İKİ BİN ON ÜÇ

Cemalettin CAN-

Türkiye 2013 yılına Zonguldak iş cinayetiyle, Paris’te Kürt ulusal hareketine karşı yapılan cinayet ve dev protestolarla, AKP iktidarının sol güçlere karşı saldırılarıyla girdi. Kozlu’da 8 işçi birden öldü.

Şimdi Türkiye’de başta Kürt ulusal hareketi olmak üzere önemli bir kesim barış olacak diye umutlu. Ancak AKP hükümetinin başka hesapları var. AKP hükümeti ABD’nin bölge planlarını kendi mezhepçi amaçlarıyla birleştirerek gerçekleştirmeye çalışıyor. Türk- Kürt barışını bu temelde düşünüyor. Kürt ulusal hareketini dağıtamazsa etkisiz hale getirmeyi, onu da yapamazsa bu kez de yanına alıp Suriye ve İran’a karşı kullanmayı hesaplıyor.

Oligarşi AKP, iktidarıyla birlikte ABD’nin bölgeyi yeniden şekillendirme planlarıyla uyumlu gittiği için ağır ekonomik buhranlara uğramadan yoluna devam edebildi. Türkiye’nin en çok büyüyen ekonomiler arasında yer almasında bunun önemli payı var. ABD İslamı Batı kapitalizmi ile daha uyumlu ve hatta Çin’e, Rusya’ya karşı kullanacak bir araca dönüştürmeye çalışıyor. AKP iktidarının ittifakı Gülen Cemaati on yıllardır Türkiye’de ve dünyada bu İslamın modelini oluşturup yayıyor. İslamın bu istismarı emperyalizmin demokrasiyi yozlaştırmasında yeni bir aşamadır. El Kaide’yi bile Suriye’de ve Libya’da araç olarak kullandılar.

Emperyalistlerin AKP’den bekledikleri ikinci hizmet de Kürt meselesine Amerikancı çözüme yardımcı olmasıdır. Batılı emperyalistler dünyadaki enerji kaynaklarını kontrol etmek için sert bir saldırı yürütüyorlar. Kaddafi o yüzden iktidarını ve hayatını kaybetti. ABD ve müttefikleri işe Irak’ta başlamışlardı. Türkiye topraklarına Çekiç Güç yerleştirerek (1991-2003) Saddam rejimini istikrarsızlığa sürüklediler. Çekiç Güç, Batı güdümünde bir bölgesel Kürt rejiminin kurulmasına koruyuculuk yaptı. ABD o süreçte Güney Kürtlerini öyle yaygın muhbirleştirmişti ki Amerikan ajanı Kürtlerin listesinin ele geçtiği söylendiğinde, ABD Güney Kürdistan’dan 10 bin Kürdü birden ülkesine kaçırmıştı. Birkaç milyonluk bir toplumda 10 bin resmi ABD ajanı! Saddam yıkıldıktan sonra o ajanlar Güney Kürdistan’a geri döndüler ve özgürleşti denilen Güney Kürdistan’daki rejimde yerlerini aldılar.

Kürt coğrafyası dünyanın en zengin petrol yatakları üzerinde gösteriliyor. ABD Kerkük petrolünü de Araplara vermemeye çalışıyor. Çünkü Arapların çoğunluğu ABD ile değil İran ile saf tuttu. Türkiye’ye Kürt coğrafyasında Batı egemenliğinde bir düzenin kurulmasına destek olması, yani Güney Kürdistan rejimini koruma görevi verildi. Karşılığında ise Kürtlerden ucuz enerji maddeleri satın alma, Güney Kürdistan ile ticarette ayrıcalıklar gibi olanaklar elde ediyor. Ayrıca AKP, Barzani desteği sayesinde Türkiye Kürtleri arasında büyük oy desteğine sahip oldu. 2012 yılı direnişlerin geliştiği bir yıl oldu. Bilindiği gibi Türkiye işçi sınıfı rejim karşısında bağımsız bir güç durumunda değil ve alabildiğine örgütsüzleştirilmiş durumda. Bununla birlikte işçi direnişleri durmuyor.

On aya yakındır direnen Hey Tekstil işçileri ile işten çıkarılan Şişecam işçileri 2013 yılına direnişle girdiler. Roseteks işçileri geçtiğimiz yıl direndi ve haklarını aldı. Geçtiğimiz yılın ilk yarısında hava iş kolunda grev yasağına karşı direnen THY işçileri mahkeme kararıyla işe alınmaya başladılar. Enerji Sen’e üye Bedaş işçileri işten çıkarılmaya karşı direnişlerinin 208. gününde işe alındılar. Akçay Tekstil işçileri maaşlarını ve tazminatlarını almak için direnişlerini sürdürüyorlar.

Öğrenci gençlik bencil bir dincilik tarafından kuşatılmış durumda olduğu halde AKP’ye karşı muhalefette önemli rol oynuyor. Öyle ki Erdoğan ÖDTÜ’ye 3500’ü aşkın polis desteğiyle giremedi. 18 Aralık’ta başlayan ÖDTÜ direnişi sadece diğer üniversitelerden destek görmekle kalmadı ÖDTÜ’lü akademisyenler de polis saldırılarını protesto ederek öğrencilerin yanında yer aldılar. Bunu önemli görüyoruz.

Liseli gençlik 2011 yılı boyunca eylemlerdeydi. Eylemlerin konusunu idarenin baskılarının, Cemaatin üniversiteye seçme sınavlarında soruların cevap anahtarını çalması gibi yolsuzluklar oluşturuyordu.

Dinci baskıları ve çıkarcılığı protesto eden öğrenciler ”Baba beni Cemaate gönder”, “İmamın Ordusu Liselerden Defol!” diye slogan atıyorlardı.

AKP bir süredir Kentsel Dönüşüm Yasası adı altında yoksul insanların konutlarını yıkarak başta kendi yandaşları olmak üzere büyük sermayedarlara rant alanları yaratmaya başladı. Bu yıkımlara karşı direnişler yaşandı. Türkiye oligarşisinin emperyalizmin taşeronu olarak Suriye hükümetine karşı geliştirdiği saldırılar başta Hatay halkı olmak üzere Türkiye’deki bütün ilerici güçler tarafından tepkiyle karşılanıyor.

Tepkiler demokratik kitle örgütlerinin 20 Ocak 2013’ye yurt çapında eylem yapmasıyla yeni bir aşamaya ulaştı. Demokratik kitle örgütleri DİSK-KESK,-TMMOB -TTB 20 Ocak’ta (2013) yurt çağında eylem düzenlediler.

2012 yılında Kürt ulusal hareketi gerilla savaşını yükselterek hükümeti zora soktu. Hükümetin Suriye’ye karşı yürüttüğü saldırılar sonucu Suriye’de bir rejim boşluğu oluşunca Kürtler sınır bölgelerde otonomi ilan ettiler. Ardından Kürt tutsakların açlık direnişleri başlayınca hükümet Öcalan’ı devreye sokarak açlık grevini sonlandırdı. Ardından ise Öcalan ile görüşmelerin başladığı ilan edildi. Bu görüşmelerin, halen MİT vasıtasıyla sürdürülmekte olduğu için, bir yere varması zordur.

AKP hükümeti bir yandan toplumda yükselen barış özlemine karşılık veriyormuş gibi yaparken diğer yandan, Paris’te üç Kürt kadın katledildi. Ardından Kürt ulusal hareketine karşı saldırılar arttı. Aynı dönemde DHKP-C operasyonu adı aldında Türkiye’de ÇHD’ye ve Grup Yorum gibi kurumlara karşı organize saldırılara girişildi. Paris cinayeti ve bu tür operasyonlar, Kürt sorununa gerici çözümün koşullarını oluşturmak doğrultusunda atılan adımlara benziyor.

Gözaltına alınan avukatların direnişi toplumda büyük sempati yarattı. Türkiye soluna karşı girişilen saldırılarda Bekir Coşkun gibi Kemalist ilericilerin ve ODA TV gibi kurumların dayanışma içinde olması çok dikkat çekicidir. Bu gelişme AKP rejimine karşı geniş bir muhalefetin oluşmakta olduğununa işarettir.

ABD’nin Ortadoğu’daki maşası AKP, devrimcileri dış güçlere hizmet etmekle suçladı. 2012 yılında çok önemli gelişme fırsatları kaçırdık. 2012 yılında önemli gelişme olanakları yakalamıştık. 2010 yılında uğradığımız operasyonun ardından çalışmalarımız İstanbul ve Ankara’da toparlanmaktaydı. Önümüzü kesmek için 2011 yılının sonunda yeniden operasyonlara başladılar. Bu operasyonlara karşı direnmemiz zor değildi. Deneyimimiz vardı. Ayrıca her operasyonun ardından çalışmalara sahip çıkan bir koordinasyon vardı. Tutuklanan ve baskıya uğrayan arkadaşları sahiplenme eğilimi güçlüydü. Her şeyden önce İstanbul Kültür Kafe’ye sahip çıkamamakla büyük hata yaptık. İstanbul’da Kültür Kafe’nin basılması gençlerde sahiplenme yaratmıştı. Biz o sahiplenmeyi örgütlü çalışmaya dönüştüremedik.

Ankara’daki tutuklama da saflarımızda ciddi bir sahiplenme yarattı. O sahiplenmeyi de örgütlü çalışmaya dönüştüremedik. Ayrıca saldırıları fırsat bilerek etrafa korku yayan ve bizi dağıtmaya çalışan içimizdeki tasfiyecilere karşı yeterince dayanışma halinde olamadık.

Saldırılar iletişimimizi, koordinasyonumuzu ve özellikle liderliğimizi hedef alıyor ve gayrı meşru ilan ediyordu. Saldırılar karşısında düşünce, duygu ve davranışta kenetlenemedik. Ailelere dayanarak yürütülen korkutmalar karşısında başarıyla direnemedik. Tek bir yumruk haline gelmemiz gerekiyorken merkezi çalışmadan kaçıldı. Merkezi kararlar ve Koordinasyon ortada bırakıldı. Bir çok arkadaş iletişim ağımızın dağıtılmasına fiilen rıza göstermiş duruma düştü.

Yasal alanda bile çok rahat savunulabilecek çalışmalarımızı pratikte iyi savunamadık. Çalışmalarımız için geliştirdiğimiz meşru iletişim ağımızı savunamadık. Bu yüzden de kadrolaşma ve ilişkilerimizi genişletme yolunda başarılı adımlar atamadık. Geriye düştük. Önümüzdeki süreç ABD AKP Suriye’de mezhepçi iç savaş tezgahlamakla ağır hata yaptı. Bu yüzden Kürt Ulusal hareketi karşısında geri adım atmak zorunda kaldı. AKP bu durumu Kürt ulusal hareketini oyuna getirerek ve Türkiye’ye gerici bir barışı dayatarak aşmaya çalışıyor. Bu barış Kürt sorunun Amerikancı çözümüdür.

AKP’nin bu adımları içeride direnişle karşılaşıyor. Suriye’ye saldırıyı protesto yolunda girişilen eylemler toplumda sempati yaratıyor. Devrimcilerin toplumda dinciliğe ve Amerikan uyduluğuna karşı gelişen tepkilerle buluşma olanakları artıyor.

Önümüzdeki dönemde Türkiye’de işçi direnişleri, öğrenci ve halk hareketi gelişmeye devam edecektir. Kürt ulusal hareketi son zamanlarda Türkiye solu ile daha yakın ilişkide olmaya çalıştı. AKP Kürt ulusal hareketi içinde sol ve Alevi gördüğü kesimleri tasfiye etmeye çalışıyor. Aleviler artan dincilik karşısında kendilerini tedirgin hissediyor ve devrimcilere daha yakın duruyorlar.

Diğer yandan Türkiye solunun kendisine yabancı iki kutba bölünmekte olduğu da görülüyor. Bir kutupta Türk ulusalcılarının yedeği hatta öncüsü denebilecek Aydınlık eğilimi var. Aydınlık, sosyalist harekete sempati duyan insanları Veli Küçük gibi insanlarla ve MHP ile yan yana getirmeye çalışıyor. Ancak tutarsız anti-emperyalist söylemine rağmen sola sempati duyan çok insanı çevresinde toplayabiliyor. İkinci kesimde ise Kürt ulusal hareketinin peşinde giden bir grup var. Bu grup şimdilerde HDK olarak örgütlendi. Bizim bugüne kadar seçimler, ortak eylemler vb biçimlerde yakın davranmış olduğumuz gruptur bu.

Ancak biz ısrarla yazdığımız gibi ne Kürt ne de Türk milliyetçiliğine bağlı olmayı istiyoruz. Yerimiz sol hareketin bağımsızlığını savunanların yeridir. Aslında solun Yürüyüş, Halkevleri gibi görece etkin güçleri de buradalar ama bu kesim ne yazık ki grupçuluğun ağır etkisi altında. Biz hem Kürt ulusal hareketi ve onun çevresindeki sol güçlerle mümkün olduğu kadar yakın güç ve eylem birliği içinde olmak istiyoruz hem de Türkiye solunun çok önemli güç kaynağı gördüğümüz yurtsever halkçı gelenekten kopmamaya çalışıyoruz.

Önümüzdeki dönemde sol hareketin bağımsız güç oluşturma olanaklarının arttığını görüyoruz. Dinci diktatörlüğe karşı ordudan umutlananlar yanılgılarını farkettikçe aktif devrimci tutumdaki güçlere yaklaşıyorlar. Bu, çok olumlu bir gelişmedir.

AKP’nin saldırgan yüzü git gide açığa çıkıyor. Artan mücadele olanaklarından yararlanabilmek için devrimci amaçlarımıza ve özgün görüşlerimize uygun bir merkezi örgüt durumuna yükselmemiz gerekiyor. Hareketimizin sorunu bütün çalışmaları merkezi bir şekilde yürütecek yetkin bir ekibin oluşmasıdır. Bunun için de yoğunlaşılması gereken hususlar var.

Teslimiyet değil direnişçilik ve bireycilik değil dayanışma temelinde örgütleneceğiz. Saldırlar karşısında direnenler gelişir, direnemeyenler ise geriler veya dağılırlar.

Ezilenlerin davasını baskılarla karşılaşmaksızın savunmayı hayal etmek olanaksızdır. Her devrimci baskılarla, karşılaşmaya hazır olmalıdır. Baskılar birer sınavdır. Orada eksikliklerimiz ve zayıflıklarımızı görme olanaklarına kavuşuruz. Sonrası onların üzerine gitmek gelir.

Basılarla karşılaşan bir örgütlenme özel bir sınavdan geçme ve kendisini yenileme olanağı yakalamıştır. Baskılarla karşılaşan kişi kendi kendisini daha iyi tanıma olanağına kavuşmuştur. Baskıya direnenler, çevrelerinde birleştirici olarak öne çıkarlar. Harekete gönül veren samimi insanlar, sağlamlığını kanıtlayanların çevresinde toparlanır.

Ezenler direnişçiliğiyle ve kavrayışıyla öne çıkmış olan insanlarla teması yasaklamaya ve sabote etmeye, amaçla saflarda ve kamuoyunda korku ve kuşkular yaratmaya çalışırlar. Muhbirler ve sağlıksız insanlar korku ve güvensizlikleri körüklerler. Fırsatçılar da yaratılan korkuyu ve dağınıklığı kullanarak kendilerine güç kazanmaya çalışacaklardır. Bilinçsiz insanlar dağınıklık ortamından yararlanarak şahsi hesaplarını görmeye çalışırlar.

Polis her zamanki gibi ailelerle temas kurarak ve çelişkileri kullanarak gücüne güç katar.

Saldırıya uğrayanlar, polise ve cezaevine düşenler çevremizi ve muhalefeti cesaretlendirecek ve gayretlendirecek şekilde davranmalı, Hareketin örgütlülüğüne cesaretle ve özveriyle sahip çıkmalıdırlar. Gözaltına alınanlar ve/veya tutuklananlar Direnişçi tutumlarını dışarı çıktıktan sonra daha büyük bir azimle sürdürmelidirler. Bu bizim nice emeklerle geliştirdiğimiz geleneğimizdir.

Saldırılar karşısında Hareket içinde kendisini teori ve pratikte kanıtlamış, Harekete bağlılığı ve devrimci sağlamlığı net olan arkadaşlardan uzaklaşmamalı tam tersine onlarla devrimci bağlarımızı ısrarla sürdürmeliyiz. Hareketin liderliğinin bizi aramasını dahi beklemeden biz kendimiz onunla temas kurmalıyız. Hareketin lider kadrolarına karşı yoldaşça bağlılık içinde olmalıyız. Saldırılar karşısında onları asla yalnız bırakmamalıyız.

On yıllardır kendilerini bu mücadeleye adamış, hiçbir baskı ve zor karşısında yılmamış, hapis, işkence gibi sınavlardan alnının akıyla çıkmış, her dağılmanın ardından birinci meselesi olarak Hareketi bilmiş ve var gücüyle çalışarak Hareketin toparlanmasını sağlamış insanlara bütün güçümüzle sahip çıkmalıyız. O insanları saldırılar karşısında, yeri geldiğinde mahkemelerde ve basında savunmalı, arkalarından çalışılmasına asla göz yummamalıyız. İhanete ilgisiz kalmamalı hele ki ona hoşgörüyle bakmamalıyız.

Herkes saldırılar karşısında birbirini sonuna kadar desteklemelidir: Birimiz hepimiz hepimiz birimiz için! Aynı zamanda herkes Hareketin koordinatörüne ve lider kadrolarına cesaret ve özveriyle sahip çıkmalıdır.

Devrimci ilişkiler dayanışma temelinde gelişebilir. Dayanışma rekabet ilişkisiyle bağdaşmaz. Çalışmalarda yoldaşlık ilişkilerinin geliştirilmesini başa almaktan söz ediyoruz. Rekabet bizi bireylere ve gruplara bölerek yozlaştırır.

Bir devrimci birlikte devrimci çalışmaya verilen zaman en değerli zamandır. Devrimciler hayatlarını Hareketin ihtiyaçlarını merkeze koyarak düzenlerler. Biz aile, eş, okul ve iş ilişkilerini bir kenara koymamak için gayret ediyoruz. Ama eğer aile ilişkileri veya eş ilişkileri bizim mücadelemize karşı çalışırsa bu durumda onları aşmak zorunda kalırız. Mücadelemizi anlamaya kapalı ve teslimiyete hizmet eden özel ilişkileri meşru görmüyoruz.

“Düşmesin bizimle yola

evinde ağlayanların göz yaşlarını boynunda

ağır bir zincir gibi taşıyanlar!

Bıraksın peşimizi kendi yüreğinin yaşayanlar!” diyoruz.

Devrimci bir hareket duygu, düşünce ve eylem birliğine dayanır. Bu anlamda devrimci bir hareket aldığı kararı coşkuyla uygular. Kadrolar ve yoldaşlık ilişkileri bunun için vardır. Kendi programı, özgün görüşleri ve kararları doğrultusunda çalışmayan bir örgütlenme kendiliğindenciliğe teslim olmuş akıntıyla sürükleniyor demektir.

Ne mutlu ki yukarıdaki düşünceleri esas alan bilinçli, samimi ve yürekli davranabilen insanlarımız var. Aksi halde çoktan dağılıp gitmiştik. Hata yapanlar oldu. Hataların gözden geçirilmesi bizi geliştirecektir.

Önümüzdeki yıl içinde amacımız Hareketimizi devrimci esaslara dayalı dinamik bir ekibe kavuşturmak olmalıdır. Artan mücadele olanaklarını değerlendirebilmemiz ve saldırılar karşısında direnmemiz bununla mümkündür.

, , ,