Galata Kulesi’nin tarihi ve talihi*

Adnan GENÇ

Yok, yok Galata Kulesi’nin tarihini yazacak değilim… 1989’dan beri süren ve iki yıldır kesilen, Beyoğlu Platformu çalışmalarımız üzerinden bir şeyler karalayarak; son yapılan kule dibine çay ocağı girişimine değineceğim…
Gene de başlıktan yola çıkarak, çok kısa bir tarihçeyi buraya ekleyeyim. Herkesin genel olarak bildiği bir yerin tarihi ve sonra da talihi üzerine konusalım…
Galata Kulesi İstanbul’un en görkemli sembollerinden biri olarak en önce 528 yılında inşa edilmiş bir kuledir. Galata kulesi dünyanın sayılı en eski kulelerinden biridir. Bizans İmparatoru Anastasius tarafından 528 yılında ‘fener kulesi’ olarak yaptırılmıştır. 1204 yılında çok büyük hasara uğramış olan kule daha sonra 1348 yılında ‘İsa Kulesi’ adıyla yığma taşlardan, Cenevizliler tarafından yeniden yapılmıştır. Bugün semtte kalan pek çok yapının o tarihlerde ve gene Cenevizliler tarafından yaptırıldığını da biliyoruz… 1348 yılında ise yeniden inşaatı bitmiş ve kentin en büyük binası olmuştur. Galata Kulesi 1445-1446 yılları arasında yükseltilmiştir. Kule, Osmanlı’nın eline geçtikten sonra da her geçen yüzyıl yenilenmiş ve tadilatı, bakımı yapılmıştır. 16. yüzyılda Kasımpaşa’da tersanelerde çalıştırılan Hıristiyan savaş esirlerini burada (da) yatırmışlardır. Sultan III. Murat’ın emriyle burada müneccim (geleceği gören kişi) Takiyüddin tarafından bir rasathane (gözlem evi) kurulmuş fakat kısa süre sonra kapatılmıştır.
Benim lise yıllarımda ise hem turistik hem de tarihsel açıdan yerel halkın daha çok ilgisini çekmeye başlamış ve yabancı turistlerle birlikte ziyareti artmıştır. Şahsen ilk çıkışım lise yıllarımda okul kırdığımız günlerde olmuş ve birilerine yakalanacağım diye hayli korkmuştur.
Beyoğlu Platformu 1989’da önce kendi başına çalışmalar yapın bir sivil platformdu ve yanılmıyorsam ilk işimiz, çekilen bir susuzluk sorunu nedeniyle, akıtan musluklara takılsın diye dağıttığımız musluk contalarıyla olmuştu. Galata bölgesinde de bu vesile ile dolaşmıştık. Sonradan bu platform birkaç gönüllü çalışmasından çıkıp, semt dernekleri, vakıflar, platformlar ve kamunun katılımıyla sürekli toplanan ve projeler yürüten bir organizma haline gelmiştir.

Kulenin çevresindeki trafiği tamamen kaldıralım diye de çok uğraşmıştık. Araçlarının yarattığı titreşimle, kuleye zarar veriliyor iddiasındaydık. Yüzlerce yıllık yapılan ve mimari yapıtların Avrupa’da ve dünyadaki talihi böyle değildi. Bir canlılık vardı çevrelerinde ama kamyonların yarattığı bir hareketlilik değildi. Kabul ettiremedik. Bu işlere girişirken, semt derneği olan Galata Derneği ile ortak girişimlerde bulunuyorduk. Derneğin, gene bir Cenevizli binası olan ve zamanında Ceneviz Deniz Ticaret Odası’nın yeri olarak kullanılan dernek binasına, halka çağrılar yaparak toplaşır, ilgili konuyu herkesin önünde konuşurdur. Mimarlarla bir araya gelip, çevre düzenlemesi yapılmasının ayrıntısını konuştuğumuzu hatırlarım. Hem çevre binaların restorasyon işlerinin özelliklerine varıncaya kadar hem de örneğin, zemin uygulamaları yapılacağı zaman uygun malzeme ve işçiliğin, dönemin koşullarına benzemesi gerektiğine ilişkin toplantılar yaparak…
Şimdiye gelirsek. İstanbul Büyükşehir Belediyesi bu kez (ki, tonla da iyi işine öncülük etmişizdir), kulenin dibinde kurulu olan oturma bankları ve çiçek konan büyük saksıları kaldırarak bir çay ocağı açmıştır. Beltaş vasıtasıyla. Biliyorsunuz, belediyenin işletmelerinden biridir. Kule ile dip dibe bir çay ocağı masası, bir Hamidiye Su buzdolabı, iki şapşal masa ile. Hepsi de bembeyaz örtülerle. Kolalı örtülere kanacağımız düşünülerek… Masalar da kule meydanına serpiştirilmiş… Halkımızın tarih bilgisi, iyice köreltildiği için değil böyle bir uygulamaya kulenin ve o bölgenin maruz kalmasına ses çıkartması; kuleye dışarıdan balkonlar eklense ve cam asansör taksa itiraz etmeyeceği düzeydedir. Bu nedenle hemen gidip koltuklara kurulup demli çay içmeye koyulmuşlardır…

Çevredeki bütün işletmelerin dükkânlarını nasıl yapacaklarına ilişkin Beyoğlu Belediyesi’nin zulme varan istekleri olur; yoksa ruhsatlar vermez ve cezalar keser. Belli bir kalite göze çarpar o bölgede. İşletmeciler de öğrenmiştir, kullanıcılar da… Ama her konuyu nasıl paraya çeviririm zihniyetine yenik düşen bir yerel yönetim algısıyla karşı karşıya olduğumuz için ve bu zihniyetle mücadele edenlerin sayısı yetersiz olduğu için bu saçmalık kule eteklerine yapıldı.
Gelin hep birlikte karşı çıkalım. Galata Derneğimiz dava açsın, semt sakinleri bunu hazmedemediklerini bildirsin. Orası gene yaşlıların huzurla oturdukları, minik çocukların ise oyun alanı olsun…
Bir önemli detay vererek bitireyim… Evet, geceleri çevresi kötü ve başıbozuk biçimde kullanıldı. Gençler, ‘özgür değil miyiz?’ diyerek tadını kaçırdı. Sabahları kapılarından çıkan mahalle sakinleri, tuvalete dönüşmüş evlerinden çıkmak durumunda kaldı… Zaten bu konu o gençlerle de konuşularak bir biçimde çözümlenmeye çalışıldı. O ayrı bir konu…
Yazıyı okuyup dur hele bölgeye gideyim diyenlere birkaç yönlendirici işaret noktası vereyim. Tünel meydanındaki İsveç Konsolosluğu’nun yanından yokuş aşağı inin ve sola dönerek Kırım Kiliseyi bulun, sonra bu kez sağa dönerek Doğan Apartmanı’nı görerek kuleye doğru yürüyün. Kulede soluklanın ve arkasından aşağı inerken linkte verilen bütün yapılara tek tek dokunun…
Not: Üstteki tabelayı, Kule’den Okçu Musa okuluna doğru inerken, tam karşısında görebilirsiniz… Hemen yamacındaki kiliseye de girin derim…

*Bu yazı Adnan Genç’in www.ortakhaber.com sitesindeki “Serbest Vezin” adlı köşesinden alınmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir