Firavun Paradoksu

Devrimci mücadeleyi büyütmek, açığa çıkan devrimci enerjinin düzen içine çekilmesine izin vermemek için, işçi ve emekçilerin, yoksulların bağımsız hareketini örgütlemek; bunun için de her zamankinden daha çok emek, daha çok birliğe ihtiyaç vardır.

17 Aralık’ta AKP-Cemaat çatışmasıyla tırmanan rejim krizi hem içerde hem dışarda burjuva çevrelerde AKP ve onun başkanının geleceğinin daha ciddi sorgulanır olmasına neden oldu, oluyor. Uyumlu İslam pratiklerinin bölgede politik olarak sonun geldiğini; Mısır, Libya, Tunus, Suriye’de bu politikaların işlemez duruma düştüğü bir dönemde, bütün bölgeye bu yönde liderlik etme hevesindeki AKP’nin kullanma tarihinin, emperyalizm açısından, geçtiği ve dolayısıyla yeni bir sürecin başladığı da 17 Aralık yolsuzluk operasyonlarıyla ortaya çıktı. Hırsızlık, yolsuzluk yalnızca bugünün meselesi değil elbette. Burjuvazinin bütün partileri, geçmişten bugüne boğazlarına denk battıkları yolsuzluk batağının içinde semiriyorlar. AKP de önce Refah Partisinden beri boğazına dek hırsızlık, yolsuzluk içindedir. Cumhuriyet tarihinin en kirli partisi olduğunu söylemek abartı olmaz. Rüşveti yasalar yoluyla sürdürme cüretini gösteren tek partidir en azından. 2002’de iktidara geldiklerinden bu yana, AKP’lilerin yolsuzluk bulaştırmadığı tek bir alan kalmadı. Nereye elinizi atsanız rüşvet ve yolsuzluk çıkıyor altından. Yıllardır kendi içlerinde konuşulan bu durum, AKP’nin miadının dolduğu bir dönemde, yargı yoluyla ortaya dökülmesi, Erdoğan ve AKP’yi güçten düşüren bir rol oynuyor. Şu an AKP başkanı Erdoğan’ın önünde iki yol var: ya geri çekilecek ve güçten düştüğünü ilan etmiş olacak ya da bütün gücünü bu mücadeleye harcayacak, tüketecek. Firavun ‘un paradoksudur bu. Eski Mısır’da firavun, gücün timsali olarak vardır. Toplumun üzerindeki etkisi ve zalimliğinin sınırı gücüyle orantılıdır. O tanrının temsilcisidir. İnsanlar üzerinde ölüm ve yaşamı belirleyen güçtür. Kimin yaşayıp kimin öleceği, onun iki dudağı arasındadır. Ne var ki firavun, gücün temsilcisi olduğu için, en ufak bir zayıflık bile gösteremez. Başının ağrıması bile hastalandığı, dolayısıyla toplumu yönetecek güçten düşmesi anlamını taşır ve bizzat etrafındakilerce öldürülür, yerine yeni firavun seçilir.

AKP tüm politikalarıyla firavunun vücut bulmuş halidir. Kurulduğu günden bu yana, güce hep özel önem atfederek, üst perdeden konuşarak belirledi siyasetini. Karşısında düzen içi olanı çapsız, düzen dışı olanları erimiş siyasetlerin bıraktığı boşluğun büyüklüğü, AKP’nin, güç iştahını büyüttü. O boşlukları doldurabileceği hayaline kapıldı. Bunda ‘’yetmez ama evet’’çi solcuların payı da vardır. Ancak AKP’nin siyasi,entelektüel, teknik hiçbir birikimi düzen içi düzen dışıyla bıraktığı boşluğu doldurmaya yetmez. Bunu kavramaktan yoksun olan AKP, ‘’ustalık’’ diye ilan ettiği dönemle, kendi sonuna doğru son hamlesini yapmış oldu. ÖSYM’nin torpilli sınavlarına karşı yürüyen liseli çocukları, Tayyip Erdoğan’ın ‘’10 bin kişi çıkarırım karşınıza’’ diye tehdit etmesi toplumun karşısına bundan böyle firavun olarak çıkacağının ilanı da oldu. O güne dek karşısına çıkan meşru sokak muhalefetini, Kürtlerin meşru mücadelesini, terör vb. söylemle elimine edebilmişti ancak liseli çocuklara terörist diyemeyeceğini de biliyordu. Onların meşruluğunu terör demagojisiyle gizleyemeyince, bütün o kendine güven görüntüsünün kofluğu ortaya döküldü ve çocukları tehdit etti. Liseli çocukların meşruluğu tartışılamaz protestoları, ‘’askeri vesayete karşı demokrasi’’ maskesini tek bir hamlede yırtıp, altındaki firavunu kitlere gösterdi. Bundan sonrası firavunun açık halde, tüm toplumu firavun severler yani AKP’liler ve firavun sevmezler yani AKP’li olmayanlar şeklinde ayrıma tabi tutarak kutuplaştırma siyasetine sarılması oldu. Gücünü kutuplaştırma ve gerici iç savaş tehdidi dışında koruma şansı olmadığından, saldırganlığı, daha fazla güç gösterisini esas edindi. Bu siyaseti, kendi kitlesi için tutkal vazifesi görmüş olsa da, kısa süre içinde, ittifaklarının çatırdamasına da yol açtı. Gelinen aşamada görünürde AKP ile Cemaat arasında, arka planında emperyalist güçlerin olduğu aleni bir çatışma ortaya çıktı. Artık görülüyor ki, AKP’nin tutkallamayı başardığı kitle yüzde kaç olursa olsun, karşısındaki kitleye yaklaşımının ezme, bastırma olması nedeniyle, yönetme meşruluğu kalmamıştır. Aynı zamanda baskı ve zoru sistemli hale getirerek, boğun eğdirmeden yönetme şansı da kalmamıştır. AKP paradoks içinde paradoks yaşamaktadır.

AKP ve cemaatin birbirlerine karşı hamleleri, her birinin pisliklerinin ortaya saçılmasına, yolsuzlukların açığa çıkmasına neden oluyor. Dinci siyasetin bir bezirgân siyaseti olduğu, bütün o ahlakçı söylemin, vicdan söyleminin ardında nasıl bir ahlaksızlık, nasıl bir vicdansızlık olduğu görülür hale geliyor. (Bunu bizzat yaşayan, her geçen gün daha da yoksullaşan geniş emekçi kitlelerin bir kısmının bilince çıkarmaması, mücadeleyi tercih etmemesi hem emekçiler açısından hem devrimci örgütlenme açısından ayrıca incelenmelidir). AKP, Gezi’yle karşısına çıkan halk hareketi karşısında yaşadığı sıkışmayı şiddet ve gerici iç savaş tehdidiyle aşabileceğini düşünmekte yanıldığını, girdiği bu firavun paradoksunda çok daha iyi anlayacaktır. O saldırganlık, özgürlükleri durmaksızın daraltmaya girişmesi gücünü değil, güçsüzlüğünü açığa çıkarmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Güçsüzlüğü görünür hale gelen firavunun sonu ise malum. Aynı sondan cemaat de kaçamayacaktır. AKP’nin bugüne dek uyguladığı bütün politikaların, bütün yolsuzlukların altında cemaatin de imzası vardır. Cemaat ve AKP madalyonun aynı yüzüdür. Kapitalizmin sömürü ve soygununu, dini kullanarak çok daha vahşi biçimde yapan sıradan burjuva örgütlenmelerden başka bir şey değillerdir. ‘’Kadın da olsa çocuk da olsa gereği yapılacak’’ diye emir veren AKP’nin başı, bu emre uyup Diyarbakır’da çocuklara kurşun sıkan, katleden cemaatin polisleridir. Devrimcileri, Kürt yurtseverleri tutuklayan cemaatin savcıları, kitabın bombadan daha tehlikeli olduğunu söyleyerek bu tutuklamaları savunan AKP’nin başıdır. ‘’Gezi’de destan yazan polislerim’’ diyen AKP’nin başı, Gezi’de direnen kitlelere ‘’soysuzlar’’ diyen, her türlü hakareti yapan da cemaatin başıdır. Bugün birbirlerine düşmüş olmaları yalnızca bir iktidar dalaşıdır. Bu dalaşı izlemek, ondan medet umarak hareketsiz kalmak çürütücüdür.

Devrimci mücadeleyi büyütmek, açığa çıkan devrimci enerjinin düzen içine çekilmesine izin vermemek için, işçi ve emekçilerin, yoksulların bağımsız hareketini örgütlemek; bunun için de her zamankinden daha çok emek, daha çok birliğe ihtiyaç vardır.

Biliyoruz ki, tarihte hiçbir firavun piramidin içine gömülmekten kurtulamamıştır. Onunla beraber piramide girenler de… Ancak mesele firavunun gömülmesi değil, firavunluğun yok edilmesidir. Yoksa bir firavun gider daha nemrut bir yenisi gelir. Çok değil, 12 Eylül’den bugüne kadar ki sürece göz atmak bile bunu görmek için yeterlidir.

Erol Zavar-Mahmut Soner

Sincan 1 Nolu F Tipi Hapishane/04.02.2014

 

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir