ERGENEKON OPERASYONLARI ÇUVAL OPERASYONLARIDIR

Hamza Yalçın

Geçtiğimiz Şubat Ayı başlarında Çuvalcı General’in (Ray Odierno) Hükümet’in resmi davetlisi olarak Türkiye’ye geldiği ve o arada Genelkurmay Başkanı Başbuğ ile de görüştüğü yazıldı… Onu İçişleri Bakanı davet etmiş. Odierno’nun yaptığı toplantıya devletin kilit isimleri katılmışlar:

“Türk heyetinde Bakan Atalay’ın yanında Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi Murat Özçelik, Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala, İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Osman Güneş, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Aslan Güner, Genelkurmay Harekat Başkanı Tümgeneral Erdal Öztürk, Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal ve MİT Müsteşarı Emre Taner katıldı” (“Çuvalcı General’den PKK ziyareti”, Hürriyet 3 Şubat 2010).

Odierno ile İçişleri Bakanı, Dış İşleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı da görüşmüş. Öcalan ile görüşmeyi milli gururlarına ve insanlık onurlarına yediremeyenler, Irak işgal kuvvetleri komutanlarından Çuvalcı Generalle görüşmek için sıraya girmişe benziyorlar. Bilindiği gibi Irak’ın işgali milyonlarca Irak’lının hayatını kaybetmesine yol açtı ve ABD’nin Ebu Gureyb Cezaevi’ndeki rezil işkenceleri gün yüzüne çıktı.

İşte bu Çuvalcı General PKK’ya karşı mücadeleyi yönetecekmiş. Devletin kilit görevlileri onunla PKK’ya karşı mücadeleyi koordine için bir araya gelmişler. Kürt Savaşı’nın Türkiye’yi nasıl yaraladığının ve aşağıladığının resmidir bu. Bilindiği gibi Çuvalcı General Irak’taki Türk askerlerine meydan dayağı çektirip sonra kafalarına çuval geçirilerek peşmergelere teşhir edilmesinin emrini veren kişidir.

Türkiye’de askeri yetkililerin ABD askeri yetkililerini NATO terbiyesi gereği üst görmeye alışkın olduklarını biliyordum. Türk Ordusu Kore’ye ABD komutasında asker gönderdiğimiz 1950 Yılı’ndan bu yana uluslararası alanda “müttefikimiz” ABD’nin emri altında çalışmaya alışkındır. NATO’ya girmemiz ABD komutasına girmemizdi. Irak’taki Türk askerlerinin Irak’ı işgal etmiş olan ABD askerlerini orada amir konumunda görmelerini anlayabiliyorum. Ama koca subayların işgalci amirlerinden tekme tokat dayak yemelerini anlayamıyorum. Üstelik bir de kafaya çuval geçirilip milletin içinden geçirilmelerini nasıl hazmedebiliyorlar, hiç aklım almıyor. Kafaya çuvalı yiyen, dayaktan ve aşağılamadan geçirilen sadece oradaki asker şahıslar değil, başta Genelkurmay Başkanı olmak üzere, kurum olarak TSK’dir.

TSK komutanlarının çuval olayını nasıl hazmettiklerini, dahası subayların ve generallerin dayağa nasıl alıştıklarını anlayabilmiş değilim. Orduda yaklaşık sekiz yılım geçti. Kuleli Askeri Lisesi’nde ve Harbiye’de öğrenciliğim oldu. Sonra da Piyade Okulu’nda kursiyer teğmendim. Bu kurumun, askeri okullar ve kıtalardaki görevliler dahil olmak üzere, çeşitli alanlarında devrimci örgütlenme çalışması yapmış olduğum için TSK’yı çok insandan daha iyi tanıyabildiğimi sanıyorum.

Bizler Harbiye öğrencileri olarak dayak ve öyle açıktan aşağılamaları sineye çekecek şekilde yetiştirilmemiştik. Mesela Harbiye’nin en aykırı öğrencilerinden biriydim. Ceza diye sadece bazı alçak sürünme uygulamalarını ve hafta sonu izinlerinden mahrumiyetleri hatırlıyorum.

Bazen aklıma şu soru geliyor. Acaba çuval olayı Genelkurmay başkanlarını hiç mi incitmedi. Ordu ile en çok sorun yaşamış biri olduğum halde ben bile rahatsız oldum. Burjuva düzene, onun hükümetine, ordusuna ve polisine karşıyım. Orduya tepkimden dolayı devrimci oldum. Sıkıyönetimin ve askeri darbenin ne demek olduğunu bilenlerden biriyim. 12 Eylül Dönemi’nde yıllarca öldürülme riski ile yaşadım. 28 Şubat mağduruyum. İki kez üst üste beraat ettiğim davadan ömür boyu hapis cezası almamı 28 Şubat generallerinin sola müdahalesinin ürünü olarak görüyorum. Türkiye’nin Kuzey Irak’a müdahalesine karşı oldum. Bunlara rağmen Amerikalıların TSK mensuplarının kafasına çuval geçirmeleri beni üzdü. Aşkolsun genelkurmay başkanlarına ve Orgeneral Başbuğ’a!

Orada ABD işgalcileri çuvalı TSK’nın başına geçirdikten sonra burada tarikatların kontrolündeki polis teşkilatı aynı operasyonu sürdürüyor. Odierno’nun başlattığını AKP, Gülen ve tarikatlar devam ettiriyor. ABD ile Ilımlı İslam yolunda buluşan tarikatlar çuval operasyonlarını Ergenekon operasyonları olarak devam ettiriyorlar. Onlarla işbirliği yapan genelkurmay başkanları da general ve subaylarını tarikatlara hizmet eden polise ezdiriyorlar. Genelkurmay Başkanı Başbuğ, arkadaşlarına ve TSK mensuplarına sopa çektiriyor.

Ergenekon operasyonları polis egemenliğine tapınmadır. 28 Şubatçılar özel hayatları bu denli ihlal etmeyi herhalde hayal bile edemezlerdi. 28 Şubatçılar bile bu denli yalan uyduramazlardı. İnsanlar intihara sürükleniyor. Benim bu süreçte dikkatimi çeken bir husus da yaşadığım ülkedeki basının AKP Hükümeti’ne arka çıkar tavrı. İsveç Basını Yargı ile AKP Hükümeti arasındaki çatışmayı AKP lehine verdi. İsveç Basını ne Türkiye’de dinciliğin gelişmesini ne de Hükümet’in özel hayatın dokunulmazlığını ihlal etmesini söz konusu ediyor. Hatta AKP Hükümeti karşısındaki Yargı’yı fazla laikçi buluyor.

Alevi Tasfiyesi

Tarikatların inisiyatifinde giden Ergenekon operasyonları Alevi tasfiyesidir. Bakın bir haberden:

“Köy ziyareti darbe için!
İddianamede yer verilen en enteresan bilgilerden biri de, astsubay Orhan Esirger’de bulunduğu ileri sürülen CD’deki, Orgeneral Berk’e ilişkin değerlendirmeler. Berk için şöyle deniyor: ‘Erzincan ve civarındaki Alevi köyleri ile özel olarak ilgilenmekte, ihtiyaçlarının giderilmesi için ordunun imkânlarını kullanmaktadır. Yaptığı yardımlar nedeniyle Alevi köyleri ve dedelerce sevilmekte, kendisine takdir beratları verilmektedir.’ Ayrıca, Berk’in Alevi köylerini ziyaretinde çekilmiş dört fotoğrafa da yer veriliyor.

Savcı Aksakal, bu değerlendirmeyi şöyle yorumluyor: ‘Ordu komutanının mezhep ayırımcılığı yapması Ergenekon Örgütü’nün ülkemizde yaşayan kişiler arasında çatışma çıkarılarak toplumsal barışın bozulması, buna bağlı olarak yürütme organının zafiyete düşürülerek kaos ortamı yaratılması ve askeri darbeye zemin hazırlanması amacıyla örtüşmektedir’.

General Berk din istismarcılarına hizmet edeceğine Aleviler ile temas kurmuş, Alevi köylerine cami yaptıracağına okul yaptırmış. Bundan ağır terör suçu olabilir mi? Darbecilik budur işte! Ordunun imkanları ile mesela Maraş Katliamı yapılır, Sivas Katliamı’na nezaret edilir. Bunlar mezhepçilik ve darbecilik olmaz. Ama ordunun imkanları ile Alevi köylerine okul yaptırılırsa bunun adı mezhepçilik ve darbecilik oluyor.

Dinsel gericilik hala “kendi yurdumda paryayım” diye kahırlanıp duruyor ama bu “özgürlük arayışı” dinci baskılara ve Alevi katliamlarına özlemi çağrıştırıyor. Son dört yılda bu ülkede 17 bin Tekel bayii ya kapanmış ya da bira satamaz hale gelmiş:

“Türkiye’de bira satış noktalarının son dört yılda 100 binden 83 bine düştüğünü belirten Efes Türkiye Genel Müdürü Tuğrul Ağırbaş, ‘Satış noktası açmaya heveslenenler de ‘mahalle baskısı’ nedeniyle zorluk yaşıyor. Avrupa’da kişi başı bira tüketiminde sonuncuyuz’ dedi“ (Radikal, 18.02.2010).

AKP ve Gülen yanlıları Emekli General Çetin Doğan ve General Saldıray Berk gibi isimleri Alevilere sempati duyuyor, diye itham ediyor. “Alevi Paşa cami bombalatacaktı” şeklinde çoğunluk kesimin saldırgan duyguları kışkırtılıyor. Burjuva basında Avni Özgürel, Mümtazer Türköne, Emre Aköz gibi köşe yazarlarının (Bakın Rıza Zelyut, Güneş Gazetesi, 10 Mart 2010) ‘yargıda, orduda mezhepçilik’ vb başlıklar altında Alevi aleyhtarı yazıları yayınlanıyor.

Geçenlerde babam acile kaldırılmış. Annem “haberlerden oldu” diyordu. Babam bir Alevidir. Akrabalar namaz kılmazlar ve namaz kılmaya sempati ile bakmazlar. Ama babam bazen camiye gidip namaz da kılar. Bizim çevrede içki içmek neredeyse gelenektir. Ortada hastalık filan yoksa içki içmemek bildiğim kadarıyla anormal karşılanır. Babam ise ne içki içer ne de sigara. Hastaneye kaldırılmadan önce sürekli Balyoz Operasyonu haberlerini izliyormuş. Kendisine telefon açtım. “O emekli generaller zamanında başımıza ne işler açmışlardı, öylelerine üzülmeye değmez” dedim. Babam ayrıca 1980 Yılı’nda sıkıyönetim döneminde oğlu işkencede öldürülmüş bir insan. Kendisi de Cunta Dönemi’nde işkence gördü. Ömer Yazgan arkadaşların idam edildiği günlerde poliste gözaltındaydı. Elli günden fazla kalmıştı içeride. “Biliyorum oğlum” diye cevap verdi. “Onların kim olduklarını biliyorum ama öte taraftan bu dinciler geliyor”. Babam gibi bazen namaz kılan ve ağzına içki koymayan bir Alevi böyle düşünüyorsa sıradan Alevi insanı çok tedirgin demektir. İşte az sonra değineceğim Cumhuriyet Mitinglerini örgütleyenler Alevilerdeki tedirginliği görüp ona hitap ederek çok güçlü destek almışlar, çığ gibi büyümüşlerdi. Darbe edebiyatı zaten oradan geliyor. Dinci gericiler Alevi kesiminin sindirilmesini istiyorlar. Ergenekon Davası en çok bunu amaçlıyor. Darbe edebiyatının ve demokrasi gösterilerinin gerisinde bu yatıyor. Ergenekon Savcısı gayet güzel ifade etmiş. Alevi köylerine okul yaptın mı toplumsal barışı bozarsın, mezhepçilik edersin, kaos ortamı yaratırsın, bir adım sonrası askeri darbedir: Böyle bir rezalet! İşte bu adamlar soldan bile destek alıyorlar.

Islak İmza

Ergenekon iddianamelerindeki ifadeler de beni şaşırtıyor. Çünkü altında imza bulunduğu ifade edilen belgeler sırf kamuoyu ve yargıyı etkilemek yani sırf kamuoyundan tepki ve yargıdan ceza almak için hazırlanmışa benziyorlar. Generaller 12 Eylül 1980 tarihinde darbe yapıp mevcut anayasayı rafa kaldırdıklarında ”Cumhuriyeti koruma ve kollama harekatı yapıyoruz” demişlerdi. Yani darbeyi meşru gösterecek bir dil kullanmaya özen göstermişlerdi.

Bugün askeri darbe yapmaya kalktığı iddia edilen generaller ise kendi kendilerini gayrı meşru ilan edecek bir dil kullanıyorlar. Basına ve yargı önüne gelen belgeler sahiplerine kamuoyunda kolaylıkla öfke uyandıracak ve yargının da ceza vermesini sağlayacak şekilde hazırlanmış. Ordu cenahında hazırlandığı iddia edilen belgeler sanki bir takım ellerin bilinçli iş yaptığını gösteriyor. Ya bir takım eller alınan kararları kamuoyunda tepki ve yargıdan da ceza alacak şekilde ayarlamış ya da teknik hilelerle meseleler o hale getirilmiş. Nereden bakarsanız bakın tam bir curcuna. Tahminime göre polis teşkilatı illegal örgütlere ve toplumsal kurumlara sızma taktiği ile uzun süreli bir çalışma yaparak orduya sızmış, uzun vadeli provokasyonlar hazırlamış ve uyguluyor.

Bu ıslak imza meselesi aklıma 1980 Yılı’ndaki cezaevi firarımı getirdi. O günlerde yargı bugünkü kadar siyasi güdüm altında değildi, diye biliyorum. İşte 1980 Mart Ayı’nda Sağmalcılar Cezaevi’nde tutuklu iken tahliyesi çıkan bir tanıdığın yerine çıkmıştım. O insan ”imzam taklit edilmiş” diye ifade vermişti. İmzayı gerçekten de taklit etmiştim ama Adli Tıp Kurumu “imza orijinaldir” raporu ile söz konusu insanın ceza almasını sağlamıştı. Mahkeme de “Adli Tıp Kurumu yalan söylemez ve yanılmaz”, varsayımı ile söz konusu insana ceza vermişti. O yüzden ıslak imza raporlarına temkinli yaklaşırım. Çünkü altı imzalı ifadeler sanki sırf imza sahiplerine ceza aldırma ve milleti onlara küfrettirme amacıyla hazırlanmışlar. İşin içinde ya teknik hile ya da polis sızması olduğunu sanıyorum.

Bir ihtimal ise generallerin kazmaca, yani kaba-saba halleri olabilir. Aradan geçen zaman süresince subayların toptan kazma haline gelmiş olmaları da bir olasılık ama bu kadarını beklemiyorum.

Darbe Dedikleri Cumhuriyet Mitingleri

Ulusalcılar AKP Hükümeti’ne karşı bir sivil inisiyatif geliştirmeye kalktılar. Sorun oradan çıktı. Darbe edebiyatı asıl oraya dayanıyor. Bir kısım eski generalin inisiyatifinde hazırlanan o sivil inisiyatife belki de en çok o günlerde ordunun başındaki generaller bozulmuştur. Çünkü o yoldan hem Genelkurmay’ı hem Hükümet’i hem kurulu düzen partilerini tehdit eden bir kitle hareketi gelişmekteydi. ABD de bu ulusal hareketi kendisine tehdit gördü. Çünkü Ulusal Hareket ABD Yönetimi’nin Kürt Politikası ile Ilımlı İslam Projesi’ne uygun düşmüyordu.

Faşizan milliyetçi Ulusal Hareket asıl yönüyle 12 Eylül, Kürt Savaşı ve 28 Şubat döneminde geliştirilen Ordu inisiyatifinin toplumdaki örgütlenmesi idi. Veli Küçük’ten Doğu Perinçek’e varıncaya kadar çeşitli isimler bu hareket çerçevesinde bir araya gelmiş gibiydi. Bu hareket bir liderlik oluşturmayı başaramadı. Özellikle generallerin birbirini sattıkları görülüyor. Önce galiba onlarla işbirliği yapan Perinçek satıldı. Cumhuriyet Mitingleri kararlılıkla sürdürülemeyince Hükümet toparlanıp karşı tarafı adım adım ezdi. Cumhuriyet Mitingleri’nden ürkmüş olan ABD de; bu işe aktif destek verdi.

Cumhuriyet Mitingleri ittifakı dağıtılıp ezilince Hükümet tarafı devlet ve toplum içindeki zaferini pekiştirmeye çalıştı ve özellikle orduyu ve yargıyı dinci sürece göre örgütleme işine koyuldu. Darbe soruşturmaları vb kesinlikle orduyu ve yargıyı dinciliğin önünü açacak şekilde yeniden örgütleme amacına yönelik girişimler. Zannediyorum babam ve sıradan Aleviler sürecin bu yönünü solcu geçinen birçok aydından daha doğru teşhis edebiliyorlar.

Türkiye gibi bir burjuva düzende ordu daima darbe yapma potansiyelindedir. Orduyu ister dinciler ele geçirmiş olsun ister başkaları, bu kolay kolay değişmez. Ordu ise ABD’ye bağımlı olduğu için ABD razı olmadığı sürece darbe yapamazdı, yapamaz da. Darbe yargılamalarındaki iddiaları kesinlikle abartı görüyorum. Sağladıkları inisiyatifi kullanarak devleti ve toplumu kendi amaçları yönünde yeniden örgütlüyorlar. Nereye kadar gideceklerini bilemiyorum, ancak adamlar zaferlerini pekiştirmeye çalışıyorlar. Çuval Operasyonu sürecinden beri devam ediyorlar.

Tayyip Erdoğan; ABD Yönetimi’nin daha 1990’lı yıllarda tarif vererek aradığı bir lider. ABD’nin; Medeniyetler Çatışması denen sürece ilişkin planlarını hayata geçirebilmek için Türkiye’ye uygun gördüğü lider, Huntington’un Medeniyetler Çatışması adlı Kitabında tarif edilmekteydi. Erdoğan kariyerist biri. Kendisine çizilen rol ile dünya görüşü de uyuşuyor. ABD; O’nun önünü 28 Şubat Darbesi ile açtı. Bu güne kadar da işe yarar gördüğü için Erdoğan’ı sürekli destekledi. Maliyetini yüksek buluncaya kadar destekler, sonra ise bir kenara atar.

Bu süreçte CHP’nin gösterdiği pasiflik şaşırtıcı. Acaba Baykal neden korkuyor? Özellikle şu dönem Baykal neden CHP’yi eyleme geçirmiyor? Sırf Alevilere seslense toplumun geniş kesimlerine ulaşabilmek için istemediği kadar kuvvet bulacaktır. Alevi kesim Ilımlı İslam’ın anlamını görüyor. Çünkü Osmanlı dönemine ait yüzlerce yıllık kötü anıları var. Aleviler o yüzden M Kemal’i genelde severler, çünkü M Kemal onların dinci baskıdan bir ölçüde kurtulmasında önemli rol oynadı.

CHP acaba Cumhuriyet Mitinglerini başlatanların başına gelen bizim de başımıza gelir, diye mi korkuyor?

Hükümet şu anda bir terör örgütünü yönetiyor. Genelkurmay ile sıkı fıkı. Polis onun emrinde. Arkasında ABD var. İnsanlar korkutulmuş. CHP sokağa çıkmaya korkuyor. Baykal demeç verip yerinde oturuyor. Alevi kesim sığınacak yer arıyor. Tekel Direnişi de gösterdi ki işçi ve emekçiler güçlü bir direniş odağı arıyorlar.

Sol Hareket’in önemli bir bölümü Ergenekon operasyonlarının destekçisi oldu. Bu anlamda Ufuk Uras önderliğindeki ÖDP; AKP’nin soldaki uzantısı gibi davranmaktaydı. Beni en çok şaşırtan ise İlkay Akkaya oldu. Dürüstlüğünden ve samimiyetinden kuşku duymadığım İlkay Akkaya da Ergenekon operasyonlarını Zaman Gazetesi vasıtasıyla değerlendirmiş ve Said-i Nursi’ye saygılarını ifade etmiş. Said-i Nursi hakkında çok az bilgim var. MİT (o dönemdeki adı ile MAH) Ajanı kökenli olduğunu biliyordum. Bir de Zaman Gazetesi’ni yönlendiren Fethullahçıların o gelenekten geldiklerini.

Nursi’yi doğrudan okumadım. İlkay’ın ona beğenisini Zaman Gazetesi (20 Aralık 2009) aracılığı ile ifade etmesini talihsizlik görüyorum. İlkay Akkaya gene bizim insanımızdır. Onu kaybedeceğimizi sanmıyorum.

Ergenekon ulusalcıları ile AKP- Gülen ittifakı arasındaki çatışma halka nefes alma olanağı veriyor. Tekel Direnişi’nin o çatışmadan faydalanarak geliştiği kanısındayım. Geçtiğimiz yıl 1 Mayıs o çatışma sayesinde bayram ilan edildi. Taraflardan birinin galip gelmesi halkın aleyhine olur. Özellikle şu sıra dincilerin toplumda sağladıkları gelişmeyi demokratik güçlerin aleyhine görüyorum.

Devrimciler dincilerin yedeğine düşmemek için dikkatli olmalı ve Alevi kesimin kaygılarına önem vermelidir.

,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir