İŞSİZLİK VE YOKSULLUK KADERİMİZ DEĞİLDİR

Kapitalist sistemin genel eğilimi olan proleterleştirme ve yoksullaştırma kriz süreçlerinde tüm yakıcılığıyla açığa çıkıyor.

2008 Eylül ayında küresel çapta yaşanan krizin ardından BM Çalışma Örgütü’nün yöneticisi Juan Somavia,  dünya genelindeki işsiz sayısının 20 milyon artışla 210 milyona yükselebileceğini, yoksulların sayısında da 140 milyon artışa neden olacağını açıklamıştı.

Somavia,  açıklamasında şu gerçekliği(e) de değinmişti. ”Bu mali krizden çok daha önce, zaten büyük bir küresel yoksulluk krizinin içindeydik. Toplumsal eşitsizlik büyüyor, enformel emek ve güvencesiz çalışma artıyordu”

Sermayenin karlı gidiş sürecinde ‘önümüz açık, bu yolda devam edilmeli’ sözünü salık verenler, o süreçteki vurgunlarının ardından kriz sürecini de fırsat olarak değerlendirme yarışına giriyorlar.

Kriz bahane edilerek birçok işkolunda işten çıkarmalar yaşandı. Krizin en hızlı yansıması bu olsa gerek. Sermaye için maliyetleri kısmaktan ilk akla gelen ve uygulanan bu oluyor. İşinde kalanlar kendilerini şanslı sayıyorlar. ‘Yaptığını, yarı ücretine yapacaklar var’ tehdidi altında esnek çalışmayı, esnek ücreti kabule zorlanıyorlar. Son yıllardaki iş sözleşmelerinde salt iş güvenliğinde anlaşmak bile ‘başarı’ olarak gösteriliyor. Çalışma koşullarının ve ücretlerin iyileştirilmesini hak getire.

İş gücünün meta olmanın dışında hiçbir değer taşımadığı kapitalist sömürü düzeninin kriz dönemlerinde;  geniş yığınların  yoksullaşması, çaresizleşmesi  yaygınlaşıyor. Sermayenin üretimden çekilerek, spekülatif alana kayması işsizliğin daha da çok artmasına yol açıyor.

İnsanlığın içine düşürüldüğü bugünkü ekonomik, toplumsal ve siyasal bunalım,  ‘Özgürlük’, ‘demokrasi’ piyasanın serbestleşmesinden geçer diyenlerin eseridir.

Ekonomik veriler uluslararası sermeye kuruluşlarının hesaplamaları ile uyum içindeyse mesele yoktur onlar için. Alttaki alıntı bu durumu çarpıcılıkla gösteriyor.

‘Nijerya Başbakanı Hama Amadou, Jean Zeigler’le(1) bir görüşmesinde: “IMF’den, Hükümetlerden, Uluslararası Sivil toplum Örgütlerinden, vb. biri ziyaretime geldiğinde, daha şu anda sizin oturduğunuz yere oturmadan ilk söyledikleri şey: “IMF ile bir sorununuz yok ya! oluyor…” diyor. Ve şu anekdotu naklediyor: ” Mobil telefon lisansını özelleştirdik, oradan elde edilecek para ile her yıl 1000 okul yaptırmayı planlıyordum. Ama IMF’nin bölgedeki temsilcileri hemen başıma üşüştüler ve bu kaynağı okul yapımı için değil, borç ödemeleri için kullanacaksın” dediler… Batılı bankaların kasalarını şişirmek varken, çocukların okuması, cehaletten kurtulması da ne demek oluyor? Zaten ekonominin gereği de bu değil midir? Sorun ekonomik dengeleri tutturmakla ilgili değil midir? ‘ (Aktaran, Fikret Başkaya)

Uluslararası tekellerin azami karlar elde etmesi için oluşturulmuş, IMF, DB, DTÖ gibi sermaye kurumlarının programları doğrultusunda hareket edenlerin sıklıkla karşılaştıkları bir tablo.

Başka hangi düzende var,

Yoksullaştıran büyüme,

İşsizleştiren büyüme,

Günde bir öğün karın doyurabilmeyi şükrettiren büyüme.

Dünya Bankası Başkanı Robert Zoellick, Krizle birlikte 46 milyon yeni yoksul ortaya çıktığını, müdahale edilmezse bir insanlık krizine dönüşebilir açıklamasına ne demeli?

Bu beyler için yoksulluk ve işsizliğin rakamsal ifadelerin ötesine geçmediği biliniyor. Bu kategorinin içinde olanlarda kaderleri gereği değilse, tembellikleri ya da başarısızlıklarından dolayı bu durumdadırlar.

Duyulan kaygılar yoksul ve işsiz yığınların tepkilerinin kontrol altında tutulup tutulamayacağıdır.

Her kriz içinde bir değişme ve yenileşme tohumları da taşır. İşsizlik ve yoksulluk kaderimiz değildir, diyen emekçiler, bu rolle karşı karşıyalar.

,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir