Fahri PETEK : Bir Hayat Üç Can

M. Şehmus GÜZEL Tustav_FahriPetekKapak.fh11


Tüstav Yayınları, İstanbul, 2009, ilk kez yayınlanan fotograflarla, 358 sayfa.

Giriş

Bu kitap üç kişinin : Fahri Petek’in. Eşi Neriman Hanım’ın. Ve tek kızları Gaye’nin. Bir hayat üç insan. Bir hayat üç yaşam.

Fahri Petek her zamanki Fahri Petek. “İzmirli Fahri” veya “Eczacı Fahri” diye de bilinir.

Bu dopdolu ve renkli yaşamının içinde her şey var : En önce ve en başta göze çarpan daha bir buçuk yaşından itibaren gezmeye başlaması : Çok kent, kasaba, mekan ve ev değiştirmesi.

Evet bir buçuk yaşında İstanbul’dan, İstanbul’un en çok sesli ve en çok dilli semtlerinden biri olan Rami’den, Bergama’ya taşınıyor aile. Çocukluğunu orada yaşadı Fahri Petek.

Ortaokul ve lise yılları Bergama, İzmir, Buca, İstanbul arasında mekik dokumakla geçti. Sonra İzmir, yeniden Bergama, yeniden İstanbul. Yeniden Bergama. Ve nihayet ver elini Paris!

Başka bir açıdan Fahri Petek’in hayatını eski bir komünistin anıları gibi okumak da mümkün. Evet yaşlı ama hâlâ genç dinozor konuştu denebilir : Nasıl komünist oldu Fahri isimli delikanlı? Marx, Engels veya Lenin okuyarak değil. 1930’larda halkının içinde yaşadığı, yaşamak zorunda kaldığı veya bırakıldığı durumu kendi gözleriyle görünce komünist oldu Fahri Petek. Yani bir anlamda en doğal biçimiyle benimsedi komünistliği. Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi olduğunu kendisine 1940’ların başında Hadi Malkoç söyledi : “Parti’ye alındın Fahri.”

Ama Gün Benderli’nin (TKP içinde daha çok Gün Toğay ismiyle tanınır) Su Başında Durmuşuz başlıklı anılarını (Belge Yayınları, İstanbul, 2003) okuduğundan beri içinde bir kurt var. Evet aynen böyle : TKP’ye “alındın” denilen herkes meğerse resmen “Parti’li” olamayabiliyormuş. Buyrun bakalım. Bu kanımca Fahri Petek’in yerinde olmayan br kuşkusu. Çünkü Hadi Malkoç “Parti’ye alındın” dediyse mutlaka TKP’ye alınmıştır.

Asıl önemli olansa şu elbette : 1940’ların başında Fahri Petek kendisini hem komünist olarak duyumsuyor hem de TKP’li.

Bir şey de daha eklemek gerek : Gün Benderli’nin kitabının kapağındaki fotoda Sabiha Sertel, Zekeriya Sertel, Nâzım Hikmet, Necil Togay, Gün Togay, Yıldız Sertel var : Ve kitapta bu insanların her biri hakkında şimdiye kadar hiç bir yerde okumadığınız şeyler bulacaksınız : Bu da yaşlı ama hâlâ genç dinozorun, Fahri Petek nam adamın, TKP ve komünistler hakkında farklı şeyler söylediğinin ispatı olacak. Herkesin işine yarayabilecek dersler var anlatılanlarda.

Evet Fahri Petek TKP kartı sahibi ol(a)madı. O yıllarda, o günlerde hiç kimseye zaten böyle bir kart verilmiyordu. Ama Haziran 1946’da kurulan Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi’nin (TSEKP) üyelik kartına sahip oldu.

Türkiye Cumhuriyeti’nde 1940’larda komünist olmak öyle kolay iş değildir. Zor meslektir komünistlik. Nitekim bunun sonucu ise iki “seçenek” bırakılır genellikle : Ya “kodes” ya da “sürgün”. Fahri Petek’in şansı var. Hiç hapse girmeden paçasını kurtarabildi.

Temmuz 1949’da Bergama’ya, İzmir’e, İstanbul’a, Türkiye’ye, eşine ve yeni doğmuş kızına, yani bebek Emine Gaye’ye hosçakalın dedi : Ver elini Paris! Ey Paris al beni kollarının arasına ne olur.

Devlet yakasını bırakmadı ama : 1960’ların hemen başında Petek Türkiye Cumhuriyeti “vatandaşlığından çıkarıldı”. Fransa’nın en iyi biokimyacılarından biri olarak ünü Fransa sınırlarını asmış bir bilim adamına Türkiye Cumhuriyeti’nin verdiği ödül buydu : Üzüldü elbette Fahri Petek.

Ama bilimsel çalışmalarına aynı bilgelik ve aynı kararlılıkla devam etti. Bilimsel toplantılar, bilimsel kongreler, kollokyumlar için Fransa dışına çıkabildi. Bir tek vatanına dönemiyordu. Yıllarını onun için, onun kurtuluşu için verdiği o güzelim vatanına : Bergama’nın bağları, İzmir’in rıhtım ve plajları, Kordon hele kardeşim gözlerimde tütüyor, Taksim Meydanı, Rami, Karagümrük, Üsküdar, Ayazpaşa, Adalar, onsuz. O onlarsız. “Bu devlet böyle bir şey işte kardeşim. Ne yapmalı?”

Yaşam sürdü : 12 Temmuz 2008’de Fahri Petek ve eşi evliliklerinin 62. yıldönümünü kutladılar. Dile kolay : Altmış iki yıl. Altmış iki kere bravo !

1 Mart 2009’da Fahri Petek 87 yaşına girdi. Bu da az şey sayılmaz.

Bu zaman dilimi içinde çok acı çektiler evet. Evet bu da doğru : Bunun adı evrensel acıdır. Evet evrensel acıdır bunun adı. Çeken bilir.

Çok zorluk çektiler evet çok…Sürgün hayatı zor iştir : Yaşayanlar bilir.

Ama tek çocukları Emine Gaye’yi çok güzel yetiştirdiler : Ona daha minicik bir kız çocuğu iken son derece eğlenceli bir yaşam sunmayı bildiler : Ana ve baba belki aç kaldı ama o minik çocuk açlık nedir bilmedi : Ana-baba olmak sanatı budur işte! O acıyı, o zorlukları o minik çocuğa hissettirmediler. Gaye zaten bakın ne diyor : “Beni oyalamak için hep bir şeyler icat ettiler. Beni oyalamak, benim hoşça vakit geçirmem için oyunlar yarattılar. O günler benim için sevimli, eğlenceli günlerdi.”

Üç canla bir hayatı başarmanın bir adı da budur işte. Bilmem anlatabiliyor muyum?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir