Ergenekoncu Değil Marksist Devrimcileriz

HAMZA YALÇIN

 

Yalçın Küçük İkinci Ergenekon davasının 156.ncı duruşmasında kafaların karışmasına yol açabileceğini sandığım sözler etmiş. 7 Şubat tarihli günlük gazetelerin internet sayfasından okuduğum habere (http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/printnews.aspx?DocID=19863570) göre Yalçın Küçük “78’de Harp Okulu’nda bin 400 kadar öğrenci vardı. Gündüz subay, gece eylemciydiler. Büyük eylemler yaparlardı. Ordu onları tasfiye etti. Tarihin bütün sırları bende vardır” demiş. Yalçın Küçük bu ifadelerini ordudan atılmış subaylardan Erol Mütercimler ile görüşmesine dayandırmış. “Mütercimler ayrıca bana ‘Mahkeme heyetine iletin, benim bildiğim Ergenekon, bu davada iddia edilen Ergenekon değil. Benim bildiğim Ergenekon 1983 yılında tasfiye edildi’ dedi” demiş.

Yalçın Küçük ifadesinde 12 Eylül darbesinin iki temel amacından birinin ordudaki o subayları tasfiye etmek olduğunu belirtmiş.

“Tarihin sırları”nı taşıdığını iddia eden Profesör Küçük benzer iddialarını 1980’li yıllarda yayınlanan Türkiye Üzerine Tezler adlı kitabının üçüncü cildinde de yazmıştı.

Ağırlığını Kara Harp Okulu 1978 mezunu subayların oluşturduğu davanın 1 numaralı sanığıydım. Devlet o davada beni ordu içindeki devrimci hareketin baş sorumlusu gördü ve arkadaşlarımdan baskı ve işkenceyle aldığı bazı ifadelere de dayanarak bana ceza verdi. Aleyhimde ifade veren arkadaşların kendileri de o ifadelerinde benim kadar suçlanmaktaydılar. Mesela bir ifadede bizim birlikte MHP Genel Merkezini, Karakolu vb bastığımız iddia edilmekteydi.  İşkence altında aleyhte ifade veren isimler seksenli yıllarda beraat etmişken sorgularda ve yargıda suçlamaları hiç bir zaman kabul etmeyen ben yıllar sonra ceza almıştım.

Aslında delil durumu çok zayıf olduğu için 90 sonrası yargılandığım 3ncü Ağır Ceza Mahkemesinde beraat etmiştim. Ancak Cumhuriyet Başsavcısı (Ağır Ceza savcısı değil Cumhuriyet Başsavcısı) beraat kararına itiraz etmişti. Mahkeme beraat kakrında ısrar edince Yargıtay Ceza Genel Kurulu 1997 yılında beraat kararını bozup bana en ağır cezanın verilmesini istedi. 1998 yılında da idam aldım ve cezam müebbed hapse çevrildi. Aynı davadan 12 Eylül döneminde yargılanan yetmiş sekiz devresinden Ömer Yazgan arkadaş ise 1983 yılında Mehmet Kanbur, Ramazan Yukarıgöz ve Erdoğan Yazgan adlı üç arkadaşımızla birlikte idam edilmişti.

Bu durumda eğer 78’liler Ergenekon iseler ben Ergenekon’un 1 numaralı ismi oluyorum (!) Ömer hem benim en yakın arkadaşım hem de aynı davadan en ağır cezayı almış insan olarak bir diğer Ergenekon üyesi durumuna sokuluyor.

Öte yandan Yalçın Küçük’ün ifadesi dikkatle okunduğunda orada aslında çok başka bir şeyin kastedildiğini anlamak da mümkün. Yalçın Küçük belki de Genelkurmay Başkanını kuvvet komutanlarını, generalleri,, subayları, devletin ileri gelenlerini “devleti yıkmak için örgütlenmiş teröristler” olarak suçlayan hükümetle alay etmek istedi. “Devleti devrimci subaylar yıkmak istemişlerdi, siz şimdi onların birçoğunu emekli albay ederken devlete hizmet edenleri ise içeri tıktınız” demeye getiriyor belki. Ama o sözleri hızla okuyan bir insan rahatlıkla davamızı Ergenekonculukla ile karıştırabilir.

Biz Ergenekon davasında yargılanan Veli Küçüklerin geleneğiyle daima karşı karşıya olduk. Devleti savunmayı değil, düzeni devrimci halk hareketiyle değiştirmeyi istedik. Orduda yeralıyorduk ama asla cuntacı da olmadık. Ordu egemen sınıfların baskı aracıdır, dedik. Kendimizi Türkiye devrimci hareketinin militan kesiminin bir parçası gördük. Asla milliyetçi ve devletçi olmadık.

Yukarıdaki sözleri yargılandığım dava adına söylüyorum. Ömer ve ben ordudaki devrimci çalışmada birlikte yer aldık. Şimdi davanın yükünün Ömer ile bana yüklenmiş olmasına bakarak, Ömer’le benim o davada kullanılıp harcanmış insanlar olduğumuzu düşünen varsa yanılır. İçimize muhbir sızdırılmış olması halinde bile davamızı başka hesapların bir parçası yapmış olmalarına ihtimal yok.

Ömer katledildikten sonra örgütlü devrimci mücadeleyi sürdürdüm. Zaten yargılanmada ceza almamın sebebi budur. Aynı davadan yargılanan eski devre arkadaşlarıyla ilişkilerim ise çok zaman önce bitmişti. Özellikle albay emeklisi olmalarından sonra yargılandığım arkadaşlarla merhabalaşmam dahi kesildi. Şimdi kendilerini “Asker Mağdurlar” olarak ifade eden arkadaşlar ile bağım yoktur. Ben cezalı ve aktif devrimci davada yeralan bir insanım. Bu yüzden aralarına giremem.

Gene de Ömer’i bayrak ediniyor ve askeri darbelere karşı tavır alıyor görünen eski devre ve okul arkadaşlarımdan hiç değilse bu davadan yargıya kaba bir politik müdahaleyle bana ceza verilmesini gündeme getirmelerini beklerdim. O davadan bana ceza verilmiş olması kesinlikle politiktir. Başımı dik tuttum diye ceza aldım.

Benim ceza almam 1990’lı yıllarda devletin devrimcileri tasfiye operasyonunun bir parçasıydı. Kimimizi müebbet hapis cezalarıyla zindanlara attılar, kimilerimizi gözaltında kaybettiler. Kimilerimiz ise yurt dışında yaşamak zorunda kaldı. Bu politika hükümetler üstüdür. 28 Şubatçılardan sonra AKP tarafından devam ettiriliyor.

12 Eylül ve 28 Şubat darbecilerinden hesap sorduğunu iddia eden AKP iktidarı generallerin yargıya müdahalesi tarafından cezalandırılmış olmamı gündeme getirmezler. Erdoğan birkaç ay paşalar gibi hapis yattı ve o sırf o sayede özgürlük kahramanı kesildi. O hapis cezasının rantını hala bitiremedi. Biz çürük delillerle idam cezası aldık.

Evet, biz Ergenekon değil Marksist devrimciyiz. Kendimizi ordunun, polisin, bürokrasinin savunucusu görmedik, görmeyiz. 12 Eylül’e de 28 Şubatçılara da ve AKP’ye de karşı mücadele ettik, edeceğiz.

 

Yalçın Küçük’ün iddialarına açıklık getireceği inancıyla Hamza Yalçın’ın  1991 yılında “Bir Harbiyelinin Marksist Olma Öyküsü” başlıklı mahkeme savunmasını yayınlıyoruz- Odak.

 

 

 

 

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir