İmamın Ordusu ve Medyasına Cevabımdır

20 Aralık 2011 tarihli Milliyet gazetesinde kendim, arkadaşlarım ve Odak aleyhinde bir haber okudum. “Kızını örgütten alamayan babanın isyanı” başlıklı habere göre ben bir terör örgütünün eline düşmüşüm. Babam da beni kurtarmaya çalışıyormuş. İddiaya göre polis, adı geçen örgüt adına “gerçekleştirilen saldırıları “büyüteç altına almış ve benim durumumla karşılaşmış”. Polis geçtiğimiz ay (29 Kasım 2011) Ankara’da Odak çalışanı yedi arkadaşı gözaltına almıştı. Bir hafta öncesinden ise Kadıköy Kültür Kafe sahibi arkadaşı gözaltına almıştı. Sözkonusu haber sanki gözaltı ve tutuklamaların beni kurtarmak için yapıldığını ima ediyor. Polisin beni merak ettiyse aramasına dahi gerek yoktu. Nerede olduğumu çok iyi biliyordu. İfadeye çağırsalardı kolayca giderdim. Gizli bir iş yaptığım yoktu. İstanbul’da Kadıköy Kültür Kafe’ye yardım ediyordum. Kadıköy Kültür Kafe Eğitim ve Dayanışma amaçlı kurulmuş bir kurumdu. Polis yıldırma ve batırma amacıyla orayı uyduruk bir gerekçe ile basmış ve Kafe çalışanı Yeşim Kantekin’i gözaltına almıştı. Bunun üzerine ben de dayanışma amacıyla Kafeye gittim. Yeşim Kantekin polisten çıktıktan sonra yaşadığı saldırı yüzünden haliyle sarsıldı ve Kafe’de çalışamayacak hale geldi. Polis amacına ulaşmıştı. .Kurum ağır zarara uğratıldı. Ben ideal maksatlarla çalışan ama ticari vergi veren, dürüst ve namuslu insanların fedakarlıklarıyla ayakta duran, eğitim ve dayanışma amaçlı bir kurumun batmaması için bir süre sonra İstanbul’a gelmeye gönüllü oldum. Teknik takip olanakları insanların yatak odalarını dışarıdan dinleyecek kadar gelişkin olan polis benim nerede olduğumu elbette biliyordu. Bizleri doğrudan takip etmiyorsa cep telefonlarımızı veya Kafe’nin telefonunu dinliyor. Ayrıca bütün internet görüşmelerimizi izliyor. Bu durumda benim nerede olduğumu bilmiyor görünmesi tamamıyla uydurmadır. Biz ne yaptığımızın izlendiğini hesaba katarak davranıyoruz. Kimseden çekineceğimiz bir şey yok. İçinde bulunduğum ilişkiler, kullanma ilişkileri değil, dürüst arkadaşlık ilişkileridir. Tümüyle karşılıklı saygıya ve sevgiye dayanan bu ilişkilerde birbirine karşı etik sorumluluk esastır. İçinde bulunduğum çevreye kimse tarafından kandırılarak veya zorlanarak girmedim. İstanbul’a gittiğim dönemde tercihimden annemin haberi vardı. Arkadaşlarım bu zaman zarfında benimle dayanışma içinde oldular. Hatta üniversiteyi kazanabilmem için dersaneye yazılmama yardımcı oldular. Dersane parasnı sınırlı olanaklarından arkadaşlarım verdi. Polis ile basın, babamla çelişkilerimi kullanarak aleyhimizdeki haberi düzmüşler. Onlar haberde güya bizi korumak için isimlerimizin baş harflerini yazmışlar. Oysa herkes kimin kastedildiiğini biliyor. Ben açık ismimle cevap veriyorum. THKP-C adlı bir örgüte üye değilim. Odak dergisi çevresindeki bir devrimci, bir Direnişçiyim. Gazete haberi sudan gerekçelerle başlatılan operasyonu meşru göstermeye çalışıyor. Dürüst insanlara verdikleri ağır zararları böyle haklı göstermeye çalışıyorlar. Tıpkı Libya halkını korumak iddiasıyla yaptıları gibi. Şimdi de Suriye halkını korumaya çalıştıkları iddiasıyla yapmakta oldukları gibi. Kimse başka şekilde düşünemesin, kimse başka bir yere gidemesin; herkes İmamın cemaatine, malum camaate mahkum olsun, istiyorlar. Odak Dergisine, Direnişçilere, Eğitim ve Dayanışma Hareketimize bu amaçla saldırıyorlar. Benzeri saldırıları geçmişte Türkan Saylan’ın başkanı olduğu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğine de yapmışlardı. Benzeri saldırıları polis bütün demokratik güçlere yapıyor. Polisin basınla işbirliği halinde yaptığı kötülemeyi protesto ediyorum. Beni psikolojik sorunlar içinde bir zavallı gibi göstermişler. Odak’ı yani arkadaşlarımı da beni kullanmakla suçluyorlar. Ben psikolojik sorunlar içindeki bir zavallı değilim. Ayrıca arkadaşlarımla ilişkilerim bana her bakımdan güç veriyor. Polisin “terör örgütü” dediği biz, bir devrimci öğrencinin derslerine verdiği zamanı da mücadeleden sayan bir grubuz, Hareketiz. Merak eden “Eğitim ve Dayanışma Hareketimiz” adlı kitabımızı ve dergimiz Odak’ı okuyabilir. Bizleri insanları kullanan ve kötüye çeken bir terör örgütü gibi göstermek çok çirkin ve haince bir yaklaşımdır. Ülke sorunlarına sahip çıkan öğrencileri okullarından atan biz değiliz; onlar atıyor. Yurt sevgisi, halk sevgisi, insan sevgisi taşıyan gençlere saldırıp onları psikolojik sorunlara sürükleyen biz değiliz; onlar yapıyor. Ayrıca bu tür yalan haberleri sırf bana karşı yapmıyorlar. Bu tür haberleri çok sayıda gence karşı çıkarıp yayıyorlar. Hatta polis muhbirleri ile birlikte bizleri karalamak için harıl harıl çalışıyorlar. Aileleri korkutup kandırmaya çalışıyorlar. Halkın parasıyla geçinen polis halk aleyhine böyle çalışıyor. Onlar cemaatlerine baksınlar. Polis bizimle uğraşacak yerde Cemaat’e baksın. İnsanlar tam da orada yoldan çıkarılıyor. Beyinler orada yıkanıyor. Entrikalar orada dönüyor. Ahmet Şık’ın İmamın Ordusu adlı kitabını okuyan herkes bunu görür. Ama adı İmamın Ordusu’na çıkmış bir teşkilattan dürüst davranması beklenemez. O İmamın Medyası ve İmamın Yargısı ile birlikte yalanlar üretmek için çalışacaktır. Biz ise haklı mücadelemize yılmaksızın devam edeceğiz.

Hale Tuğba Arslan

, , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir