Gezi Ruhuyla 1 Mayıs’ta Alanlara!

15.04.2014-

Türkiye son dönemde önemli bir dönemece giriyor. Yükselen AKP faşizmi ve onun karşısında Gezi ile birlikte kendisini gösteren halk hareketi var. Gezi’den bu yana AKP iktidarı giderek yıprandı. Bir taraftan AKP-Cemaat savaşı öte yandan AKP karşıtı muhalefetin kitlesel tepkileri iktidar açısından olumlu gelişmeler olmadı. Bu süre zarfında Erdoğan söylemini giderek sertleştirdi. Son bir yıllık dönemde gerek iç politikada gerekse dış politikada çok önemli gelişmeler oldu. Türkiye, geçen sene Gezi’den birkaç hafta önce Reyhanlı katliamına tanıklık etti. Katliamda 200’e yakın insan yaşamını yitirdi. AKP’nin taşeronluğunu yaptığı El Kaide yanlısı El Nusra tarafından üstlenilen katliam, Erdoğan ve bakanları tarafından Esad’a mal edildi. Hatta bu tezlerine araç olarak da Suriye’de bulunan THKP-C Acilciler örgütünden insanlar hedef gösterildi. AKP, bu sayede bir yandan toplumda Esad karşıtlığı üzerinden dinci ve mezhepçi emellerine ulaşmaya öte yandan da bu emellerine ulaşırken devrimcileri halk nezdinde itibarsızlaştırmaya çalıştı.

Ancak, AKP’nin bu tutumu halk nezdinde bir sonuç vermedi. Halk, katliamın sorumlusu olarak AKP’yi gördü. Bu doğrultuda Türkiye’nin birçok yerinde devlet terörü lanetlendi.

Reyhanlı’dan dolayı AKP’ye duyulan öfke ve AKP’nin daha önceki ayrımcı, özgürlük karşıtı ve anti-demokratik uygulamaları Türkiye’nin mücadele tarihinde önemli bir yere sahip olacak olan Gezi direnişini ortaya çıkardı. Başta İstanbul olmak üzere ülkenin birçok yerinde halk sokağa döküldü. Tek bir ağızdan daha özgür, daha eşit ve daha adaletli bir ülke için haykırdılar. Kimisi AKP’nin kürtaj yasağına, kimisi alkol yasağına, kimisi Alevilere uygulanan ayrımcı ve mezhepçi politikalara, kimisi de AKP’nin halk düşmanlığına karşıydı. Birçok farklı öznel sebeplerle milyonlarca insan bir araya geldi. Ortak talepleri vardı. AKP ve onun işbirlikçilerini istemiyorlardı.

Yaklaşık iki hafta boyunca Türkiye unutamayacağı ve önemli dersler çıkarması gereken bir deneyim yaşadı. Gezi Parkı’nda iki hafta boyunca hayat tersine döndü. Rekabetin yerini dayanışma, bireyciliğin yerini paylaşım, benciliğin yerini de diyalog aldı. Ben olmak yerine biz olmanın hüküm sürdüğü iki hafta yaşandı. Kapitalizmin insanı bireycileştirdiği ve birbirine düşman ettiği bir dünyada Türkiye’de hem de İstanbul’un merkezinde böyle anlamlı iki hafta geçirmek gerçekten herkesçe unutulmazdı. Halk, birlikte yaşamayı test etti. Birlikte barikatlarda direnildi. Polis şiddetine birlikte göğüs gerildi. Gezi direnişi esnasında sekiz canımız gitti. Ethem, Mehmet, Abdullah, Ali İsmail, Medeni, Hasan Ferit, Ahmet ve en son olarak Berkin gitti. Bütün canlarımızın hesabını soracağız. Katillerin suçlu psikolojisiyle suçu başkalarına atma çabaları boşadır. Canlarımızın katilleri AKP’nin polisidir. Erdoğan’ın milyonlarca insanın katıldığı Berkin’in cenazesinden hemen önce ve sonrasında Berkin ve ailesi hakkında yapmış olduğu kendini bilmez açıklamalar bizler için şaşırtıcı olmadı. İktidara geldiği ilk günden bu yana politikasını din istismarcılığına ve şiddete dayandıran AKP iktidarına yakışır bir şekilde davrandı. Gezi’de, Roboski’de ve Reyhanlı’da katlettikleri insanların halk tarafından sahiplenilmesinden korktular. Korktukları da oldu. Özellikle son damla niteliğindeki Gezi direnişi sırasında ölen tüm insanlar herkesçe sahiplenildi. Dört bir yanda AKP karşıtı gösteriler oluyordu. AKP on yılı aşkın süredir devam ettirdiği baskıcı ve faşist uygulamalar toplum nezdinde teşhir edildi.

Türkiye çapında gelişen halk isyanları sonrasında yerini halk forumlarına bıraktı. Yine başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin birçok yerinde halk forumlarda bir araya geliyordu. Halk forumları Türkiye’de devrimciler açısından yeni bir deneyim oldu. Tam da olması gerekeni bir anda göz önüne serdi. İnsanlar forumlarda bir araya gelip birlikte, samimi bir biçimde ülke sorunlarını tartışıyordu. Sorunlar tartışılırken mümkün olduğunca diyalog ön plana çıkıyordu. Herkes karşısındakini anlamaya çalışıyordu. Gezi’den bize bırakılan bir miras olan “diyalog” forumlarda da egemen metot olmuştu. Diyalog, insanları uzun süre dayanışmaya teşvik etti. Bizlere yeni şeyler öğretti. Forumlar sayesinde, insanlar birlikte gelişmeyi ve birlikte öğrenmeyi deneyimlemiş oldular. Forumlar şu dönemde pek sık yapılamıyor. Ancak, bu durum forumların olumlu taraflarını göz ardı etmemize neden olmamalıdır.

Türkiye, özellikle meşruluğu ciddi tartışma konusu olan yerel seçimlerden hemen sonra ve 1 Mayıs arifesinde yeniden ve yine bir halk hareketini kıvılcımını çakabilir.

Türkiye’de Gezi’nin etkisiyle geçen son bir yılın yanında bir de yolsuzluklar gündemdeydi. 17 Aralık operasyonlarıyla başlayan yolsuzluk gündemi, Erdoğan’ın 4 bakanını harcamak zorunda kalmasıyla daha da alevlendi. AKP-Cemaat çatışmasını derinleştiren yolsuzluk operasyonları yerel seçimler arifesinde halkta ciddi bir tepki geliştirmeye başladı. Halk, sokaklara yeniden çıktı ve yolsuzlardan, hırsızlardan, halk düşmanlarından hesap sordu. İçinde çıkılmayacak bir denge vardı. Bir tarafta Cemaat, öte tarafta AKP. CHP, Cemaat’e yakınlaşırken; Öcalan ise tarafını Erdoğan’dan yana belirliyordu. Bu biçimde çok bulanık bir görünüşe sahip olan yerel seçim portresi vardı. Bu durumda insanların harekete geçip doğru adrese tepkilerini göstermesi de güçleşmiş oluyordu. Bu çalkantılı süreç, halkta bir beklenti yaratmıştı: “AKP gitsin, kim gelirse gelsin.”

Bu beklentiyle girilen yerel seçimler, meşruluğu halk nezdinde çokça tartışılan bir seçim olarak tarihe geçti. 41 ilde yaşanan elektrik kesintilerinden tutun da bir sabah İçişleri Bakanı’nın yanından polislerle YSK’ya girerken görülmesine dek birçok husus tartışıldı. AKP’nin klasikleşen balkon konuşmalarında ortaya çıkan tabloda Erdoğan’ın mücadeleyi bırakmayacağını gösteriyordu. Seçimler akşamı yine Erdoğan, öncesinde olduğu gibi sert ve meydan okuyan bir tavırla konuştu. Cemaat’e yine saldırdı. Muhalefeti de unutmadı. Ancak, kaçırdığı bir nokta var ki bu seçimlerdeki kirli oyunlar ve sonrasında gelişecek bir ayaklanma, Erdoğan hükümetini zorda bırakacaktır.

Ve 1 Mayıs geliyor. 1 Mayıs işçilerin, emekçilerin mücadele günüdür. 1 Mayıs halkın birlik ve dayanışma günüdür. 1 Mayıs, direnişin simgesidir. Bu sene de milyonlar Gezi ruhuyla alanları dolduracak. İstanbul’da her yıl olduğu gibi direnişin adresi Taksim olacak. Gezi direnişini, yolsuzlukları, canlarımızın katillerini, yerel seçimlerdeki hırsızlığı unutmayan halk, hesabı 1 Mayıs günü alanlarda soracak. Direnişle, dayanışmayla adanmış bedenler milyonlar olacak o gün. Bizler, 1 Mayıs’ın bu sene öncekilerden daha güçlü ve kitlesel olması gerektiğini düşünüyoruz. AKP faşizmine ve gerici politikalarına dur diyebilmek için, hırsızlardan hesap sormak için, seçimlerde halkın iradesini yok sayan Erdoğan’a “halk biziz” diyebilmek için bu sene 1 Mayıs’ta Taksim’de olacağız. Ethem’in, Ali İsmail’in, Medeni’nin, Mehmet’in, Ahmet’in, Abdullah’ın, Hasan Ferit’in ve son olarak da Berkin’in katillerinden hesap sormak için Taksim’de olacağız.

taksim bir mayısÜlkedeki birçok yoksul insanın baş belası olan taşeron çalışma şartlarını reddetmek için, “özgür köleliğe” son demek için bu sene alanlarda olacağız. Kadın cinayetlerine ve kadına şiddete son demek için bu sene alanlarda olacağız. Parasız, eşit, bilimsel ve özgür eğitim talebimizle alanlarda olacağız. Cemaat yurtlarına hapsolmuş eğitim sistemine dur diyebilmek için alanlarda olacağız. Biz, 1 Mayıs’ta Taksim’de tüm bu talepler için olacağız ve tüm halkımızı 1 Mayıs’ta bizlerle birlikte olmaya davet ediyoruz. Gün birlik günüdür, dayanışma günüdür, gün direniş günüdür.

, , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir