Eroldan Öyküye mektup…

Sevgili Öykü Merhaba,

Yeni mektubunu sevinçle aldım. Hasta olmuşsun. Önce hemen endişelendim, üzüldüm… sonra kendi kendime; “İşte söylüyor ya, artık iyiymiş Öykü, endişelenecek bir şey yok”, diye söyledim. Ama yine de 10 gün boyunca çok hasta olman, öksürmen, kusman, ateş içinde yatman içimi acıttı. Ama biliyor musun, şöyle de bir durum var. Artık sen bu hatalığa karşı daha güçlüsün. Onu da yenmiş vücudun, bağışıklık sistemin ve böylece bir hastalıkla daha savaşma, mücadele etme yeteneğini kazanmış. Tüm canlılar hastalanarak güçleniyor. Çünkü bir mikropla mücadele etme yeteneği kazanmanın tek yolu, o mikropla tanışmak. Tabi aşı denen bir şey de var. O mikrobu laboratuarda bilim insanları zayıflatıyor. Sonra zayıf mikrobu insanın vücuduna veriyorlar iğneyle. Mikrop zayıf olduğu için hasta edemiyor bizi. Ama vücudumuzdaki savunma hücrelerimiz o mikrobu tanımış oluyor, onu nasıl yeneceklerini öğrenmiş oluyor. Bir daha aynı mikrop vücudumuza girerse, onu hemen yeniyorlar, hasta olmuyoruz. Tabi her zaman her hastalığa karşı aşı olma şansı bulamadan, mikrop vücudumuza girebiliyor, senin hastalandığın gibi… O zaman da mecburen ateşimiz çıkıyor, sıkıntı çekiyoruz. Nazlanıyoruz hatta. Annemizle babamız, kardeşlerimiz bize bakıyorlar. Hoşumuza gidiyor bu. Şımarmak, her zaman değil ama ara sıra olduğunda her insanın hakkı. En çok da çocukların.

Biliyor musun Öykü, senin hastalanmana neden olan şey, kapitalist sistem. Çünkü çok fazla para kazanmak istiyorlar. Bunun için de kimseyi düşünmüyorlar. İnsanlara, hayvanlara, bitkilere zarar vermekten çekinmiyorlar hiç. Çok kötüler. Bir sürü hayvanı, domuzu, tavuğu, koyun ve inekleri havasız yerlerde tutuyorlar. Onlara ilaçlı yemlerden veriyorlar. Eğer insan ya da hayvan hasta değilse, ilaç faydalı olmuyor. Hatta zararlı oluyor. Çünkü vücudumuzdaki yararlı mikropların azalmasına ya da yok olmasına neden oluyor -vücudumuzda yararlı mikroplar da var, evet-. Böyle olunca, vücudumuzun hastalığa karşı direnci azalıyor. İşte o hayvanlara ilaçlı yem vererek onları hastalığa açık hale getiriyorlar. Bir de gitmelerine, doğal ortamlarında ve özgür yaşamalarına müsaade etmiyorlar. O zaman hayvanlar kolayca hastalanıyor ve onlardan insanlara, başka hayvanlara hastalık bulaşıyor. Bu yüzden evet, bu kapitalist sistemin kulağını çekmek gerek. Belki akıllanır! Ama ben akıllanacağını sanmıyorum hiç. İyisi mi bu sistemi kaldırıp ortadan, insanların hırsızlık yapmak zorunda kalmayacağı bir dünya kuralım… öyle yapalım ki, büyükler de, çocuklar da sokakta parklarda dans etsin canı isteyince, utanmasın. Kimse başkasına tuhaf bakmasın dans ediyor diye. Ama en çok da, dans etmek isteyen, tuhaf bakarlar diye çekinmesin.

Bu kapitalist sistem insanı kendine yabancılaştırıyor Öykü. Ne demek yabancılaşmak? İşte dans etmek isterken, dans edememek. İstediğin şeyleri yapamamak yani. Hani tanımadığın insanlar vardır ya senin için yabancıdırlar ve onların nerede, nasıl davranacaklarını bilemezsin. İşte kapitalist sistem öyle kurallar yaratır ki, insan değil başkalarını, kendisini bile tanıyamaz hale gelir. Bir şey yapmak ister; dans etmek, şarkı söylemek gibi, gülüp eğlenmek gibi ama sistemin kuralları yüzünden, bunları yapmaması gerektiğini düşünür. İstediklerini değil de, başka şeyler yapar. Yani başka bir insan gibi davranır. İşte Marks Amca buna yabancılaşma diyor. Kötü olmayan bir şeyden utanmak, bir yabancılaşma oluyor Öykü. Kötü olandan utanmamak da başka tür bir yabancılaşmak tabi…

Evimizin bahçesine giren hırsızın, elinin yaralanmasına üzülmemek bile yabancılaşma aslında. Baban çok haklı: o çocuklar babaları ve anneleri işsiz olduğu için, evlerine para girmediği için, aç kalmamak için çalıyor. Bazıları çöplerden yiyecek arıyor. Bazıları kağıt, plastik topluyor. İnsanlar ise kağıt toplayan çocukları itip kakıyor. Ellerinden topladıkları malzemeleri, taşıdıkları arabaları ve malzemeleri zorla alıyorlar. O çocuklara da hırsızlık yapmaktan başka çare kalmıyor. Biz bunlara üzülmez, hırsızlık kötü diye ezbere konuşursak, o kapitalist sistem daha çok çocuğu aç bırakacak, hırsızlığa zorlayacak. Kimse bu çocukları düşünmüyor (ama bak baban, camlar onların ellerini kesmesin diye, sarmış ya çöpe atmadan önce; bu çok düşünceli, çok güzel bir davranış). Bu çocukları teker teker kurtaramayız… zamanımız da, imkanlarımız da yetmez buna. O zaman çocukların aç kalmayacağı yeni bir dünya kurmamız gerekli. Dans etme özgürlüğüne, aç kalmama hakkını da ekleyelim, değil mi?

Seninle sohbet etmek o kadar ki güzel ki Öykücüğüm, iki sayfa mektubu nasıl çabucak bitirdiğime şaşırdım! Ben hiç uzun mektup yazamam ama seninle sohbet etmek güzel olduğu için, daha uzun yazabiliyorum. Bir gün mutlaka geleceğiz seni görmeye. O zaman tüm çocuklar için birlikte yürüyeceğiz seninle, çiçekler yağarken gökyüzünden yollarda dans ederek yürüyeceğiz, söz. Hiç utanmayacağız dans etmekten. Seni çok seviyoruz. Kocaman kocaman öpüyoruz o güzel gözlerinden.

Babana ve annene de selamlarımızı söyle, olur mu?

SEVGİLERİMLE,

Erol Zavar

Bir de gitmelerine, doğal ortamlarında ve özgür yaşamalarına müsaade etmiyorlar.

Bu çocukları teker teker kurtaramayız… (paramız) zamanımız da, imkanlarımız da yetmez buna.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir