Grup Çalışmalarından Bilgiler

Eğitim çalışmalarımızı derleyip toparlama yönünde önümüzdeki dönemde yapılacak bir toplantı öncesi gruplara aşağıdaki soruları yönelttik. Aldığımız yanıtların bazılarını yayınlıyoruz:

Grubumuz çalışmalarına hangi düşüncelerle ve nasıl başladı? İşe başlarken beklentilerimiz neydi?

Neyi nasıl öğreneceğimizi ve yapacağımızı hangi şekillerde kararlaştırıyoruz?

Neler yaptık, neler öğrendik?

Çalışmalarımızda ve bizlerde ne gibi gelişmeler ve değişmeler var? Ne gibi olanaklar yarattık?

Çalışmada ne gibi zorluklar yaşıyoruz? Bunların sebepleri ne olabilir? Nasıl aşmaya çalışıyoruz?

Dayanışma ve Eğitim Hareketini somut olarak nasıl anlıyoruz, yani kendi çalışmamızda nasıl somutlaştırıp pratikleştiriyoruz?

Önümüzdeki dönemde ne gibi adımlar atmayı düşünüyoruz?

Paris Eğitim Grubundan

“Birlikte düşünmek, öğrenmek ve mücadele etmek”: Hareketin neredeyse tümden dağılmaya varacağı süreç bu anlayiş temelinde aşıldı. Çalışmaların bugünkü haliyle geriye bakınca sıradan bir süreçten geçilmiş gibi bir yanılsamaya düşülmemeli. Genel olarak solun yaşadığı gerileme koşullarında diğerlerine nazaran yaygınlığı ve örgütlülüğü zayıf olan bizim gibi yapılarda sarsılmalar sonrası yeniden toparlanmak daha da zor oluyor. Daha büyük bir irade gerektiriyor.

Diriliş ve yenilenme olarak adlandırdığımız aşamada diyaloga dayali kitle çalışması esas alındı. Bu çalışmanın dayanağını ise eğitim grupları oluşturdu.

Eğitim birimlerinin, eğitim ve örgütlenme anlayışı, teorik ve pratik çalışmanın birlikte ele alınmasına dayanmalıdır. Çalışmalar Dayanışma ve Eğitim Hareketi oluşturmayı hedeflemeli, çalışmalarda bu genel çerçeve gözetilmelidir. Bu iradeye bağlılık ve sorumluluk içinde davranılmalıdır.

Paris eğitim birimi olarak böyle bir işleyişimiz var. Sağlamlaştirdığımızı söyleyemesek de çalışmalarımızda eğitim ve eylemin birlikte şekillenmesine dikkat ediyoruz. Değişmeye ve gelişmeye açık olduğumuzu söyleyebiliriz. Alışıldık metod ve pratiklerin dışına çıktığımız ölçüde ve potansiyelimizi açığa çıkaracak, artıracak tarzda işbölümü oluşturduğumuzda gelişme şansımız yüksek.

Eğitim ve dayanışma kavramlarındaki derinliği bilince cıkarmalıyız.

Diyalog ve dayanışma kendi içimizde eşitler iliskisini gerektiriyor. Grup içi ilişkilerimizde güven, saygı ve samimiyete önem veriyoruz. Duygu, düşünce ve davranış birliği zeminine daha yakınız.

Toplumdaki egemen düşünce tarzından etkilendiğimiz gibi; eleştirdiğimiz, sorguladiğımız metodları da çalışmalarımızın odağı yapmaktan kaçamıyoruz. Hedeflerimizin toplum için yaşanılabilir bir dünya olması bir başına devrimci kimlik kazandırmıyor. Insanlari birbirine karşı nesneleştiren, ötekileştiren, yabancılaştıran; sekter, empoze edici, baskıci ilişki tarzı devrimci bir çalışma yöntemi olamaz.

İnsana inanç ve güveni esas alan diyaloga dayalı kitle çalışmasını kalıcı bir hale getirmeliyiz. Ilişkiyi belirleyen tarafın hiç değişmediği, tek yanlı ilişkiden çıkmadan bunu başaramayız. Bu kavramsal değişikliğin çok ötesinde bir olgu ve cesaret gerektiriyor.

Freire’nin sözettiği “sınır durumlar” ve “sınır eylemler” farklı biçimlerde solda da var. Yani sol içinde de belli kalıplara ve duruma saplanma hali var. Sınır eylemler ise bu sınırları aşacak bilince götürecek eylemler. Gerçeklik kendini dayattığında bu “sınır eylemler”de ancak ve ancak küçük geçişlere, değişmelere varabiliyor.

Bazı önyargılarımız yüzünden zaman zaman anlaşma sorunları yaşasak da buradaki çalişmalarımızda olumlu anlamda bir esnekliğimiz var. Grup içinde ve diğer çalışmalarımzda farklılıklarımıza tahammüllü ve saygılıyız. Gerçekleştirdiğimiz etkinliklerde geniş katılımı – düşünsel ve eylemsel- hesaba katıyoruz. Olanaklarımızı bütünlüklü olarak organize edememiş olmamız önemli bir eksiklik. Henüz yoklamadığımız olanlar ise hesap dışı gibi duruyor. Çalışmalarımızı genişletecek bir çevremiz var, bunu göruyoruz. Ağırdan davranmamamız gerektiği gibi, hazırlıksız, plansiz hareket etmemeliyiz.

Eğitim çalışmalarımız bügünkü haliyle bile olumlu bir işlev görüyor. Bir disiplin haline dönüşmesine gayret ediyoruz. Oluşturduğumuz geniş eğitim grubundaki çalışmaları, yine, birlikte ele alacağımız sorunlar uzerine yapacağımız değişik aktivitelerle katılımcıların kollektif çabalarına vardırmalıyız. Buradaki kadın arkadaşların 8 Mart’ta biraraya gelmeleri de bu anlamda iyi bir adım oldu. Bu çalışmaları özgün ve sistemli çabalara dönüştürebilirsek dikkat çeker, ilgi uyandirabiliriz.

En geniş anlamıyla dayanışma diyoruz. Birbirini kullanma, faydalanma ve çıkar elde edici yaklaşımların kendine yer bulamayacağı bir dayanışma. Istismar etmek, birine ya da birilerine dayanmak değil, karşılıklı olarak güç vererek dayanışmak.

Sarıyer Çalışmasından Çiğdem

Birkaç arkadaş “okuyup- tartışmak” amaçlı bir araya geldik. Özellikle yozlaşma yönünde olan gençliğe alternatif bir hareket olarak, bu toplanmanın, gerekliliğinin ve öneminin farkındaydık.

Öncelikle çalışmalarımızın konusunu, ya Koordinatör arkadaştan öneri alarak kendi içimizde değerlendirdik ya da kendimiz belirleyip tartışmaya açtık. İşin teorisi bu yönde başladı. Daha sonra işin pratiği olmadan-yani öğrendiklerini somutlaştırmadan-anlamsız olacağı kanısına vardık. Yeni-insan yaratma yolunun insanlarla iletişimde olmaktan geçtiğini anladık. Sarıyer bölgesinde anket çalışması fikri oluştu önce. O fikir sonra gelişerek mahalle çalışmasına dönüştü. İnsanlarla nasıl diyalog kurabilirdik? Önce onları tanımak gerekliliğini çözümledik yani dışarıdan -Sarıyerli değildik-gelen biri olarak bizi tanımalılardı. Çeşitli etkinlikler düşündük, yaptık. Mahallede Dayanışma ve Eğitim Merkezi adı altında bir mekanın olması gerektiğinin farkına vardık, böylece insanlara ulaşabilecektik. Bu amaçla Konser organize edip mahallede çalışma yürüttük. Çalışmalar sayesinde mahalle halkı ile sıcak ilişkiler yakaladık. Durağan halde olan arkadaşlarda da hareketlilik sağlandı. Merkez fikrine eşlik edecek çeşitli branşlardaki öğretmenler ile tanıştık. Ekip çalışması kavramını daha iyi anlayabilmiştik. Kendimizi gözden geçirme fırsatımız oldu.

Dayanışma ve Eğitim Merkezi fikrini gerçekleştirmek için mahalle civarında başka eğitim grupları kurma çabasındayız. Aşure günü, ev ziyaretleri, röportaj gibi etkinlikler mahalledeki kadınlarla da ilişkilerimizi geliştirmiş oluyor. Kadının mücadele içindeki yerini önemsiyoruz. Çalışma yürüttüğümüz mahallede de olduğu gibi çoğu zaman, çoğu yerde Freire’nin “suskunluk kavramı” sanırım öncelikle kadınlarda baş gösteriyor. Ezilmişliklerinden, özgüven eksikliğinden dolayı… Oysa bu duvarı yıkıp, mücadele verme hususunda, kadının özne konumuna gelmesinin büyük önem taşıdığını biliyoruz. Kadınların dışavurumları erkeklerde olduğu kadar hür değil, kısıtlı. İnce bir gözlem gerekiyor sanırım.

Son yerel seçimleri araç gördük. Amacımız oradaki halkı gözlemdi, halkla tanışmaktı Seçimler için ev ziyaretlerinde bulunduk. Kadınları toplantı tarzı bir topluluğun içinde incelemek, çekingenlik gösterebileceklerinden dolayı, verimsiz olabilirdi. Kendi evlerinde onları konuşturmak, dışavurumlarını daha net görmemizi sağladı.

Her kişiyi ilgilendirebilecek bir “konusal evren” yakalamaktı amacımız. Mahallenin temel sorunları noktasında ortaklaşabileceklerini düşündük. Ortak seçtiğimiz muhtar adayı bizim “kod”umuzdu. Görüştüğümüz insanlar dışavurumlarını, eski muhtar adayından yakınırken ortaya çıkardılar.

Çoğu evlerinin duvarı olmadığı için yıkım tehlikesiyle karşı karşıyalar ya da mahallede olması gereken sosyal hizmetlerden yoksunlar. Kadınların evlerine tıkanıp kaldıklarını aslında bundan şikayetçi olduklarını gördük; sorunlarını paylaşabilecekleri, tartışabilecekleri bir mekana ihtiyaçları vardı. Şimdi ise belediye üzerinden, mahallenin ihtiyaçlarını ortaklaştırarak, olanaklar yaratmaya çalışacağız. Dayanışmamızın bu şekilde büyüyeceğine inanıyoruz. Ekip çalışmaları, eksik kaldığımız noktaların farkına varıp gelişmemize olanak sağlıyor. Programlı çalışmanın önemini anlıyoruz. Birbirimize olan güvenin, dayanışmanın nasıl olması gerektiğini ve nasıl sağlayabileceğimizi öğreniyoruz. Gördük ki önce ekip olmayı başarmak gerekiyor. Programsız çalışmanın eksikliğini görebiliyoruz. Çalışmalar çok zamanda az verimle geçebiliyor. Mahallede oturuyor olmayışımızdan dolayı insanlarla birlikte eylemlere girme konusu süre alabiliyor. Etkinlikleri, olanakları bunun için değerlendirmeye çalışıyoruz.

Mahallede oluşturulan her eğitim ekibi, dayanışma adına atılan adımların en önemlisi. Biz dayanışmayı bu yola sağlamayı hedefliyoruz. Herkes öğrenerek, gelişerek; geliştirecek ve dayanışmada bulunacak.

Uzun süreli alan çalışmamızın ardından eğitim grubuna davet edebileceğimiz insanlara ulaştık. Bu konu üzerine gideceğiz. Mahalle insanlarının suskun kalınmış taleplerini ortaya çıkararak, birlik olunma yolunda ilerlemek istiyoruz. Ortaklaştırılmış talepler herkesi harekete geçirecektir. Mağdur bıraktırılmış çeşitli hizmetleri, belediye seçimlerinden sonra yakaladığımız olumlu hava ile dile getirip halkla birlikte çalışma yürütmek istiyoruz.

Eskişehir Eğitim Çalışmasından Savaş

Ben Eskişehir’de en verimli eğitim çalışmamı 2008-2009 döneminde kuruluşunda da yer aldığım iki grupla yaptım.

Ağırlıklı olarak kadın arkadaşlardan oluşan grup ile değil de erkek arkadaşlarla olan gruptan yazmak isterim. Dergimizde konuyla ilgili bir röportaj yapılmıştı (tarih) ve orada Kadın arkadaşların ağırlıkta olduğu ekip üzerine söyleşmiştik. O yüzden bu sefer diğerini ele almak istedim.

Grup üyelerinin tamamı yurttan arkadaştı ve oradan gelen bir yakınlık ve paylaşım vardı.

Özellikle yurtta geçirdiğimiz ikinci yılda faşistlere karşı yan yana gelmek bizim en belirgin “etkinliğimizdi”.

Birlikte olduğumuzda sıkça politik olayları tartışıp, varlık göstermeye ve etrafımıza adam toplamaya çalışıyorduk.

Elbette bunlar planlı ve belirli tartışmaların sonucu olarak yapılan işler değildi.

Ancak zaman sonra kitap önerileri, dergi okumaları zevkli hale gelir oldu. Ve arkadaşlara var olan eğitim çalışmalarımızdan söz ettim.

Hemen hepsi olumlu yaklaştılar. Ancak pratiğe hemen geçemedik.

Çalışmaların başlaması yurttan ayrılışımızla başladı denilebilir.

Temelde düşüncemiz zaten oturup konuştuğumuz ve aslında farkında olmadan uyguladığımız karşılıklı öğrenmeyi sistemli kılmaktı.

Kimi arkadaşlar düzenli ve istikrarlı çalışmada kendine pek güvensizdi ancak zaman gösterdi ki o arkadaşlar zaman zaman grubu olumlu yönde etkiler oldular.

Etrafımızdaki insanlarla yürüttüğümüz sohbetlerin sistemli ve sonuca yönelik olması temel düşünceydi, denilebilir yani.

Öğrenme kısmı ise zevkli idi. Eğlenceli.. Tartışmalarımız zaman zaman çok şiddetli oluyor ve ciddi iddialar atılıyordu ortaya..

Bir sonraki çalışmada her iddia sahibi iddiasını kanıtlamak için belge-bilgi toplamaya çalışıyordu.

Öylelikle sabit; yavan tartışmalar yerine eğlenceli ve bir o kadarda hararetli sohbetlerle geçen buluşmalarımız oluyordu.

Kitap-makale vs. belirlerken ise öncelikle arkadaşların ortak talebi olan önerileri ele alıyorduk.

Şimdi, o çalışma ile mücadelede aktif olmaya başlayan arkadaşların pratiği örgütleme sürecini hep birlikte görüyoruz.

Özellikle öğrenci ortamı olmasından kaynaklı herhalde, sıkça bir arada olmanın olumlu etkilerini gördük. Öylelikle birbirimizden her daim haberli oluyorduk; kendiliğinden oluyordu haberleşme.

Bunun dışında arkadaşlarla çevremizdeki herhangi bir arkadaşın evinde toplanıp kısa aralıklarla eğlenceler düzenliyor; sinema-tiyatro gibi etkinliklerde de bir araya geliyorduk.

Çalışmalarımızdaki değişimi ifade edebilmek için, daha önceki çalışma alanım olan Ankara’yı düşünüyorum ve orası ile kıyaslıyorum.

Bu denli ortaklaşmış bir irade ile iş yapmak zevki hiç olmamıştı bende. Yani yaptığı işten o kadar emin oluyor ki insan, arkadaşlarına öylesine güveniyor ki; attığı adımı hep birlikte atıyor hissi oluşuyor.

Çünkü yapılan iş, planlanmasından, yürütmesine ve sonuç alınması anına kadar birlikte yürütülüyor.

İşte çalışmalardaki en büyük gelişme bence bu. En ileri değişme bu..

Evvelden bunu yapamıyorduk.

Olanak konusunu ise şu şekilde cevaplayayım; Eskişehir!

Orada kocaman bir çalışma alanı yarattık. Hep birlikte. Bundan iki-üç yıl öncesine kadar öğrenci çalışmamız neredeyse hiç yokken şimdi Eskişehir’de sağlıklı gelişme olanakları bulunan bir çalışmamız var. Orada iki ayrı üniversitede çalışma yürütüyoruz.

Eğitim çalışmaları aracılığıyla kazandığımız en büyük olanak bence budur.

Bunun yanında salt öğrenci gençliği hedef alan işler yapıyor olmamızdan ötürü, emekçi kesimlerin örgütlenmesi kısmında pasif konumdayız. Bu sorunun aşılması için ise zannediyorum şu an için bir plan yok ama kısa zamanda bu konu ele alınmalı.

Bunun dışında benim de içinde olduğum kimi arkadaşlar okul ile mücadeleyi bir arada ve başarılı bir şekilde yürütmekte ciddi sıkıntılar yaşıyorlar. Oysa işçi işi ile, aile babası ailesi ile, aynı şekilde anne çocukları-akrabaları vs. ile mücadeleyi sıkıntısız şekilde başarıyla sürdürebilmeli. İkisi de birbirinin önüne geçmemeli. Bu durum biz öğrenciler için de geçerli.

Sebepleri üzerine pek düşünmediğimi söylemeliyim. Ancak çözümü noktasında arkadaşların birbirlerinden destek alarak; ders ve okul için de özel olarak bir araya gelerek sonuç alabileceklerini düşünüyorum.

İzmit’ten Öğrenci Çalışmasından

İçerisinde bulunduğumuz “kapitalist” düzen, insanı “düzen insanı” haline getirmeye, bireycileştirmeye ve toplumdan soyutlanmaya itiyor. Ezilenler geçim sıkıntısından dolayı sosyal alanlarına imkan bulamıyorlar. Hayatlarını artık çok bencil bir şekilde devam ettirmeye koşullandırılmışlar. Kendi çektikleri sıkıntıyı, problemlerini yakınları-çocukları görmesin diye yıllarca çalışıyor, çabalıyorlar. Yakınları-çocukları iyi bir meslek edinsin diye… Halbuki kriz, işsizlik artık almış başını yürüyor. Bunun yanında ezenler bolluk içinde hayatlarını sürdürüyor. Harcayamayacak kadar çok paraları var ama bencillikleri ve hırsları hat safhada; daha da fazlasını istiyorlar. Diğer yandan yeniden yolukla, açlıkla, soğukla başa çıkıyor insan. Fakir yakacak odun-kömür bulamıyor, zenginin benzin masrafı diğerini geride bırakıyor. Fakir işinde hala çalışıyorsa yol parası derdinde, zengin ise altındaki arabasını yenileme derdinde. Sonuçta zengin daha zenginleşiyor, fakirse hepten fakirleşiyor. Zenginin harcadığı o paralarda, yılda bir “belki” gezmeye çıkabilen bir işçinin emeği var desek haksız olmayız.

Bu bireyci tutum insanları kendi başına özgürleştirmiyor. Kendisine dilediği kadar para harcayabilen zengin de nihayetinde yılda bir kendisine vakit ayırabilen işçiye bağımlı. Yani özgürlüğün bireysel olarak mümkün olduğunu düşünmüyoruz. Özgürlük sadece dilediğini yapmak, istediği gibi davranmak anlamına gelmiyor. “İnsanı insan yapan yaşadığı toplumdur” sözünü önemsemek gerekiyor. Kişiler yaşadığı toplumla değerlendiriliyor çünkü.

İşte biz de eğitim çalışmalarımızda bu bireyci tutumdan kurtulmayı, dayanışmayı sağlamalıyız. Eşitler diyaloğu ve ortak paylaşımı oluşturmak zorundayız. Karşılıklı problemlerimizi kendi problemimizmiş gibi hissetmeliyiz.

Eğitim çalışmaları devrimci yenilenmeyi esas almalıdır diyoruz; devrimcileştirici ve özgürleştirici olmalıdır. Devrim sadece iktidarı ele geçirmek değil, öncelikli olarak kişinin kendi içerisindeki devrimdir diyoruz. İnsana önem veriyoruz. Beraberce gelişiyor ve değişiyoruz.

Kendi içimizde ezen-ezilen ilişkisi yok. Hepimiz eşit düzeyde tartışmaya başlıyoruz. Eğitim çalışma grubumuzu pratiğe ve teoriye önderlik edecek tarzda ele alıyoruz. İnsanlara umut duymamız, güven beslememiz; onlara karşı sıcak bir gülümseme ve sevgi, samimiyetimizin bir göstergesi bizce. Çoğu zaman iyi bir başlangıç olabiliyor bu.

Sisteme karşı mücadele verirken, grup içerisinde kendi sorunlarımıa da ortak bir mücadele göstermeliyiz. Eğitim karşılıkdı dayanışma ve diyalog esaslı olmalı. Aramızdaki bağı bu şekilde kuvvetlendirebiliriz.

Yukarıda saydıklarımızı ele alarak bir eğitim grubu oluşturduk. Çalışma arkadaşlarımız ile sosyal faaliyetler düzenliyoruz. 27 Mart Dünya Tiyatrolar Gününü bu anlamda ele aldık. Beraberce bir etkinliğimiz oldu.

Baharın gelmesini fırsat bilip bir piknik organizasyonu, sonrasında aydınlar ile paneller yapmayı düşünüyoruz. Ortak düşünce ve davranış sosyalist hareketimizi geliştirecek, güçlendirecektir. Hedefimiz bunlardır…

,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir