Ilımlı İslamcıların Yolsuzluk Batağı

ilimli-islamcilarin-yolsuzluk-batagiİslamcı sermayenin yükselişi 12 Eylül süreciyle başlıyor. Özal’ın başkanlığındaki ANAP iktidarı dönemi boyunca yararlandığı genişleme olanaklarıyla kendi örgütlenme ağlarını da güçlendirdiler. Dini vakıfların, tarikatların sayısındaki artışla oluşturdukları menfaat gruplarının desteklenmesini sağladılar.
Bu İslamcı çizgi içinde yaygınlaşan ve etkinliğini artıran cemaat 12 Eylül faşist cuntasını da desteklemiş olan Fettullahçılar oldu.
1990’li yılların başındaki yerel seçimlerde İstanbul, Ankara gibi büyük şehirler de dâhil kazandıkları Belediye Başkanlıkları sayesinde “İslamcı sermaye” büyüme hızını giderek artırdı.
Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile başlayan ve bugüne varan yükselişinin hikâyesi de bunun içinde. Erbakan’ın başkanlığındaki partinin ordu tarafından önünün kesilmesinden sonra çözüm olarak “hocalarından” kopmayı da göze alarak Amerikancı-İslam çizgisinin sürdürücüsü olanlar 2002’den beri iktidardalar.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın 90’lardaki ekibinin o günlerde kafalarında oluşturdukları planın bu kadar çaplı yayılıp büyüyeceğine kendileri de şaşırmış olmalılar.
Refah döneminde parti yöneticileri olarak adları yolsuzluk dosyalarında geçen ve yargılanıp suçlu bulunanlar, hala sahip oldukları dokunulmazlıkları nedeniyle cezaya çarptırılmadıkları gibi bugün de benzeri faaliyetlerin içerisindeler.
Dini vakıfların ve tarikatların para toplama işinde, özellikle yurtdışında etkin oldukları biliniyor.
Yurtdışında “Faizsiz kazanç” söylemiyle toplanan paralardan ortada “eser ” kalmayınca, (“zarar eden” şirketlerden hak iddia etmek de zordu!) paralarını kaptıran cemaatin bu vaade karnı doymuştu doymasına ya, hırsızların diğer ağına yakalanmaktan yine kurtulamadılar. Bu kez “İnsani amaçlı yardım” adı altında işleyen tezgâhın adı Deniz Feneri e.V idi.
Yurtdışında toplanan paraların hesabına aktarıldığı açığa çıkan Kanal 7’nin Deniz Feneri Derneği ile ilişkisi daha dernek oluşmadan başlıyor. Kanal 7, 1996 yılında, Ramazan dolayısıyla Deniz Feneri adıyla yardım dağıtan bir televizyon programı hazırlıyor. Dernek 1998 yılında kuruluyor. Hızlı bir örgütlenmeyle şubeler açan, yurtdışı ayağını ören Deniz Feneri Derneği Bakanlar Kurulu kararı ile yararlı dernekler kapsamına alınıyor.
“Yüksek kazanç” vaadiyle toplanan paraların akıbeti ne olduysa, Deniz Feneri adıyla toplanan bağışlar da ayni akıbete uğradı. Para transferinde adı geçenlerin de içinde oldukları şirketler bağış amaçlı toplanan paralardan finanse edilerek, sermayelerinde hızla artış sağladılar.
Frankfurt (Almanya) mahkemesi yapılan soruşturmalar sonrasında asıl failler Türkiye’de buradakiler sadece taşeron” kararını açıkladı.
Aynı mahkemenin Türkiye’ye gönderdiği belgeler Deniz Feneri Derneği’nin topladığı bağış paralarının RTÜK Başkanı Zahid Akman ve Kanal 7’nin patronu Zekeriya Karaman’a aktarıldığını gösteriyordu. Dosyayla ilgilenen Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine Sulh Ceza Mahkemesi Zahid Akman ve Zekeriya Karaman da dâhil olmak üzere, dosyada ismi geçenlerin mal varlıklarına ihtiyati tedbir konulmasına karar verdi.
Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın yüzde 40’ina ortak olduğu gemi parasının da Deniz Feneri parası ile karşılandığına bakılırsa bu şebekenin hangi destekle genişlediği anlaşılır.
ilimli-islamcilarin-yolsuzluk-batagi-4Erdoğan’ın Belediye Başkanlığı döneminde Belediye’ye bağlı İSKİ, Kiptaş, İETT, Bimtaş gibi 30’a yakın şirketin hesapları Vakıfbank (Valide Sultan Şubesi) üzerinden yürütülüyordu. Deniz Feneri Derneği’nin hesapları da burada kayıtlıydı.
İstanbul’un bugünkü Belediye Başkanı Kadir Topbaş tarafından da sürdürülen isleyişle ilgili olarak 1999 yılında Dönemin İstanbul Valisi Erol Çakır, ‘T. C. Başbakanlık Makamına’ isimli hazırlayıp gönderdiği bir raporda: “…Her ay yaklaşık 3-4 trilyona yakın paranın Fazilet Partisi’ne yakın firmalar tarafından havuz hesaplarına aktarıldığı, bu hesaplardan da adı geçen partinin kuryeleri vasıtasıyla partiye ve Recep Tayyip Erdoğan’a gittiği (…) Paraların Vakıfbank’ta açılan bir hesapta toplandığı, buradan da denetimi imkânsız kılmak için birçok hesapta dolaştırıldıktan sonra Fazilet Partisi’ne yakın firma ve şahıslara (…) ve Akit, Yeni Şafak ve Kanal 7’ye devamlı kaynak aktarıldığı (…) büyük miktarlarda naylon fatura kes(il)erek karşılıksız trilyonlarca liranın partiye aktarıldığını…” hazırladığı bir raporla Başbakanlık’a iletiyor ( Sendika org. M. Peköz 13 Aralık 2008). Sonuç mu? Şube Başkanı olan Maksut Serim gayretleri dolayısıyla mükâfatlandırılıp, AKP iktidarı döneminde “örtülü ödeneğin” sorumluluğuna getiriliyor. Serim’den sonraki Şube Başkanlığı görevini yürüten Bilal Karaman ise aynı Bankanın Genel Müdürlük görevine atanıyor.
Yimpaş, Kombasan türü şirketlerin “faizsiz kazanç” adı altında topladıkları yüksek miktardaki paraların akıbetinin açığa çıkması, Almanya hükümetini benzeri oluşumlar için denetime yöneltmiş olmalı. İnsanların karşılığında makbuz falan almadan paralarını vermelerine “akıl erdirememişler”di. Deniz Feneri olayında başlattıkları soruşturmalarla ilgili olarak Almanya tarihinin en büyük yolsuzluk olayı değerlendirmesi yapıldı.
Geçtiğimiz yıl Deniz Feneri Derneği tarafından Uşak’ta Dülgeroğlu otelde düzenlenen iftar yemeğinin davetlisi AKP Uşak Milletvekili Nuri Uslu, Derneğin Almanya’daki faaliyetleri ilgili olarak başlatılan soruşturmalara istinaden su değerlendirmeyi yaptı ; “Alman Hans ne anlar benim Türk milletimin arasındaki yardımlaşmadan. Onlar benim milletimin dayanışma duygusunu ve kardeşliğini bilemez”
Uslu’nun övünerek dile getirdiği yardımlaşma, dayanışma duygusu ve kardeşlik gerçek değerleriyle örtüşüyor olsaydı, bir sözümüz olamazdı. Ne var ki, Deniz Feneri Derneği’nin “insani amaçlı yardım” faaliyetinde insanların dini duygularının istismarı var. İnsanın manevi dünyasında taşıdığı, gelenek bellediği duyguların istismarı var. Daha öz ifadeyle insanın insanlaşma ihtiyacının istismarı var.
Bencilliğin, bireyciliğin egemen dünyasında insanın menfaatçi yanı, sosyal yanından ağır basıyor. Böylesi bir ortam sosyal bir varlık olan insanı çakallaştırıyor.
Çalıp çırpmalara, arsızlığa, hırsızlığa karşı “Kuldan utancın yoksa, Allah’tan korkun da mı yok?” sözlerini halka vaaz edenler, sadaka toplumunun nasıl yaratılacağını icraatlarıyla ortaya koyuyorlar. Önce yağmala, sonra küçük bir kısmını reklam yaparak, “yiyecek, yakacak vb, ” yardım diye dağıt!
Deniz Feneri yolsuzluğunda adı açığa çıkan ve istifası istenen RTÜK Başkanı Zahid Akman’ın görev süresinin bitimine kadar koltuğunu bırakmak istemeyişi, nasıl bir geleneğe sahip olduklarını gösteriyor.

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir