellikle Kürt Savaşı’nı istismar ederek devletin ve toplumun yönetimindeki rolünü çok artırmıştı.

Askerler Erbakan’ı 28 Şubat Darbesi ile alaşağı ettiler. ABD Türkiye’deki egemenliğini perçinlemek için askerlerin de burnunun sürtülmesinin olanaklarını arıyordu. Ordu artık ABD’ye yeterince sadık görünmüyordu. Generaller kontr gerilla örgütlenmesi içinde ABD kontrolü dışında yeni bir örgütlenme yaratmaya girişmişlerdi. Ergenekon İddianamesi’nde bu doğrultuda Kıvrıkoğlu’nun “Susurluk kahramanlarindan” Veli Küçük’e görev verdiği yazılmaktadır. ABD ayrıca Türkiye’de mevcut laiklik düzeninin yerine Ilımlı İslam diye adlandırdıkları bir düzeni getirmek istiyordu. Ilımlı İslam; Erbakan önderliğindeki İslamdan daha Amerikancı bir dinciliği ifade etmekteydi. Bu dincilik hem orduyu hem de Kürt Hareketi’ni ABD çizgisine çekmeye daha elverişli görülüyordu.

ABD; Erbakan’ı askerler aracılığıyla tasfiye etti ve amaçlarına daha uygun gördüğü Erdoğan’ı destekledi. Ardından da Ordu üst yönetimindeki güvenmediği generalleri tasfiye etti. Ecevit, Amerikan Operasyonu’na direnmekte yalnız kalacaktı. Genelkurmaybaşkanı Kıvrıkoğlu’nun görev süresinin uzatılması önerisine MHP ve ANAP destek vermeyince Ecevit başarısız kaldı ve Amerikan yanlısı olarak bilinen Özkök işbaşına geldi. Özkök ordu içindeki tasfiye operasyonuna hız verdi.

Tasfiye edilen generaller sivil alanda örgütlenmeye yöneldiler. Özellikle Irak’ın işgali sonrası Ortadoğu’da ABD karşıtlığı hızla gelişiyordu. Şeriat ve bölünme korkusu ulusalcı kitle hareketinin en önemli iki motifi idi. Bu örgütlenme kısa zamanda ürünlerini verdi iktidara karşı ve milyonlarca insanın katıldığı Cumhuriyet Mitingleri düzenlendi. Kadınlar ve Aleviler bu hareketin gövdesini oluşturuyordu. Cumhuriyet Gazetesi, Perinçek ve Yalçın Küçük gibi solcu olarak bilinen aydınlar Ulusalcı Hareket’e katılmışlardı. Hareket, AKP’yi hedef alıyordu ancak ilk hedefin generallerin bakış açısına uygun olarak başta CHP ile MHP örgütlerini tasfiye ederek bu partilerin kitlesini ele geçirmek olduğu anlaşılıyordu. Devlet Bahçeli derhal Cumhuriyet mitinglerine tavır aldı. Ulusalcıların tasfiye etmek istedikleri Baykal ise soğukkanlı bir tutumla Cumhuriyet mitinglerini ve Ulusalcı Hareket’i kendi yararına değerlendirmeye çalıştı. Kısa bir süre sonra Ulusalcılar Ergenekon operasyonları ile darbe üstüne darbe yerken o birikim Baykal’ın ve CHP’nin toparlanmasına hizmet edecekti.

Ergenekon Operasyonu Darbedir

Ulusalcı Hareket belli bir aşamaya ulaştıkta sonra iç çelişkileri yüzünden tavır alamadı. Cumhuriyet mitinglerini düzenleyen generallerin amacının bir askeri darbe olduğu iddia edildi. Ancak bizce o dönemde bir ordu müdahelesine en karşı olanlar belki de emekli generallerdi. Genelkurmaybaşkanı Büyükanıt ile AKP’nin arasında su sızmıyordu. Kitle hareketlerini geliştirmeye devam etseler ordunun müdahele edip bastırmasından çekinmiş olmalıdırlar. Bocalamayı Hükümet ustaca değerlendirdi ve Genelkurmay ile anlaşarak operasyona girişti. Büyükanıt ulusalcı örgütlenmenin tasfiyesi operasyonunda Hükümet’e kuvvetle destek verdi. Destek, Başbuğ döneminde de sürdü. Polis Teşkilatı zaten Hükümet’in ve Gülen Cemaati’nin etkisinde idi. AKP; yargıyı da denetim altına almıştı. Kapatma Davası başarısızlıkla sonuçlanmış, yargıçlar gözleme, takip ve şantajlarla terörize edilmişlerdi.

Türkiye’de askeri darbeler ABD destekli oldu. Türkiye’de ABD desteği olmaksızın bir askeri darbenin düşünülmesi bile zordur. Eğer darbe denecek ise Ergenekon Operasyonu bir Amerikancı Darbe’dir. Ordunun tepesi, bu darbenin içinde yeraldı. Ergenekon Operasyonu, Irak’ı İşgal Operasyonu’nun uzantısıdır. ABD ve İsrail; dinleme, gözetleme imkanlarını Hükümet’in emrine verdi ve ordu içindeki ve yargıdaki ulusalcı güçlerin etkisizleştirilmesine yardımcı oldu. Teknolojik olanaklarla toplanan bilgiler şantaj amaçlı kullanılıyordu. AKP karşıtlarını takip ve dinlenme korkusu aldı. Ulusalcı Cephe’deki insanlar gölgelerinden korkmaya başladılar. Hükümet, ordu, polis teşkilatları ile Gülen Cemaati elele vererek ulusalcı kitle hareketini, ordudaki, yargıdaki ve üniversitelerdeki ulusalcı insiyatifi ezerek Ilımlı İslam’ın ve Amerikancı Kürt Çözümü’nün önünü açtılar.

Ergenekon Operasyonu devletin ABD planları doğrultusunda yeniden örgütlenmesidir. Yasalara göre AKP’nin laiklik karşıtı eylemlerden dolayı kapatılması gerekirken Yargı tehditlere boyun eğmiştir.

Ergenekonculuk AKP Karşıtlığı ile Özdeşleşti

Çokları Erdoğan’ı askerlere kafa tuttu diye alkışladı. Oysa Erdoğan askerlerle beraber oldu. Beraberliğin koşullarını ABD sundu. Erdoğan’ın 28 Şubat generallerine tavrını çok insan alkışlıyor. Oysa Erdoğan ve AKP; 28 Şubat Darbesi sayesinde başa geldiler. Darbe Erbakan’ı yasaklayıp hızla gelişmekte olan dinci hareketi Erdoğan ve arkadaşlarının hizmetine verdi.

AKP’nin 28 Şubat generallerine en büyük düşmanlığı olsa olsa yolsuzluklardandır. Türkiye’de İslamcı kesimin önde gelenleri hep paracı olageldi. Bu ‘Müslümanlar’ en ufak bir maddi çıkar gördüklerinde kendilerinden geçen insanlardır. Erbakan’ın para düşkünlüğü dillere destandı. Öğrencileri çok daha ileri gittiler. AKP; Müsümanlığı hırsızlığa çevirdi. 28 Şubat generalleri bugünkü AKP cilerin de daha o zamandan yolsuzluk dosyalarını tutmuştu. AKP’nin onlara düşman olmasının en büyük sebebi bu olmalıdır. Çünkü AKP’nin en zayıf yanı burasıdır. Burasından tutuldu mu ne milliyetçiliklerinin ne müslümanlıklarının inandırıcılığı kalacaktır.

Hem ulusalcılar hem de AKP Cephesi ikisi birden halka karşı güçlerden oluşuyor. Devlet içi bu mücadele aslında sol için çok önemli olanaklar sunageldi. Sol bu çatışma sayesinde düzeni teşhir etme olanaklarına kavuştu. Ancak iki taraf da solu kendi amaçlarına alet etmeye çalışıyor ve solda bu konuda hatalara düşenler oldu. Perinçek’in İP’si ve birçok sol kimlikli aydın Ulusalcı Cephe’de yer aldı. Taraf Gazetesi ile piyasacı liberal sol ise AKP yanlısı çalıştı.

AKP Cephesi tam başarı kazanmış iken bu kez ekonomik kriz tarafından sarsıldı. Kriz AKP’nin kazanımlarını ciddi şekilde zora sokmaktadır. AKP; operasyonları başlatırken sahip olduğu psikolojik üstünlükten artık yoksun bulunuyor. Onikinci Dalga Operasyonu’nu darbecilere ve Susurluk çetelerine karşı operasyonlar gibi göstermek bu koşullarda çok zordur. Son Operasyon’un AKP karşıtlarının toparlanmasına hizmet etmesi mümkündür. AKP sadece Ulusalcıları değil Demirel’den Aydın Doğan’a ve Koç Grubu’na varıncaya kadar geniş bir kesimi karşısına aldı. Zaten ulusalcılar bu kesimlerle hep yakın idiler. Obama’nın Erdoğan’a verdiği destek Bekir Coşkun’u bile kızdıracak düzeyde olsa bile (Bekir Coşkun, “Ona söyleyin”, Hürriyet, 7 Nisan 2009) Erdoğan’ın baş aşağı gidişinin sürmesi beklenebilir. Ola ki, Bahçeli el altından yeni bir destek vermesin.

Genelkurmaybaşkanı Başbuğ’un son operasyonun hemen ardından Ergenekon davasında adı geçen eski genelkurmaybaşkanlarından Kıvrıkoğlu ile Karadayı’nın arasında oturarak poz vermesi ordu içerisinde Ergenekon Operasyonu’na tepkilerin geliştiğine işaret ediyor. Kıvrıkoğlu ile Karadayı’nın da Ergenekon davasında adları geçmektedir. AKP’nin başaşağı gitmesinin hızlanması halinde Ordu üst yönetimi ile Hükümet arasındaki ittifakın bozulması mümkündür. Gazeteler (Hürriyet web, 14 Haziran 2009) Başbuğ’un yaptığı toplantıya emekli orgeneral Özkök’ün katılmadığına dikkat çekti. Yani Hükümet yanlısı bilinen Özkök’ün Kıvrıkoğlu ile Karadayı’nın korunmasına karşı çıktığı ima edildi. Başbuğ’un gazetelerdeki pozunu “Ergenekon Operasyonu artık dursun” mesajı olarak yorumlamak mümkündür.

Devlet içindeki mücadele sol için fırsattır. Her iki taraf da halk düşmanı güçlerden oluşuyor. Bir tarafta Veli Küçük gibi adı Susurluk ve kontr-gerilla ile anılan insanlar öbür tarafta ise NATOcu Hükümet, generaller ve polis şefleri var. Bir taraf kontr-gerilla örgütlenmesinin eski liderlerini kapsıyor iken diğer taraf bu örgütlenmenin yeni egemenlerini kapsıyor. Solun bu süreçten yararlanabilmesi için bağımsız bir tutumla örgütlenmesi ve mücadelesini geliştirmesi gerekir. Sol hem taraflardan birinin uzantısı olmaktan kaçınmalı hem de AKP’nin oyunlarına düşmemeye çok önem vermelidir. AKP solu sık sık MHP ile çatıştırmaktadır. Bu işi genellikle polis tezgahlıyor. MHP kesimi gerek içindeki polis insiyatifi gerekse de sol düşmanı geleneği yüzünden kışkırtılmaya hep yatkın oldu. Dincilik Türkiye’de “sağcı-solcu” kavgasının arasından sıyrılarak gelişti ve örgütlendi. Polis Teşkilatı dincilerin elinde. Devrimciler MHP ile çatışmalara gözü kapalı girmemeli, çok dikkatli olmalıdırlar. Bu konuda içimizdeki bilinçsiz, sorumsuz ve hatta ajan provakatör tutumlara karşı çok dikkatli olmalıyız. Devrimciler devlet içindeki iktidar mücadelesinin yarattığı ortamdan faydalanarak örgütlenme ve eylemlerini geliştirmeye çalışmalıdırlar.

14.04.2009

,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir