“I’m an Ukrainian” (Ben Ukraynalıyım)

ukrayna_olaylar_837422-610x335Youtube ve sosyal medyada son günlerde izlenme rekorları kıran (Youtube üzerinden yaklaşık 9 milyon kere izlenmiş) video “I’m an Ukrainian (Ben Ukraynalıyım)” başlığını taşıyordu. Videoda Kiev’li olduğunu ifade eden bir gösterici kadın, Ukrayna’daki gösterilerin nedenini açıklarken, tek nedenin diktatörlüğe karşı özgürlük isteği olduğunu vurguluyordu. Eylemcileri uygar, hükümeti ise barbar olarak nitelendiren eylemci, kendilerinin Sovyetler’den olmadığını söylüyordu. İnternete “A Whisper to a Roar” (fısıltıdan kükreyişe) hesabından yayılan video belgeselinin, esin kaynağının ve yapımcılarının CIA’in sivil uzantıları ile bağlantılı olduğu ifade edildi. (“Ben Bir Ukraynalıyım” videosunun arkasında kim var? 21 Şubat 2014, haber.sol.org.tr)

2004: Turuncu Devrim

21 Kasım 2004. Ukrayna’da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Victor Yuşçenko ve Victor Yanukoviç arasında geçen mücadelede Yanukoviç yaklaşık üç puanlık bir farkla rakibini geride bırakarak seçimleri kazanmıştı. Bunun üzerine Yuşçenko, Donetsk ve Lugansk bölgelerinde seçimlere hile karıştırıldığını belirtmiş ve Yuşçenko taraftarları Başkent Kiev’in Maidan Meydanı’nda gösteriler düzenlemişti. Gösterilerin büyümesiyle parlemento seçimleri geçersiz saymış, 26 Aralık’ta tekrarlanan seçimlerde ise Yuşçenko %51,99 oy oranıyla seçimleri kazanmıştı. ABD’nin de açıktan desteklediği gösteriler, Yuşçenko taraftarları seçim sürecinde turuncu rengi kullandığı için “Turuncu Devrim” olarak lanse edilmişti.

2009 Seçimleri ve Sonrası; Ukrayna’da Neler Oluyor?

Yanukoviç2004 seçimlerinde “Turuncu Devrim” ile devrilen Yanukoviç 2009’da yapılan seçimlerde tekrardan devlet başkanı seçildi. Geçtiğimiz yılın Kasım ayında ise Kiev, 2004’den bu yana yapılan en büyük gösterilere sahne oldu. Yanukoviç’in AB ile Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşması’nı (DCFTA) imzalamaması ve masadan tek taraflı kalkması üzerine “Batı yanlısı” olarak sunulan göstericiler tekrardan sokağa çıktı. Yanukoviç’in AB ile değil Rusya ile yakınlaşma düşüncesi yüzbinlerce insanın eylemleri ile sonuçlanmıştı. Aslında 29 Kasım’dan 17 Ocak’a kadar hemen hemen barış içerisinde gerçekleşen eylemler, Yanukoviç’in protestoları yasaklaması ve polis teşkilatı Berkut’un sert müdahaleleri ile alevlendi. 90’a yakın kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı. Gösteriler polis ile halkın karşı karşıya gelmesi üzerinden çokca tartışıldı. Sosyal medyada da “özgürlük mücadelesi” olarak gösterilmesi üzerine hatta Gezi Parkı ile ilişkilendirilen paylaşımlar dahi yapıldı. Peki gösterilerde başı kim çekiyordu? İstedikleri neydi?

Gösterilerde büyük oranda Svoboda Partisi taraftarları, Ukrayna Yurtseverleri, Ukrayna Millet Meclisi-Ukrayna Halkı Meşru Müdafaası ve Trizub gibi partilerin birleşmesi ile kurulan Pravy Sektor (Sağ Sektör) cephesi hakim. Ciddi bir organizasyon becerisi ve maddi olanakları var. Hareketli olma becerileriyle de gösterilerde başı çeken ve halkın sempatisini kazanan durumdalar.

Svoboda partisi zaten ülkedeki üçüncü parti konumunda. Genel olarak Pravy Sektor ise Rusya, Yahudi ve göçmen karşıtlığı propagandası üzerinden taban buluyor. Bu örgütler 2. Dünya Savaşı sırasında Naziler ile işbirliği yapmış Ukraynalı Stephan Bandera önderliğinde kurulan Ukrayna Milliyetçileri Örgütü’ne büyük sempati duyuyor (Eric Draitser, Ukraine and the Rebirth of Fascism in Europe). Ukrayna Milliyetçiler Örgütü (OUN) 1929 yılında Viyana’da kurulmuş. Mussollini modelini örnek alan örgüt, kendisini radikal anti komünist, anti semitik ve Polonya karşıtlığı üzerinden ifade ederek Ukrayna’da bir çok suikast ve eylem gerçekleştirmiş. Sadece buradan bakıldığında bile eylemcilerin talebinin ne denli “özgürlükçü” olduğu net şekilde görülebiliyor.

Ukrayna-AB-ABD

C u m h u r i y e t Gazetesi’nde 24 Şubat tarihli Ergin Yıldızoğlu yazısının başlığı Ukrayna’nın şimdiki gerçekliğine cuk oturmuş halde. Başlık, “Ukrayna’da Filler Tepişiyor”. Yıldızoğlu yazısında ABD Dışişleri Bakan yardımcısı Victor Nuland’ın geçen Aralık ayında US-Ukrayna Vakfı Toplantısı’nda “1991’den bu yana Ukrayna’nın demokratik kurumlarını geliştirmek için 5 milyar dolar harcadık” dediğini aktarıyor. 1991 yılının Sovyetler Birliği’nin resmen dağıldığı yıl olduğunu dikkate alırsak Nuland’ın önemli bir noktayı ifade ettiğini görebiliriz. Der Spiegel’in Aralık ayında Ukrayna’daki gösterilerde ABD’den Nuland ve Senatör John McCain’in de bulunduğu haberini yapması da Nuland’ın “yardımları” ile bağlantılı değerlendirilebilir. ABD’nin zaten yıllardır Ortadoğu ve Latin Amerika gibi bölgelerde paramiliter kuvvetlere silah ve para yardımı yaptığı açıkta. Sovyetler Birliği zamanı Afganistan’da geliştirilen örgütleri de bu anlamda hatırlayabiliriz. Yunanistan’da Altın Şafak örgütü ve Fransa’da Maria Le Pen önderliğindeki Ulusal Cephe Partisi, Ukrayna’da bu dönemde çıkan Pravy Sektor’e fazlasıyla benzetilmektedir.

Yine Ergin Yıldızoğlu yazısında verdiği bilgilerde “Sorunun temelinde aslında etnik, demografik, dini ve kültürel özellikleriyle bir değil iki Ukrayna yatıyor” diyerek ülkenin Doğu ve Batı kısımlarının farklılıklarını ifade ediyor. Gösterilerin gerçekleştiği Kiev ülkenin Batı tarafında. Ülkenin Doğusunda yer alan Odesa, Sivostopol gibi şehirlerde ise nüfusun %60’ından fazlası Rusça konuşuyor ve bu bölgede kiliseler dahi Moskova Katolik Kilisesi’ne bağlı. Doğu’da halkın büyük çoğunluğu Yanukoviç yanlısı.

Son Durum Ve Sonuç

yolsuzluklar_prensesi_serbest_kaliyor_h49011Ölümler ve protestoların önü alınamaz pozisyona gelmesi üzerine görevini bırakan Yanukoviç’in ülkenin Doğu kısmına kaçtığı ifade ediliyor. Yaptığı usulsüzlükler ile 3 yıldır tutuklu olan Timoşenko ise serbest bırakıldı. Seçimlerin yapılacağı zamana kadar geçici hükümet kuruldu. Timoşenko’nun gelecek hükümeti kuracağı bekleniyor. AB ve ABD ülkeye sıcak mesajlar vererek kredi açabileceklerini ifade etti. Türkiye aynı Suriye’de Esad’a nasıl davrandıysa bu sefer Ukrayna’da da aynı taktiği izliyor. Ticari anlaşmalar ve karşılıklı vizelerin kaldırılması ile Yanukoviç ile iyi ilişkiler kuran Türkiye şimdi de büyükelçi vasıtası ile Ukrayna’nın geçici hükümetine sıcak yaklaşımlarını iletti. Diğer yandan Putin ise geçici hükümeti tanımadığını ifade ediyor.

Görüldüğü üzere bazıları tarafından “faşizmin yeniden doğuşu” olarak ifadelendirilen olaylar ne özgürlük ne de demokrasi getiriyor. Ne AB ve ABD ne de Rusya, Ukrayna’da özgürlük ve demokrasi amaçlamaktadır. Her iki kesim de Ukrayna’nın üzerinden geliştireceği çıkarları düşünmektedir. Olayın basında Rusya karşıtlığı veya AB-ABD karşıtlığından doğan bir çatışma olarak nitelendirilmesi, durumun sınıfsal boyutunu öteleyerek görünür olmaktan çıkarmaktadır. Ukrayna, Rusya açısından çok önemli bir ülkedir. Rusya’nın gemi üsleri burada konuşlanmıştır. Ayrıca Ukrayna tam da batıya sınır oluşturması durumundan önemli bir jeopolitik alandır. Bir yandan Rusya bu olanağı kaybetmemeye çalışırken diğer yandan da ABD, Rusya’nın etki alanını daraltarak gücünü eritme gayretindedir.

Sosyal medya, demogojik videolar bu amaçla çeşitli şekillerde kullanılmaktadır. Ukrayna’da demokrasi savunucuları diye ifadelendirilen kesim paramiliter güçlerdir. Olaylar ne demokrasi ve özgürlük mücadelesi olarak ne de Gezi olayları ile benzerlik kurularak açıklanabilir. Ukrayna tam da sermayenin ve emperyalistlerin “tepiştiği ülke” halini almıştır.

Doğancan Baran/ 04.03.2014

, ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir