İstanbul Kent Savunması: “Kadir Topbaş, İstifa Etmek Bir Hesap Verme Yöntemi Değildir!”

İstanbul Kent Savunması, geçtiğimiz hafta Cemaat ile yakından ilişki içerisinde olduğu bilinen ve damadı Fetö’den tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın beklenen istifasının ardından Pazar günü yayınladıkları bir bildiri ile Topbaş’a “İstifa etmek bir hesap verme yöntemi değildir!” demişti. Topbaş’ın 13 yıllık başkanlığı boyunca İstanbul’da gerçekleştirdiği talanları, yıkımları güzelce özetleyen ve “Başka bir kenti inşa edene kadar mücadeleye devam” diyerek sonlandırılan bildiriyi paylaşıyoruz: IMG_1457KADİR TOPBAŞ,
İSTİFA ETMEK BİR HESAP VERME YÖNTEMİ DEĞİLDİR!

Aylardır beklenen oldu. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, 13 yıllık kabusumuz Kadir Topbaş istifasını verdi. İstifanın perde arkasını, ardındaki siyasi çekişmeleri, çıkar çatışmalarını bir kenara bırakarak bu istifanın İstanbul için taşıdığı anlamı açalım.

13 yıl boyunca İstanbul’u yönet(emey)en Topbaş, istifasını verirken gururlu ve onurlu olduğunu belirtmiş ve vicdanen rahat olduğunu ifade etmiştir. Bu beyanı üzerine İstanbul’a sahip çıkan yurttaşlar olarak kendisine iki kelamımız var:

2004-2017 tarihlerinde, 13 yıl İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapan Kadir Topbaş;

Onlarca bilim insanının katkılarıyla hazırlanan ve kötü bir plan olmasına rağmen İstanbul’un kuzeye genişlemesini istemeyen, kentin akciğerleri kuzey ormanları eko-sistemini koruyan, altında bizzat başkan olarak kendi imzanın olduğu 1/100.000’lik İstanbul Çevre Düzeni Planı’na ihanet ederken de vicdanın rahat mıydı?

Mega katliam projeleriyle başkanı olduğun İstanbul’un bizzat canına okurken, iklim değişikliği çağında kentin su havzalarını, ormanlık alanlarını betonlaştırıp yüzlerce canlının habitatını darmadağın ederken de vicdanın rahat mıydı?

Eli kulağında depremini bekleyen bu kentin neredeyse tüm çadırkent alanlarını AVM, rezidans, plaza, otellere dönüştürürken; sermayenin rant projelerine teslim ederken, vicdanın rahat mıydı?

Kentin simgesi haline gelen hafriyat kamyonları yayaları, bisikletlileri, küçücük çocukları katlettiğinde, katletmeye devam ettiğinde, kentin en yetkilisi olarak hiç bir sorumluluk almadığında da vicdanın rahat mıydı?

Uzmanlar ve bilim insanlarının ciddi itirazlarına rağmen, inatla inşa ettirdiğin boynuzlu Haliç Köprüsü ile Haliç’e sapladığın hançer ve de muhteşem Süleymaniye’nin silüetine ettiğin ihanet karşısında da vicdanın rahat mıydı?

Ya Üsküdar’ı betonlaştıracak ucube meydan projesinin çakılan kazıkları nedeniyle Şemsi Paşa (Kuşkonmaz) Camii’yi çatlattığında, vicdanın rahat mıydı?

Boğaziçi’nin ve konuşlandığı tarihi bölgenin canına okuyacak, Kabataş Meydanı Aktarma Merkezi, nam-ı diğer ‘Beton Martı’ projesine onay verirken vicdanın rahat mıydı?

Bugün istifana görünür gerekçe olan 5 dosyanın benzeri binlercesi 13 yıl boyunca elinden geçerken vicdanın rahat mıydı?

Başkanı olduğun şehrin Saray tarafından yönetilmesine müsaade ederken, kentin dört bir yanını ranta, talana, sermayenin aç gözlü projelerine açarken vicdanın rahat mıydı?

Beton çölüne dönüştürdüğün İstanbul, en düşük yağışlarda bile afet yaşayıp, İstanbullular kendi çabalarıyla sel sularıyla baş etmeye çalışırken de vicdanın rahat mıydı?

İstanbul’un her bir köşesi, taşı, ağacı, kültür tarih varlığı dile gelse senin sorgulanman bitmez!

Ama sen hiç merak etme;

Biz seni, Mimar Sinan’ın eserlerine yaptığın saygısızlıklarla anacağız;

8000 yıllık İstanbul’u Dubai-Manhattan arası bir kent karikatürüne dönüştürme gayretkeşliğinle anacağız;
Kentin hafıza mekanlarını, kültür varlıklarını, kamusal alanlarını, ormanlarını, korularını, bostanlarını, koylarını, tersanelerini… İstanbul’u İstanbul eyleyen tüm değerleri yerle yeksan etmenle anacağız;

Sulukule, Tarlabaşı, Ayazma, Tokludede, Sarıgöl, Emekevler ve daha nice yıktığın mahalleyle, rant uğruna yerlerinden ettiğin insanlarla ve söndürdüğün hayatlarla anacağız;

Taksim Meydanı’na, Kabataş’a, Haliç’e, Karaköy’e, Albatros Parkı’na, Boğaziçi’ne yaptıklarınla anacağız;

Boğaziçi ve Haliç kıyılarına çaktığın kazıklarla, hukuk dışı sahil dolgu alanlarınla,tarihi Yenikapı’ya eklediğin böbrek ile gereksiz ulaşım projelerinle anacağız!

Ancak;

Elbette sadece anılmakla kalmayacaksın.

İstanbul’a, bu kadim kente yaptığın tüm kötülüklerden dolayı, şu anda vicdanlarda yargılandığın gibi, gün gelecek, mahkemelerde de yargılanacaksın. İmza attığın her kararın hesabını tek tek vereceksin!

Öyle üç-beş yuvarlak cümleyle, ‘’ hakkımı helal ediyorum’’ demeyle bu işten ellerini temizleyerek çıkamazsın.

Kimin hakkı? Kimin helalliği?

Mahallelerini başlarına yıkıp şehirden sürgün ettiğin çoluk çocuk tüm mahallelilerin;

Boğaz’ın, Haliç’in, Kuzey Ormanlarının her bir ağacının,
Habitatları tarumar olmuş yabanılın, konaklama bölgeleri betonlanmış göçmen kuşların,dolgularla yaşam alanları dağıtılan deniz canlılarının,

Mahalleleri yok edildiğinden telef edilen tüm sokak hayvanlarının,

Kısaca, bu kentte yaşama dair ne varsa, elleri iki yakanı bırakmayacak!

“1 Lira borçsuz bırakıyorum” yalanıyla ardında bıraktığın 13 milyar borç da yakanı bırakmayacak. Haram Olsun!

O emlak fuarı, bu gayrımenkul fuarı, tezgaha konup bir meta gibi satışa sunulan, metrekare metrekare küresel sermayeye pazarlanan, yaşam alanı olmaktan çıkartılıp ekonominin lokomotifine dönüştürülen 8000 yıllık İstanbul’a değerini ve itibarını iade edene dek, her köşeden yayılan çürümüşlüğü, açgözlülüğü, merkezine insani değerleri değil rantı koyan politikaları alt edene, başka bir kenti inşa edene dek mücadeleye devam!

İSTANBUL KENT SAVUNMASI
24 EYLÜL 2017 Pazar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir