HIRSIZLAR DÜZENİNDE SEÇİM SONUÇLARI ÜZERİNE

Cemalettin Can/13.04.2014

Hırsız, yalancı, iftiracı, fetbaz insanlardan ahlak abidesi ve baş tacı olur mu? Yaşadığımız seçim bu soruya olumlu cevap veriyor.

Sanatçı Özcan Deniz, Mustafa Kemal’in “Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim” sözünden hareketle “Kadınlar erkeklerin zeki, çevik ve ahlaksızını sever” dedi. Ya erkekler? Erkekler ahlaklı kadını mı severler? Halktan insan adı verilen sıradan insanlar, kadını ve erkeğiyle çifte standartlıdır. Ahlak diye bildiğine nasıl düşkünlerse ahlaksızlık diye bildiğine de düşkündürler.

Erdoğan için “Türkiye’ye Mustafa Kemal’den sonra gelmiş olan en güçlü liderdir” dendi. Onun “Allah’ın bütün vasıflarına sahip” olduğu bile iddia edildi. Partisinden Metin Metiner 2014 Ocak ortasında “Biatsa biat itaatse itaat, ölümüne arkasındayız Erdoğan’ın” diyordu. Erdoğan yalnızca Türkiye’de değil Ortadoğu ve Balkanlar’da da hayranlık duyulan bir lider oldu. Ne çok yalan söylediği belgeli bir insan. Ne denli adaletsiz ve baskıcı olduğu, kendi geleceği için dünyayı ateşe atmaya nasıl hazır bir bencil olduğu besbelli bir insan. Bir de iğrenç hırsızlık ve yağmacılık meseleleri var. Bu denli kötü özelliklere sahip bir insan nasıl bu kadar taktir kazanır? Halkın aldatılmaya hazır yanı çok yazarın dikkatini çekmiştir. Aziz Nesin, Türk halkının yüzde 60’ının enayi olduğunu ileri sürmüştü.

zübükzade-ve-tayyip-erdoğan-benzerliği_70693Ünlü eseri Zübük’te halktan insanların aldatılmaya nasıl yatkın olduklarını derinlemesine inceledi. Kitapta ve kitabın Kemal Sunal tarafından başarıyla oynanan filminde (1980) insanların din istismarına, güce ve yalanlara karşı nasıl zaaflı oldukları görülmektedir. Yazar kitabında insanların Zübükler tarafından enayiler gibi defalarca istismar edilmelerinde onların küçük menfaatlere düşkünlüklerinin büyük rol oynadığına dikkat çekmektedir. Namussuz Namuslu adlı ünlü film de Türkiye toplumundaki insanların ahlak anlayışlarını başarıyla ele alıyor. 1984 tarihinde yapılmış filmde Şener Şen dürüst çalışan bir mutemedi (Ali Rıza) canlandırmaktadır. Çalmadığı, sırf maaşıyla geçindiği ve işini dürüst yaptığı için hem işyerinde hem mahallesinde hem de evinde itibarsızdır. Ev sahibine, bakkala, kasaba vb… kuşa borçludur.

Mutemet Ali Rıza bir ara yüklü miktarda bir para taşırken soyulur. İnsanlar onun aslında soyulmuş gibi yapıp paraları kendisinin çaldığını sanırlar. Bu kanaat onu itibarsızlaştırmayıp büyük itibara kavuşturmuştur. Mahallesinde İzmir Marşı, mehter gösterileri ve pankartlarla kahraman gibi karşılanır. İşyerinde artık müsteşar olmuştur ve ondan sadece haftada bir kaç saatlik çalışması istenmektedir. Para sahibi bilinir. Güç sahibidir. Herkes ondan beklentiye girer. Onu bu yüzden severler. Sonra hırsızlar yakalanır ve Ali Rıza’nın çalmadığı anlaşılır. Çalmamış olması onun namussuz görülmesinin de sebebidir. Ondan çıkar bekleyen çok sayıda insan “Namusluymuş meğer namussuz!” derler. Aziz Nesin topluma ayna tutmuş olduğu Zübük adlı romanında toplumdaki zübükleri bizim yarattığımızı, sonra kendi zübüklüklerimizi onlarda gördüğümüzde şaşırdığımızı iddia ediyordu. Zübüklük lümpen kapitalizme özgü bir insan ilişkisidir.

Erdoğan oyları aldı, çünkü halk Erdoğan’dan daha ahlaklı değil. Halkı çıkar, güç ve din- kimlik çok etkiliyor. İnsanlar söze “Selamın Aleyküm” ile başlıyorlar, küfrediyor, kötü şeyler konuşuyorlar, en son da “Allah’a emanet ol” deyip ayrılıyorlar. Her biri bireysel çıkar peşinde on milyonlarca insanın ellerine olanak geçse kaç tanesi baştaki hırsızlardan farklı olacaktır? İnsanlar güce önem veriyor. Bir de adına kolektif kimlik de denen din, milliyet, tarikat gibi aidiyet ilişkilerine.

AKP için sıradan insanlar takdirlerini “çalıyor ama iş yapıyor” diye gösteriyorlar. Kitleler fırsatını bulan herkesin çalıp istismar edeceğini düşünür, sıkışanın yalan söylemesini normal bulur, dahası zorbalığı da güçlüye hak görür ve hatta zorbalığa teslim olurlar. Çünkü bunlar yaşadığımız toplumdaki egemen insan ilişkilerdir. Lümpen kapitalizmi bu ilişkileri üretir bu ilişkiler de lümpen kapitalizmini.

AKP döneminde Türkiye özellikle Müslüman halklara karşı Batılı güçlerin taşeronluğunu yaptı ve ekonomisi bundan kazanç sağladı. Burjuvazi sağladığı kazancın bir kısmını halka da dağıtınca “Müslümanlar” taşeronluğa itiraz etmediler. Çıkar gördüler çünkü. ”Çalsın ama yeter ki iş yapsın. İhanet de edebilir. Yeter ki bizi de yararlandırsın”. Örneğin Mesut Yılmaz da Erdoğan da Rizelidirler ve hırsız bilinirler. Rize’yi yatırımlarla vb… özel olarak kolladıkları için Rizeliler onları çok severler.

İdeal burjuva toplumuna ve ideal Müslümanlığa göre büyük kötülük bilinen yalan ve çalma, bizdeki lümpen burjuva toplumu ilişkilerinde normali ve başarıyı gösterir. Başarılı hırsıza sempatiyle, çalmayana ise kuşkuyla bakılır. Marks’ın Kapital adlı eserinde verdiği emek-değer anlayışına dayanan ideal burjuva ahlakı bir ölçüde Batılı ülkelerde vardır. Burjuva ahlakı bir de geçmişin Milli Eğitim Bakanlarından Hasan Ali Yücel gibi sol Kemalistlerin de vardı. Onlar ise toplum tarafından dinsiz-imansız bilinmektedirler. Bizde dini ve ahlakı en çok yücelten sağ kesim hırsızlıkta başı çekmektedir. Bu durum Piyanist Fazıl Say’a “Bilmem fark ettiniz mi ama nerede yavşak adi magazinci hırsız şaklaban varsa hepsi Allahçı, bu bir paradoks mu?” dedirtmişti. Fazıl Say bu sözleri yüzünden üç büyük dini aşağılamak iddiasıyla AKP-Cemaat mahkemelerinde cezaya çarptırıldı.

Diyeceklerdir ki CHP kitlesi daha akıllı. Arada fark vardır ama çok değildir. CHP kitlesi mesela adı hırsıza çıkmış olan Sarıgül’ü kabul etmekte zorlanmadı. Sarıgül zaten CHP’de çekirdekten yetişmişti. CHP kitlesinin ezici çoğunluğu bu seçimlerde bazı itirazlar dışında MHP, Cemaat ve BBP ittifakına kuzu kuzuya gitmiştir. CHP yerel seçimlerde baskılara karşı mücadele eden demokrat insanlarını değil de cemaatçi, MHP’li insanları aday yaptı. Bugün CHP gençlerine ”Mansur Yavaş, Kurtuluşa Kadar Savaş!” dedirtebiliyor. Gericiler CHP’li Alevileri Sivas’ta kurt işaretleri yaparak yakmışlardı. Şimdi CHP’nin Alevi kökenli lideri kurt işaretine başladı.

Kürt ulusal hareketi çok mu farklı?

Evet, orada aileciliğin, akrabacılığin, yöreciliğin, servet düşkünlüğünün, kamu malını çalmanın kabul görmediği, büyük bir fedakarlığın geçerli olduğu önemli bir alan bulunmaktadır. Ama çifte standartçılık ve güce tapınma bakımından orası da aşağı kalmaz. Mesela Öcalan bir süre önce iyi adam ilan ettiği ve bütün diğer partilere karşı ittifak önerdiği Gülen’i kısa zaman sonra darbeci ilan ettiğinde kimse “Bu ne hızlı değişme!”, demedi. Kürt ulusal hareketinin kitlesi bu gün seçtiği bir mebusa, lider ve örgüt yarın hain derse, büyük bir özgürleşme yaşadığı iddia edilen kitleler bunu sorgulamazlar. Kendisine özgürlük hareketi adını veren örgüt onları öyle bilinçlendirilmiştir.

Türkiye solu kuşkusuz AKP ve CHP gibi değil. Türkiye solunda Kürt ulusal hareketindeki kadar biatçılık da yok. Fakat bencil ve grupçu çifte standartçılık sosyalist harekette de ne yazık ki yaygındır. Devrimci olduğunu düşünen insanlar kendilerinin, sevdiklerinin ve örgütlerinin hatalarına farklı, kendi dışındakilerinin, hele hele sevmediklerinin ve başka örgütlerin hatalarına farklı davranıyorlar. Nazım Hikmet, ”Akrep gibisin kardeşim” diye başlayan dizelerinde halkın içinde yaşadığı korkak, sorumsuz, zalimlere karşı koyun gibi itaatkar ilişkilere isyan ediyor İşte toplumun bir yüzü budur. Bu yüzden Nazım onlara “ akrep gibisin kardeşim” demişti. Korkaksın ve hatta kalleşsin. Sömürülüp eziliyorsak burada kabahatin büyüğü sende, demişti: “Ve bu dünyada bu zulüm senin sayende”, “Kabahatin çoğu senin”. Halktan insanlar denilen kitleler böyledirler çünkü düzen onlara bunu öğretmiş ve öğretmektedir. Fakat halkın bir de Pir Sultanlarda Köroğlularda Dadaloğullarında, Denizler, Mahirler ve İbrahimlerde yansıyan gerçek insan yüzü var. İşte o da halkın geleceği ve en derindeki özelliğidir. Nazım bunu bilir. Halk korkak olduğu kadar da cesurdur. Düzen onu kuşkusuz çok kirletmiştir ama…

Fakat bir kere bir dert anlayan düşmesin önlerine.

Ve bir kere veriştirip:

“-Gayrık yeter!” demesinler.

Bir kerre dediler mi:

“İsrafil surunu urur/ Mahlukat yerinden durur.”

Toprağın nabzı başlar onun nabızlarında atmaya.

Ne kendi nefsini korur/ Ne düşmanı kayırır,

“ Dağları yırtıp ayırır,

Kayaları kesip yol eyler abı-hayat akıtmaya…”

Erdoğan’ın işi bitik. Çünkü karşısındakiler kuvvetlendi. Erdoğan’ın gücü ve dağıtacağı menfaatler diktatörlüğünü sürdürmeye yetmez. Şimdi sorun çalmanın-çırpmanın, adam kayırmanın, istismar etmenin, ezmenin-ezilmenin ortadan kalktığı sömürüsüz, baskısız özgür bir dünya için halkın önüne düşecek öncüyü yaratmaktır.

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir