Hasta Tutsaklar Serbest Bırakılsın

Murat KARAYEL

 

Erol Zavar’a Yaşam Hakkı Koordinasyonu’nun çalışmaları, hasta tutsaklar sorununu gündemleştiren ilk kampanyaydı. Avrupa ülkeleri başta olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerinde karşılığı olan, zaman zaman devrimci güçlerin birlikteliğine yol açan kampanya, sorunu gündemleştirmekle kalmamış; Erol Zavar’ın tedavisine özen gösterilmesini iktidara dayatabilmişti. Bu sayede, arkadaşlarımızın tedavisi cezaevlerinin genelinde rastlanmayan bir dikkatle sürdürülmüştü.
Direnişçilerin koordinasyonu ile yürütülen “Erol Zavar’a Özgürlük Kampanyası”ndan sonra, hasta tutsaklar sorunuyla ilgili başka çalışmalar da örgütlendi. Bu yolla iktidar üzerinde baskı yaratılabildi, ama köklü çözümler elde edilemedi. İktidar sıkıştıkça yasal değişiklik yaparak beklenti yarattı. Bu değişiklikler ne özel olarak hasta tutsakların koşullarında, ne de genel olarak tutsakların sağlık hizmetlerine erişiminde iyileşme sağladı.
600 kadar ağır hasta halen cezaevlerinde. Ceza erteleme talepleri ATK’dan rapor alma şartına bağlanmış durumda, diğer kurumların raporları kabul edilmiyor. ATK, ölümlerin öngörülebilir hale gelmesi kriteriyle değerlendirmek yaparak, hasta tutsakların neredeyse tümüne “cezaevinde kalabilir” raporları veriyor. Rapor alabilmiş az sayıdaki tutsağın ceza ertelemesi taleplerinin karşılanması ise Terörle Mücadele Şubesi’nin keyfine kalıyor. Terörle mücadele polisleri; felçli, tekerlekli sandalyeye bağımlı tutsaklar için bile “Toplum için tehlikedir” görüşü bildirerek ceza ertelemelerini engelliyor.

ATK’nın rapor vermekten kaçındığı tutsaklardan biri Erol Zavar. Kendisinin kanser hastalığı hâlihazırda tekrarlanmamış ise de tekrarlanması riski sürüyor. Boğaz bölgesindeki kitlenin kanserli hücre olup olmadığı şu günlerdeki kontrollerinde kesinleşecek. Diğer hastalıkları devam ediyor. Kalp, safra kesesi, mide hastalıkları, bunlara bağlı kas ve iskelet ağrılarının yol açtığı hareket zorlukları, yaşamını işkenceye çeviriyor. Beraberindeki arkadaşlarının ilgi ve desteği ile gündelik yaşamını düzenleyebiliyor.
Hasta tutsakların sağlık hizmetlerine erişim zorluklarının başlıcaları şöyle;
1) Cezaevlerinde, her defasında yarımşar mesai yapmak üzere, haftanın sadece iki gününde doktor bulunuyor. Diğer günlerde muayene olunamıyor, ilaç alınamıyor. Hastane sevki yaptırılamıyor.
2) Acil durumlarda sorumluluk alabilecek eğitime sahip sürekli saplık personeli bulundurulmuyor. Yüzlerce tutsağın kaldığı cezaevlerindeki revirler ilk müdahaleler için sorunlu olan donanıma bile sahip değil. Kurumda, göreve hazır ambulans bulundurulmuyor.
3) Ağır hastalar dâhil tutsaklar hastaneye havasız ringlerle götürülüyorlar. Hastaneden kelepçeli muayene dayatmasıyla karşılaşıyorlar. Böylelikle hasta-hekim ilişkisi, tutsak-asker ilişkisiyle ikame edilerek muayene ve tedavi koşulları ortadan kaldırılıyor.
4) Hasta tutsaklar gün ışığı almayan, havasız, hijyene elverişsiz, daracık, bodrum katlarında bulunan, “hastane mahkûm koğuşu” denen yerlerde tutuluyorlar.

Mevcut koşullar ağır hasta tutsakların engellenebilir ölümlerine davetiye çıkarmakla kalmıyor; ani beliren rahatsızlıkların ölümle sonuçlanmasına yol açıyor. Kırıkkale F Tipi Cezaevinde tutulan PKK davası tutsaklarından Aram AKYÜZ’ün 30 Mart gecesi kalp krizinden; Balyoz hükümlüsü Murat Özenalp’in 1 Mayıs günü beyin kanamasından yaşamını yitirmesi bundandır.
Hasta tutsakların serbest bırakılması ve tutsakların sağlık hizmetlerine erişimlerinin iyileştirilmesi talebiyle çeşitli çalışmalar devam etmektedir. Kırıkkale F Tipi Cezaevindeki devrimci tutsaklar da 2 Mayıs’tan itibaren, hastanedeki muayeneleri öncesinde ve sonrasında konuya ilişkin slogan atmaya başladılar. Taleplerini Adalet Bakanlığı, ATK, hastane başhekimliği gibi ilgili yerlere dilekçesiyle ilettiler. Seslerini duyurabilmek amacıyla gazetelere, köşe yazarlarına mektuplar yolladılar. Bu mektuplardan birini yayınlıyoruz:
TECRİT ÖLDÜRÜR DAYANIŞMA YAŞATIR
Zeynel Karabulut, Resul Kocatürk, Talat Şanlı, Mehmet Polat, Yusuf Kenan Dinçer, Tevfik Kalkan; sağımdaki, solumdaki, biraz ötemdeki hücrelerde tutulan; seslerini duyup da tecrit belasından yüzlerini göremediğim arkadaşlarımdan bazıları. Ortak yanları hasta olmaları. Cezaevi koşullarında tedavi edilmeyecek kadar hastalar.
Size bir ay önce sesleniyor olsaydım, Aram Akyüz ismi de yukarıdaki isimler arasındaki yerini almış olacaktı. Oysa, F tipi cezaevlerinin insana düşman yüzü Aram’ı aldı aramızdan. Resmi kayıtlara “kalp krizi” olarak geçti ölüm sebebi. Tecrit politikalarında ısrarın, hazır ambulans bulundurulmamasının, kurumda doktor ve yeterli teknik donanımın olmayışının, cezaevine özgü muayene prosedürünün arkadaşımızın ölümünde hiç payı yokmuşçasına.

Tutsaklara yönelik sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesinin, hasta tutsakların infazlarının ertelenmesinin aciliyetini nasıl anlatmalı? “Aram’ı alan koşullar şimdi hangi arkadaşımızı alacak?” diye beklemekteyiz duvarın bu tarafında.
Hasta arkadaşlarımızın, tüm cezaevlerindeki yüzlercesinin değil, sadece buradakilerin durumlarını teker teker anlatmaya koyulsam bu satırların sonu gelmez. Kimilerinin “cezaevinde kalamaz” raporlarına rağmen burada tutulduklarını belirterek, Zeynel Karabulut’un sağlık sorunlarını paylaşmakla yetineceğim.
Zeynel Wernice Korsakoff hastası. Omurga boyun bölgesi disklerindeki erime yüzünden dengesini sağlayamaması, durumu ağırlaştırıyor. Oturunca, yatınca kendi başına kalkamıyor. Arkadaş desteğiyle kalktığında da iki koltuk değneği kullanarak sınırlı biçimde hareket edebiliyor. Küçük bir sarsıntıda düşüp kalıyor. Merdiven inip çıkamıyor. Ellerinde, ayaklarında morluklar ve şişlikler eksik olmuyor. Hafızasını tümden yitirmemesi düzenli iğne yaptırmasına bağlı, ama iğne ihtiyacını kendisi değil yanındakiler fark edebiliyor. Aynı zamanda kalp hastası.
Zeynel, önceki yıllarda ATK’dan cezaevinde kalamayacağını bildirir raporlar almıştı. Şimdi ne o raporlar kabul ediliyor ne de buradaki hastanelerden aldığı yenileri. Uzun ring yolculuklarının arkadaş için işkence olduğunu bile bile İstanbul’a, Ankara’ya götürüp getirdiler rapor için. Sağlık durumunda değişiklik yokken yeni rapor istemelerine, il il dolaştırılmalarına bakılırsa arkadaşı bezdirmeye çalışıyorlar.

İşkenceli yolculukların ilk sonucu kısa süre önce ortaya çıktı. ATK akıllara ziyan bir rapora imza attı. Kendisinin son raporlarından bu yana hiçbir tedavi görmemesine ve zaten hastalığının tedavi edilebilir türden olmamasına rağmen; Zeynel Karabulut’un iyileştiğine kanaat getirmiş olacak ki cezaevinde kalabileceğine hükmetti. Bu yöndeki raporunu “çift koltuk değneği ile hareket edebiliyor” tespitine dayandırdı.

Zeynel’in infazı neden ertelenemez? Daha elverişli koşullarda tedavi edilmesi neden engellendi? Düşmanlık değilse nedir bu?
Zeynel örneğinde görüldüğü üzere, hasta arkadaşlarımıza her anlarını işkence altında yaşamaları ve bu eziyetle ölmeleri dayatılıyor. İşkencenin böylesine, hasta tutsakların gözden uzakta katline duyarsız kalınırsa; korkarım vicdan kanamasından ölecek insanlık. İktidarın istediği de bu olsa gerek; sadece vicdanını yitirmiş toplumlar iktidarlara kul edilebileceklerine göre…İnsanlık, muhaliflik, demokratlık adına bir çığlık yükseltmek arkadaşlarımızı hemen kurtarmayabilir, ama insanlığımızı savunabilmemiz, zulme karşı durmaktan başka yolu henüz keşfedilmiş değil.

Durdurun Bu Eziyeti!
Durdurun Bu Ölümleri!

02.05.14

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir