Hakikat

hdptürkbayrağı

Bir gerçek, kuvveti elinde bulunduran odaklar tarafından sahiplenilene kadar görmezden geliniyorsa, bu durumu, yalnızca tarihe ihanet etmekle açıklayamayız herhalde.

Güç sahibi olan merkezleri incitmemek adına, gerçekleri öteleyerek yürütülen “Güncel Siyaset”, bir şekilde yoluna sokulur ve gider. Sokuluyor ve gidiyor da… Gün değiştiğinde, dönem değiştiğinde, “Güncel Siyaset” dedikleri şey, o görmezden gelinen gerçeği sizden istediğinde, geçmişte yapılanlara dair tek söz etmeden, bir anda yeni bir “Taktik” izlemek, birilerine anlaşılabilir, açıklanabilir gelebilir. Ancak, tarih bu. Her şey kayıt altında. Kimilerini de sıkar elbet bu yaşanılanlar…

Gezi günlerinde, ki en canlı günleriyle beraber, bir aydan uzun süren günlerdi bu günler, kitleler sokağa Türk bayrağı ile çıkmıştı. Irkçılar da, CHP kitlesi de, Aleviler de ellerinde Türk bayrağı taşıdılar. Aksi yönde hareket edenler de vardı elbette. Kürtler bundan rahatsızlık duymadılar. Çünkü, daha önce de dile getirildiği gibi, ulusal bayrak, uzun yıllar sonra ilk defa Kürtleri linç etmek için sokağa dökülen faşistlerin ellerinde bir silah değildi. Tam tersine, bir bütün olarak, Türkiye’de, AKP’nin ve Erdoğan’ın şahsında devlete ve sisteme yönelmiş öfke ile sokağa çıkan insanların ellerinde bir isyan simgesine dönüşmüştü. Bu konuyla ilgili daha kapsamlı makaleler için ilgili arkadaşlar internetten kısa bir araştırma yapabilirler.

Meseleye ülkemiz sınırlarının ötesinden bakacak olursak, Küba devriminde ve bugünün Küba’sında simge, Küba ulusal bayrağıdır. Öte yandan Fransız İhtilali, ilerici, devrimci dinamikleri olan; tarihte bir döneme nokta koyan Fransız İhtilali var. Burada da simge, ulusal bayraktır. Unutmayalım; yanıbaşımızdaki Filistin direnişi, onun ulusal bayrağını, ezilenlerin ulusalararası bir simgesi yapmıştır. Ve Kürtler… Puşi ve Sarı-Kırmızı-Yeşil renkleri, gerilla üniformalı motiflerle hazırlanmış kıyafetleri isyan simgeleri olmuştur. Elbette kalkıp, şu anda, ”Ay yıldızlı, al bayrağı” bunların arasına koyamayız. Ama Gezi’de durum tam da buydu. Hatırlayalım: Gezi’nin ertesinde, Brezilya’da yaşanan isyan hareketlerinde Türkiye-Taksim-Gezi ve Türk ulusal bayrağı bir simgeydi. Bunlar bir tesadüf olabilir mi? Ancak akıla tam da bu noktada takılan bir şey var:
Ulusal-Mezhepsel değerlere çok özel bir anlam, önem atfetmedilmediği gibi, gerici olmadıkça bu değerler karşısında da yer alınmıyorsa ve o günlerde Türk Bayrağı gericiliği ifade etmiyorduysa, Gezi sürecindeki Türk bayrağı meselesini dillendirmek neden sakıncalıydı? Sözler birilerinin kabul makamından henüz geçmemişti, ondan mı? Ürken, ürperen, öfke ve hiddetle bu söylemlere yüklenenlerin, HDP’nin son seçim mitinglerinde açılan Türk bayraklarıyla ilgili düşünceleri merak konusudur… “Güncel Siyaset” bugün farklı, denilerek bir açıklama yapılabilir. Rahatsızlık verici bir durum da yok aslında bu son hadisede. Rahatsızlık verici olan, güçlü, kuvvetli, kitlesel veya

kudret sahibi olunmadan da gerçeklere, hakikate dair bir şeyler söyleyip yapabilecekken neden tersinin seçildiğidir. Buna dair bir özeleştiri yapılmayışıdır. Bu yazıda, ezen-ezilen ulus tartışmalarına, Kürt halkının veya Türk halkının hassasiyetlerine vd. konulara değinmeye gerek yoktur herhalde. Her iki halkın ileri temsilcileri de, özünde sisteme karşı birlikte mücadeleyi tercih ederler, diye düşünmek yalnızca bir iyi niyet değildir. Dahası, hassasiyetleri öne çıkartan yaklaşımları değil, birleştirici, birlikte mücadele etmenin önünü açıcı yol ve yöntemleri tercih edeceklerine, ettiklerine inanırız; inanmak isteriz. Ve buradan, ezilen ulus mücadelelerinin ötelenmesi gibi bir anlam çıkartılması da zorlama yorumlarla olur. Tüm bunları düşünüyor olmak, ezilen ulus mücadelesini görmezden gelmek anlamına gelmez. Buna dair söylenenlere bakılabileceği gibi, pratikler de açıklayıcıdır.
Halkımız birlikte mücadele etmenin erdemini yaşamak istiyor. Halklarımızın arzusu budur. Bir arada ve birbirinden güç alarak yükseltilen mücadele tüm ezilenlerin çıkarınadır. Ve insanlarımızın bu konudaki yaklaşımları tecrübe ile sabittir. Tersinden, insanlarımız, birbirlerinin değerlerini ve hassasiyetlerini istismar eden yaklaşımlara da uzaktır, mesafelidir. Bu tip yaklaşımlar, görüntüde bir birliktelik sağlamaya, belirli oranda bir güç birikimine hizmet ediyor görünüyorlar. Oysa, bu yaklaşımların, özünde sosyalizme uzak olduğunu, insanlarımızın değerlerine yabancı olduğunu söylemek gerekir. Değerlerimiz, hakikate sahip çıkmayı öğretiyor. Gerçeğe sarılmayı…

Hatırlayalım, unutmayalım; A

leviler, Gezi Direnişi’nde, direnişçileri sahiplenen, sürgün pahasına geri adım atmayan cami imamına sempati beslediler. Onu sahiplendiler. İnançsızlar, komünistler ve diğer direniş bileşenleri, alanda namaz kılan Müslümanların güvenliğini aldılar. Kürtler, Türk bayrağından rahatsız olmadıkları gibi, Türk bayrağı taşıyan genç bir kızı p

anzerin önünden çekip alan Kürt gencini gördü gözlerimiz. 

gezi
Cansız, solgun, dağınık olmamız, değerlerimize; hakikate sahip çıkmamamız anlamına gelmemeli.
Kuvvetli olan ne yazık ki her dönem hakikatli olan anlamına gelmiyor.
Bizler her koşulda hakikati seçmeliyiz.
Birlikte olmalı, birbirimizden güç almalıyız. Birbirimizi istismar ederek değil, dayanışma duygularımızla bir arada olmalıyız.

Barış Onay

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir