Gençlerin Yozlaş(tırıl)ması

Liseli genç direnişçi: Ahmet Çınar

“Osmaniye’de bir lise öğrencisi “kız meselesi” yüzünden tartıştığı ilköğretim öğrencisi tarafından okul bahçesinde bıçakla yaralandı.” *
“İzmir’in Buca ilçesindeki bir lisenin önünde gençler kız yüzünden birbirlerine döner bıçağı ve molotof kokteyli ile saldırdı. Kavgada lise öğrencisi tarafından bıçaklanan Barış Tural (18) hayatını kaybetti.”

“Lise öğrencisi genç, ‘Benim zamanım doldu’ dedi ve okulun penceresinden kendini aşağı attı!
Arkadaşlarıyla konuştuğu için sınıftan atılan Yalova Anadolu Ticaret Meslek Lisesi öğrencisi F.Y., okulun üçüncü katının penceresinden atlayarak intihar etti. “*

Gençlik bir ülkeyi ileriye götüren, o ülkeyi gerekirse baştan yaratan bir kesimdir dolayısıyla gençlik bir ülkenin geleceğidir. Buna karşın günümüzün en büyük sorunlarından biri gençlerin yozlaşmasıdır. Çağımızda Emperyalist gelişimini tamamlamış ve Emperyalist anlamda gelişen ülkelerin gençler üzerinde oynadığı çok büyük politikalar var. ABD gibi Emperyalist gelişimini tamamlamış ülkeler kendini, dünyayı genç beyinleri sömürüye adamış ve bu şekilde gücüne güç katan bir sömürü devletleri olarak gittikçe büyüyorlar. Dünya’da en fazla beyin göçünü kabul eden ülke ABD. Kendi ülkesi dışındaki diğer beyinleride en fazla sömüren ülke ABD. Hem başka ülkelerin eğitimine kendi eğitimini benimseterek gençliği bireycileştirmekte, hem de teknoloji sayesinde beyinleri ele geçirmektedir.
21. Yüzyılda Dünya’daki bir çok ülke bilindiğe üzere ABD’ye ve onun sömürü düzenine bağlı ülkelerdir. ABD bu ülkelerde gençler üzerinde fiilen veya dolaylı olarak hakimiyete sahip olduğu gibi kapitalist sisteme bağlı ülkelerde hem onun politikalarına hem de kendi politikalarına göre gençlerin eğitimini belirliyor. Ülkemizdeki gerici, dogmatik, ezberci, ırkçı ders müfredatını da buna örnek verebiliriz.
Ülkenin bireyci, liberal politikalarına göre eğitilip atanan öğretmenlerimiz gençlerinde içinde bulunduğu bu düzen çarkının nihai sürücüsüdür. Daha küçük yaşlarda bu çarka dahil olan gençler ileride okullarından mezun olduklarında karşımıza; kendisine özgüveni olmayan, sorgulama cesaretini kendinde bulamayan, bireyci , ezberci ve dolayısıyla okulda öğrendiklerini kendilerine katamamış gençler olarak karşımıza çıkıyorlar. Bu sebeplede gençlerin yozlaşmasındaki ilk adım okul sınıflarının sıralarında atılmış oluyor.
Çözümü, gençlerin kolektif ve soran-eleştiren bir bilince ulaşmasında görüyorum. Cümlemi Alman ve enternasyonal komünist önder ; Ernst Thaelmann’ın gençken gittiği bir sempozyumda ona söylenen ” Bu düzene karşı olan savaşta tek başınıza birer hiçsiniz,birleşmiş ve bütünleşmiş olarak ise her şeysiniz!..” sözüyle desteklemek istiyorum. Bu kollektif hareket sorgulama altyapısına sahip diyalogçu bir eğitimden geçmektedir. Teorik bir eğitim çok önemli olduğu gibi bunu pratikle birleştirmek de mücadelenin esasıdır. Kolektif ve eşitler ilkesine dayalı bir eğitim çalışması gençleri özgüven sahibi, eleştiren, sorgulayan, paylaşan bir karakter özelliğine taşır. Konuyu, belirli başlıklar halinde açıklayacak olursak…

1.Eğitim-Öğretim

Türkiye’de okullarda öğretilen müfredat ezberci sisteme kenetlidir. Tamamen sorgulamaya uzak öğrencinin “neden”, ” bence bu doğru olamaz” demesine izin vermeyen bir müfredattır. Öğretmen söyler öğrenci yazar, yazar fakat ne olduğunu anlamadan. Ders esnasında öğrenci sadece bir dinleyendir; düşünmeyen, sorgulamayan… ÖSS sınavına hazırlanılması sağlanan bir yarış atı. Bu sınav bizleri birer ezber makinesine, hayatımızın bir yılını gerekli bilgilerle değil, 2 yıl sonra unutacağımız bilgilerle harcamamızı sağlıyor. Zaten birçok soruda da cevaptan gidilen bir testten hatta evet bir test sınavından başka ne gibi bir şey beklenebilir ki?… Oysa yapılacak olan sınav gençlerin ilgi alanlarını bulmaya yönelik, gençlerin üretmesine katkı sağlayabilmelidir. Ezberci sisteme bir örnektir ÖSS ve gözlerimizin önündedir, yapılabilecek tek şey buna karşı mücadele etmektir. Şimdilerde gelen yeni ÖSS sistemiyle de kat sayıları kaldırarak güya bizlere bir iyilik yaptılar, evet öğrencinin istediği bölümden sınava girebilmesi gayet güzel bir yöntemdir, ama sen YD(Yabancı Dil) de okuyan bir öğrenciye FM(Fen-Matematik)’den de istediğin mesleğe sahip olmak için sınava girebilirsin derken müfredata da seçmeli olarak bu dersleri koymazsan senin yöntemin ancak dershanelere para aktarımına yardımcı olur. Dünya’da dershane gibi bir yapının tek örneği Türkiye’dedir bunu biliyor musunuz?. Ayrıca kat sayıların kaldırılmasının da AKP yönetimi için inanılmaz bir iyiliği vardır, İmam Hatip öğrencilerinin her bölüme girebilmesi demektir bu, yani AKP’nin kendi kadrolarını oluşturmaya başladıklarını söyleyebiliriz. Bu yeni sistemin bir trajikomik yanı da şudur; Meslek Lisesi’nde 4 yılı kablolarla geçmiş bir öğrenci 4 yıllık elektronik okuyamıyorken, 4 yılı dini eğitimle geçmiş bir öğrenci 4 yıllık elektronik okuyabilecek duruma gelmiştir. Bunun neresi adildir?
ÖSS’yi bir kenara bırakıp şimdide okullardaki dogmatik eğitimin en önemli noktası olan Din derslerinden bahsetmek istiyorum, Sünni bir eğitimin gözetildiği bu ders tamamen tek yanlı, her şeyi tartışmasız olarak ortaya koyuyor. Din dogmatiktir fakat sen düşünce yapısı yeni şekillenen bir öğrenciye kendi öğreteceklerinin dışında başka bilgileri de yanlış veya doğru diye kabul ettirmeye çalışıyorsan işte sorun burada başlamaktadır. Sizlere geçen yıl din sınavında gördüğüm bir soruyu hatırladığım kadarıyla yazacağım.
Aşağıdaki seçeneklerden hangisi yaratılış hakkında doğru bilgiyi içermektedir.

A) Allah bütün evreni ve her şeyi yaratmıştır. B) Evrim yoluyla

Karşılaştığım soru neredeyse aynısıydı. Tahmin edebileceğiniz gibi sorunun cevabı A seçeneği. Burada olan sorun, sorunun cevabı değil sorulma şeklidir. Elbette ki dinin buna vereceği cevap bellidir fakat bu cevabı verirken öğrencilerin beynine Evrim teorisi(ki artık somut olarak kanıtları var)yanlıştır hükmünü vermek eğitimde yapılması gereken en kötü hatadır. Öğrencinin sorgulama kıvılcımını söndürür. Dünya’nın liberal politikalarının gençlerle ilgili en önemlilerinden birinin de bu olduğunu unutmayın, sorgulamayıp harekete geçmeyen bir gençlik yaşadıklarını kader olarak algılayan ve yaşadığı sistemi kendiliğinden kabul etmek durumunda kalan bir gençliktir.
Tüm bu anlattıklarımın hepsi aslında ülkelerin kendi eğitim sistemlerinde izledikleri bir yol olduğu gibi yozlaştırılmaya çalışılan gençler içinde izlenen bir dünya politikasıdır. Bu politikalara karşı yapılabilecek tek şey bir daha tekrar etmek gerekir ki bir diyalogcu bir eğitim hareketiyle oluşturulacak sistemik bir mücadeledir!

2.Teknolojinin Gençler Üzerindeki Yozlaştırıcı Etkisi

Teknoloji dünyanın gelişmesindeki en büyük etkendir. Teknoloji güncel hayatta hepimize kolaylık sağlıyor. Bizlere yardımcı oluyor fakat teknolojinin yapabildiği ve bizler üzerindeki tek etkisi bu değil. Maalesef birçok şeyde olduğu gibi Emperyalist güçler, teknolojiyi de kendi kötü amaçları için kullanıyorlar. Bilgisayar teknolojisinden örnek verirsek, dünyada ülkelerin kendi sermayeleriyle yarışan en büyük sermaye oyun sermayesidir. Bilgisayar oyunları gençlerden tutun birçok kesimi etkisi altında tutuyor. Elbette ki bu sermayenin en büyük katkıcıları gençler. Bilgisayar oyunları sayesinde gençler evlerinin bir odasına kendilerini hapsediyorlar, reel dünya ile ilişkilerini sıfıra indiriyorlar, her şeyden kopmuş bir şekilde saatlerini bazen de günlerini oyunların içinde geçiriyorlar. Oysa yapabilecekleri neler varken. Oyunların en tehlikeli yanı da oyunların içinde çeşitli propagandaları bulundurması, örneğin ABD’nin kendi çıkartmış olduğu America’s Army adlı oyun. ABD bu oyunu çıkardıktan sonra ABD ordusuna katılan asker sayısı oldukça arttı. Bunun gibi daha birçok oyun var. Ayrıca bilgisayar oyunlarının da gençlerde ki özellikle küçük yaşta bulunanlarda şiddet eğilimini arttırdığı kanıtlanmış bir bulgudur. O kadar inanılmaz canice oyunlar var ki bunlardan birini size örnek vermek istiyorum. Prison Tycoon adlı bir oyun bu oyunda bir hapishaneye sahipsiniz zaman geçtikçe hapishanenizi büyütüyorsunuz, hapishaneniz ilerledikçe “çeşitli” işkence odaları açıp mahkûmları buraya koyabiliyorsunuz. Bir insanın bundan zevk alabilmesi için açıkçası cani olması gerekiyor. Gençler bu oyunları oynadıkça bu tür şiddet olaylarını kanıksıyorlar ve bunlarla reel hayatta karşılaştıklarında artık umursamaz oluyorlar ne de olsa bilgisayarda kendiside işkence yapmıştı!
Bilgisayar oyunları dışında sizlere ilginç bir örnek vermek istiyorum; Sinema ve Sinema’da oynatılan bazı reklâmlar. Sinema filmlerindeki aşırı şiddet ve işkence sahnelerinden bile bahsetmeden geçeceğim. Çünkü şuan anlatacağım şeyler daha da inanılmaz şeyler. Teknoloji sağ olsun! Diyerek anlatıyorum.
Genellikle gençlerin gittiği gibi küçük çocuklarında izlediği çocuk filmleri, gençlik filmlerinden bahsedeceğim ABD’de keşfedilen bir yöntemle film sahneleri birinden bir diğerine geçerken saliselik bir ışın-dalga ekliyorlar ve bu dalgaları veya sahneleri biz gözlerimizle göremiyoruz, beynin algılayabildiği bir şey bu, gençlerin özellikle küçük çocukların beyinlerine fazlaca hasar veriyor, ABD bu üstünde oynanmış filmleri özellikle 3. Dünya ülkelerine ve gelişmekte olan ülkelere bu şekilde pazarlayarak gençleri birer asalak haline getiriyor. Bu filmlerden birine örnek vermem istenirse SHREK filmini örnek verebilirim.
Birde Coca-Cola aynı yöntemi kullanarak kendi reklâmında anlık bir dalga yollayarak kişiye sinemadan çıkınca Coca-Cola almasını sağlıyor. Bu yöntemin birçok şirket tarafından yapıldığı da söyleniyor buna pazarlama yöntemi olarak bakıyorlar. Teknoloji keşke gördüğümüz kadar güzel bir şey olsaydı, gençleri yalnızlığa, tekliğe iten, şiddeti kanıksatan, insanların beynini bir pazarlama ürünü olarak kullandırmayan, bireyselliğe itmeyen bir şey olsaydı. Gençler bu teknoloji içerisinde kayboluyorlar; kitap okumayan, hayatı sadece oyunlardan oluşan bir gençlik yükseliyor dikkat!.. Bizler oyun oynarken onlar da aslında bizim üstümüzde oyun oynuyor, reel dünyadan tamamen uzaklaşmış bir nesil üretirlerken kendileri dünyaya istedikleri gibi şekil veriyorlar!
Elbette ki bütün bunlar bizi karamsar kılmadığı gibi, teknolojiyi kullanmaya itmeli, bizler bir şeylerin farkında olup teknolojiyi kendi yararımıza sonuna kadar kullanmalıyız. İran’da sokağa çıkma yasağı varken, telefonlar dinlenirken insanlar Twitter’dan konuşarak buluşuyor ve eylemler düzenliyor. Bizde bu düzene karşı propagandalarımızı teknoloji alanında da genişletmeliyiz ve bu şansımızı çok iyi kullanmalıyız.

3.Bireycileştirme
Burada sizlere Bireycilik nedir, bireyci kişi kimdir tanımlarını yapmayacağım bu tanımları öğrenmek istiyorsanız Cemalettin Can’ın Bireycilik ve Lümpen yazısını incelemenizi öneririm. Ben burada sizlere gençlerin yozlaşmasında bireyciliğin rolü nedir onu anlatmaya çalışacağım…
Emperyalist devletlerin yarattığı liberal toplum anlayışı, insana birey olmayı aşılar. Kolektivist, örgütçü yaklaşımları tamamen reddeder. Onların kurmak istedikleri düzen kendilerinin örgütlü olduğu, yığınların bireysel olarak yaşadığı, sadece kendi çıkarlarını mevcut toplumsal düzen içinde düşündüğü bir düzendir çünkü ancak bu şekilde halk yığınlarını kontrol altına alabilirler. Örgütlenmiş bir halkın ne kadar güçlü olabileceğini bildiklerinden ve onların düzenine karşı tek tehlikenin bu olduğunu bildiklerinden insanların örgütlülüğünü her şekilde ve esasta bozmaya çalışmaktadırlar. Gerek şiddet içerikli olsun gerekse de psikolojik olsun. Gençlere uygulanan politika ise örgütlülük düşüncesini temelden yıkmaktır. Okuldan başlayan bu yapı bir eğitim tarzıdır ve bu eğitim tarzı insanları bireyselliğe itmektedir. Nitekim öğrencilerin lise sonunda girecekleri sınavda bireycileştirme politikalarından biridir. Yüklenen sorumluluk; kendi geleceğini kendin oluştur! Kendin için çalış! Kendin için yaşadır. Çocuklara gösterilmesi gereken şey ise aslında tam tersidir. Çocuk bir okulu toplu bir çalışmanın verdiği başarıyı, katkıyı göremeden bitirmektedir.
Bireycileştirme gençleri yozlaştırmanın en kolay yönüdür, tekçiliğe bağlı olan her şey yozlaşmayı doğurur, bu sebeple çevremizde bizi haz olarak etkileyen her şey aslında bir bireycileştirme politikasının bir üründür. Çevresini düşünmeyen insan bir hiçtir, çünkü bir insanı insan yapan çevresindekilerle olan iletişimi, dayanışması ve sevgisidir. Bunlar olmadığı zaman ise varlık insan olmaktan çıkıp sadece kendi hazları için yaşayan bir mahlûkat haline gelir. Bizim üzerimizde oynanan politika da budur. Eğer biz çevremize önem vermezsek, duyarsız kalırsak, çevremizle bir dayanışma içerisinde bulunmazsak bu bizim etrafımızda dönenleri asla göremeyeceğimiz, üst sınıftakilerin bizleri istedikleri gibi kullanabilecekleri bir pratik ortamı yaratır. Dünyayı istedikleri gibi şekillendirebilecekleri anlamına gelir. Bu da emek-sermaye çelişkisi içerisinde bizim için yok oluş planı anlamına gelir ve onlar bu planı şimdi gençlerden başlayarak uygulamaya çalışıyor, yozlaşan bir gençlik ileride kullanılabilecek bir düzen demektir. Gençlerin belki de yozlaşmaya karşı mücadelede en önem vermesi gereken şey kendi içlerindeki bireyci eğilimleri yenmeye çalışmaktır. Çünkü bireyciliğin olduğu bir yerde başka yozlaştırıcı kapılarda ardına kadar açılır.

4.Devrimci Örgütlerin Gençlerin Yozlaşmasındaki Etkisi ve Alınması Gereken Tavır

Devrimci Örgütler çoğu zaman yozlaşmaya karşı eylemliklerde bulunurlar, çeşitli mahallerdeki yozlaşmalara dikkat çekmek için basın açıklaması yaparlar, dergilerinde buna yer verirler fakat gençlerin yozlaşmasında bir etken vardır ki o da devrimci örgütlerin gençleri fark etmeden veya bilerek gençleri yozlaşmaya iten davranışlarda bulunmasıdır. Ben gençlerin yozlaşmasına etkili olan örgüt tipini(ve davranışını) baskıcı-dayatmacı örgüt tipine bağlıyorum. Bu tür örgütler içerisinde ağalık ilişkileri gerçekleştiği gibi örgüt içi olan rekabetlerde artıyor. Özellikle örgüt içindeki ağalık ilişkileri, dayatmacı ilişkiler gençleri yönlendirilmeye, kendiliğinden bir şey üretememeye kadar götürüyor. Genç kişi bulunduğu örgütte emir almaktan, örgüte karşı olan sorumluluğunun bilincine varamadığı gibi, kendiside aslında bir sorumluluk bilincine sahip olamıyor ve bazı şeyleri istediği için değil sadece emir aldığı veya öyle dedikleri için yapmak durumunda kalıyor. Zaten başında çoban, yönetilen bir toplum olduğumuzdan dolayı bu durumun örgüt içerisindeki gençleri de koyunlaştırdığını, lümpenleştirdiğini görüyoruz. Oysa bir örgütün kişiye katabileceği en önemli şeyler sorumluluk bilinci, dayanışma, sevgi ve fedakârlık bilincidir. Ama bu tarz örgütler gençlere bunları katamadığı gibi, sadece hazlarına cevap vermektedir. Devrimci Örgütler içerisinde olan ağalık ilişkileri, devrimci örgütlerin kendi içerisinde gruplaşmasına da sebep oluyor, mahalleleri çeteleşmekten kurtarayım derken aslında kendileri yozlaştırıcı şekilde çeteleşiyorlar. Bu tip örgütler zaten kendilerini diğer örgütlerden daha büyük ve önemli gördüğünden dolayı, örgütsel bir bireycilik de ortaya çıkıyor. Dayanışma yerine her işi kendileri yapmaya başlıyorlar, eylemlerde, ilişkilerde bireyci tutum sergiliyorlar, onların bu politikası örgüt içindekileri bireyciliğe ittiği gibi, devrimci dayanışma kelimesinden tamamen uzak hale geliyorlar. Bunların hepsinin sebebi örgüt içi yozlaşmadır. Bu tip yaklaşımlardan arınmak asıl görevimizdir.

5.Mahallelerde Çeteleşme

Mahallelerde olan çeteleşme mahalleli insanını korkuttuğu gibi oradaki gençleri de yozlaştırır. Mahallelerde olan çeteleşmelerde genellikle bu insanlar çevredekilere haraç keser. Uyuşturucu satarlar, fuhuş işine dahi bulaşabilirler. Dolayısıyla bu tarz sağlıksız ve kötü ilişkiler mahalleli insanını ve gençleri yüksek oranda etkileyebilir. Oluşan ağalık ilişkileri, ilk başlarda gençlerin hoşuna gidebildiği için bunu kendilerine fırsat bilip daha kolay yayılırlar, özellikle fakir mahallelerde insanları para yoluyla kendileri için kullanabilirler. Zaten bu tür ilişkilerin gençleri nasıl etkilediğini hepimiz düşünebiliriz. Ben solun bu konuda alması gereken tavrı da belirtmek istiyorum. Sol, mahallelerdeki çeteleşmeye karşı amansız bir şekilde mücadele etmelidir, çeteleşme olmaması içinde mahalleli insanıyla yakın ilişkiler içerisinde olmalıdır, ağalık ilişkilerine hiçbir şekilde göz yumulmamalıdır. Bunun için mahallelerde iyi bir çalışma gereklidir, eğer bir örgüt mahalle halkını yanına alırsa, mahallelide örgütlenmişse orada çeteleşmenin önünü kesebilmek büyük oranda başarılmış demektir. Bu yönde mücadele etmek gerekir.
Özellikle MHP gibi faşist örgütlerin ülkü ocakları bazı mahallelere kurulup oralar çeteleştirilmeye başlanır ve bu çeteleşme ilişkileri sayesinde(çocukların ilgisini genellikle arkasında duracak ağabeyleri çeker)kendi örgütlerine de eleman katalar. Gençler bu çeteleşme sonucu daha küçük yaşlarda bu ilişkilerin kurbanı olurlar 20-25 yaşında bıçaklamaktan, gasp tan içeri girerler, bu tür insanlar zaten çok bilgili değildirler neden bunu yaptın diye sorarsan o da sebebini aslında bilmez, sadece abisinden(reis) öyle emir almıştır. Gençlerin birçoğunun böyle ilişkilerde olmasının sebebi kendilerine güvenleri olmadığı içindir, kişide özgüven olup olmaması meselesi de yetiştirilme tarzından kaynaklanır.
Burada okul sürecinin”gence” katacağı şeyler çok önemlidir. Fakat ne yazık ki yazıda anlattığım bütün şeyler gençlerin genelini buna itmektedir. Anlattığım her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğuna inanıyorum. Bu yüzden bir devrimci örgütün en önem vermesi gereken “gençlik koludur”, eğer gençlik kolu iyi bir teorik eğitim alırsa ve bunu pratikte şekillendirirse, örgüt içerisinde de ahlaki ilişkiler iyiyse bir gencin ve hareketin “gençlik kolu”ndan kazanabileceği çok şey vardır. Bunları oluşturmanın yolları aranmalıdır.
Unutmayalım gençlik gelecektir.
1*Hürriyet gazetesi 21 Mayıs 2009
2* http://www.nethaber.com/Toplum/81849/SALDIRIDA-MOLOTOF-KOKTEYLLERI-DE-KULLANDILAR-Lise-onunde
3* http://www.lovemove.com/haber_oku.asp?ID=6433&Okulda-intihar-dehseti

,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir