Erol Zavar’a Yaşama Hakkı Kampanyası’nda Durum ve Görevlerimiz…

Erol Zavar, 2001 Yılbaşı’nda gözaltına alındı ve yaklaşık 8,5 yıldır da ‘müebbet hükümlüsü’ bir devrimci tutsak olarak F Tipi tecritte tutuluyor. Bilindiği gibi Erol’un hastalığı ilk olarak 1999’un Eylül Ayı’nda Ankara Etlik SSK Hastanesi’nde saptanıyor. Ameliyatı sonrasında, 3 ayda bir düzenli siskoskopik incelemeden geçmesi ve stres etkenlerinden olabildiğince uzak durması gerektiği vurgulanıyor. İlk 15 ay hastalıkta herhangi bir yineleme gözlenmemesi üzerine hekimlerinin oldukça umutlu konuşmaya başladığı bir dönemde gözaltına alınıyor, Erol Zavar.

2001 Ocak Ayı’nda gözaltına ve doğrudan işkenceye alındığında Erol; stres etkenlerinin hastalığın seyri açısından yaratacağı risk de dahil, sağlığı ile ilgili tüm bilgiyi paylaşıyor. Tahmin edilebileceği gibi ‘uygulama’da bir değişiklik yaşanmıyor. Zaten Erol’un niyeti de “Bilmiyorduk…!” mazeretini sorgucuların elinden almak. Tutuklandıktan sonra ise, hekim önerisi olan 3 ayda bir sistoskopik inceleme zorunluluğu konusunda cezaevi idarelerini her aşamada uyarıyor.

Hekim önerileri ‘olabildiğince stres yaratacak durum ve ortamlardan kaçınması gerektiği’ yönünde iken, O, inanılmaz bir sinir ve irade savaşı vermek durumunda kalıyor bu dönemde. Gönderildiği tüm cezaevlerinde ‘içeri’den dilekçe üstüne dilekçe verirken, Eşi Elif Zavar ve avukatları da dışarıdan bu çabalara destek veriyorlar. Bazen, cezaevlerinin bulunduğu şehirlerde sistoskopi yaptırma imkanı bulunmadığı bahanesine sığınılıyor, bazense bu tetkiki gerektiren bir durumunun olmadığı iddia ediliyor. Erol’un, ‘eli yüzü düzgün muayene’ talepleri; 3 yıl boyunca adeta ‘aspirin verilerek’ geçiştiriliyor. Dışarıdan oluşturulmaya başlanan basıncın da etkisi ile Erol Zavar söz konusu inceleme için Edirne’ye sevk edildiğinde tarihler, 2004 Şubat’ını gösteriyor.

Kanserin, hem de 1 değil tam 5 adet ve her biri oldukça büyümüş tümörler biçimde tekrarladığı bu tarihte saptanmış oluyor. Hastalığın ilk nüksetmeye başladığı tarihi kesin biçimde saptamak olası değilse de, Erol’un bildiği ve ısrarla uyardığı belirtiler nedeni ile 2004’ten epey bir süre önce olduğu açık. Yani, kabul edilemez bir ihmal söz konusu. Sadece ‘F Tipi tecridin fizik, psikolojik ve sosyal etkileri’ değil, doğrudan ilgililerin sorumsuzluluğu hastalığın tekrarlamasında rol oynuyor. O günden bu yana geçen 5,5 yıla yakın süre içinde, 17’sinde 50’yi aşkın yeni kanserli tümörün saptandığı 20 mesane ameliyatı daha geçiriyor Erol. Mart 2007’de ise safra kesesi alınıyor.

Erol Zavar hakkındaki ilk Kampanya 2004 Yılı’nda ve ‘Tecrit Öldürür, Dayanışma Yaşatır; (F Tipi’nde Mesane Kanseri – Sağlığı Yaşamı Tehlikede;) Erol Zavar’a Özgürlük’ adı altında başlatıldı. Kendisi ile ilgili bir Kampanya örgütlendiğini öğrendiğinde, Erol’un verdiği ilk tepki: “Benim için verilecek mücadele ancak tecride karşı mücadele ile iç içe geçirilebildiği oranda anlamlı olur”, şeklinde olmuştu. Biz de aynı fikirde idik. Yoldaşça sözleşmiş olduk.

Sözümüze sahip çıktığımızı düşünüyoruz. Sadece yurtiçinde değil Almanya’dan Fransa, İsviçre, İsveç ve İngiltere’ye Avrupa’nın birçok köşesinde, hatta ABD ve Kanada’ya kadar ulaşabildiğimiz her noktadaki duyarlı çevrelerin gündemine taşıdık, Erol’un durumu ile F Tipi gerçeğini. Ağırlıklı yurtiçinde çaba göstermemize rağmen zaman zaman “Kardeşin duymaz, ‘eloğlu’ duyar!” ruh halinin eşiğinde hissettik kendimizi. Yılmadık, 2005’te ‘Bu Işık Sönmesin, Erol Zavar’a Özgürlük’ Çağrısı ön plana taşındı. Özellikle de 2006’da oluşturduğumuz Erol Zavar’a Yaşama Hakkı Koordinasyonu saflarında yoğunlaştırdık çabalarımızı ve önce ‘dışarıda’ki tecridi kırmaya yöneldik gücümüz yettiğince… Zaman olgunlaştığında ‘içeride’kini de paramparça edeceğimiz konusunda bir an şüpheye düşmeden.

Başlangıçta cezaevleri ve devrimci tutsakların durumu konusunda belli bir duyarlılığa sahip olan çevrelerle diyalog geliştirme çabası öne çıktı. Zaten ilk elden konuya ilgi gösteren de devrimci – demokrat, yurtsever muhalif kesimlerle, insan hakları alanında çalışmakta olan kişi ve kurumlar olmuştu. Daha sonra; sanatçı, gazeteci ve yazar benzeri aydın kimlikleri ile tanınan ve dürüstlüğünü koruyabilmiş, dolayısı ile ‘toplumun vicdanı’nı temsil ettikleri söylenebilecek kesimlere ulaşılmaya ağırlık verildi. Hukuksal mücadele hiç aralıksız sürdürüldü. Sayısız suç duyurusunda bulunuldu; Adli Tıbba sevki sağlandı, Erol’un ve ayrıca Meclis İnsan Hakları Komisyonu; Adalet Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı’nın yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de başvuruda bulunuldu.

Tüm bu süreç boyunca on binlerce dilekçe ve imza yağdı ilgili kurumlara. Çeşitli sokak etkinlikleri, basın açıklamaları ve afişlemeler yapıldı, Erol’la ilgili çok sayıda yazı yer aldı basında. 2006’da Erol Zavar’ın ilk Şiir Kitabı olan ‘Ölümü Ektim Randevu Yerinde’, Cadde Yayınları tarafından basıldı. 2006’nın son günlerinde ise Hüseyin Karabey ve Nesrin Cevadzade tarafından, aynı isim altında çekilen Belgesel’in Gala’sı ve ardından da yurtiçi ve dışı çeşitli gösterimleri gerçekleştirildi. 2007’de Antalya Film Festivali’nde Belgesel Dalda Altın Portakal Ödülü için yarıştı ‘Ölümü Ektim Randevu Yerinde’.

Eylemlerin zirve noktalarından biri de hiç şüphesiz İstanbul, Ankara, Eskişehir, Adana, İzmir ve Antalya’dan Koordinasyon üyeleri ile dostların Ankara’ya… Sincan’a yürümeleriydi. Yüksel Caddesi’ndeki Basın Açıklaması’nın ardından gidildi Sincan’a. Zaten bir gece evvelki radyo canlı yayınından Erol Zavar’a Yaşama Hakkı Koordinasyonu tarafından Sincan’a yönelik merkezi bir eylem yapılacağı ve takriben Saat 13 sularında orada olunacağını öğrenmiş, F Tipi Kampusu’ndaki cezaevlerinde kalan tüm devrimci – demokrat ve yurtsever tutsaklar. ‘Çıt’ çıksa “Bizimkiler mi geldi!?”, “Başardılar mı, ulaşabildiler mi!?” diye pürdikkat ve onca cezaevi tek yürek, ovanın sessizliğini dinlemekte imişler. 200 kişilik kitle Kampus’un önünde otobüslerden inip, doğrudan ortak sloganlarımızı atmaya başlar başlamaz; çocuk, kadın ve erkek cezaevlerindeki tüm tutsakların coşkusu inletti ortalığı. 1 – 1,5 saat kadar sürdü bu karşılıklı ‘atışma’. Bu arada ‘içeri’ girip dönen 2 avukat arkadaş anlatacak sözcük bulamıyorlardı cezaevlerindeki coşkuyu tarife. İzleyen günlerde; ‘içeridekiler’ ile ‘dışarıdakiler’, yani F Tipi tecridin -geçici bir süre için de olsa- yerle bir edilişinin her iki yandaki aktörleri; o 31 Mayıs 2008 Günü, oradaki, o görkemli buluşma sonucu yaşadıkları ‘tarifi güç duyguları’ büyük bir coşku ile dile getirdiler
Aradan 1 ay geçmişti ki, Temmuz 2008 başında Ergenekon Soruşturması’ndan tutuklu olan Kuddusi Okkır’ın apar topar tahliye edilmesinin hemen ardından kanserden ölmesi; F tipi cezaevlerindeki insanlık dışı ve sağlıksız koşulların kamuoyunca algılanmasında oldukça etkili oldu. Ergenekon Davası’nın burjuva basınca yoğun biçimde işleniyor oluşu da, aynı yönde işlev gördü. Koordinasyonu’nun ve dostlarımızın çabaları ile Erol Zavar’ın durumunun; ülke çapında en yaygın izlenen tv’lerin ana haber bültenleri ile çok okunan yazarların köşelerinde yer alması sağlandı. Son tahlilde vicdani bir mesele olan cezaevlerindeki tutsakların yaşadıkları sağlık sorunları konusunda; kamuoyu farkındalığını artırma yönünde önemli mesafe alındı.
Bu sıcak gelişmeler yaşanırken Erol Zavar’a Yaşama Hakkı Koordinasyon, İstanbul Milletvekili Ufuk Uras aracılığı ile “Erol Zavar’ın tedavisinin uygun koşullarda sürdürülmesi için tahliye edilmesi talebi”ni Cumhurbaşkanı’na iletti. 13 Eylül 2008 Günü’nden beri de Cumhurbaşkanı’nın kamuoyu önünde söz verdiği gibi, Erol ve diğer ağır hasta tutsakların dosyalarını ‘bizzat’ inceleyip bir karara varması gündemdeydi. Bilindiği gibi, henüz bu konuda bir gelişme olmadı.

Son olarak Türk Tabibleri Birliği’nin Erol Zavar’ın sağlık durumu ile ilgili Dosya’yı inceleyerek ‘Cezaevinde tedavisinin mümkün olup olmadığı’ sorusuna yanıt aradığı Değerlendirme Raporu’nun tamamlanarak başvurucular olan Elif Zavar ve Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Merkezi’ne teslim edilmiş olduğu öğrenildi. Önümüzdeki günlerde Erol Zavar’a Yaşama Hakkı Koordinasyonu’nun son gelişmeler ışığında tekrar Cumhurbaşkanı ile görüşmesi bekleniyor.

Elif Zavar, 22 Eylül 2007 Günü İHD Genel Kurulu’nda yaptığı ‘Çağrı Konuşması’nda: “(…) Tecridi, tüm tipleri ile birlikte tarihin çöplüğüne atabilmek için şu andaki doğru halkalardan birinin “Erol’ u F Tipi’nden almak” olduğunu düşünüyoruz. Bunu hep birlikle başaracağız. En üst düzeyde katılımınızı diliyor, bekliyoruz”, sözleri ile seslenmişti tüm delegelere.

Aynı gün Ankara’daki ‘Ne ve Nasıl Yapmalı?’ sorularına yanıt aranan Toplantı’ya yazdığı Mektup ile katkıda bulunan Cemalettin Can ise: “(…) Bu çalışmanın özgün bir yanı daha var: Çalışmada aydınlarla diyalogun yarattığı enerji ve açtığı olanaklar. Bu çalışmanın başlatıcısı ve motoru Direnişçiler ama sanatçıların, aydınların, insan hakları savunucusu insanların belirleyici katkıları oldu (…) Aydınlarla diyalogu geliştirebilir, bu diyalogu kitlelerle diyalog olarak yaygınlaştırabilirsek demokratik mücadeleye büyük hizmette bulunabileceğimizi düşünüyor ve heyecanlanıyorum” diyordu.

Yine Cemalettin Can 2008 Kasım’ında İstanbul’da gerçekleştirilen Dayanışma Konseri’ne yolladığı Mesaj’ında; “Dayanışmanın özü insan olduğumuzun bilinciyle birbirimizin derdini ve mutluluğunu paylaşmaya ihtiyaçtır; öyle ki, nefes almak kadar önemli bir ihtiyaç. ‘Hayatı kolaylaştırmak ve güzelleştirmek için işbirliği’ olarak tanımlayabileceğimiz dayanışma; kendinde insanlığı ve insanlıkta da kendini keşfederek, geliştirerek, birlikte özgürleşme eylemidir. ‘Erol Zavar ve Hasta Tutsaklarla Dayanışma Eylemleri’ için de bu söylenebilir. Böylece sadece bu eylemlere katılanların değil, Erol Zavar’ın ve özgürlük için mücadele eden tüm tutsakların da mücadeleleri, daha bir anlam kazanmış oluyor(…) Toplumda bir Dayanışma Hareketi geliştirmeyi amaçlayan bu çabayı desteklemek için elimizden geleni yapacağız. Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için!” sözleri ile dile getiriyordu duygu ve düşüncelerini.

İster toplumsal bazda ele alınsın, ister bireysel ve hatta isterse de ekonomik temelde… hiçbir olumlu sonucu, çıktısı olmayan, esasen öyle bir niyeti de bulunmayan, tümüyle ve topyekün politik bir saldırının ürünü olan F Tipi tecridin daha fazla zaman kaybedilmeden tarihin çöplüğüne atılması için hep birlikte yüklenilmesi gerekiyor. ABD’den bizim gibi ülkelere, Türkiye’den de Kafkaslara ihraç edilmiş olan bu ‘insan öğütme sistemi’ne karşı çıkış da, doğası gereği politik olmak durumunda.

Bizlerin ‘İnsana dair her şey kabulümüz’ düsturumuza karşın F Tipi cezaevleri; ‘İnsana yabancı her şey kabulüm!’ diyen faşizan, insana, emeğe yabancı ve hatta düşman bir zihniyetin ürünü, bu açık. Bu dayatmayı kabul etmediğimiz ve etmeyeceğimiz de açık. İnsanı hücreye sığdırmaya çalışanlar insanlık suçu işliyorlar. Bu suçu sineye çekmeyeceğiz.

Erol; 20 civarında ameliyat, inanılmaz sevk işkenceleri ve F Tipi’nin hediyesi bir dizi diğer hastalığına karşın, şimdiden destanlaşmış direnişini sürdürüyor ve Ölüm’ü durmaksızın ekmeye devam ediyor randevu yerlerinde… Bizim ise önümüze koyduğumuz görev açık: Sevgili Dostumuz, Yoldaşımız, Kardeşimiz Erol Zavar nezdinde F Tipi gerçeğine ve F tiplerindeki hasta tutsakların durumuna dikkat çekerek yerel ve uluslar arası düzeyde kamuoyu oluşturmak… Erol’dan başlayarak tüm canları oradan almak ve bu arada hücre tipi infaz sistemine karşı muhalefetin yükseltilmesine gücümüz oranında katkıda bulunmak için; emeğimizi, yüreğimizi, enerjimizi… tüm olanaklarımızı birleştirip bir Dayanışma Hareketi’nin ilk adımlarını atmak. 5,5 yıldır, dostların da desteği ile artık Erol’un durumunu ilgili iç ve uluslar arası kamuoyunda bilmeyen kimsenin kalmadığını rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Yani ilk aşamayı, biraz uzun da sürmüş olsa, başarıyla geride bıraktık.

Şimdi Kampanyamızı doğal sonucuna taşımak ve Erol’dan başlayarak hasta tutsakları en kısa sürede hücrelerden almak önümüzde duruyor. Bu görevi dostlarla birlikte başarabilmek için koordinasyonların bulunduğu tüm bölgelerde çalışmalarımızı yükseltmemiz gerekmektedir. Önümüzdeki dönemde dayanışma eylemlerimizi toplumsal yaşamdaki çürüme ve yozlaşmaya alternatif, yarınlara talip bir Eğitim ve Dayanışma Hareketi ile taçlandırmak için tüm gücümüzle çalışmak durumundayız.

Anca böyle biter bunca zulüm…

Anca böyle tükenir tecrit yalnızlıkları…

Türküler gelir içerden ılgıt ılgıt…

Taa yanı başımıza…

Yanı başımızda devrimci tutsakların gözleri…

Umut bitmeyecek,

Umut asla tükenmeyecek…

Ölüm, ekilecek tüm randevu yerlerinde, diyen.

O sesi… O Çağrı’yı… Duydunuz mu?

Duydunuz mu?

Bu işler duyulur da,

Durmak olur mu?

Tüm Direnişçiler görev başına…

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir