Hepimiz Che’yiz Hepimiz Eşkiyayız

minecraft-che-guevara-1332496“Che Guevara 39 yaşında öldürülen, kendisinin infazlar yaptığı bir katil kişilik, bir gerilla. Bolivya, Küba, Arjantin ve Güney Amerika’da faaliyette bulunan bir eşkıya, benim liseli gencimin yakasında olamaz, olmamalı. Benimle bağı yok. Köküm, tarihim bir değil. Benim kendi insanlarım var. Onlarla övüneceğiz.” demişti TBMM Başkanı İsmail Kahraman Rize’deki konuşması sırasında. İlkin Kahraman’a cevabımızı söyleyelim: Hepimiz Che’yiz, Hepimiz Eşkiyayız!

Kahraman’ın ve yandaşlarının Che’nin nasıl bir insan olduğunu bilmediklerini varsayarak, önce bir Che’yi anlatalım: Ernesto Che Guevara, 14 Haziran 1928’de Arjantin’de Rosaria’da orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak doğdu. 1953’de Buenos Aires Üniversitesi tıp fakültesinden mezun oldu. Latin Amerika ülkelerini bir baştan bir başa gezerken birçok insanın yaşadığı yoksulluk koşullarını doğrudan gözlemledi. Tıp eğitimi alırken Latin Amerika’yı baştan başa dolaştı ve bu sayede birçok insanın karşı karşıya kaldığı yoksulluğu doğrudan gözlemleyebildi. Bu deneyimler sonucunda bölgedeki ekonomik eşitsizliği ortadan kaldırmanın tek yolunun devrim olduğuna ikna olarak Marksizm’i incelemeye başladı ve Başkan Jacobo Arbenz Guzmán’ın önderliğinde Guatemala’nın sosyal devrimine katıldı. Ancak, 1954’de ülkede bir darbe oldu ve Meksika’ya gitmek için ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Orada Küba’daki Batista diktatörlüğüne karşı devrimci bir saldırı hazırlığında olan Fidel Castro, Raul Castro ve diğer Kübalı devrimcilerle karşılaştı.

Kasım 1956’da aralarında Che Guevara’nın da bulunduğu bir grup genç devrimci Fidel Castro önderliğinde Granma yatıyla Küba’ya döndüler. Batista hükümetinin birlikleriyle girdikleri ilk eşit olmayan çatışmada genç devrimcilerin çoğu öldürüldü. Guevara, vurulan bir yoldaşının düşürdüğü cephaneyi almak için tıbbi malzeme çantasını bıraktığını ve o anı, doktordan savaşçıya dönüştüğü an olarak hatırladığını yazar.

Fidel, Che ve diğer hayatta kalanlar Sierra Maestra Dağları’nın derinliklerinde yeniden bir araya geldiler. Orada Ocak 1959’da zaferle sonuçlanan Küba devrimci savaşını başlatmak için devrimci bir üs oluşturdular. Che Guevara, Fidel Castro liderliğinde yeni devrimci hükümette Küba Merkez Bankası Başkanlığı ve Sanayi Bakanlığı gibi çok önemli görevler aldı. Emperyalizme karşı mücadele sürecinde birçok önemli uluslararası konferans ve örgütte Küba’yı temsil etti. 1960’lardaki solcu gençliğin ideolojilerinin oluşmasında önemli bir rol oynadı. Artık başka Latin Amerika ülkelerine gidip halkları örgütlemesi gerektiği kararını vermişti.

1965–1966 yılları arasında Che Küba’yı terk ederek ilk olarak Kongo’ya gitti ve bu orta Afrika ülkesinde devrimci bir örgüte katıldı. Daha sonra da CIA ve Amerikan Ordusu Özel Harekat Birlikleri’nin ortak operasyonu sonrası yakalanacağı Bolivya’ya gitti. 1966 Sonbaharı’nda Bolivya’da Santa Cruz’da devrimci gerilla güçleri örgütledi. Guevara 9 Ekim 1967’de Vallegrande yakınlarındaki La Higuera’da Bolivya Ordusu’nun elinde iken katledildi.

Görüleceği üzere Che ne safını paradan ne de ezenlerden, emperyalistlerden seçmiş birisidir. Dünya devrimci hareketi içerisinde emperyalizme karşı direnişin sembollerindendir. Şimdiki AKP milletvekilleri gibi makam, mevkii için birbirinin kuyusunu kazanlardan olmamıştır. Ülkenin en önemli insanlarından birisi, ekonomi bakanı iken görevini tereddütsüz bırakmış, insanlığın kurtuluşu için canını feda etmeye hazır olduğunu pratiğiyle göstermiştir.

Che mükemmel devrimci kişiliği ile hepimize örnek olmuştur ve bizler onun yolunda ilerlerken bir kez daha haykırıyoruz, “çocuklar öldürülürken, kadınlara köle gibi muamele yapılırken, insanlara tecavüz edilirken, katliamlar yapılırken susmuyoruz, susmayacağız ve susturamayacaksınız! Nerede ezilen bir insan varsa, nerede ezilen bir halk varsa orada olacağız, çünkü bizler Che’yi örnek alan devrimcileriz.

İsmail Kahraman’a soruyoruz, bizim cevabımız belli peki sizin cevabınız ne olacak? Sizler Kanlı Pazar katliamını planlarken, Ensar Vakfı’nda çocuklara tecavüz edilirken, ülkede her gün o kadar masum insan öldürülürken, bir çocuk annesinin bedenini kuşlar yemesin diye evinin penceresinde nöbet tutarken, bir anne iki metrelikoğlunun parçalanmış cesedini küçük bir poşete sığdırmaya çalışırken neredeydiniz? Bizim yolumuz bellidir, bizim yolumuz 6. Filo’yu denize döken Deniz Gezmişlerin, ser verip sır vermeyen İbrahim Kaypakkayaların, Mahirlerin, Ulaşların, Berkinlerin, Ethemlerin ve emperyalizme dersini vermiş Che’nin yoludur! Bu sebeple her zaman gururla taşıyacağız onların resimlerini üzerimizde.

Bu caydırıcı sözlerinizle bize hiçbir zaman engel olamayacaksınız, korkmuyoruz ve her zaman direneceğiz. Önder Che’nin “dizlerimin üzerinde yaşamaktansa ayaklarım üzerinde ölmeyi tercih ederim” sözünü şiar edineceğiz.

Che’nin insan sevgisini ve devrimci fedakarlığını bir kez daha hatırlamak için ölmeden önce ailesi ve çocuklarına yazdığı mektubu tekrardan hatırlamakta fayda var:

Sevgili Hildacık, Aleidacık, Camilo, Celia ve Ernesto

Eğer bu mektubu okumanız gerekirse bu, sizlerin arasında olmadığımdan olacaktır. Beni zar zor hatırlayacaksınız, en küçükleriniz ise hiç hatırlamayacaktır. Babanız düşündüğü gibi hareket eden bir adamdı ve kesinlikle inançlarına bağlıydı.

İyi bir devrimci olarak yetişin. Doğaya egemen olmayı olanak kılan tekniğe egemen olmak için çok çalışın. Devrimin önemli olduğunu ve bizlerin yalnız başımıza hiçbir değerimizin olmadığı hatırda tutun. Her şeyden önce de dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir kişiye karşı yapılan herhangi bir haksızlığı daima yüreğinizin en derin yerinde hissedebilin. Bu, bir devrimcinin en güzel niteliğidir. Sizi ufaklıklar, hep görmeyi umuyor ve kocaman kucaklıyorum.

Babanız

Kader Kılıçarslan

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir