Gücümüz Birliğimizden Gelir!

Ümit Güler- 14/10/2013

Bencilliğin toplumun her alanında hakim olduğu bir çağdayız. Bencilliğin ve lümpenliğin hakim olduğu ilişkilerin insanları nasıl metalaştırdığını görüyoruz. Öyle bir süreçten geçiyoruz ki tek düşündüğü kendi yaşamı ve kendi çıkarları olan insanlar bile bu süreçten zarar görecekler. Bencilliğe sığınmış, tüketmekten ve büyük bir “azimle” gerileyen insanlar bile bu süreç içerisinde tutunacak dal arayacaklar. Nazi Almanya’sında bir rahibin söylediklerini hatırlayalım; “Önce sosyalistleri katlettiler, sesimi çıkarmadım çünkü sosyalist değildim. Sonra sendikacıları katlettiler sesimi çıkarmadım çünkü sendikacı değildim. Sonra Yahudileri katlettiler sesimi çıkarmadım çünkü Yahudi de değildim. Sonra sıra bize geldiğinde sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.” Bencilliğin hiç uzun olmayan bir vadede benliği nasıl yok ettiğini özetler nitelikte bir demeç.

İnsanı bu kokuşmuş kapitalizmin hastalıklarından arındıracak olan; insanlara, özgürlüğün istediği yere gitmek, istediğini giymek, istediğini yiyip içmekten çok daha yüce olduğunu gösterecek olan toplumsal dayanışmadır; samimiyetin hakim olduğu ve bu samimiyetten dolayı her kesimden insanı içerisinde barındırabilecek bir dayanışma hareketidir.

Gezi Parkı’nda başlayıp tüm ülkeye yayılan direniş bize dayanışmanın gücünü bir kez daha gösterdi. Onlarca iftiralara ve yalan haberlere rağmen her gün yeni bir mahallede barikat ateşi yükseliyor. Gencecik insanlar canlarını ortaya koyuyorlar. Birlikte olursak neler yapabileceğimizi gördük. Gezi direnişini çok iyi tahlil etmeliyiz.

Ders çıkarmamız gereken çok mesele var. Bunlardan biri “örgütsüzlük”. Gezi direnişi boyunca çok aktif roller alan ve hala aktif olan yüz binlerce örgütsüz insan var. Hepsinin sistemle bir

uyuşmazlığı vardı. Kimse canını boşuna ortaya koyacak değil sonuçta. Polisin vahşice saldırılarına öyle onurluca göğüs germek sebepsiz olamaz. Peki bugüne kadar neredeydik? İşte dayanışma böyle bir şey! Vicdanı olan her insana çok hızlı etki eder. Çok bulaşıcı ve çok güçlüdür! Che Guevara’nın dediği gibi ” Dayanışma ezilenlerin inceliğidir!”

Gezi direnişi ve bu direnişin hem nedeni hem de sonucu olan dayanışma bizi yeniden bir araya getirdi. Bir zamanlar örgütlü mücadele içerisinde olan ama sonrasında çeşitli nedenlerden dolayı mücadeleyi bırakan insanları yeniden umutlandırdı. Örgütlü mücadeleden uzak ve umutsuzluğa saplanmış olanlara bir ışık oldu bu direniş ve dayanışma. Kapitalizmin insanları bencilliğe özendirmesinin yanında şüphesiz bu durumun yani insanların örgütsüzlüğe kaçışının asıl suçlusu geleneksel solun sorunlarından kurtulamayan, kendini yenileyemeyen solun kendisidir. İnsanların karşısında kendini bir lütuf bir başöğretmen gibi gören geleneksel sol anlayış, diyalog kurduğu her insanın kendisi gibi düşünmesini bekleyerek ve aksine tahammül bile edemeyecek şekilde davranarak daha ilk anda kendisi gibi düşünmeyen insanları ve onların düşüncelerini küçümseyerek kendisini yalnızlaştırdı. Samimi Müslümanları dincilerin kucağına itti. Ulusalcıları Soldan ve halkların kardeşliği mücadelesinden daha da uzaklaştırdı ve milliyetçi duygularını daha da keskinleştirdi. Bazı sekter tutumlar yüzünden ilerici Alevileri dahi gericiliğe ve yobazlığa itti. Bize en büyük darbeyi biz vurduk. Öncelikle bunun farkına varmalı ve kendimizi bu yönde dönüştürmeliyiz. (Hamza Yalçın arkadaşımızın ikinci baskısı çıkan Eğitim ve Dayanışma Hareketimiz adlı kitabında geleneksel sol anlayışın bugüne taşıdığı sorunları ve düzene alternatif bir eğitim ve dayanışma ağı kurma düşüncelerimizin detaylarını bulabilirsiniz.)

Kapitalizm bizi doğamız gereği bencil varlıklar olduğumuza inandırmaya çalışır. Bu çaba kendimizi yalnız hissetmemize neden olma çabasıdır. Kendimizi yalnız hissedersek güçsüzleşiriz. Bencilleşip yalnızlaştıkça korkarız. Bu korku bizi bir kat daha bencilleştirir. Bencil olduğumuza ne kadar inandırılırsak örgütlü hareket etmemiz o kadar güçleşir. Toplumsal bir varlık olduğumuzu unutur ve bunlara neden olan bencilliğe iyice hapsoluruz. Bu durumdan çıkmanın tek yolu da defalarca vurguladığımız dayanışmadır. Yıllardır süregelen insanlık mücadelesini birlikte ve daha örgütlü bir şekilde yürütmeliyiz. Kapitalizmden kurtulmanın yolu bencillikten arınmakla gerçekleşir. Bencillik ise dayanışmayla yok edilir.

Kapitalizm insanı benci bir biyolojik bir varlık olarak niteler. Öyle olsun ister. Bedensel ihtiyaçları için yaşayan, tüketen, sosyal varlığı üzerinde düşünmeyen. Bizi, bencilliğin genimizde, doğamızda olduğuna inandırmakla uğraşır. Bunun önüne geçilemeyeceğini, bencilliğin sosyo-biyolojik bir zorunluluk olduğunu söyler ve bunu çok sayıda yazar, düşünür, politikacı, sosyolog, psikiyatrist maskeli satılmışlar aracılığıyla topluma empoze etmeye çalışır.

Oysa ilk insanlar zihinsel ve fiziksel evrimlerini toplumsallaşarak gerçekleştirdiler. İnsan paylaşarak, birlikte kolektif bir yaşam kurarak insanlaştı. İnsanı insan yapan en önemli özelliği birlikte yaşamak, birlikte üretmek ve sevinçleri ve sıkıntıları birlikte göğüslemek, paylaşmaktır.

Bencilliğin genlerimizde taşıdığımız bir zorunluluk olmadığına kanıttır Spartaküs ve yoldaşları. Lenin kanıttır. Che Guevara, Rosa Luksemburg kanıttır. Pir Sultan Abdal, Şeyh Bedrettin destanıdır paylaşmanın. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.” diyor Nazım Hikmet. Nazım Hikmet, kanıttır. Büyük Ekim devriminde Çarlıkla çarpışan milyonlarca insan kanıttır. Nazilere karşı amansız mücadele veren halklar, Kızıl ordu askerleri kanıttır insanlığımıza. Mustafa Suphi, İbrahim Kaypakkaya, Mahirler, Denizler, Ömerler kanıttır. Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük, Medeni Yıldırım, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan, Hasan Ferit Gedik bizler için, yüzlerimizi dahi görmedikleri bizler için, hiç tanımadıkları bizler için canlarını verdiler. Onlar kanıttır! Daha binlerce devrimci, milyonlarca insan kanıttır bizi var edenin dayanışma ve paylaşmak olduğuna!

İnsanca bir yaşam için tek yolumuz örgütlü mücadeleden geçiyor. Yalnızca kendi geleceğini düşünen insan bile bu düzen içerisinde yalnızlaşıp yok olacak. Bizi örgütlü mücadeleden, dayanışmadan alıkoyan bencillik, gelecek kaygıları ve korku bir yanılsamadır. Hiç biri gerçek değildir. Korku bir seçimdir. Nedeni gelecektir. Kapitalizmde gelecek yoktur. Korkacağımız ve kaybedeceğimiz hiç bir şey olmadığı halde ve geleceğin olmadığı yerde üstelik kazanacağımız koca bir dünya dururken gelecek kaygıları gütmemiz yersizdir. Bu durumda yapılması gereken tek şey geleceğimizi yeniden ve birlikte kurmak olmalıdır. İnsan idealleri kadar değerlidir ve idealleri uğrunda verdiği mücadele kadar da samimidir. Bir amacı savunmak, o amaca yönelik mücadeleden yoksunsa o insanın samimiyetini veya cesaretini sorgulamak gerekir. Sosyalizmi savunmak örgütlü bir mücadeleden yoksunsa samimiyetimizi ya da cesaretimizi sorgulamamız gerekir. Bireysel çabalarla yürütülmeye çalışılan mücadeleler insanı ideallerinden uzaklaştırır ve umutsuzluğa sürükler. İdeallerinin doğruluğuna olan inancı ne kadar güçlü olursa olsun, gerçekleşeceğine olan inancı sürekli azalır ve sonunda yok olur.

Ezilenlerin güçsüzlüklerinin nedeni bencillik ve örgütsüzlüktür.

Bencillik yok eder dayanışma yaşatır!

“Kurtulmak yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!”

Yaşasın örgütlü mücadelemiz!

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir