Gerici Eğitim Şurası

Toplumda hırsızlığın, yolsuzluğun, yozlaşmanın, haksızlığın, istismarın, zulmün ve eziyetin önüne geçebilmek için insanlarda ve özellikle yeni nesilde manevi değerlerin geliştirilmesi gerektiği kimin kafasına yatmaz ki? Dinler bu bakımlardan ahlak öğeleri içerirler. İslam dininde de hırsızlığı, yolsuzluğu ve yukarıda andığımız diğer kötülükleri reddeden çok dayanak bulunabilir. Bu yüzden Erdoğan “Dindar nesil yetiştireceğiz” dediğinde eminiz günümüz toplumundaki kötü gidişten rahatsız olan çok insanın yürekleri ferahlamıştır.
Fakat AKP dini sömürü ve zulüm düzeninin payandası olarak kullanıyor. Aynı zamanda dinle insanların gözlerini bağlıyor. İnsanları dinle peşine takıyor. Dini kullanarak onları yalana, hırsızlıklara, ahlaksızlıklara ve zulme ortak ediyor.
Geçtiğimiz yıl Soma’daki kömür madeninde yandaş işletme iş güvenliği için asgari tedbirleri bile almayıp yüzlerce işçinin ölümüne yol açmıştı. Bu işçi düşmanı şirketin işçilere çıkarttırdığı kömürleri devlet adeta otomatikman satın alıyordu. Şimdi öğreniyoruz ki adamların devlete sattıkları kömürün bile taşmış. İşte düzenin bir maneviyat ve dindar nesil örneği!

Yolsuzlukları ve hırsızlıkları sabit bakanların Yüce Divan’da yargılanmasının engellenmesini halka yedirip hazmettirmek için din istismarı gerekiyor. Bilal’in on milyonlarca doları nasıl kaçırdığını halka hazmettirmek için din istismarı gerekiyor. ABD ve AB ile işbirliği ederek Suriye’yi yakıp yıkmayı insanlara benimsetmek için din istismarı lazımmış. Ne kadar kötü fikir, ne kadar kötü davranış varsa hepsini birden dine mal etmek mümkünmüş. Rejimin işbirlikçisi IŞİD din adına kıtır kıtır insan kesti, din adına kadınlara tecavüz etti ve köle pazarı kurarak onları sattı. Aynısını bir diğer işbirlikçi olan Nijerya’daki Boko Haram yaptı.
Halkının yarısından fazlasının dinsel inancı olmayan İsveç, dünyada temiz toplum örneği olarak önlerde gelirken insanların Allah adını dillerinden düşürmedikleri İslam ülkelerinde ahlaksızlık kol geziyor. Camiler, dualar, namazlar, oruçlar, zekât çadırları, dini ifadeler toplumda yayılırken pislik de onlarla beraber yayılıyor.
Samimiyetle dine inanan insanlara saygımız var. Din istismarına karşı mücadelemizde en büyük desteği onlardan bekliyoruz
AKP iktidarı yeni-liberal sömürü ve zulüm düzenini halka din istismarına dayanarak benimsetmek için 2–6 Aralık 2014 tarihinde 19ncu Milli Eğitim Şurası’nı düzenletti. Şura sivil toplum etkinliği görünümlüdür ama gerisinde AKP hükümeti var. Şuranın kapanış konuşmasını da Erdoğan yapmış.
Şura’da alınan hükümete tavsiye kararlarının can alıcı noktasını dincileşme oluşturuyor. Öyle ki orada kızlı erkekli karma eğitimin kaldırılması bile gündeme getirilmiş ancak bu konuda karar alınamamış.

Din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin ilkokul 1.sınıftan başlayarak okutulmasını, aynı dersin liselerde 1 saatten 2 saate çıkartılması, anaokullarında ise “değerler eğitimi” adı altında din eğitimine yer verilmesini hükümete tavsiye etmeye karar vermişler. Şura’da Eğitim-Sen’in zorunlu din dersi dayatmasına son verilmesi ve ortaokullara Felsefe dersi konulması önerileri reddedilmiş. Yolsuzluklara ses çıkarmayan Şura, ahlak istismarcılığı yolunda bir adım daha atarak Turizm Meslek Liseleri’nde Alkollü İçki ve Kokteyl Hazırlama dersinin iptal edilmesini önermiş. Osmanlıca bütün liselerde zorunlu hale getirilsin, demişler. Ancak toplumdan gelen tepkiler üzerin bir adım geriye çekilerek “Osmanlı Türkçesi dersinin sosyal bilimler lisesinde olduğu gibi, Anadolu imam hatip lisesinde de zorunlu ders olarak, diğer ortaöğretim kurumlarında ise seçmeli ders olarak okutulması” yönünde karar almışlar. Anadilde eğitim taleplerine ise karşı çıkılmış.
Eğitimin dincileştirilmesi yönündeki 4+4+4 sistemi de önce bir Şura tavsiye kararı olarak gündeme gelmişti. Eğitim dincileşiyor, özelleşiyor yani paralı hale geliyor; öğretmenler ve öğrenciler üzerindeki baskılar artıyor. Dinin toplumda rolünü artırma yolunda bir adım olarak da Sağlık Bakanlığı ile Diyanet bir anlaşma imzalayarak imamların hastalara manevi destek vermesi uygulamasına geçildi. Yeni Osmanlıcılığa pek kolay uyum sağlayan askerler de Allahu Ekber marşıyla yürümeye başladılar (Cumhuriyet, 11 Aralık 2014, http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/161676/Askerler_Osmanli_ordu_marsiyla_yurudu__Dillerde_tek-bir__Allahu_ekber.html). Ayrıca Erdoğan askerlere garip kıyafetler giydirerek onları, kaçak yaptırdığı sarayının önünde sergiliyor. Gelen bazı eleştiriler üzerine Erdoğan, Muhafız alayındaki askerler önerdi ben de kabl ettim, diyor.
Dünyada da paralel nitelikte bir gerici gidiş yaşanıyor. Bugün Ortadoğu’da dinciler yerleşim yerlerini basıp kadınları tutsak alıyor ve pazarda köle olarak satıyorlar. Benzerini Nijerya’da da yaptılar. Emperyalistler Ortadoğu’yu işgal ederek “demokrasi” ve “Ilımlı İslam” adına geçmişin laik diktatörlüklerinden daha gerici bir dinciliğin yolunu açtı. Bu amaçla önce Türkiye’de Kemalizm’in kalıntılarını tasfiye ettiler.
Biz Kemalizm’in iyi şeylerden ibaret olduğunu düşünmüyoruz. Kemalizm, geçmişte ulusal kurtuluş mücadelesine öncülük etmiş olsa bile işçi ve emekçilerden ve ezilenlerden değil burjuvaziden yana davranmış ve Batı yanlısı olmuştur. Ancak Batılı güçler ve onlar tarafından desteklenmiş olan dinciler, Kemalizm’deki burjuva aydınlanmacılığına tahammül edemediler. Burjuvazinin sosyalistlerden ve Kürt yurtseverliğinden korkusu onu dincilikle artan şekilde işbirliğine götürdü. M Kemal’in önderliğinde kurulan düzen giderek dincileşti ve emperyalizme bağımlı hale geldi. Emperyalistler dini hep sosyalizme karşı mücadelede araç olarak görüp istismar ettiler. Dinci hareket 12 Eylül cuntasından aldığı eşsiz destekle büyüdü. 1990’lı yıllarda ABD emperyalistleri dünya imparatorluğu kurma projesinde İslam’ı kullanmaya karar verdiler. Bu aşamada sıra onları tasfiye eden Birinci Cumhuriyetçilere gelecekti. Bu iş AKP-Gülen İttifakına ihale edildi. Onları dizginleyebilecek bir sol hareket kalmamıştı.
Hatta solun bir kısmı bu işe alet oldu. AKP-Gülen ikilisinin oyununa gelerek askeri darbelerden daha geniş çaplı olan bu büyük gericiliğin yanında yer alanlara katılmadık. Bizler sosyalizm adına onlara alet olmamalıydık. Solda estirilen Fethullahçı rüzgârların etkisinde kalanlar bizim Kemalizm’e savrulduğumuzu düşündüler. Bugün burjuva aydınlanmacılığından yana olan güçler din istismarına dayanan gericiliğe karşı mücadelede bizim müttefikimiz haline geldiler.
Eğitim ve dayanışma kurultayı
Dincilerin düzenledikleri eğitim şurası din sömürüsü üzerinde yükselen ve emperyalizme bağımlı kapitalist düzene hizmet ediyor. Bütün dertleri dinci düzeni benimsetmek ve geliştirmektir. Kendilerine bağlı Eğitim Bir-Sen adlı sendika bu işte önemli rol oynuyor. Eğitim Sen’i ise Şura’ya adeta süs için çağırmışlar.
İktidar bir yandan dinden ve ahlaktan en çok dem vuran gelmiş geçmiş en dinci burjuva iktidardır, diğer yandan ise Türkiye tarihinde en büyük hırsızlıklar onların döneminde oldu. Hırsızlığın başını da tabii çok ahlakçı geçinen dinciler çekiyor. Gezi protestolarına karşı “milyonları evde tutamıyoruz”, diyen dinci başbakan, o sırada milyonlarca aktif taraftarı olduğunu iddia ederken sonra garip bir şekilde evinde saklıyor olduğu milyonlarca Avro ile suçüstü yakalandı. Ya dillerinden düşürmedikleri Allah korkusu yalan ya da bu insanların dinleri hırsızlık dini. Bizim bu güçler karşısında bir alternatif yaratmamız lazım. Yoksa ilerlemeye devam edecekler. Gidiş Erdoğan’ın mutlak diktatörlüğünü kurma yönündedir.
Şunu öneriyoruz: Kötü gidişe karşı direnmek için ilerici güçler alternatif bir kurultay düzenlemelidir. Bu bir eğitim ve dayanışma kurultayı olmalıdır. Bizim kurultayımız bu dinci sömürü düzeninin kitleleri nasıl etki altına aldığını incelemeli; bu gidişin alternatifi olarak neler yapabileceğimizi tartışmalı ve açıklığa kavuşturmalıdır. Bu kurultay özellikle ilerici öğretmen hareketi olmak üzere sol güçlerin ortak eseri olmalıdır. Alternatif eğitim okulda ve hayatın bütün alanlarında dayanışmacı bir eğitim olmalıdır ve böyle bir eğitimi kurabilmek için aşağıdaki sorulara diyalogcu bir metotla cevap arınması gerektiğine inanıyoruz.
– Gericilik halkı nasıl etki altına alıyor? Nasıl oluyor da insanlar ahlak adına hırsızlıklara, soygunculuğa ve adaletsizliklere karşı bu denli savunmasız hale geliyorlar? Nasıl oluyor da bu süreç çeşitli kılıklardaki sömürücü iktidarların birbirlerinin yerini almasıyla “böyle gelmiş böyle gidiyor”?
– Nasıl oluyor da ezilen ve sömürülen insanlar halk olarak birleşecek yerde kendilerini ezen düzenin birer parçası ve hatta aracı haline geliyorlar?
– Hele hele emekçiden, ezilenden yana olan iyi niyetli onca gayret, fedakarlık ve emek nasıl oluyor da etkisiz kalıyor ve hatta bambaşka yerlere çıkıyorlar?
– Namuslu ve dürüst insanlar, emekçiler sömürü ve istismara karşı direnmek ve emekten, adaletten, özgürlükten yana bir düzen geliştirmek için ne gibi eğitim ve dayanışma araçlarına sahipler? Bu konuda sahip oldukları araçları nasıl daha iyi hale getirebilir ve geliştirebilirler?
Alternatif kurultayda önemli olan, ezilenler olarak sorunlarımızı karşılıklı güven temelinde birlikte formüle etmek, onlara birlikte düşünerek cevap aramak, cevaplarda ortaklaşarak ve bu yoldan alternatif insan ilişkileri geliştirecek bir bilinç, irade, hareket ve kuvvet yaratmaktır.20141206AW263686_03(1)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir