Eski Erbil Başkonsolosu Aydın Selcen ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi referandumu üzerine söyleşi

DAvl7jpUQAAw5avODAK: Konuya hakim olmayanlar için Irak Kürdistanı’nda yaşayan Kürtlerin bağımsızlık sürecine gelene dek geçirdikleri aşamaları kısaca özetleyebilir misiniz?

Aydın Selcen: Kronolojik açıdan en geriye gidersek Misak-ı Milli içinde bulunan Osmanlı’nın Musul Vilayeti’nin (kabaca bugünkü Irak Kürdistanı’na tekabül ettiğini söyleyebiliriz) akıbetinin Cumhuriyet’in kuruluş belgelerinden (belki başlıcası) olan Lozan’da çözülememesi, sürecin Cemiyet-i Akvam’a taşınması, 1926 Ankara Anlaşması’yla Irak Kürtlerinin iradeleri hilafına Türkiye Cumhuriyeti’nin parçası olmak yerine Irak’ta kalmalarından başlayabiliriz. Ardından Molla Mustafa Barzani’nin 1946’da KDP’yi kurmasına ve İran’da Molla Mustafa’nın bir bakıma Genelkurmay Başkanlığı yapacağı dokzu aylık 1946 Mahabad (İran) deneyimine değinebilir, ama o arada hem Barzaniciliğin 1850’lerde Mevlana Halit’e uzanan Nakşibendi kökenlerine de, Süleymaniye merkezli Berzenci direnişine de, Sovyetlerin Irak-İran-Kürt siyasetlerine de bakabiliriz. Ardından Ankara’nın ilişkileri yoluna koyduğu Irak Krallığı’nın darbeyle yıkılması ve Kerkük’te hem komünistlerin hem KDP’nin katılımıyla yaşanan 1959 Türkmen kırımını hatırlayıp, 1970’lerde Irak Kürtlerinin henüz iktidarı eline geçirmemiş Saddam Hüseyin’le yürüttükleri özerklik pazarlıklarının bölgesel meclis o devirde kurulabilmiş olsa da Kerkük’ün aidiyeti üzerinden çökmesi ve Saddam’ın İran’la anlaşarak Barzani hareketini ezmesini not etmeliyiz. O arada Talabani önderliğinde (Suriye’de) KYB kurulur, Molla Mustafa önce İran ve ABD’ye Talabani İran’a sürgün olur. 1991’de I.Körfez Savaşı’yla uygulanmaya başlanan 36.paralel kuzeyinde uçuş yasağı, 1990’ların ortasında yaşanan KDP-KYB iç savaşı (“brakuji”) ve aralarına ABD ile Türkiye’nin katkısıyla giren Ateşkes İzleme Gücü’nün kuruluşu, eşzamanlı Güneydoğu’na uygulanan katı güvenlikçi politikalar ve TSK’nın Kuzey Irak’a yerleşmesi gerçekleşir. 2003’te II.Körfez Savaşı veya ABD’nin Irak’a askeri müdahaleyle Saddam’ı devrimesi, 2005’te Irak’ın yeni anayasayla federasyon ve Irak Kürdistan Bölgesi’nin de o federasyonun yegane “federe bölgesi” olması bizi günümüze getirir. Nihayet, IŞİD’in 2014’te Musul’u ele geçirmesi ve ardından Erbil’e saldırması üzerine, IKB’nin ABD önderliğindeki koalisyon desteğiyle IŞİD’i defederek bugünkü “doğal sınırlarına” ulaşması ile bağımsızlık referandumuna geliyoruz.

ODAK: Irak Kürdistanı’nda yapılan bu referandumu KDP, Barzani’nin başarısı olarak yorumluyor. Güney Kürdistan’ın iç dinamikleri açısından bu süreci nasıl yorumlamak gerekir?

Aydın Selcen: Kibirli olmadan, konuyu “Güney Kürdistan’ın iç dinamikleri açısından ele almak” bizim için ne denli anlamlı diye de sorabiliriz. Bununla birlikte, sorunun doğal yanıtı, Mesut Barzani’nin referandumu yapmak zorunda oluşu, aksi takdirde kendi kişisel siyasal mirasının ve KDP’nin kurumsal varlığının anlamsızlaşacağı olabilir.

ODAK: Referanduma özellikle topraklarında hatırı sayılır bir Kürt nüfusu olan Türkiye ve İran ciddi şekilde karşı çıktı. Irak Merkezi Yönetimi’nin de bu süreci tanımadığını biliyoruz. Bu denklemde Türkiye, İran ve Irak yönetimlerinin Irak Kürdistanı’na karşı ittifak içinde hareket etmesi ne seviyelerde mümkün olabilir?

Aydın Selcen: DUVAR’daki yazılarımda pek çok kez belirtmeye çalıştığım üzere, ülkemizle İran’ın uzun vadeli, derin ve kapsamlı bir işbirliğine girmesini, bu veya farklşı bir bölgesel konuda, olası göremiyorum. İki ülkenin ulusal çıkarları pek çok konuda örtüşmediği gibi çelişiyor da. Irak açısından ise iki komşu ülkeyi IKB’ne askeri müdahaleye davetten ziyade, askeri harakattan kaçınmak ancak IKB’nin Bağdat’a muhtaç olduğunu kavratacak her türlü siyasi ve ekonomik önlemi almak gibi bir siyaset benimsendiğini sanıyorum.

ODAK: Uluslararası kamuoyunda Barzani’nin bağımsızlık çıkışı ve referandum süreci genelde doğrudan desteklenmedi. Referandum sonuçlarından hareketle bu tavırda bir değişiklik beklemek olası mıdır?

Aydın Selcen: Burada IKB’ne çıkış ipini Rusya, Rosneft üzerinden yaptığı petrol ve gaz anlaşmalarıyla atmışa benzer. ABD’nin ise günün sonunda zamanlamaya karşı olduğu ama bir biçimde bu bağımsızlık ilanıyla yaşayabileceği gibi bir izlenim kuvvetli. Her hal ve karda önümüzde en az iki yıla yayılacak bir pazarlık dönemi ve bunun sonunda şekillenecek belki bir “konfederasyon” hatta belki (kişisel görüşüm) zevahiri kurtaracak bir “commonwealth” de olabilir. Kısa vadede Fransa gibi ülkelerin diplomatik girişimlerle Bağdat-Erbil diyalog kanallarını yeniden tesise çalıştıkları ve Bağdat ile Erbil’inde söylemlerinde belirli bir yumuşama oluştuğu eklenebilir.

ODAK: Bu referandum sürecinin ve olası bir bağımsızlığın Türkiye, İran ve Suriye Kürtleri açısından anlamı nedir?

Aydın Selcen: Her üç ülkedeki durumun birbirleriyle karşılaştırılması güç. Irak’ta anayasa yazıldı ve 2005’te kabul edildi, Suriye’de anayasa savaşın bitmesinden sonra yazılacak. Türkiye’de Kürt seçmen kabaca yüzde kırk AKP’ye yüzde altmış HDP’ye (ya da Kürt Siyasi Hareketi’ne) destek veriyor. Gerek Kandil gerek Öcalan ayrılıkçılık talep etmediklerini belirtti. PKK’nin PYD üzerinden Suriye’deki kazanımları ise kuşkusuz Fırat’ın doğusunun (“Rojava” da diyebiliriz) Şam ile ilişkilerini ve örgütün ABD ile olan anlayışını da dönüştürecek nitelikte. Afrin ise kendine özgü bir durum olarak şimdilik daha fazla belirsizlik arz ediyor. Uluslararası ilişkiler açısından ilginç ve yakından izlemeye değer bir bölge.

ODAK: Son günlere kadar KYB, Goran Hareketi ve Komel yetkileleri bağımsızlığa karşı olmadıklarını ancak bu sürecin doğru zamanda ve daha demokratik koşullarda yürütülmesi gerektiğini ifade ettiler. 25 Eylül’e çok az bir zaman kala bu üç siyasi hareketin kararlarında referanduma katılım ve Evet oyu verme yönünde değişiklikler oldu. Bu değişiklikleri nasıl yorumlamak gerekir?

Aydın Selcen: Komal, Yekgirtu ve Bizutnava, üçü de Müslüman Kardeşler’in Irak Kürdistanı şubesinden ayrışan oluşumlar. Her birinin komşu İran ve Türkiye ile farklı bağlantıları var. Ancak referandumun gerçekleşeceği kesinleşince, sonucun da kaçınılmaz olaral yüzde doksanın üzerinde “evet” olacağı anlaşılmış oldu, ve saydığınız hareketler “trene atlamak” zorunda hissettiler.

ODAK: Bu süreçte PKK’nin tavrı gözlemleyebildiğimiz kadarıyla referandumun bir Ulusal Kongre tarafından yapılabileceği vurgusuna dayanıyordu. Kürtlerin yakın gelecekte PKK’nin tariflediği tarzda bir Ulusal Kongre’yi inşa edebilme koşulu nedir?

Aydın Selcen: “Uluslararası Kongre” olasılığını çok zor ile imkansız arasında bir yerde görüyorum. Zira, bu tür bir kongre düzenlenebildiği takdirde buradaki hakim gücün PKK veya iltisaklı oluşumları olacağını öngörmek basit.

ODAK: Son olarak 25 Eylül sonrası ortaya çıkan tabloda Irak Kürdistanı’nın statüsünde bağımsızlık dışı yeni bir çözüm olasılığı nedir ve bu durum bölgeyi nasıl etkileyecektir?

Aydın Selcen: Yeni çözüm olasılıklarına kendimce yukarıda dördüncü soruyu yanıtlarken değinmeye çalıştım. Ama Suriye ve Irak’a bakınca bölgemizde Kürtlerin de tüm anaysal yurttaşların daha huzurlu ve mutlu olacakları laik, çoğulcu, ademimerkeziyetçi yapıların aşağıdan, üstteki ceberrut yapıları zorlamaya başladıkları belki iyimser de olsa kaydedilebilir sanırım.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2003 arasında Dışişleri Bakanlığı’nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün “memuriyetten istifa etti.” Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015’den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir